• Bu konu 11 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
13 yazı görüntüleniyor - 1 ile 13 arası (toplam 13)
  • Yazar
    Yazılar
  • #673519
    Anonim

      Yirmi Dördüncü Lem’a

      Tesettür hakkındadır

      On Beşinci Notanın İkinci ve Üçüncü Meseleleri iken, ehemmiyetine binaen Yirmi Dördüncü Lem’a olmuştur.

      besmele.jpg

      يَآ اَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ ِلاَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاۤءِ الْمُؤْمِنِينَ يُدْنيِنَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلاَبِيبِهِنَّ 1

      (ilâ âhir) âyeti, tesettürü emrediyor. Medeniyet-i sefihe ise, Kur’ân’ın bu hükmüne karşı muhalif gidiyor. Tesettürü fıtrî görmüyor, bir esarettir diyor. HAŞİYE-1

      Elcevap: Kur’ân-ı Hakîmin bu hükmü tam fıtrî olduğuna ve muhalifi gayr-ı fıtrî olduğuna delâlet eden çok hikmetlerinden yalnız dört hikmetini beyan ederiz.

      BİRİNCİ HİKMET

      Tesettür, kadınlar için fıtrîdir ve fıtratları iktiza ediyor. Çünkü kadınlar hilkaten zayıf ve nazik olduklarından, kendilerini ve hayatından ziyade sevdiği yavrularını


      [NOT]Dipnot-1 “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle, (evlerinden çıktıklarında) dış örtülerini üzerlerine alsınlar.” Ahzâb Sûresi, 33:59.

      Haşiye-1 Mahkemeye karşı ve mahkemeyi susturan Lâyiha-i Temyizin müdafaatından bir parça: “Ben de Adliyenin mahkemesine derim ki: Bin üç yüz elli senede ve her asırda üç yüz elli milyon insanların hayat-ı içtimaiyesinde en kudsî ve hakikî ve hakikatlı bir düstûr-u İlâhîyi, üç yüz elli bin tefsirin tasdiklerine ve ittifaklarına istinaden ve bin üçyüz elli sene zarfından geçmiş ecdadımızın itikadlarına iktidâen tefsir eden bir adamı mahkûm eden haksız bir kararı, elbette rûy-i zeminde adalet varsa, o kararı red ve bu hükmü nakzedecektir.”
      [/NOT]

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
      [/TD]
      [TD]Lâyiha-i Temyiz: mahkemelerce verilen bir kararın kanun ve usul yönünden incelenmesi için verilen dilekçe
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]asır: yüzyıl
      [/TD]
      [TD]beyan etmek: açıklamak, anlatmak
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]binaen: dayanarak
      [/TD]
      [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]düstûr-u İlâhî: İlâhi kural, kanun
      [/TD]
      [TD]ecdad: atalar, dedeler
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ehemmiyet: önem
      [/TD]
      [TD]esaret: esirlik, tutsaklık
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç
      [/TD]
      [TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]gayr-ı fıtrî: yaratılışa uygun olmayan
      [/TD]
      [TD]hakikatli: gerçek
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat
      [/TD]
      [TD]haşiye: dipnot
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hikmet: fayda, gaye
      [/TD]
      [TD]hilkaten: yaratılış gereği
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hüküm: kural
      [/TD]
      [TD]iktidâen: uyarak
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]iktiza etmek: gerektirmek
      [/TD]
      [TD]ilâ âhir: sonuna kadar
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]istinaden: dayanarak
      [/TD]
      [TD]itikad: inanç
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ittifak: birleşme, fikir birliği
      [/TD]
      [TD]kudsî: kutsal
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]lem’a: parıltı
      [/TD]
      [TD]mahkûm etmek: bir kişiyi cezalandırmak için hüküm vermek
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]medeniyet-i sefihe: insanları zevk ve eğlenceye yönelten medeniyet; Batı medeniyeti
      [/TD]
      [TD]muhalif: karşıt, zıt
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]müdafaat: savunmalar
      [/TD]
      [TD]nakzetmek: bozmak
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nazik: ince, zarif
      [/TD]
      [TD]nota: bildiri
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]rûy-i zemin: yeryüzü
      [/TD]
      [TD]tasdik: kabul etme, onaylama
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tefsir: yorumlama; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap
      [/TD]
      [TD]tesettür: örtünme
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zarfında: içinde
      [/TD]
      [TD]ziyade: çok, fazla
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle
      [/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #797209
      Anonim

        himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaç bulunduğundan, kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve istiskale mâruz kalmamak için fıtrî bir meyli var.

        Hem kadınların on adetten altı yedisi, ya ihtiyardır, ya çirkindir ki, ihtiyarlığını ve çirkinliğini herkese göstermek istemezler. Ya kıskançtır, kendinden daha güzellere nisbeten çirkin düşmemek veya tecavüzden ve ittihamdan korkar; taarruza mâruz kalmamak ve kocası nazarında hıyanetle müttehem olmamak için, fıtraten tesettür isterler. Hattâ dikkat edilse, en ziyade kendini saklayan, ihtiyarlardır. Ve on adetten ancak iki üç tanesi bulunabilir ki, hem genç olsun, hem güzel olsun, hem kendini göstermekten sıkılmasın.

        Malûmdur ki, insan sevmediği ve istiskal ettiği adamların nazarından sıkılır, müteessir olur. Elbette açık saçıklık kıyafetine giren güzel bir kadın, bakmasına hoşlandığı nâmahrem erkeklerden onda iki üçü varsa, yedi sekizinden istiskal eder. Hem tefahhuş ve tefessüh etmeyen bir güzel kadın, nazik ve serîütteessür olduğundan, maddeten tesiri tecrübe edilen, belki semlendiren pis nazarlardan elbette sıkılır. Hattâ işitiyoruz, açık saçıklık yeri olan Avrupa’da çok kadınlar, bu dikkat-i nazardan sıkılarak, “Bu alçaklar bizi göz hapsine alıp sıkıyorlar” diye polislere şekvâ ediyorlar. Demek, medeniyetin ref-i tesettürü hilâf-ı fıtrattır. Kur’ân’ın tesettür emri fıtrî olmakla beraber, o maden-i şefkat ve kıymettar birer refika-i ebediye olabilen kadınları, tesettür ile sukuttan, zilletten ve mânevî esaretten ve sefaletten kurtarıyor.

        Hem kadınlarda ecnebî erkeklere karşı, fıtraten korkaklık, tahavvüf var. Tahavvüf ise, fıtraten, tesettürü iktiza ediyor. Çünkü, sekiz dokuz dakika bir zevki cidden acılaştıracak sekiz dokuz ay ağır bir veled yükünü zahmetle çekmekle beraber, hâmisiz bir veledin terbiyesiyle, sekiz dokuz sene, o sekiz dokuz dakika gayr-ı meşru zevkin belâsını çekmek ihtimali var. Ve kesretle vâki olduğundan, cidden şiddetle nâmahremlerden fıtratı korkar ve cibilliyeti sakınmak ister. Ve tesettürle, nâmahremin iştihasını açmamak ve tecavüzüne meydan vermemek, zayıf hilkati emreder ve kuvvetli ihtar eder. Ve bir siperi ve kalesi, çarşafı


        [TABLE]

        [TR]
        [TD]Avrupa: (bk. bilgiler)[/TD]
        [TD]belâ: büyük sıkıntı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cibilliyet: yaratılıştan gelen huy, karakter[/TD]
        [TD]cidden: gerçekten[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]dikkat-i nazar: dikkatle bakmak[/TD]
        [TD]ecnebî: yabancı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]esaret: esirlik, tutsaklık[/TD]
        [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fıtraten: yaratılış açısından[/TD]
        [TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]gayr-ı meşru: helâl olmayan, dine aykırı[/TD]
        [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hilâf-ı fıtrat: yaratılışa ters[/TD]
        [TD]himaye: koruma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hâmisiz: koruyucusuz[/TD]
        [TD]hıyanet: ihanet, hainlik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ihtar etmek: uyarmak[/TD]
        [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istiskal: hoşlanmama, yüz vermeme, küçümseme[/TD]
        [TD]ittiham: suçlama[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kesretle: çoklukla[/TD]
        [TD]kıymettar: değerli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]maddeten: maddî olarak[/TD]
        [TD]maden-i şefkat: şefkat kaynağı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]malûm: bilinen[/TD]
        [TD]meyil: eğilim, istek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mâruz: bir şeyin karşısında ve tesiri altında kalma[/TD]
        [TD]müteessir olmak: üzülmek, etkilenmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müttehem: suçlanan[/TD]
        [TD]nazar: bakış[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nazik: ince, zarif[/TD]
        [TD]nisbeten: kıyasla[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nâmahrem: nikahlanmanın haram olmadığı kişi, yabancı[/TD]
        [TD]ref-i tesettür: tesettürün kaldırılması[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]refika-i ebediye: sonsuz hayatta hayat arkadaşı olacak kadın[/TD]
        [TD]sefalet: perişanlık, yoksulluk[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]semlendiren: zehirleyen, kirleten[/TD]
        [TD]serîütteessür: çabuk üzülen, çabuk ve kolay etkilenen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sukut: alçalma, düşüş[/TD]
        [TD]taarruz: saldırı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tahavvüf: korkuya düşme, korkma[/TD]
        [TD]tecavüz: saldırı, sataşma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tecrübe etmek: denemek[/TD]
        [TD]tefahhuş: fuhşa girme, ahlâksızlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tefessüh etmek: bozulmak[/TD]
        [TD]tesettür: örtünme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]veled: evlat, çocuk[/TD]
        [TD]vâki olmak: meydana gelmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zillet: hor ve hakir duruma düşme[/TD]
        [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şekvâ etmek: şikâyet etmek[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #797210
        Anonim

          olduğunu gösteriyor. Mesmûâtıma göre, merkez ve payitaht-ı hükûmette, çarşı içinde, gündüzde, ahalinin gözleri önünde, gayet âdi bir kundura boyacısı, dünyaca rütbeten büyük bir adamın açık bacaklı karısına bilfiil sarkıntılık etmesi, tesettür aleyhinde olanların hayâsız yüzlerine bir şamar vuruyor!

          İKİNCİ HİKMET

          Kadın ve erkek ortasında gayet esaslı ve şiddetli münasebet, muhabbet ve alâka, yalnız dünyevî hayatın ihtiyacından ileri gelmiyor. Evet, bir kadın, kocasına yalnız hayat-ı dünyeviyeye mahsus bir refika-i hayat değildir. Belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayattır.

          Madem hayat-ı ebediyede dahi kocasına refika-i hayattır; elbette, ebedî arkadaşı ve dostu olan kocasının nazarından gayrı, başkasının nazarını kendi mehâsinine celb etmemek ve onu darıltmamak ve kıskandırmamak lâzım gelir. Madem mü’min olan kocası, sırr-ı imana binaen, onunla alâkası hayat-ı dünyeviyeye münhasır ve yalnız hayvânî ve güzellik vaktine mahsus, muvakkat bir muhabbet değil, belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayat noktasında esaslı ve ciddî bir muhabbetle, bir hürmetle alâkadardır. Hem yalnız gençliğinde ve güzellik zamanında değil, belki ihtiyarlık ve çirkinlik vaktinde dahi o ciddî hürmet ve muhabbeti taşıyor. Elbette ona mukabil, o da kendi mehâsinini onun nazarına tahsis ve muhabbetini ona hasretmesi, mukteza-yı insaniyettir. Yoksa pek az kazanır, fakat pek çok kaybeder.

          Şer’an koca, karıya küfüv olmalı, yani, birbirine münasip olmalı. Bu küfüv ve denk olmak, en mühimi, diyanet noktasındadır.

          Ne mutlu o kocaya ki, kadınının diyanetine bakıp taklit eder; refikasını hayat-ı ebediyede kaybetmemek için mütedeyyin olur.Bahtiyardır o kadın ki, kocasının diyanetine bakıp “Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim” diye takvâya girer.

          Veyl o erkeğe ki, saliha kadınını ebedî kaybettirecek olan sefahete girer.


          [TABLE]

          [TR]
          [TD]ahali: halk[/TD]
          [TD]aleyhinde: karşısında[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]alâkadar: alakalı, ilgili[/TD]
          [TD]bahtiyar: talihli, mutlu[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]bilfiil: fiilen, uygulamaya koyarak[/TD]
          [TD]binaen: dayanarak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]celb etmek: çekmek[/TD]
          [TD]ciddî: gerçek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]diyanet: dindarlık[/TD]
          [TD]dünyevî: dünya ile ilgili[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
          [TD]esaslı: köklü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]gayr: hariç, başka[/TD]
          [TD]hasretmek: yalnız birşeye mahsus kılma, yalnız birşeye kullanma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı[/TD]
          [TD]hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hayvânî: hayvansal, cismanî özellik[/TD]
          [TD]hayâsız: utanmaz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
          [TD]hürmet: saygı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]küfüv olmak: denk, uygun olmak[/TD]
          [TD]mahsus: has, özel[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mehâsin: güzellikler[/TD]
          [TD]mesmûât: işitilenler, duyulanlar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
          [TD]mukabil: karşılık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mukteza-yı insaniyet: insanlığın gereği[/TD]
          [TD]muvakkat: gelip geçici[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mühim: önemli[/TD]
          [TD]münasebet: bağlantı, ilişki[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]münasip olmak: uygun olmak[/TD]
          [TD]münhasır: ait, sınırlı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mütedeyyin: dinin emirlerini eksiksiz yerine getiren, dindar[/TD]
          [TD]mü’min: Allah’a inanan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nazar: bakış[/TD]
          [TD]payitaht-ı hükûmet: başkent[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]refika: eş, hanım[/TD]
          [TD]refika-i hayat: hayat arkadaşı, eş[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]rütbeten: rütbece[/TD]
          [TD]saliha: dinin emir ve yasaklarına uygun hareket eden, Allah’ın sevgili kulu olan kadın[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sefahet: yasak zevk ve eğlenceye düşkünlük[/TD]
          [TD]sırr-ı iman: iman sırrı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tahsis: özel olarak belirleme[/TD]
          [TD]takvâ: Allah’ın emirlerini tutup, günahlardan sakınmak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tesettür: örtünme[/TD]
          [TD]veyl: yazık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âdi: basit, sıradan[/TD]
          [TD]şamar: tokat[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şer’an: şeriat hükmünce, dine göre[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #797211
          Anonim

            Ne bedbahttır o kadın ki, müttakî kocasını taklit etmez, o mübarek ebedî arkadaşını kaybeder.

            Binler veyl o iki bedbaht zevc ve zevceye ki, birbirinin fıskını ve sefahetini taklit ediyorlar, birbirine ateşe atılmasında yardım ediyorlar.

            ÜÇÜNCÜ HİKMET

            Bir ailenin saadet-i hayatiyesi, koca ve karı mâbeyninde bir emniyet-i mütekabile ve samimî bir hürmet ve muhabbetle devam eder. Tesettürsüzlük ve açık saçıklık, o emniyeti bozar, o mütekabil hürmet ve muhabbeti de kırar. Çünkü, açık saçıklık kılığına giren on kadından ancak bir tanesi bulunur ki, kocasından daha güzeli görmediğinden, kendini ecnebîye sevdirmeye çalışmaz. Dokuzu, kocasından daha iyisini görür. Ve yirmi adamdan ancak bir tanesi, karısından daha güzelini görmüyor. O vakit o samimî muhabbet ve hürmet-i mütekabile gitmekle beraber, gayet çirkin ve gayet alçakça bir his uyandırmaya sebebiyet verebilir. Şöyle ki:

            İnsan, hemşire misilli mahremlerine karşı fıtraten şehvânî his taşıyamıyor. Çünkü mahremlerin simaları, karâbet ve mahremiyet cihetindeki şefkat ve muhabbet-i meşruayı ihsas ettiği cihetle, nefsî, şehvânî temâyülâtı kırar. Fakat bacaklar gibi şer’an mahremlere de göstermesi caiz olmayan yerlerini açık saçık bırakmak, süflî nefislere göre, gayet çirkin bir hissin uyanmasına sebebiyet verebilir. Çünkü mahremin siması mahremiyetten haber verir ve nâmahreme benzemez. Fakat meselâ açık bacak, mahremin gayrıyla müsavidir. Mahremiyeti haber verecek bir alâmet-i farikası olmadığından, hayvânî bir nazar-ı hevesi, bir kısım süflî mahremlerde uyandırmak mümkündür. Böyle nazar ise, tüyleri ürpertecek bir sukut-u insaniyettir!

            DÖRDÜNCÜ HİKMET

            Malûmdur ki, kesret-i nesil, herkesçe matluptur. Hiçbir millet ve hükûmet


            [TABLE]

            [TR]
            [TD]alâmet-i farika: ayırt edici işaret[/TD]
            [TD]bedbaht: talihsiz, bahtsız[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]caiz olmayan: dinen izin verilmeyen[/TD]
            [TD]cihet: yön[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
            [TD]ecnebî: yabancı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]emniyet: güven, korkusuzluk[/TD]
            [TD]emniyet-i mütekabile: karşılıklı güven[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]fısk: günah[/TD]
            [TD]fıtraten: yaratılış itibariyle[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]gayr: diğer, başkası, yabancı[/TD]
            [TD]hayvânî: hayvansal[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hemşire: kız kardeş[/TD]
            [TD]hikmet: sebep, ince sır[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hükûmet: idare, yönetim[/TD]
            [TD]hürmet: saygı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hürmet-i mütekabile: karşılıklı saygı göstermek[/TD]
            [TD]ihsas etmek: hissettirmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]karâbet: yakınlık[/TD]
            [TD]kesret-i nesil: neslin çokluğu[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mahrem: nikâh düşmeyen, evlenilmesi haram olan[/TD]
            [TD]mahremiyet: mahremlik, nikâh düşmeme özelliği[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]malûm: bilinen[/TD]
            [TD]matlup: istenen, talep edilen[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]misilli: benzeri, gibi[/TD]
            [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muhabbet-i meşrua: dine uygun, helâl sevgi[/TD]
            [TD]mâbeyn: ara, iki şeyin arası[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mübarek: hayırlı[/TD]
            [TD]müsavi: eşit, denk[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mütekabil: karşılıklı[/TD]
            [TD]müttakî: takva sahibi, Allah’tan korkup emir ve yasaklarını titizlikle uyan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nazar: bakış[/TD]
            [TD]nazar-ı heves: arzulu bakış[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nefis: insanı kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu[/TD]
            [TD]nefsî: nefisle ilgili[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nâmahrem: nikahlanmanın haram olmadığı kişi, yabancı[/TD]
            [TD]saadet-i hayatiye: hayat mutluluğu[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sebebiyet: sebep olma[/TD]
            [TD]sefahet: zevk ve eğlenceye düşkünlük[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sima: yüz[/TD]
            [TD]sukut-u insaniyet: insanlığın alçalışı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]süflî: alçak, âdi[/TD]
            [TD]temâyülât: eğilimler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tesettürsüzlük: açık saçıklık[/TD]
            [TD]veyl: yazık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zevc: erkek eş, koca[/TD]
            [TD]zevce: eş, hanım[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi[/TD]
            [TD]şehvânî: şehvetle ilgili, nefsânî arzularla ilgili[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şer’an: şeriat hükmünce, şeriata göre[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #797212
            Anonim

              yoktur ki, kesret-i tenasüle taraftar olmasın. Hattâ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş:

              تَنَاكَحُوا تَكَاثَرُوا فَاِنِّىۤ اُبَاهِى بِكُمُ اْلاُمَمَ 1

              (ev kemâ kàl.) Yani, “İzdivaç ediniz, çoğalınız. Ben kıyamette sizin kesretinizle iftihar edeceğim.”

              Halbuki tesettürün ref’i, izdivacı teksir etmeyip çok azaltıyor. Çünkü, en serseri ve asrî bir genç dahi refika-i hayatını namuslu ister. Kendi gibi asrî, yani açık saçık olmasını istemediğinden bekâr kalır, belki de fuhşa sülûk eder.

              Kadın öyle değil; o derece kocasını inhisar altına alamaz. Çünkü kadının—aile hayatında müdir-i dahilî olmak haysiyetiyle kocasının bütün malına, evlâdına ve herşeyine muhafaza memuru olduğundan—en esaslı hasleti sadakattir, emniyettir. Açık saçıklık ise, bu sadakati kırar, kocası nazarında emniyeti kaybeder, ona vicdan azabı çektirir. Hattâ erkeklerde iki güzel haslet olan cesaret ve sehâvet kadınlarda bulunsa, bu emniyete ve sadakate zarar olduğu için, ahlâk-ı seyyiedendir, kötü haslet sayılırlar. Fakat kocasının vazifesi, ona hazinedarlık ve sadakat değil, belki himâyet ve merhamet ve hürmettir. Onun için, o erkek inhisar altına alınmaz, başka kadınları da nikâh edebilir.

              Memleketimiz Avrupa’ya kıyas edilmez. Çünkü orada, düello gibi çok şiddetli vasıtalarla, açık saçıklık içinde namus bir derece muhafaza edilir. İzzet-i nefis sahibi birisinin karısına pis nazarla bakan, boynuna kefenini takar, sonra bakar. Hem memâlik-i bâride olan Avrupa’daki tabiatlar, o memleket gibi bârid ve câmiddirler. Bu Asya, yani âlem-i İslâm kıt’ası, ona nisbeten memâlik-i harredir. Malûmdur ki, muhitin, insanın ahlâkı üzerinde tesiri vardır. O bârid memlekette, soğuk insanlarda hevesât-ı hayvâniyeyi tahrik etmek ve iştahı açmak için


              [NOT]Dipnot-1 el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 3:269, no: 3366; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1021.[/NOT]


              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
              [/TD]
              [TD]Asya: (bk. bilgiler)
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Avrupa: (bk. bilgiler)
              [/TD]
              [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ahlâk-ı seyyie: kötü ahlâk
              [/TD]
              [TD]asrî: çağdaş, modern
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]azab: sıkıntı
              [/TD]
              [TD]bârid: soğuk
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]câmid: cansız, donuk
              [/TD]
              [TD]düello: iki kişi arasında, tanıklar önünde yapılan silâhlı vuruşma
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]emniyet: güven, korkusuzluk
              [/TD]
              [TD]esaslı: köklü
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ev kemâ kâl: veya söylediği gibi
              [/TD]
              [TD]evlâd: çocuklar
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ferman etmek: buyurmak
              [/TD]
              [TD]fuhş: çok çirkin, aşağılık, helâl olmayan iş
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]haslet: huy, özellik
              [/TD]
              [TD]haysiyet: özellik
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hazinedarlık: hazine bekçiliği
              [/TD]
              [TD]hevesât-ı hayvâniye: hayvansal hisler, arzular
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]himâyet: koruma altına alma
              [/TD]
              [TD]hürmet: saygı
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]iftihar etmek: övünmek
              [/TD]
              [TD]inhisar: sınırlandırma, kontrol
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]izdivac: evlenme
              [/TD]
              [TD]izdivaç etmek: evlenmek
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]izzet-i nefis: onur, öz saygı
              [/TD]
              [TD]kesret: çokluk
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kesret-i tenasül: neslin çoğalması
              [/TD]
              [TD]kıyamet: dünyanın yıkılıp, âhiret hayatının başlaması
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]malûm: bilinen
              [/TD]
              [TD]memâlik-i bâride: soğuk memleketler
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]memâlik-i harre: sıcak memleketler
              [/TD]
              [TD]merhamet: acıma, şefkat
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muhafaza: koruma, saklama
              [/TD]
              [TD]muhit: coğrafî bölge, doğal çevre
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müdir-i dahilî: iç işleri yöneten
              [/TD]
              [TD]nazarında: gözünde, düşüncesinde
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nikâh etmek: evlenmek
              [/TD]
              [TD]nisbeten: kıyasla
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]refika-i hayat: hayat arkadaşı, eş
              [/TD]
              [TD]ref’: ortadan kaldırma
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sadakat: bağlılık
              [/TD]
              [TD]sehâvet: cömertlik
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sülûk etmek: yönelmek, bir yola girmek
              [/TD]
              [TD]tabiat: insanların genel yapısı
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tahrik etmek: harekete geçirmek
              [/TD]
              [TD]teksir etmek: çoğaltmak
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tesettür: örtünme
              [/TD]
              [TD]tesir: etki
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vasıta: araç
              [/TD]
              [TD]âlem-i İslâm kıtası: İslâm dünyasının üzerinde bulunduğu bölge
              [/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #797213
              Anonim

                açık saçıklık belki çok sû-i istimâlâta ve isrâfâta medar olmaz. Fakat seriütteessür ve hassas olan memâlik-i harredeki insanların hevesât-ı nefsâniyesini mütemadiyen tehyiç edecek açık saçıklık, elbette çok sû-i istimâlâta ve isrâfâta ve neslin zaafiyetine ve sukut-u kuvvete sebeptir. Bir ayda veya yirmi günde ihtiyac-ı fıtrîye mukabil, her birkaç günde kendini bir israfa mecbur zanneder. O vakit, her ayda on beş gün kadar hayız gibi arızalar münasebetiyle kadından tecennüp etmeye mecbur olduğundan, nefsine mağlûp ise fuhşiyata da meyleder.

                Şehirliler, köylülere, bedevîlere bakıp tesettürü kaldıramaz. Çünkü köylerde, bedevîlerde, derd-i maişet meşgalesiyle ve bedenen çalışmak ve yorulmak münasebetiyle, hem şehirlilere nisbeten nazar-ı dikkati az celb eden, mâsûme işçi ve bir derece kaba kadınların kısmen açık olmaları, hevesât-ı nefsâniyeyi tehyice medar olamadığı gibi, serseri ve işsiz adamlar az bulunduğundan, şehirdeki mefâsidin onda biri onlarda bulunmaz. Öyleyse onlara kıyas edilmez.

                endOfSection.gifendOfSection.gif

                [TABLE]

                [TR]
                [TD]

                bedevî: çölde yaşayan, göçebe[/TD]
                [TD]

                derd-i maişet: geçim derdi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fuhşiyat: dinen yasaklanan ve haram sayılan davranışlar[/TD]
                [TD]hassas: duyarlı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hayız: kadınların âdet, kanama hâli[/TD]
                [TD]hevesât-ı nefsaniye: nefsin hevesleri, arzu ve istekleri[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ihtiyac-ı fıtrî: yaratılıştan gelen doğal ihtiyaç[/TD]
                [TD]isrâfât: israflar, lüzumsuz yere kullanmalar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kısmen: bir miktar[/TD]
                [TD]kıyas etmek: karşılaştırmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mağlûp: yenik düşen[/TD]
                [TD]medar olmak: sebep olmak, vesile olmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mefâsid: ahlâkı bozan şeyler[/TD]
                [TD]memâlik-i harre: sıcak memleketler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]meyletmek: eğilim göstermek[/TD]
                [TD]meşgale: meşguliyet, çalışma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mukabil: karşılık[/TD]
                [TD]mâsûme: masum ve günahsız olan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]münasebetiyle: vesilesiyle, sebebiyle[/TD]
                [TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nazar-ı dikkat: dikkati celb eden; dikkat çeken[/TD]
                [TD]nefis: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nesil: soy[/TD]
                [TD]nisbeten: kıyasla[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]seriütteessür: çabuk ve kolay etkilenen[/TD]
                [TD]sukut-u kuvvet: kuvvetten düşme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sû-i istimâlât: kötüye kullanmalar[/TD]
                [TD]tecennüp etmek: sakınmak, uzak durmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tehyiç etmek: harekete geçirmek, heyecanlandırmak[/TD]
                [TD]tesettür: örtünme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zaafiyet: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                #797214
                Anonim
                  بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ 1

                  Ehl-i iman âhiret hemşirelerim olan kadınlar taifesi ile bir muhaveredir.

                  Bazı vilâyetlerde taife-i nisâdan samimî ve hararetli bir surette Nurlara karşı alâkalarını gördüğüm ve haddimden pek ziyade, onların Nurlara ait derslerime itimadlarını bildiğim sıralarda, mübarek Isparta’ya ve mânevî Medresetü’z-Zehrâya üçüncü defa geldiğim zaman işittim ki, o mübarek âhiret hemşirelerim olan taife-i nisâ, benden bir ders bekliyorlarmış. Güya vaaz suretinde camilerde onlara bir dersim olacak. Halbuki, ben dört beş vecihle hastayım. Ve hem perişan, hattâ konuşmaya ve düşünmeye iktidarsız bulunduğum halde, bu gece şiddetli bir ihtarla kalbime geldi ki:

                  “Madem on beş sene evvel gençlerin istemeleriyle Gençlik Rehberi’ni onlar için yazdın ve pek çok istifade edildi. Halbuki hanımlar taifesi, gençlerden daha ziyade bu zamanda öyle bir rehbere muhtaçtırlar.”

                  Ben de bu ihtara karşı gayet perişan ve zaaf ve aczimle beraber, Üç Nükte ile, gayet muhtasar bazı lüzumlu maddeleri, o mübarek hemşirelerime ve mânevî genç evlâtlarıma beyan ediyorum.

                  BİRİNCİ NÜKTE

                  Risale-i Nur’un en mühim bir esası şefkat olmasından, nisâ taifesi şefkat kahramanları bulunmaları cihetiyle daha ziyade Risale-i Nur’la fıtraten alâkadardırlar. Ve lillâhilhamd bu fıtrî alâkadarlık çok yerlerde hissediliyor. Bu şefkatteki fedakârlık, hakikî bir ihlâsı ve mukabelesiz bir fedakârlık mânâsını ifade ettiğinden, şimdi bu zamanda pek çok ehemmiyeti var.

                  Evet, bir valide veledini tehlikeden kurtarmak için hiçbir ücret istemeden ruhunu

                  [NOT]Dipnot-1 Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.
                  [/NOT]

                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]Gençlik Rehberi: Risale-i Nur içinde bulunan, gençlere ait meselelerden oluşan bir kitapçık
                  [/TD]
                  [TD]Isparta: (bk. bilgiler)
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Medresetü’z-Zehrâ: (bk. bilgiler)
                  [/TD]
                  [TD]acz: güçsüzlük
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]alâkadar: ilgili, bağlantılı
                  [/TD]
                  [TD]beyan etmek: açıklamak
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cihet: yön, şekil
                  [/TD]
                  [TD]ehemmiyet: değer, önem
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ehl-i iman: Allah’a Ondan gelen herşeye inananlar, mü’minler
                  [/TD]
                  [TD]esas: temel
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]evlât: çocuklar
                  [/TD]
                  [TD]evvel: önce
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fıtraten: yaratılış itibariyle
                  [/TD]
                  [TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]had: sınır, yetki
                  [/TD]
                  [TD]hakikî: asıl, gerçek
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hararetli: çok istekli
                  [/TD]
                  [TD]hemşire: kız kardeş
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
                  [/TD]
                  [TD]ihtar: hatırlatma, uyarı
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]iktidarsız: güçsüz, kuvvetsiz
                  [/TD]
                  [TD]istifade etmek: faydalanmak
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]itimad: güven
                  [/TD]
                  [TD]lillâhilhamd: Allah’a hamd olsun
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muhavere: karşılıklı konuşma
                  [/TD]
                  [TD]muhtasar: kısa, özet
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mukabele: karşılık vermek
                  [/TD]
                  [TD]mübarek: bereketli, hayırlı
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mühim: önemli
                  [/TD]
                  [TD]nükte: ince anlamlı söz
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]suret: biçim, şekil
                  [/TD]
                  [TD]taife: grup, topluluk
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]taife-i nisâ/nisâ taifesi: kadınlar topluluğu
                  [/TD]
                  [TD]valide: anne
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vecih: yön
                  [/TD]
                  [TD]veled: çocuk
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vilâyet: il
                  [/TD]
                  [TD]zaaf: zayıflık, güçsüzlük
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ziyade: çok, fazla
                  [/TD]
                  [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi
                  [/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  #797215
                  Anonim

                    feda etmesi ve hakikî bir ihlâs ile vazife-i fıtriyesi itibarıyla kendini evlâdına kurban etmesi gösteriyor ki, hanımlarda gayet yüksek bir kahramanlık var. Bu kahramanlığın inkişafı ile hem hayat-ı dünyeviyesini, hem hayat-ı ebediyesini onunla kurtarabilir. Fakat bazı fena cereyanlarla, o kuvvetli ve kıymettar seciye inkişaf etmez. Veyahut sû-i istimal edilir. Yüzer nümunelerinden bir küçük nümunesi şudur:

                    O şefkatli valide, çocuğunun hayat-ı dünyeviyede tehlikeye girmemesi, istifade ve fayda görmesi için her fedakârlığı nazara alır, onu öyle terbiye eder. “Oğlum paşa olsun” diye bütün malını verir, hafız mektebinden alır, Avrupa’ya gönderir. Fakat o çocuğun hayat-ı ebediyesi tehlikeye girdiğini düşünmüyor. Ve dünya hapsinden kurtarmaya çalışıyor; Cehennem hapsine düşmemesini nazara almıyor. Fıtrî şefkatin tam zıddı olarak, o mâsum çocuğunu, âhirette şefaatçi olmak lâzım gelirken dâvâcı ediyor. O çocuk, “Niçin benim imanımı takviye etmeden bu helâketime sebebiyet verdin?” diye şekvâ edecek. Dünyada da, terbiye-i İslâmiyeyi tam almadığı için, validesinin harika şefkatinin hakkına karşı lâyıkıyla mukabele edemez, belki de çok kusur eder.

                    Eğer hakikî şefkat sû-i istimal edilmeyerek, biçare veledini haps-i ebedî olan Cehennemden ve idam-ı ebedî olan dalâlet içinde ölmekten kurtarmaya o şefkat sırrıyla çalışsa, o veledin bütün ettiği hasenâtının bir misli, validesinin defter-i a’mâline geçeceğinden, validesinin vefatından sonra her vakit hasenatlarıyla ruhuna nurlar yetiştirdiği gibi, âhirette de, değil dâvâcı olmak, bütün ruh u canıyla şefaatçi olup ebedî hayatta ona mübarek bir evlât olur.

                    Evet, insanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir. Bu münasebetle, ben kendi şahsımda kat’î ve daima hissettiğim bu mânâyı beyan ediyorum:

                    Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum


                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]Avrupa: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]biçare: çaresiz, zavallı[/TD]
                    [TD]cereyan: akım[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inkârcılık[/TD]
                    [TD]defter-i a’mâl: amel defteri[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
                    [TD]esaslı: köklü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]evlât: çocuk[/TD]
                    [TD]fena: kötü, çirkin[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fıtrî şefkat: doğal, yaratılıştan gelen şefkat, merhamet[/TD]
                    [TD]hafız mektebi: Kur’ân-ı Kerimi ezberlemek için gidilen okul[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]haps-i ebedî: sonsuz bir hapis[/TD]
                    [TD]hasenât: iyilikler, sevaplar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı[/TD]
                    [TD]hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]helâket: mahvolma[/TD]
                    [TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme[/TD]
                    [TD]inkişaf: açığa çıkma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]istifade: faydalanma[/TD]
                    [TD]itibarıyla: özelliğiyle, bakımından[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kasem etmek: yemin etmek[/TD]
                    [TD]kat’î: kesin[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kıymettar: değerli[/TD]
                    [TD]merhum: Allah’ın rahmetine kavuşmuş, vefat etmiş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]misli: benzeri[/TD]
                    [TD]muallim: öğretmen[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mukabele etmek: karşılık vermek[/TD]
                    [TD]mâsum: günahsız[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mübarek: hayırlı[/TD]
                    [TD]münasebet: ilişki, bağlantı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nazara almak: göze almak[/TD]
                    [TD]nümune: örnek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ruh-u canıyla: ruhu ve canıyla[/TD]
                    [TD]sebebiyet vermek: sebep olmak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]seciye: karakter, üstün özellik[/TD]
                    [TD]sû-i istimal: kötüye kullanma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]takviye: kuvvetlendirme, güçlendirme[/TD]
                    [TD]terbiye etmek: yetiştirmek, büyütmek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]terbiye-i İslâmiye: İslâm terbiyesi[/TD]
                    [TD]tesirli: etkili[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]valide: anne[/TD]
                    [TD]vazife-i fıtriye: yaratılıştan gelen görev[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]veled: çocuk[/TD]
                    [TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]üstad: öğretmen, hoca[/TD]
                    [TD]şefaatçi: af için aracılık eden[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi[/TD]
                    [TD]şekvâ etmek: şikâyet etmek[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #797216
                    Anonim

                      validemden aldığım telkinat ve mânevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda, adeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinâtını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum.

                      Ezcümle: Meslek ve meşrebimin dört esasından en mühimi olan şefkat etmek ve Risale-i Nur’un da en büyük hakikati olan acımak ve merhamet etmeyi, o validemin şefkatli fiil ve halinden ve o mânevî derslerinden aldığımı yakînen görüyorum.

                      Evet, bu hakikî ihlâs ile hakikî bir fedakârlık taşıyan validelik şefkati sû-i istimal edilip, mâsum çocuğunun elmas hazinesi hükmünde olan âhiretini düşünmeyerek, muvakkat fâni şişeler hükmünde olan dünyaya o çocuğun mâsum yüzünü çevirmek ve bu şekilde ona şefkat göstermek, o şefkati sû-i istimal etmektir.

                      Evet, kadınların şefkat cihetiyle bu kahramanlıklarını hiçbir ücret ve hiçbir mukabele istemeyerek, hiçbir faide-i şahsiye, hiçbir gösteriş mânâsı olmayarak ruhunu feda ettiklerine, o şefkatin küçücük bir nümunesini taşıyan bir tavuğun yavrusunu kurtarmak için arslana saldırması ve ruhunu feda etmesi ispat ediyor.

                      Şimdi terbiye-i İslâmiyeden ve a’mâl-i uhreviyeden en kıymetli ve en lüzumlu esas, ihlâstır. Bu çeşit şefkatteki kahramanlıkta o hakikî ihlâs bulunuyor. Eğer bu iki nokta o mübarek taifede inkişafa başlasa, daire-i İslâmiyede pek büyük bir saadete medar olur. Halbuki erkeklerin kahramanlıkları mukabelesiz olamıyor; belki yüz cihette mukabele istiyorlar. Hiç olmazsa şan ve şeref istiyorlar. Fakat maattessüf biçare mübarek taife-i nisâiye, zalim erkeklerinin şerlerinden ve tahakkümlerinden kurtulmak için, başka bir tarzda, zaafiyetten ve aczden gelen başka bir nevide riyâkârlığa giriyorlar.

                      İKİNCİ NÜKTE

                      Bu sene inzivâda iken ve hayat-ı içtimaiyeden çekildiğim halde, bazı Nurcu kardeşlerimin ve hemşirelerimin hatırları için dünyaya baktım. Benimle görüşen


                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]acz: güçsüzlük[/TD]
                      [TD]a’mâl-i uhreviye: âhirete yönelik àmeller, işler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]bina etmek: kurmak[/TD]
                      [TD]biçare: çaresiz, zavallı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cihet: yön, şekil[/TD]
                      [TD]daire-i İslâmiye: İslâm dairesi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]esas: temel[/TD]
                      [TD]ezcümle: meselâ, örneğin[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]faide-i şahsiye: kişisel fayda[/TD]
                      [TD]fâni: gelip geçici, ölümlü[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
                      [TD]hakikat: asıl, esas[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
                      [TD]hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hemşire: kız kardeş[/TD]
                      [TD]ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]inkişaf: açığa çıkma, gelişme[/TD]
                      [TD]inzivâ: yalnız başına bir yere çekilip dünya işleriyle uğraşmamak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kıymetli: değerli[/TD]
                      [TD]maattessüf: ne yazık ki[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]medar olmak: sebep olmak, vesile olmak[/TD]
                      [TD]merhamet: acıma, şefkat etme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]merhum: Allah’ın rahmetine kavuşmuş, vefat etmiş[/TD]
                      [TD]meşreb: hareket tarzı, metod[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mukabele: karşılık verme[/TD]
                      [TD]muvakkat: geçici olarak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mübarek: hayırlı[/TD]
                      [TD]müşahede etmek: gözlemlemek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                      [TD]nükte: ince anlamlı söz[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nümune: örnek[/TD]
                      [TD]riyâkârlık: iki yüzlülük[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                      [TD]sair: başka, diğer[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sû-i istimal: kötüye kullanma[/TD]
                      [TD]tahakküm: baskı, zorbalık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]taife: grup, topluluk[/TD]
                      [TD]taife-i nisâiye: kadınlar topluluğu[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]telkinat: telkinler, öğütler[/TD]
                      [TD]terbiye-i İslâmiye: İslâm terbiyesi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]valide: anne[/TD]
                      [TD]validelik: annelik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]yakînen: kesin olarak[/TD]
                      [TD]zaafiyet: zayıflık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zalim: haksızlık eden[/TD]
                      [TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]çekirdek-i esasiye: temel çekirdek[/TD]
                      [TD]şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şer: kötülük[/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]

                      #797217
                      Anonim

                        ekserî dostlardan, kendi ailevî hayatlarından şekvâlar işittim. “Eyvah!” dedim. “İnsanın, hususan Müslümanın tahassungâhı ve bir nevi cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır. Bu da mı bozulmaya başlamış?” dedim. Sebebini aradım. Bildim ki, nasıl İslâmiyetin hayat-ı içtimaiyesine ve dolayısıyla din-i İslâma zarar vermek için, gençleri yoldan çıkarmak ve gençlik hevesâtıyla sefahete sevk etmek için bir iki komite çalışıyormuş. Aynen öyle de, biçare nisâ taifesinin gafil kısmını dahi yanlış yollara sevk etmek için bir iki komitenin tesirli bir surette perde altında çalıştığını hissettim. Ve bildim ki, bu millet-i İslâma bir dehşetli darbe, o cihetten geliyor. Ben de siz hemşirelerime ve gençleriniz olan mânevî evlâtlarıma kat’iyen beyan ediyorum ki:

                        Kadınların saadet-i uhreviyesi gibi saadet-i dünyeviyeleri de ve fıtratlarındaki ulvî seciyeleri de, bozulmaktan kurtulmanın çare-i yegânesi, daire-i İslâmiyedeki terbiye-i diniyeden başka yoktur. Rusya’da o biçare taifenin ne hale girdiğini işitiyorsunuz. Risale-i Nur’un bir parçasında denilmiş ki:

                        Aklı başında olan bir adam, refikasına muhabbetini ve sevgisini, beş on senelik fâni ve zâhirî hüsn-ü cemâline bina etmez. Belki, kadınların hüsn-ü cemâlinin en güzeli ve daimîsi, onun şefkatine ve kadınlığa mahsus hüsn-ü sîretine sevgisini bina etmeli—tâ ki, o biçare ihtiyarladıkça, kocasının muhabbeti ona devam etsin. Çünkü onun refikası, yalnız dünya hayatındaki muvakkat bir yardımcı refika değil, belki hayat-ı ebediyesinde ebedî ve sevimli bir refika-i hayat olduğundan, ihtiyarlandıkça daha ziyade hürmet ve merhametle birbirine muhabbet etmek lâzım geliyor. Şimdiki terbiye-i medeniye perdesi altındaki hayvancasına muvakkat bir refakatten sonra ebedî bir mufarakate mâruz kalan o aile hayatı, esasıyla bozuluyor.

                        Hem Risale-i Nur’un bir cüz’ünde denilmiş ki: Bahtiyardır o adam ki, refika-i ebediyesini kaybetmemek için saliha zevcesini taklit eder, o da salih olur. Hem


                        [TABLE]

                        [TR]
                        [TD]Rusya: (bk. bilgiler)[/TD]
                        [TD]ailevî: aile ile ilgili[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]bahtiyar: talihli, mutlu[/TD]
                        [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]bina etmek: kurmak[/TD]
                        [TD]biçare: çaresiz, zavallı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cihet: taraf[/TD]
                        [TD]cüz’: bölüm[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]daimî: devamlı, sürekli[/TD]
                        [TD]daire-i İslâmiye: İslâm dairesi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
                        [TD]din-i İslâm: İslâm dini[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
                        [TD]ekserî: çoğunluk, pekçok[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]esas: temel[/TD]
                        [TD]fâni: gelip geçici, ölümlü[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
                        [TD]gafil: Allah’ı düşünmeyen ve sorumluluklarından habersiz[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı[/TD]
                        [TD]hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hemşire: kız kardeş[/TD]
                        [TD]hevesât: gelip geçici arzu ve istekler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hususan: bilhassa, özellikle[/TD]
                        [TD]hüsn-ü cemâl: güzellik[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hüsn-ü sîret: ahlâk güzelliği[/TD]
                        [TD]kat’iyen: kesinlikle[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]komite: bir maksat çerçevesinde toplanmış cemiyet[/TD]
                        [TD]merhamet: acıma, şefkat[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]millet-i İslâm: İslâm milleti[/TD]
                        [TD]mufarakat: ayrılık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
                        [TD]muvakkat: geçici olarak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mânevî evlât: mânevi çocuk[/TD]
                        [TD]mâruz kalma: yüz yüze gelme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                        [TD]nisâ taifesi: kadınlar topluluğu[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]refakat: arkadaşlık[/TD]
                        [TD]refika: eş, hanım[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]refika-i ebediye: sonsuza kadar arkadaş olarak kalacak olan eş, hanım[/TD]
                        [TD]refika-i hayat: hayat arkadaşı, eş[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]saadet-i dünyeviye: dünyaya ait mutluluk[/TD]
                        [TD]saadet-i uhreviye: âhiret hayatındaki mutluluk[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]salih: dinin emir ve yasaklarına eksiksiz olarak uyan kişi[/TD]
                        [TD]saliha: dinin emir ve yasaklarına uygun hareket eden kadın[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]seciye: karakter, üstün özellik[/TD]
                        [TD]sefahet: yasak zevk ve eğlenceye düşkünlük[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sevk etmek: yöneltmek[/TD]
                        [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tahassungâh: sığınma yeri, sığınak[/TD]
                        [TD]taife: grup, topluluk[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]terbiye-i diniye: dinî eğitim, ahlâkî terbiye[/TD]
                        [TD]terbiye-i medeniye: çağdaş eğitim[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ulvî: yüce, büyük[/TD]
                        [TD]zevce: eş, hanım[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                        [TD]zâhirî: dış görünüşteki[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]çare-i yegâne: tek çare[/TD]
                        [TD]şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şekvâ: şikayet, yakınma[/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]

                        #797218
                        Anonim

                          bahtiyardır o kadın ki, kocasını mütedeyyin görür, ebedî dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur, saadet-i dünyeviyesi içinde saadet-i uhreviyesini kazanır. Bedbahttır o adam ki, sefahete girmiş zevcesine ittibâ eder, vazgeçirmeye çalışmaz, kendisi de iştirak eder. Bedbahttır o kadın ki, zevcinin fıskına bakar, onu başka bir surette taklit eder. Veyl o zevc ve zevceye ki, birbirini ateşe atmakta yardım eder. Yani, medeniyet fantaziyelerine birbirini teşvik eder.

                          İşte, Risale-i Nur’un bu mealdeki cümlelerinin mânâsı budur ki: Bu zamanda aile hayatının ve dünyevî ve uhrevî saadetinin ve kadınlarda ulvî seciyelerin inkişafının sebebi, yalnız daire-i şeriattaki âdâb-ı İslâmiyetle olabilir. Şimdi aile hayatında en mühim nokta budur ki, kadın, kocasında fenalık ve sadakatsizlik görse, o da kocasının inadına, kadının vazife-i ailevîsi olan sadakat ve emniyeti bozsa, aynen askeriyedeki itaatin bozulması gibi, o aile hayatının fabrikası zîrüzeber olur. Belki o kadın, elinden geldiği kadar kocasının kusurunu ıslaha çalışmalıdır ki, ebedî arkadaşını kurtarsın. Yoksa, o da kendini açıklık ve saçıklıkla başkalara göstermeye ve sevdirmeye çalışsa, her cihetle zarar eder. Çünkü hakikî sadakati bırakan, dünyada da cezasını görür. Çünkü nâmahremlerin nazarından fıtratı korkar, sıkılır, çekilir. Nâmahrem yirmi erkeğin on sekizinin nazarından istiskal eder. Erkek ise, nâmahrem yüz kadından, ancak birisinden istiskal eder, bakmasından sıkılır. Kadın o cihette azap çektiği gibi, sadakatsizlik ittihamı altına girer, zaafiyetiyle beraber; hukukunu muhafaza edemez.

                          Elhasıl: Nasıl ki kadınlar kahramanlıkta, ihlâsta, şefkat itibarıyla erkeklere benzemedikleri gibi, erkekler de o kahramanlıkta onlara yetişemiyorlar. Öyle de, o mâsum hanımlar dahi, sefahette hiçbir vecihle erkeklere yetişemezler. Onun için, fıtratlarıyla ve zayıf hilkatleriyle nâmahremlerden şiddetli korkarlar ve çarşaf altında saklanmaya kendilerini mecbur bilirler. Çünkü, erkek sekiz dakika zevk ve lezzet için sefahete girse, ancak sekiz lira kadar birşey zarar eder. Fakat kadın sekiz dakika sefahetteki zevkin cezası olarak, dünyada dahi sekiz ay


                          [TABLE]

                          [TR]
                          [TD]bahtiyar: talihli, mutlu[/TD]
                          [TD]bedbaht: talihsiz, bahtsız[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cihet: yön[/TD]
                          [TD]daire-i şeriat: Allah tarafından bildirilen emir ve yasaklara dayanan hükümlerin bulunduğu daire[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]dünyevî: dünyaya ait[/TD]
                          [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]elhasıl: kısaca, özetle[/TD]
                          [TD]emniyet: güven[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]fantaziye: eğlence, zevk ve heveslere hitap eden davranışlar[/TD]
                          [TD]fenalık: kötülük, çirkinlik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]fısk: günah[/TD]
                          [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hakikî: gerçek[/TD]
                          [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hukuk: haklar[/TD]
                          [TD]ihlâs: içten ve karşılık beklemeden yapılan davranış, samimiyet[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]inkişaf: açığa çıkma, gelişme[/TD]
                          [TD]istiskal etmek: ağır bulmak, sıkılmak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]itaat: emre uyma, boyun eğme[/TD]
                          [TD]itibarıyla: açısından[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ittibâ etmek: tâbi olmak, uymak[/TD]
                          [TD]ittiham: suçlama[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]iştirak etmek: katılmak[/TD]
                          [TD]meal: anlam[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mecbur: zorunlu[/TD]
                          [TD]muhafaza etmek: korumak, saklamak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mâsum: günahsız, saf[/TD]
                          [TD]mühim: önemli[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mütedeyyin: dinin emirlerini eksiksiz yerine getiren, dindar[/TD]
                          [TD]nazar: bakış[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nâmahrem: nikahlanmanın haram olmadığı kişi, yabancı kişi[/TD]
                          [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]saadet-i dünyeviye: dünyaya ait mutluluk[/TD]
                          [TD]saadet-i uhreviye: âhiret hayatındaki mutluluk[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sadakat: içten bağlılık[/TD]
                          [TD]seciye: karakter, üstün özellik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sefahet: yasak zevk ve eğlenceye düşkünlük[/TD]
                          [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]teşvik etmek: yönlendirmek, özendirmek[/TD]
                          [TD]uhrevî: âhirete ait[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ulvî: yüce, büyük[/TD]
                          [TD]vazife-i ailevî: aile ile ilgili görev[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vecih: yön[/TD]
                          [TD]veyl: yazık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zaafiyet: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
                          [TD]zevc: erkek eş, koca[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zevce: eş, hanım[/TD]
                          [TD]zîrüzeber olmak: alt üst, darma dağınık olmak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âdâb-ı İslâmiyet: İslâmiyetin terbiye kuralları[/TD]
                          [TD]ıslah: düzeltme, iyileştirme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi[/TD]
                          [/TR]

                          [/TABLE]

                          #797219
                          Anonim

                            ağır bir yükü karnında taşır ve sekiz sene de o hâmisiz çocuğun terbiyesinin meşakkatine girdiği için, sefahette erkeklere yetişemez, yüz derece fazla cezasını çeker.

                            Az olmayan bu nevi vukuat da gösteriyor ki, mübarek taife-i nisâiye, fıtraten yüksek ahlâka menşe olduğu gibi, fısk ve sefahette dünya zevki için kabiliyetleri yok hükmündedir. Demek onlar daire-i terbiye-i İslâmiye içinde mes’ut bir aile hayatını geçirmeye mahsus bir nevi mübarek mahlûkturlar. Bu mübarekleri ifsad eden komiteler kahrolsunlar! Allah, bu hemşirelerimi de bu serserilerin şerlerinden muhafaza eylesin. Âmin.

                            Hemşirelerim, mahremce bu sözümü size söylüyorum:

                            Maişet derdi için, serseri, ahlâksız, frenkmeşrep bir kocanın tahakkümü altına girmektense, fıtratınızdaki iktisat ve kanaatle, köylü mâsum kadınların nafakalarını kendileri çıkarmak için çalışmaları nev’inden kendinizi idareye çalışınız, satmaya çalışmayınız. Şayet size münasip olmayan bir erkek kısmet olsa, siz kısmetinize razı olunuz ve kanaat ediniz. İnşaallah, rızanız ve kanaatinizle o da ıslah olur. Yoksa, şimdiki işittiğim gibi, mahkemelere boşanmak için müracaat edeceksiniz. Bu da, haysiyet-i İslâmiye ve şeref-i milliyemize yakışmaz.

                            ÜÇÜNCÜ NÜKTE

                            Aziz hemşirelerim, kat’iyen biliniz ki, daire-i meşruanın haricindeki zevklerde, lezzetlerde, on derece onlardan ziyade elemler ve zahmetler bulunduğunu, Risale-i Nur yüzer kuvvetli delillerle, hadisatlarla ispat etmiştir. Uzun tafsilâtını Risale-i Nur’da bulabilirsiniz.

                            Ezcümle, Küçük Sözler’den Altıncı, Yedinci, Sekizinci Sözler ve Gençlik Rehberi benim bedelime sizlere tam bu hakikati gösterecek. Onun için, daire-i meşruadaki keyfe iktifâ ediniz ve kanaat getiriniz. Sizin hanenizdeki mâsum evlâtlarınızla mâsûmâne sohbet, yüzer sinemadan daha ziyade zevklidir.


                            [TABLE]

                            [TR]
                            [TD]Gençlik Rehberi: Risale-i Nur içinde bulunan gençlere ait meselelerden oluşan bir kitapçık[/TD]
                            [TD]Küçük Sözler: Sözler kitabı içerisinden alınmış olan bazı bölümlerden oluşan kitapçık[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]aziz: çok değerli, izzetli[/TD]
                            [TD]daire-i meşrua: dinin uygun gördüğü helâl daire[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]daire-i terbiye-i İslâmiye: İslâmiyetin terbiye dairesi[/TD]
                            [TD]elem: acı, keder[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]evlât: çocuklar[/TD]
                            [TD]ezcümle: örneğin[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]frenkmeşrep: Avrupalıları taklit eden[/TD]
                            [TD]fısk: günah[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
                            [TD]fıtraten: yaratılış itibariyle[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hadisat: hâdiseler, olaylar[/TD]
                            [TD]hakikat: gerçek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hane: ev[/TD]
                            [TD]haricinde: dışında[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]haysiyet-i İslâmiye: İslâmiyetin değeri, şerefi[/TD]
                            [TD]hemşire: kız kardeş[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hâmisiz: koruyucusuz[/TD]
                            [TD]ifsad eden: bozan[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]iktifâ etmek: yetinmek[/TD]
                            [TD]iktisat: tutumlu olma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]inşaallah: Allah izin verirse[/TD]
                            [TD]kabiliyet: yetenek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kanaat: Allah’ın nasip ettiği rızka razı olma, yetinme[/TD]
                            [TD]kanaat getirmek: elindekiyle yetinmek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kat’iyen: kesin olarak[/TD]
                            [TD]komite: heyet, komisyon[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mahlûk: yaratılmış, varlık[/TD]
                            [TD]mahrem: gizliliği olan[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mahsus: has, özel[/TD]
                            [TD]maişet: geçim[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]menşe: kaynak[/TD]
                            [TD]mes’ut: mutlu[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]meşakkat: güçlük, zorluk[/TD]
                            [TD]muhafaza: koruma, saklama[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mâsum: günahsız, temiz, saf[/TD]
                            [TD]mâsûmâne: suçsuz, günahsız bir biçimde[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mübarek: hayırlı[/TD]
                            [TD]münasip: uygun[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müracaat etmek: başvurmak[/TD]
                            [TD]nafaka: geçim için gerekli olan şey[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                            [TD]nükte: ince ve derin anlamlı söz[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]rıza: hoşnutluk[/TD]
                            [TD]sefahat: yasak zevk ve eğlenceye düşkünlük[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tafsilât: ayrıntılar[/TD]
                            [TD]tahakküm: baskı, zorbalık[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]taife-i nisâiye: kadınlar topluluğu[/TD]
                            [TD]terbiye: eğitim, yetiştirme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]vukuat: meydana gelen olaylar[/TD]
                            [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]âmin: “Allahım kabul eyle”[/TD]
                            [TD]ıslah olmak: kötülüklerden kurtulup doğru yolu bulmak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şer: kötülük[/TD]
                            [TD]şeref-i milliye: millete ait şeref[/TD]
                            [/TR]

                            [/TABLE]

                            #797220
                            Anonim

                              Hem kat’iyen biliniz ki, bu hayat-ı dünyeviyede hakikî lezzet iman dairesindedir ve imandadır. Ve a’mâl-i salihanın herbirisinde bir mânevî lezzet var. Ve dalâlet ve sefahette, bu dünyada dahi gayet acı ve çirkin elemler bulunduğunu Risale-i Nur yüzer kat’î delillerle ispat etmiştir. Adeta imanda bir Cennet çekirdeği ve dalâlette ve sefahette bir Cehennem çekirdeği bulunduğunu, ben kendim çok tecrübelerle ve hadiselerle aynelyakin görmüşüm ve Risale-i Nur’da bu hakikat tekrar ile yazılmış. En şedit muannit ve muterizlerin eline girip, hem resmî ehl-i vukuflar ve mahkemeler o hakikati cerh edememişler. Şimdi sizin gibi mübarek ve mâsum hemşirelerime ve evlâtlarım hükmünde küçüklerinize, başta Tesettür Risalesi ve Gençlik Rehberi ve Küçük Sözler benim bedelime sizlere ders versin.

                              Ben işittim ki, benim size camide ders vermekliğimi arzu ediyorsunuz. Fakat benim perişaniyetimle beraber hastalığım ve çok esbab, bu vaziyete müsaade etmiyor. Ben de sizin için yazdığım bu dersimi okuyan ve kabul eden bütün hemşirelerimi, bütün mânevî kazançlarıma ve dualarıma Nur şakirtleri gibi dahil etmeye karar verdim. Eğer siz benim bedelime Risale-i Nur’u kısmen elde edip okusanız veya dinleseniz, o vakit, kaidemiz mûcibince, bütün kardeşleriniz olan Nur şakirtlerinin mânevî kazançlarına ve dualarına da hissedar oluyorsunuz.

                              Ben şimdi daha ziyade yazacaktım. Fakat çok hasta ve çok zayıf ve çok ihtiyar ve tashihat gibi çok vazifelerim bulunduğundan, şimdilik bu kadarla iktifâ ettim.

                              اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى 1

                              Duanıza muhtaç kardeşiniz

                              Said Nursî

                              endOfSection.gifendOfSection.gif


                              [NOT]Dipnot-1 Bâkî olan sadece Odur.[/NOT]


                              [TABLE]

                              [TR]
                              [TD]Gençlik Rehberi: Risale-i Nur içinde bulunan gençlere ait meselelerden oluşan bir kitapçık
                              [/TD]
                              [TD]Küçük Sözler: Sözler kitabı içerisinden alınmış olan bazı bölümlerden oluşan kitapçık
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Nur şakirtleri: Risale-i Nur talebeleri
                              [/TD]
                              [TD]Tesettür Risalesi: 24. Lem’a örtünmeyle ilgili olan kitapçık
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]aynelyakîn: gözle görerek kesin bilgi edinme
                              [/TD]
                              [TD]a’mâl-i saliha: dinin emir ve yasaklarına uygun davranışlar
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]bedel: karşılık
                              [/TD]
                              [TD]cerh etmek: çürütmek
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inkârcılık
                              [/TD]
                              [TD]ehl-i vukuf: bilirkişi
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]elem: acı, keder
                              [/TD]
                              [TD]esbab: sebepler
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]evlât: çocuklar
                              [/TD]
                              [TD]hakikat: doğru gerçek
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hakikî: gerçek
                              [/TD]
                              [TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hemşire: kız kardeş
                              [/TD]
                              [TD]hissedar: pay sahibi
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]iktifâ etmek: yetinmek
                              [/TD]
                              [TD]kaide: kural, prensip
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kat’iyen: kesin olarak
                              [/TD]
                              [TD]kat’î: kesin
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muannit: inatçı
                              [/TD]
                              [TD]muteriz: itiraz eden
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mâsum: günahsız, temiz, saf
                              [/TD]
                              [TD]mûcibince: gereğince
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mübarek: uğurlu, hayırlı
                              [/TD]
                              [TD]müsaade etmek: izin vermek
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]perişaniyet: perişanlık
                              [/TD]
                              [TD]sefahet: yasak zevk ve eğlenceye düşkünlük
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tashihat: bir eser üzerinde, yanlışları gidermek amacıyla yapılan düzeltmeler
                              [/TD]
                              [TD]vaziyet: durum
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ziyade: çok, fazla
                              [/TD]
                              [TD]şedit: şiddetli
                              [/TD]
                              [/TR]

                              [/TABLE]

                            13 yazı görüntüleniyor - 1 ile 13 arası (toplam 13)
                            • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.