• Bu konu 9 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
11 yazı görüntüleniyor - 1 ile 11 arası (toplam 11)
  • Yazar
    Yazılar
  • #673564
    Anonim
      Yirmi İkinci Lem’a

      بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

      Isparta’nın âdil valisine ve adliyesine ve zabıtasına, en mahrem ve en has ve hâlis kardeşlerime mahsus olarak yirmi iki sene evvel Isparta’nın Barla nahiyesinde iken yazdığım gayet mahrem bu risaleceğimi, Isparta milletiyle ve hükûmetiyle alâkadarlığını gösterdiği için takdim ediyorum. Eğer münasip görülse, ya yeni veya eski harfle daktilo ile birkaç nüsha yazılsın ki, yirmi beş otuz senedir esrarımı arayanlar ve tarassut edenler de anlasınlar ki, gizli hiçbir sırrımız yok. Ve en gizli bir sırrımız işte bu risaledir, bilsinler.

      Said Nursî

      İşârât-ı Selâse

      On Yedinci Lem’anın On Yedinci Notasının Üçüncü Meselesi iken, suallerinin şiddet ve şümulüne ve cevaplarının kuvvet ve parlaklığına binaen, Otuz Birinci Mektubun Yirmi İkinci Lem’ası olarak Lemeâta karıştı. Lem’alar bu Lem’aya yer vermelidirler. Mahremdir, en has ve hâlis ve sadık kardeşlerimize mahsustur.

      besmele.jpg

      وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللهِ فَهُوَ حَسْبُهُ اِنَّ اللهَ بَالِغُ اَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا 2


      [NOT]Dipnot-1 Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.

      Dipnot-2 “Allah’a tevekkül edene Allah kâfidir. Allah emrini mutlaka gerçekleştirir. Allah herşeye bir ölçü takdir etmiştir.” Talâk Sûresi, 65:3.
      [/NOT]


      [TABLE]

      [TR]
      [TD]Barla: (bk. bilgiler)
      [/TD]
      [TD]Isparta: (bk. bilgiler)
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Lemeât: Lem’alar isimli eser
      [/TD]
      [TD]alâkadar: alakalı, ilgili
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]binaen: dayanarak
      [/TD]
      [TD]esrar: sırlar
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]evvel: önce
      [/TD]
      [TD]has: özel
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hâlis: içten, ihlâslı
      [/TD]
      [TD]hükûmet: idare, yönetim
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]lem’a: parıltı
      [/TD]
      [TD]mahrem: gizli olan, herkese söylenmeyen, gizli sır
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mahsus: özgü
      [/TD]
      [TD]münasip: uygun
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nahiye: bucak; ilçelerin bir müdürle yönetilen bölümlerinden her birisi
      [/TD]
      [TD]nota: bildiri
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nüsha: yazılı şey
      [/TD]
      [TD]risalecik: kitapçık
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sadık: doğru, bağlı
      [/TD]
      [TD]takdim etmek: sunmak
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tarassut eden: gözetleyen
      [/TD]
      [TD]âdil: adaletli, adaletle iş gören
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]İşârât-ı Selâse: “Üç İşaret” anlamına gelen ve Risale-i Nur’da yer alan bir risâle
      [/TD]
      [TD]şümul: kapsam
      [/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #793268
      Anonim

        Bu mesele Üç İşarettir.

        BİRİNCİ İŞARET

        Şahsıma ve Risale-i Nur’a ait mühim bir sual: Çoklar tarafından deniliyor ki, “Sen ehl-i dünyanın dünyasına karışmadığın halde, nedendir ki, her fırsatta onlar senin âhiretine karışıyorlar? Halbuki hiçbir hükûmetin kanunu, târikü’d-dünya ve münzevîlere karışmıyor.”

        Elcevap: Yeni Said’in bu suale karşı cevabı sükûttur. Yeni Said, “Benim cevabımı kader-i İlâhî versin” der. Bununla beraber, mecburiyetle, emâneten istiâre ettiği Eski Said’in kafası diyor ki:

        Bu suale cevap verecek, Isparta vilâyetinin hükûmetidir ve şu vilâyetin milletidir. Çünkü bu hükûmet ve şu millet, benden çok ziyade bu sualin altındaki mânâ ile alâkadardırlar. Madem binler efradı bulunan bir hükûmet ve yüz binler efradı bulunan bir millet benim bedelime düşünmeye ve müdafaa etmeye mecburdur; ben neden lüzumsuz olarak müddeîlerle konuşup müdafaa edeyim?

        Çünkü dokuz senedir ben bu vilâyetteyim; gittikçe daha ziyade dünyalarına arkamı çeviriyorum. Hiçbir halim de mestur kalmamış. En gizli, en mahrem risalelerim dahi hükûmetin ve bazı meb’usların ellerine geçmiş. Eğer ehl-i dünyayı telâşa ve endişeye düşürecek dünyevî bir karışmak halim ve karıştırmak teşebbüsüm ve fikrim olsaydı, bu vilâyet ve kazalardaki hükûmet, dokuz sene dikkat ve tecessüs ettikleri halde ve ben de çekinmeyerek yanıma gelenlere esrarımı beyan ettiğim halde, hükûmet bana karşı sükût edip ilişmediler. Eğer milletin ve vatanın saadetine ve istikbaline zarar verecek bir kabahatim varsa, dokuz seneden beri valisinden tut, köy karakol kumandanına kadar kendilerini mes’ul eder. Onlar kendilerini mes’uliyetten kurtarmak için, hakkımda habbeyi kubbe yapanlara karşı kubbeyi habbe yapıp beni müdafaa etmeye mecburdurlar. Öyleyse bu sualin cevabını onlara havale ediyorum.

        Amma şu vilâyetin milleti, umumiyetle benden ziyade beni müdafaa etmek mecburiyetleri şundandır ki, bu dokuz senedir hem kardeş, hem dost, hem mübarek olan bu milletin hayat-ı ebediyesine ve kuvvet-i imaniyesine ve saadet-i


        [TABLE]

        [TR]
        [TD]Eski Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
        [TD]Isparta: (bk. bilgiler)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Yeni Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
        [TD]alâkadar: alakalı, ilgili[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
        [TD]dünyevî: dünya ile ilgili[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
        [TD]ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]emâneten: emânet olarak[/TD]
        [TD]esrar: sırlar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]habbeyi kubbe yapmak: en küçük meseleleri abartarak olduğundan daha büyük göstermek[/TD]
        [TD]havale etmek: bir işi başka birine bırakma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hayat-ı ebediye: sonsuz âhiret hayatı[/TD]
        [TD]hükûmet: yönetim, idare[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istikbal: gelecek zaman[/TD]
        [TD]istiâre etmek: ödünç ve geçici olarak almak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kader-i İlâhî: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri gerçekleşmeden sonsuz ilmiyle bilip o şekilde belirlemesi[/TD]
        [TD]kuvvet-i imaniye: iman gücü[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mahrem: gizli olan, herkese söylenmeyen[/TD]
        [TD]meb’us: milletvekili[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mecbur: zorunlu[/TD]
        [TD]mes’ul: sorumlu[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mes’uliyet: sorumluluk[/TD]
        [TD]mestur: gizli, saklı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]millet: halk[/TD]
        [TD]mânâ: anlam[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
        [TD]müdafa etme: savunma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müddeî: savcı[/TD]
        [TD]mühim: önemli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]münzevî: bir köşeye çekilip ibadetle uğraşan, vaktini ibadetle geçiren[/TD]
        [TD]risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]saadet: mutluluk[/TD]
        [TD]sükût: sessiz kalma, susma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tecessüs etmek: gizlice araştırmak, casusluk yapmak[/TD]
        [TD]târikü’d-dünya: dünyayı terk eden[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]umumiyetle: genellikle[/TD]
        [TD]vilâyet: il[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
        [TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #793279
        Anonim

          hayatiyesine bilfiil ve maddeten tesirini gösteren yüzer risalelerle çalıştığımızı ve hiçbir dağdağa ve zarar, hiç kimseye o risaleler yüzünden gelmediği ve hiçbir garazkârâne tereşşuhât-ı siyasiye ve dünyeviye görülmediği ve lillâhilhamd şu Isparta vilâyeti, eski zamanın Şam-ı Şerifinin mübarekiyeti ve âlem-i İslâmın medrese-i umumîsi olan Mısır’ın Câmiü’l-Ezher’i mübarekiyeti nev’inden, kuvvet-i imaniye ve salâbet-i diniye cihetinde bir mübarekiyet makamını Risale-i Nur vasıtasıyla kazanarak bu vilâyette, imanın kuvveti lâkaytlığa ve ibadetin iştiyakı sefahete hâkim olmasını ve umum vilâyetlerin fevkinde bir meziyet-i dindarâneyi Risale-i Nur bu vilâyete kazandırdığından, elbette bu vilâyetteki umum insanlar, hattâ faraza dinsizi de olsa, beni ve Risale-i Nur’u müdafaaya mecburdur. Onların çok ehemmiyetli müdafaa hakları içinde, benim gibi vazifesini bitirmiş ve lillâhilhamd binlerle şakirtler benim gibi bir âcizin yerinde çalışmış ve çalıştığı hengâmda, ehemmiyetsiz cüz’î hakkım beni müdafaaya sevk etmiyor. Bu kadar binlerle dâvâ vekilleri bulunan bir adam, kendi dâvâsını kendi müdafaa etmez.

          İKİNCİ İŞARET

          Tenkitkârâne bir suale cevaptır.

          Ehl-i dünya tarafından deniliyor ki: “Sen neden bizden küstün? Bir defa olsun hiç müracaat etmeyip sükût ettin. Bizden şiddetli şekvâ edip ‘Bana zulmediyorsunuz’ diyorsun. Halbuki bizim bir prensibimiz var, bu asrın muktezası olarak hususî düsturlarımız var. Bunların tatbikini sen kendine kabul etmiyorsun. Kanunu tatbik eden zalim olmaz. Kabul etmeyen isyan eder. Ezcümle, bu asr-ı hürriyette ve bu yeni başladığımız cumhuriyetler devrinde, müsavat esası üzerine tahakküm ve tagallübü kaldırmak düsturu bizim bir kanun-u esasîmiz hükmüne geçtiği halde, sen kâh hocalık, kâh zâhidlik suretinde teveccüh-ü âmmeyi kazanarak,


          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Câmiü’l-Ezher: Mısır’da yer alan Ezher Üniversitesi
          [/TD]
          [TD]Isparta: (bk. bilgiler)
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Mısır: (bk. bilgiler)
          [/TD]
          [TD]asr-ı hürriyet: hürriyet asrı
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]asır: yüzyıl
          [/TD]
          [TD]bilfiil: fiilen, uygulamaya koyarak
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cihet: yön
          [/TD]
          [TD]cüz’î: ferdî, küçük, sınırlı
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]dağdağa: karışıklık
          [/TD]
          [TD]düstur: kural, kanun
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
          [/TD]
          [TD]esas: temel
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ezcümle: meselâ, örneğin
          [/TD]
          [TD]faraza: varsayalım ki
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]fevkinde: üstünde
          [/TD]
          [TD]garazkârâne: kötü bir kasıt güdercesine
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hengâm: zaman, dönem
          [/TD]
          [TD]hususî: özel
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]iştiyak: çok güçlü arzu ve istek
          [/TD]
          [TD]kanun-u esasî: anayasa
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kuvvet-i imaniye: iman gücü
          [/TD]
          [TD]kâh: bazan
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]lillâhilhamd: ne kadar hamd ve şükürler varsa ve olmuşsa, hepsi Allah’a aittir
          [/TD]
          [TD]lâkayt: ilgisiz
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]maddeten: maddî olarak
          [/TD]
          [TD]makam: derece, yer
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]medrese-i umumî: genele ve herkese açık olan medrese
          [/TD]
          [TD]meziyet-i dindarâne: dindarlık fazileti ve üstünlüğü
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mukteza: bir şeyin gereği
          [/TD]
          [TD]mübarekiyet: mübârek ve bereketli oluş
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müdafa: savunma
          [/TD]
          [TD]müracaat etmek: başvurmak
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müsavat: eşitlik, denklik
          [/TD]
          [TD]nev’: tür, cins
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi
          [/TD]
          [TD]saadet-i hayatiye: hayatın mutluluğu
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]salâbet-i diniye: dinin emirlerini korumakta ve uygulamadaki ciddiyet
          [/TD]
          [TD]sefahet: zevk ve eğlenceye düşkünlük
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sevk etmek: yöneltmek
          [/TD]
          [TD]suret: biçim, şekil
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sükût etmek: sessiz kalmak
          [/TD]
          [TD]tagallüb: baskı ve zulüm yapma, zorbalık
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tahakküm: baskı altında tutma, hükmü altına alma
          [/TD]
          [TD]tatbik etmek: uygulamak
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tenkitkârâne: tenkit edercesine
          [/TD]
          [TD]tereşşuhât-ı siyasiye ve dünyeviye: siyasî ve dünyevî menfaat olduğunu gösteren belirtiler
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tesir: etki
          [/TD]
          [TD]teveccüh-ü âmme: halkın ilgisi, yönelmesi
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]umum: bütün, genel
          [/TD]
          [TD]vasıta: araç
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zalim: haksızlık eden
          [/TD]
          [TD]zulmetmek: haksız yere kötülük etmek
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zâhid: takvâ sahibi olan; nefsî isteklerden uzak kalan
          [/TD]
          [TD]âciz: güçsüz, elinden bir şey gelmeyen
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası
          [/TD]
          [TD]Şam-ı Şerif: Şam şehri
          [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şakirt: talebe
          [/TD]
          [TD]şekvâ: şikâyet
          [/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #793280
          Anonim

            nazar-ı dikkati kendine celb ederek, hükûmetin nüfuzu haricinde bir kuvvet, bir makam-ı içtimaî elde etmeye çalıştığın, zâhir halin ve eski zamandaki macera-yı hayatının delâletiyle anlaşılıyor. Bu hal ise, şimdiki tabirle, burjuvaların müstebidâne tahakkümleri içinde hoş görünebilir. Fakat bizim tabaka-i avâmın intibahıyla ve galebesiyle tezahür eden tam sosyalizm ve bolşevizm düsturları bizim daha ziyade işimize yaradığı için o sosyalizm düsturlarını kabul ettiğimiz halde, senin vaziyetin bize ağır geliyor, prensiplerimize muhalif düşüyor. Onun için sana verdiğimiz sıkıntıdan şekvâya ve küsmeye hakkın yoktur.”

            Elcevap: Hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede bir çığır açan, eğer kâinattaki kanun-u fıtrata muvafık hareket etmezse, hayırlı işlerde ve terakkîde muvaffak olamaz. Bütün hareketi şer ve tahrip hesabına geçer. Madem kanun-u fıtrata tatbik-i harekete mecburiyet var; elbette fıtrat-ı beşeriyeyi değiştirmek ve nev-i beşerin hilkatindeki hikmet-i esasiyeyi kaldırmakla, mutlak müsavat kanunu tatbik edilebilir.

            Evet, ben neseben ve hayatça avam tabakasındanım. Ve meşreben ve fikren, müsavat-ı hukuk mesleğini kabul edenlerdenim. Ve şefkaten ve İslâmiyetten gelen sırr-ı adaletle, burjuva denilen tabaka-i havassın istibdat ve tahakkümlerine karşı eskiden beri muhalefetle çalışanlardanım. Onun için, bütün kuvvetimle adalet-i tâmme lehinde, zulüm ve tagallübün ve tahakküm ve istibdadın aleyhindeyim.

            Fakat nev-i beşerin fıtratı ve sırr-ı hikmeti, müsavat-ı mutlaka kanununa zıttır. Çünkü Fâtır-ı Hakîm, kemâl-i kudret ve hikmetini göstermek için, az birşeyden çok mahsulât aldırır ve bir sahifede çok kitapları yazdırır ve birşeyle çok vazifeleri


            [TABLE]

            [TR]
            [TD]Fâtır-ı Hakîm: her şeyi hikmetle ve benzersiz olarak yaratan Allah[/TD]
            [TD]adalet-i tâmme: tam ve eksiksiz adalet[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]aleyhinde: karşısında[/TD]
            [TD]avam: halk [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]bolşevizm: (bk. bilgiler)[/TD]
            [TD]burjuva: servet ve mal birikimi yapanlar; zenginler sınıfı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]delâletiyle: işaretiyle, deliliyle[/TD]
            [TD]düstur: kural[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]fikren: düşünce olarak[/TD]
            [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]fıtrat-ı beşeriye: insanın yaratılışı, tabiatı[/TD]
            [TD]galebe: üstün gelme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]haricinde: dışında[/TD]
            [TD]hayat-ı içtimaiye-i beşeriye: insanların sosyal hayatı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hikmet-i esasiye: temel hikmet[/TD]
            [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]intibah: uyanma[/TD]
            [TD]istibdat: baskı, zulüm[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kanun-u fıtrat: yaratılış kanunu[/TD]
            [TD]kemâl-i kudret ve hikmet: Allah’ın kudret ve hikmetinin eksiksiz ve mükemmel oluşu[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kâinat: evren[/TD]
            [TD]lehinde: tarafında[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]macera-yı hayat: hayat çizgisi[/TD]
            [TD]mahsulât: ürünler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]makam-ı içtimaî: sosyal statü, mevki[/TD]
            [TD]mecburiyet: zorunluluk[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]meşreben: hareket metodu açısından[/TD]
            [TD]muhalefet: zıt ve aykırı davranma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muhalif düşmek: aykırı davranmak[/TD]
            [TD]mutlak: kayıtsız, sınırsız[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muvaffak olmak: başarmak[/TD]
            [TD]muvafık: uygun[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]müsavat: eşitlik, denklik[/TD]
            [TD]müsavat-ı hukuk: hukuk önündeki eşitlik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]müsavat-ı mutlaka: mutlak eşitlik[/TD]
            [TD]müstebidâne: diktatörce [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nazar-ı dikkati celb etmek: dikkat çekmek[/TD]
            [TD]neseben: soy itibariyle[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
            [TD]nüfuz: etki alanı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sosyalizm: (bk. bilgiler)[/TD]
            [TD]sırr-ı adalet: adalet esprisi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sırr-ı hikmet: hikmetinin sırrı[/TD]
            [TD]tabaka: kat, sınıf[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tabaka-i avâm: halk tabakası[/TD]
            [TD]tabaka-i havas: zenginler, seçkinler tabakası[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tabirle: ifadeyle[/TD]
            [TD]tagallüb: baskı ve zulüm yapma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tahakküm: baskı altında tutma[/TD]
            [TD]tahrip: bozma, yok etme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tatbik etmek: uygulamak[/TD]
            [TD]tatbik-i hareket: uygun hareket[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]terakkî: yükselme, ilerleme[/TD]
            [TD]tezahür eden: ortaya çıkan, görünen[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vaziyet: durum, hâl[/TD]
            [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zulüm: haksızlık[/TD]
            [TD]zâhir: açık, gözle görünür[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şefkaten: şefkat açısından[/TD]
            [TD]şekvâ: şikâyet[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şer: kötülük[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #793281
            Anonim

              yaptırdığı gibi, beşer nev’i ile de binler nev’in vazifelerini gördürür. İşte o sırr-ı azîmdendir ki, Cenâb-ı Hak, insan nev’ini, binler nevileri sümbül verecek ve hayvânâtın sair binler nevileri kadar tabakat gösterecek bir fıtratta yaratmıştır. Sair hayvânat gibi kuvâlarına, lâtifelerine, duygularına had konulmamış; serbest bırakıp hadsiz makamatta gezecek istidat verdiğinden, bir nevi iken binler nevi hükmüne geçtiği içindir ki, arzın halifesi ve kâinatın neticesi ve zîhayatın sultanı hükmüne geçmiştir.

              İşte, nev-i insanın tenevvüünün en mühim mayası ve zembereği, müsabaka ile, hakikî imanlı fazilettir. Fazileti kaldırmak, mahiyet-i beşeriyenin tebdiliyle, aklın söndürülmesiyle, kalbin öldürülmesiyle, ruhun mahvedilmesiyle olabilir. Evet, şu hürriyet perdesi altında müthiş bir istibdadı taşıyan şu asrın gaddar yüzüne çarpılmaya lâyık iken ve halbuki o tokada müstehak olmayan gayet mühim bir zâtın yanlış olarak yüzüne savrulan kâmilâne şu sözün,

              Ne mümkün zulm ile, bîdâd ile imhâ-yı hürriyet?Çalış, idrâki kaldır, muktedirsen âdemiyetten!

              sözünün yerine, bu asrın yüzüne çarpmak için ben de derim:

              Ne mümkün zulm ile, bîdâd ile imhâ-yı hakikat?Çalış, kalbi kaldır, muktedirsen âdemiyetten!

              Veyahut,

              Ne mümkün zulm ile, bîdâd ile imhâ-yı fazilet?Çalış, vicdanı kaldır, muktedirsen âdemiyetten!

              Evet, imanlı fazilet, medar-ı tahakküm olmadığı gibi, sebeb-i istibdat da olamaz. Tahakküm ve tagallüb etmek faziletsizliktir. Ve bilhassa ehl-i faziletin en mühim meşrebi, acz ve fakr ve tevazu ile hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye karışmak tarzındadır. Lillâhilhamd, bu meşrep üstünde hayatımız gitmiş ve gidiyor.


              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
              [TD]acz: güçsüzlük[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]arz: dünya[/TD]
              [TD]asır: yüzyıl[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]beşer nev’i: insan türü, insanlık[/TD]
              [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bîdâd: adaletsizlik[/TD]
              [TD]ehl-i fazilet: güzel huylu, üstün özelliklere sahip kişiler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fakr: fakirlik[/TD]
              [TD]fazilet: değer, erdem[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fıtrat: yaratılış[/TD]
              [TD]gaddar: acımasız[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]gayet: çok[/TD]
              [TD]had: sınır[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
              [TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]halife: yeryüzünde Allah namına hareket eden insan[/TD]
              [TD]hayat-ı içtimaiye-i beşeriye: insanların sosyal hayatı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hayvânât: hayvanlar[/TD]
              [TD]idrâk: anlama, kavrama[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]imhâ-yı fazilet: faziletin ortadan kaldırılması[/TD]
              [TD]imhâ-yı hakikat: hakikatin ortadan kaldırılması[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]imhâ-yı hürriyet: özgürlüğün yok edilmesi[/TD]
              [TD]istibdad: baskı ve zulüm[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]istidat: kabiliyet[/TD]
              [TD]kuvâ: duygular, hisler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kâinat: evren[/TD]
              [TD]kâmilâne: olgunluk ve mükemmellik içinde[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]lillâhilhamd: ne kadar hamd ve şükürler varsa ve olmuşsa, hepsi Allah’a aittir[/TD]
              [TD]lâtife: ince duygu[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mahiyet-i beşeriye: insanların yapısında bulunan temel özellik[/TD]
              [TD]makamat: makamlar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]medar-ı tahakküm: baskı, zorbalık sebebi[/TD]
              [TD]meşreb: hareket tarzı, metod[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muktedir: gücü yeten iktidar sahibi[/TD]
              [TD]mühim: önemli[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müsabaka: yarışma[/TD]
              [TD]müstehak: hak etmiş, lâyık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nev’: tür, çeşit[/TD]
              [TD]nev-i insan: insan türü, insanlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sair: diğer, başka[/TD]
              [TD]sebeb-i istibdat: baskı, zulüm sebebi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sırr-ı azîm: büyük sır[/TD]
              [TD]tabakat: tabakalar, dereceler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tagallüb etmek: baskı ve zorbalık yapmak [/TD]
              [TD]tahakküm: baskı altında tutma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tebdil: değiştirme[/TD]
              [TD]tenevvü: çeşitlilik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tevazu: alçakgönüllülük[/TD]
              [TD]zemberek: hareketi sağlayan güç kaynağı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zulüm: haksızlık[/TD]
              [TD]zât: kişi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zîhayat: canlı[/TD]
              [TD]âdemiyet: insanlık[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #793282
              Anonim

                Ben kendimde fazilet var diye fahir suretinde dâvâ etmiyorum. Fakat nimet-i İlâhiyeyi tahdis suretinde şükretmek niyetiyle diyorum ki:

                Cenâb-ı Hak, fazl ve keremiyle, ulûm-u imaniye ve Kur’âniyeye çalışmak ve fehmetmek faziletini ihsan etmiştir. Bu ihsan-ı İlâhîyi bütün hayatımda, lillâhilhamd, tevfik-i İlâhî ile şu millet-i İslâmiyenin menfaatine, saadetine sarf ederek, hiçbir vakit vasıta-i tahakküm ve tagallüb olmadığı gibi, ekser ehl-i gafletçe matlup olan teveccüh-ü nâs ve hüsn-ü kabul-ü halk dahi, mühim bir sırra binaen benim menfûrumdur, onlardan kaçıyorum. Yirmi sene eski hayatımı zayi ettiği için onları kendime muzır görüyorum. Fakat Risale-i Nur’u beğenmelerine bir emâre biliyorum, onları küstürmüyorum.

                İşte, ey ehl-i dünya! Dünyanıza hiç karışmadığım ve prensiplerinizle hiçbir cihet-i temasım bulunmadığı ve dokuz sene esaretteki bu hayatımın şehadetiyle yeniden dünyaya karışmaya hiçbir niyet ve arzum yokken, bana eski bir mütegallip ve daima fırsatı bekleyen ve fikr-i istibdat ve tahakkümü taşıyan bir adam gibi yapılan bunca tarassut ve tazyikiniz hangi kanunladır? Hangi maslahatladır? Dünyada hiçbir hükûmet böyle fevkalkanun ve hiçbir ferdin tasvibine mazhar olmayan bir muameleye müsaade etmediği halde, bana karşı yapılan bu kadar bed muamelelere, yalnız değil benim küsmem, belki eğer bilse nev-i beşer küser, belki kâinat küsüyor.

                ÜÇÜNCÜ İŞARET

                Mağlâtalı, divanecesine bir sual:

                Bir kısım ehl-i hüküm diyorlar ki: “Madem sen bu memlekette duruyorsun. Şu memleketin cumhurî kanunlarına inkıyad etmek lâzım gelirken, sen neden inzivâ perdesi altında kendini o kanunlardan kurtarıyorsun? Ezcümle, şimdiki hükûmetin


                [TABLE]

                [TR]
                [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                [TD]bed: kötü, çirkin[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]binaen: dayanarak[/TD]
                [TD]cihet-i temas: bağlantı yönü[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cumhurî: halkın çoğunluyla ilgili[/TD]
                [TD]divanece: akılsızca[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler[/TD]
                [TD]ehl-i gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olanlar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ehl-i hüküm: yöneticiler, idareciler[/TD]
                [TD]ekser: çok[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]emâre: belirti, işaret[/TD]
                [TD]esaret: esirlik, tutsaklık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ezcümle: örneğin, meselâ[/TD]
                [TD]fahir: övünme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fazilet: değer, erdem[/TD]
                [TD]fazl: cömertlik, ihsan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fehmetmek: anlamak[/TD]
                [TD]fevkalkanun: kanun üstü, kanunsuz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fikr-i istibdat: baskı düşüncesi, keyfi idari sistemi[/TD]
                [TD]hükûmet: idare, yönetim[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hüsn-ü kabul-ü halk: halkın güzellikle kabul etmesi, benimsemesi[/TD]
                [TD]ihsan etmek: bağışlamak, sunmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ihsan-ı İlâhî: Allah’ın ihsanı, ikramı, bağışı[/TD]
                [TD]inkıyad etmek: boyun eğmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]inzivâ: yalnız başına bir yere çekilip dünya işleriyle uğraşmama[/TD]
                [TD]kerem: cömertlik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kâinat: evren[/TD]
                [TD]lillâhilhamd: ne kadar hamd ve şükürler varsa ve olmuşsa, hepsi Allah’a aittir[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]maslahat: fayda, gaye[/TD]
                [TD]matlup: istenen, talep edilen[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mazhar: bir özelliği üzerinde taşıyan[/TD]
                [TD]mağlâtalı: aldatıcı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]menfaat: fayda, yarar[/TD]
                [TD]menfûr: kendisinden nefret edilen, sevilmeyen[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]millet-i İslâmiye: İslâm toplumu, Müslümanlar[/TD]
                [TD]muamele: uygulama[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muzır: zararlı[/TD]
                [TD]mühim: önemli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]müsaade etmek: izin vermek[/TD]
                [TD]mütegallip: zorba[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
                [TD]nimet-i İlâhiye: Allah’ın verdiği, ihsan ettiği her şey[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tagallüb: baskı ve zorbalık yapma[/TD]
                [TD]tahakküm: baskı, zorbalık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tahdis: anlatma, şükrederek dile getirme[/TD]
                [TD]tarassut: göz altında tutma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tasvib: uygun bulma, onaylama[/TD]
                [TD]tazyik: baskı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]teveccüh-ü nâs: insanların alâkası, ilgisi[/TD]
                [TD]tevfik-i İlâhî: Allah’ın yardımı ve başarıya ulaştırması[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ulûm-u imaniye ve Kur’âniye: iman ve Kur’ân ilimleri[/TD]
                [TD]vasıta-i tahakküm: insanları baskı altına alma aracı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zayi etmek: kaybetmek[/TD]
                [TD]şehadet: şahitlik[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                #793283
                Anonim

                  kanununda, vazife haricinde bir meziyeti, bir fazileti kendine takıp, onunla bir kısım millete tahakküm edip nüfuzunu icra etmek, müsavat esasına istinad eden cumhuriyetin bir düsturuna münâfidir. Sen neden vazifesiz olduğun halde elini öptürüyorsun? Halk beni dinlesin diye hodfuruşâne bir vaziyet takınıyorsun?”

                  Elcevap: Kanun tatbik edenler, evvelâ kendilerine tatbik ettikten sonra başkasına tatbik edebilirler. Siz kendinize tatbik etmediğiniz bir düsturu başkasına tatbik etmekle, herkesten evvel siz düsturunuzu, kanununuzu kırıyorsunuz ve karşı geliyorsunuz. Çünkü bu müsavat-ı mutlaka kanununun bana tatbikini istiyorsunuz. Ben de derim:

                  Ne vakit bir nefer, bir müşirin makam-ı içtimaîsine çıkarsa ve milletin o müşire karşı gösterdikleri hürmet ve teveccühe iştirak ederse ve onun gibi o teveccüh ve hürmete mazhar olursa veyahut o müşir, o nefer gibi âdileşirse ve o neferin sönük vaziyetini alırsa ve o müşirin vazife haricinde hiçbir ehemmiyeti kalmazsa; hem eğer en zeki ve bir ordunun muzafferiyetine sebebiyet veren bir erkân-ı harp reisi, en aptal bir neferle teveccüh-ü âmmede ve hürmet ve muhabbette müsavata girerse, o vakit sizin bu müsavat kanununuz hükmünce bana şöyle diyebilirsiniz: “Kendine hoca deme. Hürmeti kabul etme. Faziletini inkâr et. Hizmetçine hizmet et, dilencilere arkadaş ol!”

                  Eğer deseniz: “Bu hürmet ve makam ve teveccüh, vazife başında olduğu vakte mahsustur ve vazifedarlara hastır. Sen vazifesiz bir adamsın; vazifedarlar gibi milletin hürmetini kabul edemezsin.”

                  Elcevap: Eğer insan yalnız bir cesetten ibaret olsa ve insan dünyada lâyemûtâne daimî kalsa ve kabir kapısı kapansa ve ölüm öldürülse, o vakit vazife yalnız askerlik ve idare memurlarına mahsus kalırsa, sözünüzde dahi bir mânâ olurdu.

                  Fakat madem insan yalnız cesetten ibaret değil; cesedi beslemek için kalb, dil, akıl, dimağ koparılıp o cesede yedirilmez. Onlar imhâ edilmez; onlar da idare ister. Ve madem kabir kapısı kapanmıyor. Ve madem kabrin öbür tarafındaki endişe-i istikbal her ferdin en mühim meselesidir. Elbette milletin itaat ve hürmetine

                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]daimî: devamlı, sürekli[/TD]
                  [TD]dimağ: beyin[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]düstur: kural, kanun[/TD]
                  [TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]endişe-i istikbal: gelecek endişesi[/TD]
                  [TD]erkân-ı harp: askerlik ilminde uzman kimse, kurmay[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]esas: temel[/TD]
                  [TD]evvelâ: ilk olarak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fazilet: yüksek değer, erdem[/TD]
                  [TD]has: özel[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hodfuruşâne: kendini beğendirmeye çalışan[/TD]
                  [TD]hükûmet: idare, yönetim[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hürmet: saygı[/TD]
                  [TD]ibaret olma: meydana gelme, oluşma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]icra etmek: yerine getirmek[/TD]
                  [TD]imhâ: yok etme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]istinad eden: dayanan[/TD]
                  [TD]itaat: boyun eğme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]iştirak etmek: katılmak[/TD]
                  [TD]lâyemûtâne: ölümsüzcesine[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mahsus: has, özel[/TD]
                  [TD]makam: mevki, statü[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]makam-ı içtimaî: sosyal statü, mevki[/TD]
                  [TD]mazhar olmak: sahip olmak, edinmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
                  [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muzafferiyet: zafer kazanma, galibiyet[/TD]
                  [TD]mânâ: anlam[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mühim: önemli[/TD]
                  [TD]münâfi: aykırı, zıt[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müsavat: eşitlik, denklik[/TD]
                  [TD]müsavat-ı mutlaka: sınırsız eşitlik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müşir: mareşal[/TD]
                  [TD]nefer: asker, er[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nüfuz: etki[/TD]
                  [TD]sebebiyet verme: sebep olma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tahakküm etmek: baskı altına almak[/TD]
                  [TD]tatbik etmek: uygulamak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]teveccüh: yönelmek, ilgi gösterme[/TD]
                  [TD]teveccüh-ü âmme: halkın yönelişi ve ilgi göstermesi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vazifedar: görevli[/TD]
                  [TD]vaziyet: durum, hâl[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âdileşmek: basitleşmek, sıradanlaşmak[/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  #793284
                  Anonim

                    istinad eden vazifeler, yalnız milletin hayat-ı dünyeviyesine ait içtimaî ve siyasî ve askerî vazifelere münhasır değildir.

                    Evet, yolculara seyahat için vesika vermek bir vazife olduğu gibi, ebed tarafına giden yolculara da hem vesika, hem o zulümatlı yolda nur vermek öyle bir vazifedir ki, hiçbir vazife o vazife kadar ehemmiyetli değildir. Böyle bir vazifenin inkârı, ölümün inkârıyla ve hergün el-mevtü hakkun dâvâsını, cenazelerinin mührüyle imza edip tasdik eden otuz bin şahidin şehadetini tekzip ve inkâr etmekle olur.

                    Madem mânevî hâcât-ı zaruriyeye istinad eden mânevî vazifeler var. Ve o vazifelerin en mühimi, ebed yolunda seyahat için pasaport varakası ve berzah zulümatında kalbin cep feneri ve saadet-i ebediyenin anahtarı olan imandır ve imanın ders ve takviyesidir. Elbette, o vazifeyi gören ehl-i marifet, herhalde, küfran-ı nimet suretinde, kendine edilen nimet-i İlâhiyeyi ve fazilet-i imaniyeyi hiçe sayıp, sefihler ve fâsıkların makamına sukut etmeyecektir. Kendini, aşağıların bid’alarıyla, sefahetleriyle bulaştırmayacaktır. İşte, beğenmediğiniz ve müsavatsızlık zannettiğiniz inzivâ bunun içindir.

                    İşte bu hakikatle beraber, beni işkenceyle tâciz eden sizin gibi enâniyette ve bu kanun-u müsavatı kırmakta firavunluk derecesinde ileri giden mütekebbirlere karşı demiyorum. Çünkü mütekebbirlere karşı tevazu, tezellül zannedildiğinden, tevazu etmemek gerektir. Belki ehl-i insaf ve mütevazi ve âdil kısmına derim ki:

                    Ben, felillâhilhamd, kendi kusurumu, aczimi biliyorum. Değil Müslümanlar üstünde mütekebbirâne bir makam-ı ihtiram istemek, belki her vakit nihayetsiz kusurlarımı, hiçliğimi görüp, istiğfarla teselli bulup, halklardan ihtiram değil, dua istiyorum. Hem zannederim, benim bu mesleğimi, benim bütün arkadaşlarım biliyorlar.

                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]acz: güçsüzlük[/TD]
                    [TD]berzah: öldükten sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları mânevî âlem; kabir hayatı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bid’a: dinde olmayıp sonradan dine aykırı şekilde ortaya çıkan şey[/TD]
                    [TD]dâvâ: iddia[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ebed: sonsuzluk[/TD]
                    [TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ehl-i insaf: insaf sahibi kimseler[/TD]
                    [TD]ehl-i marifet: ilim ve irfan ehli olanlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]el-mevtü hakkun: ölüm haktır[/TD]
                    [TD]enâniyet: benlik, gurur[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fazilet-i imaniye: imanın kazandırdığı üstünlük[/TD]
                    [TD]felillâhilhamd: her türlü hamd, övgü ve şükür Allah’a mahsustur[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]firavunluk: firavun gibi kendini beğenen, kendini üstün gören[/TD]
                    [TD]fâsık: yoldan çıkmış, günahkâr[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hakikat: gerçek, esas[/TD]
                    [TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ihtiram: saygı gösterme[/TD]
                    [TD]inzivâ: yalnız başına bir yere çekilip dünya işleriyle uğraşmama[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]istinad eden: dayanan[/TD]
                    [TD]istiğfar: Allah’tan bağışlanma dilemek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]içtimaî: sosyal, toplumsal[/TD]
                    [TD]kanun-u müsavat: eşitlik kanunu[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]küfran-ı nimet: nimete karşı nankörlük[/TD]
                    [TD]makam: mevki, konum, statü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]makam-ı ihtiram: hürmet makamı[/TD]
                    [TD]mânevî hâcât-ı zaruriye: mânevî zarurî ihtiyaçlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mühim: önemli[/TD]
                    [TD]münhasır: sınırlı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müsavatsız: eşit olmayan, denk gelmeyen[/TD]
                    [TD]mütekebbir: kendini büyük gösteren, büyüklenen[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mütekebbirâne: kendini büyük gösterir şekilde, kibirli olarak[/TD]
                    [TD]mütevazi: alçakgönüllü, gösterişsiz[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nihayetsiz: sınırsız[/TD]
                    [TD]nimet-i İlâhiye: Allah’ın kullarına verdiği nimet[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk, Cennet hayatı[/TD]
                    [TD]sefahet: zevk ve eğlenceye düşkünlük[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sefih: yasak zevk ve eğlencelere aşırı düşkün olan[/TD]
                    [TD]seyahat: yolculuk[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sukut etmek: düşmek, alçalmak[/TD]
                    [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]takviye: kuvvetlendirme, güçlendirme[/TD]
                    [TD]tasdik: doğruluğunu kabul etme, onaylama[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tekzip etmek: yalanlamak[/TD]
                    [TD]tevazu: alçakgönüllülük[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tezellül: alçalma[/TD]
                    [TD]tâciz eden: rahatsız eden[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]varaka: evrak, belge[/TD]
                    [TD]vesika: belge[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zulümatlı: karanlık[/TD]
                    [TD]âdil: adaletli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şehadet: şahitlik[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #793285
                    Anonim

                      Yalnız bu kadarı var ki, Kur’ân-ı Hakîmin hizmeti esnasında ve hakaik-i imaniyenin dersi vaktinde, o hakaik hesabına ve Kur’ân şerefine, o makamın iktiza ettiği izzet ve vakar-ı ilmiyeyi ders vaktinde muhafaza edip, başımı ehl-i dalâlete eğmemek için, o izzetli vaziyeti muvakkaten takınıyorum. Zannederim, ehl-i dünyanın kanunlarının haddi yoktur ki, bu noktalara karşı çıkabilsin.

                      Câ-yı hayret bir tarz-ı muamele: Malûmdur ki, her yerde ehl-i maarif, marifet ve ilim noktasında muhakeme eder. Nerede ve kimde marifet ve ilmi görse, meslek itibarıyla ona karşı bir dostluk ve bir hürmet besler. Hattâ düşman bir hükûmetin bir profesörü bu memlekete gelse, ehl-i maarif, onun ilim ve marifetine hürmeten onu ziyaret ederler ve ona hürmet ederler.

                      Halbuki İngilizin en yüksek meclis-i ilmiyesinin, Meşihat-ı İslâmiyeden sorduğu altı sualin cevabını altı yüz kelime ile Meşihat-ı İslâmiyeden istedikleri zaman, bura maarifinin hürmetsizliğine uğrayan bir ehl-i marifet, o altı suale altı kelime ile, mazhar-ı takdir olmuş bir cevap veren ve ecnebîlerin en mühim ve hukemaların en esaslı düsturlarına hakikî ilim ve marifetle muaraza edip galebe çalan ve Kur’ân’dan aldığı kuvvet-i marifet ve ilme istinaden Avrupa feylesoflarına meydan okuyan ve Hürriyetten altı ay evvel İstanbul’da hem ulemayı ve hem de mekteplileri münazaraya davet edip kendisi hiç sual sormadan suallerine noksansız olarak doğru cevap veren HAŞİYE-1 ve bütün hayatını bu milletin saadetine hasreden ve yüzer risale, o milletin Türkçe olan lisanıyla neşredip o milleti tenvir eden; hem vatandaş, hem dindaş, hem dost, hem kardeş bir ehl-i marifete

                      [NOT]Haşiye-1 Yeni Said diyor ki: Şu makamda Eski Said’in iftiharkârâne söylediği şu sözlere ben iştirak etmiyorum. Bu risalede sözü ona verdiğim için susturamıyorum. Enâniyetilere karşı bir parça enâniyetini göstersin diye sükût ediyorum.
                      [/NOT]

                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]Avrupa: (bk. bilgiler)
                      [/TD]
                      [TD]Eski Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Hürriyet: Osmanlı Devletinde 1909 yılından itibaren uygulanan yönetim şekli
                      [/TD]
                      [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Yeni Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)
                      [/TD]
                      [TD]câ-yı hayret: hayret verici
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]dindaş: din kardeşi
                      [/TD]
                      [TD]düstur: kural, kanun
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ecnebî: yabancı
                      [/TD]
                      [TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
                      [/TD]
                      [TD]ehl-i maarif: ilim ve irfan ehli olanlar
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ehl-i marifet: ilim ve irfan sahipleri, âlimler
                      [/TD]
                      [TD]enâniyet: benlik, gurur
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]esaslı: sağlam temellere dayanan
                      [/TD]
                      [TD]evvel: önce
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]filozof: felsefeci
                      [/TD]
                      [TD]galebe çalan: üstün gelen
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hakaik: hakikatler, gerçekler
                      [/TD]
                      [TD]hakaik-i imaniye: iman hakikatleri
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hakikî: asıl, gerçek
                      [/TD]
                      [TD]hasreden: sadece belli şeylere odaklanan
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]haşiye: dipnot
                      [/TD]
                      [TD]hukema: filozoflar
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hürmet: saygı
                      [/TD]
                      [TD]iftiharkârâne: iftihar ederek, övünerek
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]iktiza etmek: gerektirmek
                      [/TD]
                      [TD]istinaden: dayanarak
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]itibarıyla: açısından
                      [/TD]
                      [TD]izzet: değer, itibar, yücelik
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]iştirak etmek: katılmak
                      [/TD]
                      [TD]kuvvet-i marifet ve ilim: ilim ve irfan kuvveti
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]lisan: dil
                      [/TD]
                      [TD]maarif: Millî Eğitim
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]makam: mevki
                      [/TD]
                      [TD]malûm: bilinen
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]marifet: ilim ve irfan
                      [/TD]
                      [TD]mazhar-ı takdir: takdire şayan olan
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]meclis-i ilmiye: ilim meclisi
                      [/TD]
                      [TD]mektep: okul
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]meşihat-ı İslâmiye: Şeyhülislâmlık makamı
                      [/TD]
                      [TD]muaraza etmek: karşı koymak
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muhafaza etmek: korumak, saklamak
                      [/TD]
                      [TD]muhakeme: değerlendirme
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muvakkaten: geçici olarak
                      [/TD]
                      [TD]mühim: önemli
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]münazara: tartışma
                      [/TD]
                      [TD]neşretmek: yaymak, basmak
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]noksansız: eksiksiz
                      [/TD]
                      [TD]risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]saadet: mutluluk
                      [/TD]
                      [TD]sükût etmek: sessiz kalmak, konuşmamak
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tarz-ı muamele: davranış biçimi
                      [/TD]
                      [TD]tenvir eden: aydınlatan
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ulema: âlimler
                      [/TD]
                      [TD]vakar-ı ilmiye: ilimden gelen ağırbaşlılık
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vaziyet: durum, hâl
                      [/TD]
                      [TD]İngiliz: (bk. bilgiler – İngiltere)
                      [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]İstanbul: (bk. bilgiler)
                      [/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]

                      #793286
                      Anonim

                        karşı en ziyade sıkıntı veren ve hakkında adâvet besleyen ve belki hürmetsizlik eden, bir kısım maarif dairesine mensup olanlarla az bir kısım resmî hocalardır.

                        İşte, gel, bu hale ne diyeceksin? Medeniyet midir? Maarifperverlik midir? Vatanperverlik midir? Milliyetperverlik midir? Cumhuriyetperverlik midir? Hâşâ, hâşâ! Hiç, hiçbir şey değil. Belki bir kader-i İlâhîdir ki, o kader-i İlâhî, o ehl-i marifet adamın dostluk ümit ettiği yerden adâvet gösterdi ki, hürmet yüzünden ilmi riyâya girmesin ve ihlâsı kazansın.

                        endOfSection.gifendOfSection.gif

                        Hâtime

                        Kendimce câ-yı hayret ve medar-ı şükran bir taarruz:

                        Bu fevkalâde enâniyetli ehl-i dünyanın enâniyet işinde o kadar hassasiyet var ki, eğer şuuren olsaydı, keramet derecesinde veyahut büyük bir dehâ derecesinde bir muamele olurdu. O muamele de şudur:

                        Kendi nefsim ve aklım bende hissetmedikleri bir parça riyâkârâne enâniyet vaziyetini, onlar enâniyetlerinin hassasiyet mizanıyla hissediyorlar gibi, şiddetli bir surette, ben hissetmediğim enâniyetimin karşısına çıkıyorlar. Bu sekiz dokuz senede, sekiz dokuz defa tecrübem var ki, onların zalimâne bana karşı muamelelerinin vukuundan sonra, kader-i İlâhîyi düşünüp, “Niçin bunları bana musallat etti?” diye nefsimin desiselerini arıyordum. Her defada, ya nefsim şuursuz olarak enâniyete fıtrî meyletmiş veyahut bilerek beni aldatmış, anlıyorum. O vakit, kader-i İlâhî, o zalimlerin zulmü içerisinde, hakkımda adalet etmiş derdim.

                        Ezcümle, bu yazın arkadaşlarım güzel bir ata beni bindirdiler. Bir seyrangâha gittim. Şuursuz olarak, nefsimde hodfuruşâne bir keyif arzusu uyanmakla, ehl-i


                        [TABLE]

                        [TR]
                        [TD]Cumhuriyetperverlik: Cumhuriyetçilik[/TD]
                        [TD]adalet etme: her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]adâvet: düşmanlık, kin[/TD]
                        [TD]câ-yı hayret: hayret verici nokta[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]dehâ: olağanüstü zekâ ve akıl[/TD]
                        [TD]desise: hile, aldatma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler[/TD]
                        [TD]ehl-i marifet: ilim ve irfanla ilgilenen[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]enâniyet: benlik ve gurur[/TD]
                        [TD]ezcümle: örneğin[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
                        [TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hassasiyet: duyarlı olma[/TD]
                        [TD]hodfuruşâne: kendini beğenerek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hâl: durum, davranış[/TD]
                        [TD]hâtime: sonuç, son bölüm[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hâşâ: asla[/TD]
                        [TD]hürmet: saygı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet[/TD]
                        [TD]kader-i İlâhî: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]keramet: Allah’ın bir ikramı olarak bazı kişi ve varlıklarda görülen olağanüstü hâl ve özellik[/TD]
                        [TD]maarif dairesi: bu günkü karşılığı ile Millî Eğitim Bakanlığı olan mevki[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]maarifperverlik: eğitim ve öğretime değer verme[/TD]
                        [TD]medar-ı şükran: şükrü gerektiren[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]medeniyet: uygarlık[/TD]
                        [TD]mensup: bağlı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]meyletmek: eğilim göstermek, yönelmek[/TD]
                        [TD]milliyetperverlik: kendi milletine düşkün olma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mizan: ölçü, tartı[/TD]
                        [TD]muamele: davranış, uygulama[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]musallat: rahatsız etme, sataşma, üzerine gitme[/TD]
                        [TD]nefs: kişinin kendisi; insanı kötülüğe yönelten duygu[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]resmî: devlete bağlı olarak görev yapan[/TD]
                        [TD]riyâ: gösteriş[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]riyâkârâne: gösterişli bir şekilde[/TD]
                        [TD]seyrangâh: gezi ve seyir yeri[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                        [TD]taarruz: bir konuyu arz etme, sunma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vatanperverlik: vatan severlik[/TD]
                        [TD]vaziyet: durum, hâl[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vuku: gerçekleşme, meydana gelme[/TD]
                        [TD]zalim: acımasız ve haksız davranan[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zalimâne: acımasız ve haksız olarak[/TD]
                        [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zulüm: haksızlık[/TD]
                        [TD]şuuren: şuurlu bir şekilde[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şuursuz: bilinçsiz[/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]

                        #793288
                        Anonim

                          dünya öyle şiddetli o arzumun karşısına çıktılar ki, yalnız o gizli arzuyu değil, belki çok iştahlarımı kestiler. Hattâ, ezcümle, bu defa Ramazan’dan sonra, eski zamanda gayet büyük, kudsî bir imamın bize karşı gaybî kerametiyle iltifatından sonra kardeşlerimin takvâ ve ihlâsları ve ziyaretçilerin hürmet ve hüsn-ü zanları içinde, ben bilmeyerek, nefsim müftehirâne, güya müteşekkirâne perdesi altında riyâkârâne bir enâniyet vaziyetini almak istedi. Birden bu ehl-i dünyanın hadsiz hassasiyetle ve hattâ riyâkârlığın zerrelerini de hissedebilir bir tarzda, birden bana iliştiler. Ben Cenâb-ı Hakka şükrediyorum ki, bunların zulmü bana bir vasıta-i ihlâs oldu.

                          وَقُلْ رَبِّ اَعوُذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ 1


                          اَللّٰهُمَّ يَا حَافِظُ يَاحَفِيظُ يَا خَيْرَ الْحَافِظِينَ، اِحْفَظْنِى وَاحْفَظْ رُفَقَائِى مِنْ شَرِّ النَّفْسِ وَالشَّيْطَانِ وَمِنْ شَرِّ الْجِنِّ وَاْلاِنْسَانِ وَمِنْ شَرِّ اَهْلِ الضَّلاَلَةِ وَاَهْلِ الطُّغْيَانِ اٰمِينَ اٰمِينَ اٰمِينَ
                          2

                          سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 3

                          endOfSection.gifendOfSection.gif


                          [NOT]Dipnot-1 “De ki: Ey Rabbim, şeytanların vesveselerinden Sana sığınırım. Onların yanımda bulunmalarından da, yâ Rabbi, Sana sığınırım.” Mü’minûn Sûresi, 23:97-98.

                          Dipnot-2 Ey muhafaza edici olan ve koruyucuların en hayırlısı olan Allahım! Beni ve arkadaşlarımı nefsin ve şeytanın şerrinden, insanların ve cinlerin şerrinden, ehl-i dalâlet ve tuğyanın şerrinden muhafaza et. Âmin, âmin, âmin.

                          Dipnot-3 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.

                          [/NOT]


                          [TABLE]

                          [TR]
                          [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
                          [/TD]
                          [TD]ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
                          [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]enâniyet: benlik, gurur
                          [/TD]
                          [TD]ezcümle: örneğin
                          [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]gaybî: bilinmeyen, gizli
                          [/TD]
                          [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız
                          [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hassasiyet: duyarlı olma
                          [/TD]
                          [TD]hürmet: saygı
                          [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hüsn-ü zan: güzel zan ve düşünce sahibi olma
                          [/TD]
                          [TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet
                          [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]iltifat: övgü
                          [/TD]
                          [TD]keramet: Allah’ın bir ikramı olarak Onun sevgili kullarında görülen bazı olağanüstü hal ve özellik
                          [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kudsî: mânevî mertebeler kat etmiş kişi
                          [/TD]
                          [TD]müftehirâne: iftihar ederek, gurur duyarak
                          [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]müteşekkirâne: teşekkür ederek
                          [/TD]
                          [TD]riyâkâr: iki yüzlü
                          [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]riyâkârâne: gösteriş yaparak
                          [/TD]
                          [TD]takvâ: Allah’ın emirlerini tutup, günahlardan sakınmak
                          [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vasıta-i ihlâs: ihlâsı kazandıran araç
                          [/TD]
                          [TD]vaziyet: durum, hâl
                          [/TD]
                          [/TR]

                          [/TABLE]

                          [TABLE]

                          [TR]
                          [/TR]

                          [/TABLE]

                        11 yazı görüntüleniyor - 1 ile 11 arası (toplam 11)
                        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.