- Bu konu 13 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
2 Eylül 2011: 13:52 #673125
Anonim
Yirminci Lem’a
İhlâs hakkındaOn Yedinci Lem’anın On Yedinci Notasının Yedi Meselesinden, Beş Noktadan ibaret olan İkinci meselesinin Birinci Noktası iken, ehemmiyetine binaen Yirminci Lem’a oldu.
اِنَّآ اَنْزَلْنَا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللهَ مُخْلِصًا لَهُ الدِّينُ اَلاَ ِللهِ الدِّينُ الْخَالِصُ 1âyetiyle ve
هَلَكَ النَّاسُ اِلاَّ الْعاَلِمُونَ وَهَلَكَ الْعَالِمُونَ اِلاَّ الْعَامِلوُنَ وَهَلَكَ الْعَامِلُونَ اِلاَّ الْمُخْلِصُونَ وَالْمُخْلِصُونَ عَلٰى خَطَرٍ عَظِيمٍ 2(ev kemâ kàl) hadis-i şerifi, ikisi de ihlâs ne kadar İslâmiyette mühim bir esas olduğunu gösteriyorlar. Bu ihlâs meselesinin hadsiz nüktelerinden yalnız Beş Noktayı muhtasaran beyan ederiz.
TENBİH: Bu mübarek Isparta’nın medar-ı şükran bir hüsn-ü taliidir ki, ondaki ehl-i takvâ ve ehl-i tarikat ve ehl-i ilmin, sair yerlere nisbeten, rekabetkârâne ihtilâfları görünmüyor. Gerçi lâzım olan hakikî muhabbet ve ittifak yoksa da, zararlı muhalefet ve rekabet de başka yerlere nisbeten yoktur.
[NOT]Dipnot-1 “Muhakkak ki Biz sana kitabı hak ile indirdik. İbadetini ihlâs ile Ona yönelterek sadece Allah’a kulluk et. Bilin ki, şirkten ve riyadan uzak hâlis din Allah’a mahsustur.” Zümer Sûresi, 39:2-3.
Dipnot-2 “İnsanlar helâk oldu-âlimler müstesna. Âlimler de helâk oldu-ilmiyle amel edenler müstesna. Amel edenler de helâk oldu-ihlâs sahipleri müstesna. İhlâs sahiplerine gelince, onlar da pek büyük bir tehlike ile karşı karşıyadırlar.” bk. Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2:415; Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn 3:414.
[/NOT]
[TR]
[TABLE]
[TD]Isparta: (bk. bilgiler)
[/TD]
[TD]beyan etmek: açıklamak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaen: dayanarak
[/TD]
[TD]ehemmiyet: değer, önem
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i ilim: ilimle uğraşan kişiler, âlimler
[/TD]
[TD]ehl-i takvâ: takvâ sahipleri
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i tarikat: tarikata mensup olanlar
[/TD]
[TD]esas: temel
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ev kemâ kàl: veya buna benzer şekilde buyurduğu gibi
[/TD]
[TD]hadis-i şerif: Peygamberimize ait söz, emir ve davranış
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız
[/TD]
[TD]hakikî: asıl, gerçek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüsn-ü tali: güzel kısmet, baht
[/TD]
[TD]ibaret olan: meydana gelen, oluşan
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet
[/TD]
[TD]ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittifak: anlaşma, birlik
[/TD]
[TD]lem’a: parıltı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar-ı şükran: şükür sebebi
[/TD]
[TD]muhabbet: sevgi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhalefet: aykırı davranma, ters düşme
[/TD]
[TD]muhtasaran: özet olarak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübarek: bereketli, hayırlı
[/TD]
[TD]mühim: önemli
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisbeten: kıyasla
[/TD]
[TD]nokta: konu, bölüm
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nota: bildiri
[/TD]
[TD]nükte: derin ve ince anlamlı söz
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rekabetkârâne: rekabet edercesine
[/TD]
[TD]sair: diğer
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenbih: ikaz, uyarı
[/TD]
[TD]âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Eylül 2011: 13:55 #795907Anonim
Birinci NoktaMühim ve müthiş bir sual: Neden ehl-i dünya, ehl-i gaflet, hattâ ehl-i dalâlet ve ehl-i nifak rekabetsiz ittifak ettikleri halde, ehl-i hak ve ehl-i vifak olan ashab-ı diyanet ve ehl-i ilim ve ehl-i tarikat, neden rekabetli ihtilâf ediyorlar? İttifak ehl-i vifakın hakkı iken ve hilâf ehl-i nifakın lâzımı iken, neden bu hak oraya geçti ve şu haksızlık şuraya geldi?
Elcevap: Bu elîm ve fecî ve ehl-i hamiyeti ağlattıracak hadise-i müthişenin pek çok esbabından, yedi sebebini beyan edeceğiz.
BİRİNCİSİ
Ehl-i hakkın ihtilâfı hakikatsizlikten gelmediği gibi, ehl-i gafletin ittifakı dahi hakikattarlıktan değildir. Belki ehl-i dünyanın ve ehl-i siyasetin ve ehl-i mektep gibi hayat-ı içtimaiyenin tabakatına dair birer muayyen vazife ile ve has bir hizmet ile meşgul taifelerin, cemaatlerin ve cemiyetlerin vazifeleri taayyün edip ayrılmış. Ve o vezâif mukabilindeki alacakları maişet noktasındaki maddî ücret ve hubb-u cah ve şan ve şeref noktasında teveccüh-ü nâstan alacakları HAŞİYE-1 mânevî ücret taayyün etmiş, ayrılmış. Müzâhame ve münakaşayı ve rekabeti intaç
[NOT]Haşiye-1 İhtar: Teveccüh-ü nâs istenilmez, belki verilir. Verilse de onunla hoşlanılmaz. Hoşlansa ihlâsı kaybeder, riyâya girer. Şan ve şeref arzusuyla teveccüh-ü nâs ise, ücret ve mükâfat değil, belki ihlâssızlık yüzünden gelen bir itab ve bir mücazattır. Evet, amel-i salihin hayatı olan ihlâsın zararına teveccüh-ü nâs ve şan ve şeref, kabir kapısına kadar muvakkat olan bir lezzet-i cüz’iyeye mukabil, kabrin öbür tarafında azâb-ı kabir gibi nâhoş bir şekil aldığından, teveccüh-ü nâsı arzu etmek değil, belki ondan ürkmek ve kaçmak lâzımdır. Şöhretperestlerin ve şan ü şeref peşinde koşanların kulakları çınlasın!
[/NOT]
[TR]
[TABLE]
[TD]amel-i salih: Allah için yapılan iyi işler
[/TD]
[TD]ashab-ı diyanet: dindar insanlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azâb-ı kabir: kabir azabı
[/TD]
[TD]beyan etmek: açıklamak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemaat: topluluk, grup
[/TD]
[TD]cemiyet: toplum, topluluk
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dair: ilgili, ait
[/TD]
[TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
[/TD]
[TD]ehl-i gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olanlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler
[/TD]
[TD]ehl-i hamiyet: hamiyet ve gayret sahibi kimseler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i ilim: ilimle uğraşan kişiler, âlimler
[/TD]
[TD]ehl-i mektep: ilim ehli kimseler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i nifak: münafıklar, iki yüzlülük yapanlar
[/TD]
[TD]ehl-i siyaset: siyaset adamları, politikacılar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i tarikat: tarikata mensup olanlar
[/TD]
[TD]ehl-i vifak: birbirleriyle dostça yaşayanlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elîm: acı ve sıkıntı veren
[/TD]
[TD]esbab: sebepler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fecî: kötü
[/TD]
[TD]hadise-i müthişe: insanı hayrete ve dehşete düşüren olay
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hak: doğru, gerçek
[/TD]
[TD]hakikatsiz: asılsız, bir hakikate dayanmayan
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikattar: bir gerçeğe dayanan
[/TD]
[TD]has: özel
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı içtimaiye: toplumsal hayat
[/TD]
[TD]haşiye: dipnot
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilâf: ayrılık, terslik
[/TD]
[TD]hubb-u cah: makam, mevki sevgisi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet
[/TD]
[TD]ihtar: uyarı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık
[/TD]
[TD]intaç etmek: sonuç vermek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itab: cezâlandırma
[/TD]
[TD]ittifak: anlaşma, birlik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lezzet-i cüz’i: sınırlı lezzet
[/TD]
[TD]maddî: maddeyle alâkalı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maişet: geçim
[/TD]
[TD]muayyen: belirlenmiş, kararlaştırılmış
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukabil: karşılık
[/TD]
[TD]muvakkat: geçici
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânevî: maddî olmayan
[/TD]
[TD]mücazat: ceza verme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mühim: önemli
[/TD]
[TD]mükâfat: ödül
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münakaşa: tartışma
[/TD]
[TD]müthiş: dehşet verici
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müzâhame: bir yerde yığılıp birbirine zahmet verme
[/TD]
[TD]nokta: konu, bölüm
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâhoş: hoşa gitmeyen
[/TD]
[TD]riyâ: gösteriş
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taayyün etmek: belirlenmek
[/TD]
[TD]tabakat: tabakalar, dereceler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taife: grup, topluluk
[/TD]
[TD]teveccüh-ü nâs: insanların ilgi göstermesi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vezâif: vazifeler
[/TD]
[TD]şöhretperest: şöhret düşkünü
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Eylül 2011: 13:59 #795908Anonim
edecek derecede bir iştirak yok. Onun için, bunlar ne kadar fena bir meslekte de gitseler, birbiriyle ittifak edebilirler.
Amma ehl-i din ve ashab-ı ilim ve erbab-ı tarikat ise, bunların herbirisinin vazifesi umuma baktığı gibi, muaccel ücretleri de taayyün ve tahassus etmediği ve herbirinin makam-ı içtimaîde ve teveccüh-ü nâsta ve hüsn-ü kabuldeki hissesi tahassus etmiyor. Bir makama çoklar namzet olur. Maddî ve mânevî herbir ücrete çok eller uzanabilir. O noktadan müzâhame ve rekabet tevellüt edip vifakı nifaka, ittifakı ihtilâfa tebdil eder.
İşte bu müthiş marazın merhemi, ilâcı, ihlâstır. Yani, hakperestliği nefisperestliğe tercih etmekle ve hakkın hatırı, nefsin ve enâniyetin hatırına galip gelmekle, 1 اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللهِ sırrına mazhar olup, nâstan gelen maddî ve mânevî ücretten istiğnâ etmekle HAŞİYE-1 2 وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلاَّ الْبَلاَغُ sırrına mazhar olup, hüsnü kabul ve hüsn-ü tesir
[NOT]Dipnot-1 Benim mükâfâtımı vermek ancak Allah’a aittir.” Yunus Sûresi, 10:72; Hûd Sûresi, 11:29; Sebe’ Sûresi, 34:47.
Haşiye-1 Sahabelerin senâ-i Kur’âniyeye mazhar olan îsâr hasletini kendine rehber etmek, yani, hediye ve sadakanın kabulünde başkasını kendine tercih etmek ve hizmet-i diniyenin mukabilinde gelen menfaat-i maddiyeyi istemeden ve kalben talep etmeden, sırf bir ihsan-ı İlâhî bilerek, nâstan minnet almayarak ve hizmet-i diniyenin mukabilinde de almamaktır. Çünkü, hizmet-i diniyenin mukabilinde dünyada birşey istenilmemeli ki, ihlâs kaçmasın. Çendan hakları var ki, ümmet onların maişetlerini temin etsin. Hem zekâta da müstehaktırlar. Fakat bu istenilmez, belki verilir. Verildiği vakit de “Hizmetimin ücretidir” denilmez. Mümkün olduğu kadar kanaatkârâne, başka ehil ve daha müstehak olanların nefsini kendi nefsine tercih etmek, وَيُؤْثِرُونَ عَلٰۤى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ[“Kendileri ihtiyaç halinde olsalar bile başkalarını kendi nefislerine tercih ederler.” Haşir Sûresi, 59:9] sırrına mazhariyetle, bu müthiş tehlikeden kurtulup ihlâsı kazanabilir.
Dipnot-2 “Peygambere düşen, ancak tebliğ etmekten ibarettir.” Nur Sûresi, 24:54.
[/NOT]
[TR]
[TABLE]
[TD]Sahabe: Hz. Peygamberi (a.s.m.) hayattayken görüp Müslüman olanlar
[/TD]
[TD]ashab-ı ilim: ilim sahipleri
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehil: layık
[/TD]
[TD]ehl-i din: dinine bağlı olanlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enâniyet: benlik, gurur
[/TD]
[TD]erbab-ı tarikat: kendini tarikata, tasavvufa verenler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fena: kötü, çirkin
[/TD]
[TD]hak: doğru ve gerçek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakperestlik: her zaman hakka taraftar olma
[/TD]
[TD]haslet: karakter, özellik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye: dipnot
[/TD]
[TD]hizmet-i diniye: din hizmeti
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüsn-ü kabul: güzel kabul görmek
[/TD]
[TD]hüsn-ü tesir: güzel, iyi tesir
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet
[/TD]
[TD]ihsan-ı İlâhî: Allah’ın ihsanı, ikramı, bağışı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık
[/TD]
[TD]istiğnâ: bir başkasına ihtiyaç duymama
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittifak: birlik, anlaşma
[/TD]
[TD]iştirak etmek: katılmak, ortaklık yapmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kanaatkârâne: kısmetine razı olarak, yetinerek
[/TD]
[TD]maddî: maddeyle alâkalı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maişet: geçim
[/TD]
[TD]makam: derece
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makam-ı içtimaî: sosyal hayattaki makam, mevki
[/TD]
[TD]maraz: hastalık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar olmak: ulaşmak, elde etmek
[/TD]
[TD]mazhariyet: elde etme, edinme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menfaat-i maddiye: maddi fayda, çıkar
[/TD]
[TD]minnet: iyilik karşısında kendini borçlu hissetmek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muaccel: peşin, hemen verilen
[/TD]
[TD]mukabil: karşılık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânevî: maddî olmayan
[/TD]
[TD]müstehak: hak etmiş, lâyık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müzâhame: bir yere yığılıp bir birine zahmet verme
[/TD]
[TD]namzet: aday
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefisperestlik: nefsin arzu ve isteklerine çok düşkün olma
[/TD]
[TD]nefs: insanı kötülüğe, maddî ve hazır lezzetlere yönlendiren duygu
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nifak: ayrılık, dağılma
[/TD]
[TD]nâs: insanlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sadaka: Allah rızası için ihtiyaç sahibi kişilere yapılan yardım
[/TD]
[TD]senâ-i Kur’âniye: Kur’ânın övgüsü
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taayyün etmek: belirli hâle gelmek
[/TD]
[TD]tahassus etmek: belirlenmek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebdil etmek: değiştirmek
[/TD]
[TD]teveccüh-ü nâs: insanların ilgi göstermesi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevellüt etmek: ortaya çıkmak, doğmak
[/TD]
[TD]umum: genel
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vifak: bir araya gelme
[/TD]
[TD]çendan: gerçi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Eylül 2011: 14:01 #795909Anonim
ve teveccüh-ü nâsı kazanmak noktalarının Cenâb-ı Hakkın vazifesi ve ihsanı olduğunu ve kendi vazifesi olan tebliğde dahil olmadığını ve lâzım da olmadığını ve onunla mükellef olmadığını bilmekle ihlâsa muvaffak olur. Yoksa ihlâsı kaçırır.
İKİNCİ SEBEP
Ehl-i dalâletin zilletindendir ittifakları; ehl-i hidayetin izzetindendir ihtilâfları. Yani, ehl-i gaflet olan ehl-i dünya ve ehl-i dalâlet, hak ve hakikate istinad etmedikleri için, zayıf ve zelildirler. Tezellül için, kuvvet almaya muhtaçtırlar. Bu ihtiyaçtan, başkasının muavenet ve ittifakına samimî yapışırlar. Hattâ, meslekleri dalâlet ise de, yine ittifakı muhafaza ederler. Adeta o haksızlıkta bir hakperestlik, o dalâlette bir ihlâs, o dinsizlikte dinsizdârâne bir taassup ve o nifakta bir vifak yaparlar, muvaffak olurlar. Çünkü samimî bir ihlâs, şerde dahi olsa neticesiz kalmaz. Evet, ihlâs ile kim ne isterse Allah verir. HAŞİYE-1
Amma ehl-i hidayet ve diyanet ve ehl-i ilim ve tarikat, hak ve hakikate istinad ettikleri için ve herbiri bizzat tarik-i hakta yalnız Rabbini düşünüp tevfikine itimad ederek gittiklerinden, mânen o meslekten gelen izzetleri var. Zaaf hissettiği vakit, insanların yerine Rabbisine müracaat eder, medet Ondan ister. Meşreplerin ihtilâfıyla, zâhir-i meşrebine muhalif olana karşı muavenet ihtiyacını tam hissetmiyor, ittifaka ihtiyacını göremiyor. Belki hodgâmlık ve enâniyet varsa, kendini haklı ve muhalifini haksız tevehhüm ederek, ittifak ve muhabbet yerine, ihtilâf ve rekabet ortaya girer. İhlâsı kaçırır, vazifesi zîrüzeber olur.
İşte bu müthiş sebebin verdiği vahîm neticeleri görmemenin yegâne çaresi, Dokuz Emirdir.
[NOT]Haşiye-1 Evet, “Men talebe ve cedde, vecede” bir düstur-u hakikattir. Külliyeti geniş ve genişliği mesleğimize de şâmil olabilir.
[/NOT]
[TR]
[TABLE]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
[/TD]
[TD]Rab: her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık
[/TD]
[TD]dinsizdârâne: dinsizcesine
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur-u hakikat: gerçeğe ulaştıran prensip
[/TD]
[TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i diyanet: dindar insanlar
[/TD]
[TD]ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olanlar
[/TD]
[TD]ehl-i hidayet: doğru yolda olanlar, iman etmiş olanlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i ilim: ilimle uğraşan kişiler, alimler
[/TD]
[TD]ehl-i tarikat: bir tarikata bağlı olanlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enâniyet: benlik, gurur
[/TD]
[TD]hak: doğru, gerçek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakperestlik: sadece doğruyu savunma
[/TD]
[TD]haşiye: dipnot
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hodgâmlık: bencillik
[/TD]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme, samimiyet
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsan: bağış, iyilik, lütuf
[/TD]
[TD]ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istinad etmek: dayanmak
[/TD]
[TD]itimad etmek: güvenmek, dayanmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittifak: anlaşma, birlik
[/TD]
[TD]izzet: değer, itibar, yücelik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]külliyet: geniş kapsamlı oluş
[/TD]
[TD]medet: yardım
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]men talebe ve cedde, vecede: kim birşeyi ister ve elde etmek için ciddî çalışırsa istediği şeye ulaşır
[/TD]
[TD]meşrep: hareket tarzı, metod
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muavenet: yardımlaşma
[/TD]
[TD]muhabbet: sevgi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhalif: aykırılık gösteren, uymayan
[/TD]
[TD]muvaffak: başarılı olma, erişme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânen: manevî olarak
[/TD]
[TD]mükellef: yükümlü
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müracaat etmek: başvurmak
[/TD]
[TD]netice: son, sonuç
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nifak: münafıklık, ikiyüzlülük
[/TD]
[TD]samimî: içten
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taassup: körü körüne bağlılık
[/TD]
[TD]tarik-i hak: hak ve hakikat yolu
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebliğ: bildirme
[/TD]
[TD]teveccüh-ü nâs: insanların ilgi göstermesi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevehhüm etmek: sanmak, zannetmek
[/TD]
[TD]tevfik: başarılı kılma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezellül: alçalma
[/TD]
[TD]vahîm: dehşet verici
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vazife: görev
[/TD]
[TD]vifak: dayanışma, uygun hareket etme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yegâne: tek
[/TD]
[TD]zaaf: zayıflık, kuvvetsizlik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zelil: alçak, aşağılık
[/TD]
[TD]zillet: hor ve hakir olma, aşağılanma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhir-i meşreb: hareket tarzının ve yöntemin dışa yansıyan görünümü
[/TD]
[TD]zîrüzeber olmak: alt üst olmak, dağılmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şer: kötülük
[/TD]
[TD]şâmil: içine alan, kapsamlı
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Eylül 2011: 14:03 #795910Anonim
1. Müsbet hareket etmektir ki, yani, kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka mesleklerin adâveti ve başkalarının tenkîsi, onun fikrine ve ilmine müdahale etmesin, onlarla meşgul olmasın.
2. Belki, daire-i İslâmiyet içinde, hangi meşrepte olursa olsun, medar-ı muhabbet ve uhuvvet ve ittifak olacak çok rabıta-i vahdet bulunduğunu düşünüp ittifak ederek,
3. Ve haklı her meslek sahibinin, başkasının mesleğine ilişmemek cihetinde hakkı ise, “Mesleğim haktır,” yahut “daha güzeldir” diyebilir. Yoksa, başkasının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini ima eden “Hak yalnız benim mesleğimdir” veyahut “Güzel benim meşrebimdir” diyemez olan insaf düsturunu rehber etmek,
4. Ve ehl-i hakla ittifak, tevfik-i İlâhînin bir sebebi ve diyanetteki izzetin bir medarı olduğunu düşünmekle,
5. Hem ehl-i dalâlet ve haksızlık, tesanüd sebebiyle, cemaat suretindeki kuvvetli bir şahs-ı mânevînin dehâsıyla hücumu zamanında, o şahs-ı mânevîye karşı, en kuvvetli ferdî olan mukavemetin mağlûp düştüğünü anlayıp, ehl-i hak tarafındaki ittifak ile bir şahs-ı mânevî çıkarıp, o müthiş şahs-ı mânevî-i dalâlete karşı hakkaniyeti muhafaza ettirmek,
6. Ve hakkı, bâtılın savletinden kurtarmak için,
7. Nefsini ve enâniyetini,
8. Ve yanlış düşündüğü izzetini,
9. Ve ehemmiyetsiz, rekabetkârâne hissiyatını terk etmekle ihlâsı kazanır, vazifesini hakkıyla ifa eder. HAŞİYE-1
[NOT]Haşiye-1 Hattâ, hadis-i sahihle, âhirzamanda İsevîlerin hakikî dindarları ehl-i Kur’ân ile ittifak edip, müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacakları gibi; şu zamanda dahi ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat, değil yalnız dindaşı, meslektaşı, kardeşi olanlarla samimî ittifak etmek, belki Hıristiyanların hakikî dindar ruhanîleriyle dahi, medar-ı ihtilâf noktaları muvakkaten medar-ı münakaşa ve nizâ etmeyerek, müşterek düşmanları olan mütecaviz dinsizlere karşı ittifaka muhtaçtırlar.
[/NOT]
[TR]
[TABLE]
[TD]Hıristiyan: (bk. bilgiler – Hıristiyanlık)
[/TD]
[TD]adâvet: düşmanlık, kin
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâtıl: doğru olmayan, hak olmayan
[/TD]
[TD]cemaat: topluluk, grup
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön, şekil
[/TD]
[TD]daire-i İslâmiyet: İslâm dairesi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehâ: olağanüstü zekâ ve akıl
[/TD]
[TD]diyanet: dine ait olan
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur: kural
[/TD]
[TD]ehl-i Kur’ân: Kur’ân’ın yolundan gidenler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
[/TD]
[TD]ehl-i diyanet: dindar kişiler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler
[/TD]
[TD]ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enâniyet: benlik, gurur
[/TD]
[TD]hadis-i sahih: hakkında şüphe edilmeyen ve doğruluğu kesin olarak bilinen Peygamberimizin sözleri
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hak: doğru, gerçek
[/TD]
[TD]hakkaniyet: doğruluk, haklı olmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye: dipnot
[/TD]
[TD]hissiyat: hisler, duygular
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ifa etmek: bir işi gerçekleştirmek, yerine getirmek
[/TD]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ima eden: işaret eden, dolaylı olarak ifade eden
[/TD]
[TD]insaf: vicdana uygun davranış
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittifak: anlaşma, birlik
[/TD]
[TD]izzet: değer, itibar, şeref
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar: dayanak noktası, kaynak
[/TD]
[TD]medar-ı ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık sebebi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar-ı muhabbet: sevgi kaynağı
[/TD]
[TD]medar-ı münakaşa: tartışma sebebi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meslek: yol, metod
[/TD]
[TD]meşrep: mânevî zevk ve haz alınan yol, metod
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhabbet: sevgi
[/TD]
[TD]muhafaza: koruma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukavemet: dayanma, karşı koyma
[/TD]
[TD]muvakkaten: geçici olarak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müsbet: olumlu
[/TD]
[TD]mütecaviz: saldırgan, haddi aşan
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefs: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu
[/TD]
[TD]nizâ: kavga, uyuşmazlık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rabıta-i vahdet: birlik bağı
[/TD]
[TD]rekabetkârâne: rekabet edercesine
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ruhanî: Hıristiyan din adamı
[/TD]
[TD]savlet: şiddetli hücum
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, şekil
[/TD]
[TD]tenkîs etme: değerini düşürme, eksik görme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesanüd: dayanışma
[/TD]
[TD]tevfik-i İlâhî: Allah’ın yardım ederek başarılı kılması
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]uhuvvet: kardeşlik
[/TD]
[TD]zındık: dinsiz
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhirzaman: kıyamete en yakın olan zaman dilimi
[/TD]
[TD]İsevî: Hıristiyan
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şahs-ı mânevî: belli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen manevî kişilik
[/TD]
[TD]şahs-ı mânevî-i dalâlet: inkârcılığı yaymaya çalışan kişilerden oluşan manevî kişilik
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
[TR]
[TABLE]
[/TR]
[/TABLE]
2 Eylül 2011: 14:05 #795911Anonim
ÜÇÜNCÜ SEBEP
Ehl-i hakkın ihtilâfı himmetsizlikten ve aşağılıktan ve ehl-i dalâletin ittifakı ulüvv-ü himmetten değildir. Belki ehl-i hidayetin ihtilâfı, ulüvv-ü himmetin sû-i istimalinden ve ehl-i dalâletin ittifakı, himmetsizlikten gelen zaaf ve aczdendir.
Ehl-i hidayeti, ulüvv-ü himmetten sû-i istimale ve dolayısıyla ihtilâfa ve rekabete sevk eden, âhiret nokta-i nazarında bir haslet-i memdûha sayılan hırs-ı sevap ve vazife-i uhreviyede kanaatsizlik cihetinden ileri geliyor. Yani, “Bu sevabı ben kazanayım, bu insanları ben irşad edeyim, benim sözümü dinlesinler” diye, karşısındaki hakikî kardeşi ve cidden muhabbet ve muavenetine ve uhuvvetine ve yardımına muhtaç bir zâta karşı rekabetkârâne vaziyet alır. “Şakirtlerim niçin onun yanına gidiyorlar? Niçin onun kadar şakirtlerim bulunmuyor?” diye, enâniyeti oradan fırsat bulup, mezmûm bir haslet olan hubb-u câha temayül ettirir, ihlâsı kaçırır, riyâ kapısını açar.
İşte bu hatanın ve bu yaranın ve bu müthiş maraz-ı ruhanînin ilâcı şudur ki:
Cenâb-ı Hakkın rızası ihlâs ile kazanılır; kesret-i etbâ’ ile ve fazla muvaffakiyetle değildir. Çünkü onlar, vazife-i İlâhiyeye ait olduğu için, istenilmez, belki bazan verilir. Evet, bazan birtek kelime sebeb-i necat ve medar-ı rıza olur. Kemiyetin ehemmiyeti o kadar medar-ı nazar olmamalı. Çünkü bazan birtek adamın irşadı, bin adamın irşadı kadar rıza-yı İlâhîye medar olur.
Hem ihlâs ve hakperestlik ise, Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine taraftar olmaktır. Yoksa, “Benden ders alıp sevap kazandırsınlar” düşüncesi, nefsin ve enâniyetin bir hilesidir.
Ey sevaba hırslı ve a’mâl-i uhreviyeye kanaatsiz insan! Bazı peygamberler
[TR]
[TABLE]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
[/TD]
[TD]a’mâl-i uhreviye: âhirete ait sevap kazandıran işler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acz: güçsüzlük
[/TD]
[TD]cihet: yön
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyet: değer, önem
[/TD]
[TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i hak: doğru ve hak yolda olanlar
[/TD]
[TD]ehl-i hidayet: doğru yolda olanlar, iman etmiş olanlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enâniyet: benlik, gurur
[/TD]
[TD]hakikî: asıl, gerçek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakperestlik: sadece doğruyu savunma
[/TD]
[TD]haslet: huy, özellik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haslet-i memdûha: övülmüş huy
[/TD]
[TD]himmetsizlik: gayretsizlik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hubb-u câh: makam, mevki sevgisi
[/TD]
[TD]hırs-ı sevap: sevap kazanmak için gösterilen hırs
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
[/TD]
[TD]ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irşad etmek: doğru yolu göstermek
[/TD]
[TD]istifade: yararlanma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittibâ: uyma, arkasından gitme
[/TD]
[TD]ittifak: anlaşma, birlik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kanaatsizlik: yetinmeme
[/TD]
[TD]kemiyet: sayıca çokluk, nicelik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesret-i etbâ’: taraftar olanların sayıca çokluğu
[/TD]
[TD]mahdut: sınırlı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maraz-ı ruhanî: ruhî hastalık
[/TD]
[TD]medar: dayanak noktası, kaynak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar-ı nazar: önemseme sebebi
[/TD]
[TD]medar-ı rıza: razı, memnun olma sebebi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mezmûm: aşağılanmış, kınanmış
[/TD]
[TD]muavenet: yardım
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhabbet: sevgi
[/TD]
[TD]muvaffakiyet: başarı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefs: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu
[/TD]
[TD]nokta-i nazar: bakış açısı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rekabetkârâne: rekabet edercesine
[/TD]
[TD]riyâ: gösteriş
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rıza: hoşnut olma
[/TD]
[TD]rıza-yı İlâhî: Allah’ın rızası, hoşnutluğu
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sebeb-i necat: kurtuluş nedeni
[/TD]
[TD]sevk eden: yönlendiren
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sû-i istimal: bir şeyi kötüye kullanma
[/TD]
[TD]temayül etmek: eğilim ve istek göstermek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]uhuvvet: kardeşlik
[/TD]
[TD]ulüvv-ü himmet: çok gayretli olmak, yüksek himmet sahibi olmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vazife-i uhreviye: karşılığı âhirette alınacak görev
[/TD]
[TD]vazife-i İlâhiye: İlâhî görev
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaziyet: durum, tavır
[/TD]
[TD]zaaf: zayıflık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zât: kişi
[/TD]
[TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şakirt: talebe
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Eylül 2011: 14:54 #795920Anonim
peygamberlik vazife-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almışlar. Demek hüner, kesret-i etbâ’ ile değildir. Belki hüner, rıza-yı İlâhîyi kazanmakladır. Sen neci oluyorsun ki, böyle hırsla “Herkes beni dinlesin?” diye, vazifeni unutup vazife-i İlâhiyeye karışıyorsun? Kabul ettirmek, senin etrafına halkı toplamak Cenâb-ı Hakkın vazifesidir. Vazifeni yap, Allah’ın vazifesine karışma.
Hem hak ve hakikati dinleyen ve söyleyene sevap kazandıranlar yalnız insanlar değildir. Cenâb-ı Hakkın zîşuur mahlûkları ve ruhanîleri ve melâikeleri kâinatı doldurmuş, her tarafı şenlendirmişler. Madem çok sevap istersin; ihlâsı esas tut ve yalnız rıza-yı İlâhîyi düşün. Tâ ki senin ağzından çıkan mübarek kelimelerin havadaki efradları, ihlâs ile ve niyet-i sadıka ile hayatlansın, canlansın, hadsiz zîşuurun kulaklarına gidip onları nurlandırsın, sana da sevap kazandırsın. Çünkü, meselâ sen “Elhamdü lillâh” dedin. Bu kelâm, milyonlarla büyük küçük Elhamdü lillâh kelimeleri, havada izn-i İlâhî ile yazılır. Nakkaş-ı Hakîm abes ve israf yapmadığı için, o kesretli mübarek kelimeleri dinleyecek kadar hadsiz kulakları halk etmiş. Eğer ihlâs ile, niyet-i sadıka ile o havadaki kelimeler hayatlansalar, lezzetli birer meyve gibi ruhanîlerin kulaklarına girer. Eğer rıza-yı İlâhî ve ihlâs o havadaki kelimelere hayat vermezse, dinlenilmez. Sevap da yalnız ağızdaki kelimeye münhasır kalır. Seslerinin ziyade güzel olmadığından, dinleyenlerin azlığından sıkılan hafızların kulakları çınlasın!
DÖRDÜNCÜ SEBEP
Ehl-i hidayetin rekabetkârâne ihtilâfı, âkıbeti düşünmemekten ve kasr-ı nazardan olmadığı gibi; ehl-i dalâletin samimâne ittifakları, âkıbet-endişlikten ve yüksek nazardan değildir. Belki ehl-i hidayet, hak ve hakikatin tesiriyle, nefsin kör hissiyatına kapılmayarak, kalbin ve aklın dûr-endişâne temayülâtına tâbi olmakla beraber, istikameti ve ihlâsı muhafaza edemediklerinden, o yüksek makamı muhafaza edemeyip ihtilâfa düşüyorlar. Ehl-i dalâlet ise, nefsin ve hevânın
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah
[/TD]
[TD]Elhamdü lillâh: hamd ve şükür yalnızca Allah’a mahsustur
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Nakkaş-ı Hakîm: varlıkları sanatlı nakışlarla donatan ve her şeyi hikmetle, yerli yerinde yaratan Allah
[/TD]
[TD]abes: boş ve faydasız
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dûr-endişâne: gelecek endişesiyle
[/TD]
[TD]efrad: fertler, bireyler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
[/TD]
[TD]ehl-i hidayet: doğru yolda olanlar, iman etmiş olanlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esas: temel
[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hafız: Kur’ân-ı Kerimi ezberleyen kişi
[/TD]
[TD]hak: doğru, gerçek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: asıl, esas
[/TD]
[TD]halk etmek: yaratmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hevâ: gelip geçici arzu ve istekler
[/TD]
[TD]hissiyat: hisler, duygular
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüner: beceri
[/TD]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık
[/TD]
[TD]israf: savurganlık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istikamet: doğru yolda olma
[/TD]
[TD]ittifak: anlaşma, birlik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izn-i İlâhî: Allah’ın izni
[/TD]
[TD]kasr-ı nazar: kısa ve dar görüşlü olma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelâm: ifade, söz
[/TD]
[TD]kesret-i etbâ’: taraftar olanların sayıca çokluğu
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesretli: çok sayıda
[/TD]
[TD]kâinat: evren
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûk: yaratılmış, varlık
[/TD]
[TD]makam: derece
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melâike: melekler
[/TD]
[TD]muhafaza: koruma, yolda olma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübarek: bereketli, hayırlı
[/TD]
[TD]münhasır: sınırlı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefs: insanı kötülüğeve yasak zevklere yönelten duygu
[/TD]
[TD]niyet-i sadıka: doğru niyet ve düşünce
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rekabetkârâne: rekabet edercesine
[/TD]
[TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan mânevî varlık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rıza-yı İlâhî: Allah’ın rızası, hoşnutluğu
[/TD]
[TD]samimâne: içten, gönülden gelerek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temayülât: bir tarafa doğru meyletmeler, eğilimler
[/TD]
[TD]tesir: etki
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâbi olmak: bağlı olmak
[/TD]
[TD]vazife-i kudsiye: kutsal vazife
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vazife-i İlâhî: Allah’a ait görev
[/TD]
[TD]yüksek nazar: ileri görüşlü olma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyade: çok, fazla
[/TD]
[TD]zîşuur: şuur sahibi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âkıbet: netice, son
[/TD]
[TD]âkıbet-endişlik: gelecek konusunda endişeye kapılm
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Eylül 2011: 14:56 #795921Anonim
tesiriyle, kör ve âkıbeti görmeyen ve bir dirhem hazır lezzeti bir batman ilerideki lezzete tercih eden hissiyatın mukteziyatıyla, birbirine samimî olarak, muaccel bir menfaat ve hazır bir lezzet için şiddetli ittifak ediyorlar.
Evet, dünyevî ve hazır lezzet ve menfaat etrafında aşağı, kalbsiz nefisperestler samimî ittifak ve ittihad ediyorlar. Ehl-i hidayet, âhirete ait ve ileriye müteallik semerât-ı uhreviyeye ve kemâlâta, kalb ve aklın yüksek düsturlarıyla müteveccih oldukları için, esaslı bir istikamet ve tam bir ihlâs ve gayet fedakârâne bir ittihad ve ittifak olabilirken, enâniyetten tecerrüd edemedikleri için, ifrat ve tefrit yüzünden, ulvî bir menba-ı kuvvet olan ittifakı kaybedip, ihlâs da kırılır. Ve vazife-i uhreviye de zedelenir. Kolayca rıza-yı İlâhî de elde edilmez.
Bu mühim marazın merhemi ve ilâcı, “El-hubbu fillâh” sırrıyla, tarik-i hakta gidenlere refakatle iftihar etmek; ve arkalarından gitmek; ve imamlık şerefini onlara bırakmak; ve o hak yolunda kim olursa olsun kendinden daha iyi olduğunun ihtimaliyle enâniyetinden vazgeçip ihlâsı kazanmak; ve ihlâsla bir dirhem amel, ihlâssız batmanlarla amellere râcih olduğunu bilmekle ve tâbiiyeti dahi, sebeb-i mes’uliyet ve hatarlı olan metbûiyete tercih etmekle o marazdan kurtulur ve ihlâsı kazanır, vazife-i uhreviyesini hakkıyla yapabilir.
BEŞİNCİ SEBEP
Ehl-i hidayetin ihtilâfı ve adem-i ittifakı zaaflarından olmadığı gibi, ehl-i dalâletin kuvvetli ittifakı da kuvvetlerinden değildir. Belki ehl-i hidayetin ittifaksızlığı, iman-ı kâmilden gelen nokta-i istinad ve nokta-i istinaddan neş’et eden kuvvetten ileri geldiği gibi; ehl-i gaflet ve ehl-i dalâletin ittifakları, kalben nokta-i
[TABLE]
[TR]
[TD]adem-i ittifak: ittifaksızlık, birlik oluşturmamak
[/TD]
[TD]amel: dinin emirlerini yerine getirme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]batman: yaklaşık 8 kg ağırlığında bir ağırlık ölçüsü
[/TD]
[TD]dirhem: eskiden kullanılan ve 3 gramlık ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dünyevî: dünya ile ilgili
[/TD]
[TD]düstur: kural
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
[/TD]
[TD]ehl-i gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olanlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i hidayet: doğru yolda olanlar, iman etmiş olanlar
[/TD]
[TD]el-hubbu fillâh: Allah için sevmek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enâniyet: benlik, gurur
[/TD]
[TD]esaslı: sağlam temeller üzerine kurulu
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fedakârâne: fedakârca
[/TD]
[TD]hak: doğru, gerçek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hatarlı: tehlikeli
[/TD]
[TD]hissiyat: hisler, duygular
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ifrat: aşırılık, bir şeye aşırı ilgi gösterme
[/TD]
[TD]iftihar etmek: övünmek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
[/TD]
[TD]ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iman-ı kâmil: mükemmel iman
[/TD]
[TD]istikamet: doğru yolda olma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittifak: anlaşma, birlik
[/TD]
[TD]ittifaksızlık: birlik oluşturmamak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittihad etmek: birlik oluşturmak
[/TD]
[TD]kalben: kalp yoluyla
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâlât: mükemmel özellikler
[/TD]
[TD]maraz: hastalık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menba-ı kuvvet: kuvvet kaynağı
[/TD]
[TD]menfaat: fayda, çıkar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]metbûiyet: başkalarının kendisine uyması, tâbi olunan kimse
[/TD]
[TD]muaccel: peşin, hemen verilen
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukteziyat: bir şeyin gerekli neticeleri
[/TD]
[TD]mühim: önemli
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müteallik: alakalı, ilgili
[/TD]
[TD]müteveccih: yönelen
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefisperest: nefsin arzu ve isteklerine çok düşkün olan
[/TD]
[TD]neş’et eden: kaynaklanan
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nokta-i istinad: dayanak noktası
[/TD]
[TD]refakat: arkadaşlık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]râcih: üstün gelen, tercih edilen
[/TD]
[TD]rıza-yı İlâhî: Allah’ın rızası, hoşnutluğu
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sebeb-i mes’uliyet: sorumluluk nedeni
[/TD]
[TD]semerât-ı uhreviye: âhirete ait meyveler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tarik-i hak: hak ve hakikat yolu
[/TD]
[TD]tecerrüd etmek: soyutlanmak, sıyrılmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefrit: bir şeye aşırı seviyede ilgisiz kalma
[/TD]
[TD]tesir: etki
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâbiiyet: bir başkasına uymak, tabii olmak
[/TD]
[TD]ulvî: yüce
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vazife-i uhreviye: âhirete ait görev
[/TD]
[TD]zaaf: zayıflık, güçsüzlük
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
[/TD]
[TD]âkıbet: netice, son
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Eylül 2011: 15:00 #795924Anonim
istinad bulmadıkları itibarıyla zaaf ve aczlerinden ileri gelmiştir. Çünkü zayıflar ittifaka muhtaç oldukları için kuvvetli ittifak ederler. Kavîler, ihtiyacı tam hissetmediklerinden, ittifakları zayıftır. Arslanlar, tilkiler gibi ittifaka muhtaç olmadıkları için ferdî yaşıyorlar. Yabanî keçiler, kurtlardan muhafaza için, bir sürü teşkil ederler.
Demek zayıfların cemiyeti ve şahs-ı mânevîsi kavî olduğu gibi, HAŞİYE-1 kavîlerin cemiyeti ve şahs-ı mânevîsi ise zayıftır. Bu sırra bir işaret-i lâtife ve zarif bir nükte-i Kur’âniyedir ki, ferman etmiş: 1 وَقَالَ نِسْوَةٌ فِى الْمَدِينَةِ Müenneslerin cemaatine, iki katlı müennes olduğu halde, müzekker fiili olan قَالَ buyurması; hem 2 قَالَتِ اْلاَعْرَابُ buyurmakla, müzekkerlerin cemaatine, müennes fiili olan قَالَتِtabiriyle, lâtifâne işaret ediyor ki, zayıf ve halîm ve yumuşak kadınların cemiyeti kuvvetleşir, sertlik ve şiddet kesb edip bir nevi recüliyet kazanır. Müzekker fiilini iktiza ettiğinden,وَقَالَ نِسْوَةٌ 3 tabiriyle, gayet güzel düşmüş. Erkekler ise, hususan bedevî a’rab olsa, kuvvetlerine güvendikleri için, cemiyetleri zayıf olup hem ihtiyatkârlık, hem yumuşaklık vaziyetini aldığından, bir nevi kadınlık hâsiyeti takındıkları için, müennes fiilini iktiza ettiğinden, قَالَتِ اْلاَعْرَابُ müennes fiiliyle tabiri tam yerindedir.
[NOT]Haşiye-1 Avrupa komiteleri içinde en şiddetlisi ve en tesirlisi ve bir cihette en kuvvetlisi, cins-i lâtif ve zayıf ve nazik olan kadınların Amerika’daki Hukuk ve Hürriyet-i Nisvan Komitesi olduğu, hem milletler içinde az ve zayıf olan Ermenilerin komitesi, gösterdikleri kuvvetli fedakârâne vaziyetle bu müddeâmızı teyid ediyor.
Dipnot-1 “Şehirdeki kadınlar dedi ki:” Yusuf Sûresi, 12:12.
Dipnot-2 “Bedevîler dedi ki:” Hucurât Sûresi, 49:14.
Dipnot-3 “Kadınlar dedi ki:” Yusuf Sûresi, 12:12[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Amerika: (bk. bilgiler)
[/TD]
[TD]Avrupa: (bk. bilgiler)
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Ermeni: (bk. bilgiler – Ermeniler)
[/TD]
[TD]Hukuk ve Hürriyet-i Nisvan Komitesi: Kadın Hakları ve Hukuku Komitesi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acz: güçsüzlük
[/TD]
[TD]a’rab: vatanı çöl olan ve medeniyetten uzak yaşayan Arap
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bedevî: çölde yaşayan, göçebe
[/TD]
[TD]cemaat: topluluk, grup
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemiyet: topluluk, örgüt
[/TD]
[TD]cihet: yön
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cins-i lâtif: nâzik ve nazenin tür, kadınlar
[/TD]
[TD]fedakârâne: fedakârca
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferdî: tekil, yalnız
[/TD]
[TD]ferman etmek: buyurmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]halîm: yumuşak huylu
[/TD]
[TD]haşiye: dipnot
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususan: özellikle
[/TD]
[TD]hâsiyet: özellik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyatkâr: tedbirli
[/TD]
[TD]iktiza etmek: gerektirmek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itibarıyla: açısından
[/TD]
[TD]ittifak etmek: birleşmek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]işaret-i lâtife: güzel, ince işaret
[/TD]
[TD]kavî: güçlü, kuvvetli
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesb etmek: kazanmak
[/TD]
[TD]komite: bir maksat çerçevesinde toplanmış cemiyet
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâtifâne: hoş ve güzel bir şekilde
[/TD]
[TD]muhafaza: korunma, saklanma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müddeâ: iddia edilen şey
[/TD]
[TD]müennes: Arapça’da dişiliği ifade eden kalıp
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müzekker: Arapça dilbilgisinde erkekliği ifade eden kalıp
[/TD]
[TD]nevi: çeşit, tür
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nokta-i istinad: dayanak noktası
[/TD]
[TD]nükte-i Kur’âniye: Kur’ân’daki çok ince ve zarif bir mânâ
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]recüliyet: erkek olma
[/TD]
[TD]tabir: ifade, adlandırma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teyid etmek: doğrulamak, desteklemek
[/TD]
[TD]teşkil etmek: meydana getirmek, oluşturmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaziyet: durum, hal
[/TD]
[TD]yabanî: ehlileştirilmemiş, doğal ortamda yaşayan
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zaaf: zayıflık
[/TD]
[TD]şahs-ı mânevî: belli bir kişi olmayıp, bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Eylül 2011: 15:04 #795926Anonim
Evet, ehl-i hak, gayet kuvvetli bir nokta-i istinad olan iman-ı billâhtan gelen tevekkül ve teslimle, başkalara arz-ı ihtiyaç edip muavenet ve yardımlarını istemez. İstese de gayet fedakârâne yapışmaz. Ehl-i dünya, dünya işlerinde hakikî nokta-i istinadlarından gaflet ettiklerinden, zaaf ve acze düşüp, şiddetli bir surette yardımcılara ihtiyacını hisseder; samimâne, belki fedakârâne ittifak ederler.
İşte, ehl-i hak, ittifaktaki hak kuvvetini düşünmediklerinden ve aramadıklarından, haksız ve muzır bir netice olan ihtilâfa düşerler. Haksız ehl-i dalâlet ise, ittifaktaki kuvveti, aczleri vasıtasıyla hissettiklerinden, gayet mühim bir vesile-i makasıd olan ittifakı elde etmişler.
İşte, ehl-i hakkın bu haksız ihtilâf marazının merhemi ve ilâcı,1 وَلاَ تَنَازَعوُا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ âyetindeki şiddetli nehy-i İlâhî, 2 وَتَعَاوَنوُا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوى âyetinde, hayat-ı içtimaiyece gayet hikmetli emr-i İlâhîyi düstur-u hareket etmek; ve ihtilâfın İslâmiyete ne derece zararlı olduğunu ve ehl-i dalâletin ehl-i hakka galebesini ne derece teshil ettiğini düşünüp, kemâl-ı zaaf ve acz ile, o ehl-i hakkın kafilesine fedakârâne, samimâne iltihak etmektir, şahsiyetini unutmakla riyâ ve tasannudan kurtulup ihlâsı elde etmektir.
ALTINCI SEBEP
Ehl-i hakkın ihtilâfı nâmertliklerinden, himmetsizliklerinden, hamiyetsizliklerinden olmadığı gibi; gafletli ehl-i dünyanın ve ehl-i dalâletin hayat-ı dünyeviyeye ait işlerde samimâne ittifakları dahi mertlikten, hamiyetten, himmetten değildir. Belki, ehl-i hakkın, ekseriyetle âhirete ait olan faydaları düşünmekle, o
[NOT]Dipnot-1 “İhtilâfa düşmeyin; sonra cesaretiniz kırılır, kuvvetiniz elden gider.” Enfâl Sûresi, 8:46.Dipnot-2 “Birbirinizle iyilik ve takvâda yardımlaşın.” Mâide Sûresi, 5:2.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]acz: güçsüzlük
[/TD]
[TD]arz-ı ihtiyaç etmek: ihtiyacını bildirmek, muhtaç olduğunu söylemek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur-u hareket: hareket prensibi
[/TD]
[TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
[/TD]
[TD]ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ekseriyetle: çoğunlukla
[/TD]
[TD]emr-i İlâhî: Allah’ın emri
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fedakârâne: fedakârca
[/TD]
[TD]gaflet: Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]galebe: üstün gelme
[/TD]
[TD]gayet: çok
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hak: doğru, gerçek
[/TD]
[TD]hakikî: asıl, gerçek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hamiyet: mukaddes değerleri koruma duygusu ve gayreti
[/TD]
[TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı içtimaiye: toplumsal hayat
[/TD]
[TD]hikmetli: içinde derin hakikatlerin bulunduğu bir şekilde
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]himmet: ciddî gayret
[/TD]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık
[/TD]
[TD]iltihak etmek: katılmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iman-ı billâh: Allah’a iman
[/TD]
[TD]ittifak: anlaşma, birlik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kafile: grup, topluluk
[/TD]
[TD]kemâl-ı zaaf ve acz: tam bir zayıflık ve güçsüzlük
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maraz: hastalık
[/TD]
[TD]muavenet: yardım
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muzır: zararlı
[/TD]
[TD]mühim: önemli
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nehy-i İlâhî: Allah’ın yasaklaması
[/TD]
[TD]netice: son
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nokta-i istinad: dayanak noktası
[/TD]
[TD]nâmertlik: alçaklık, korkaklık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]riyâ: gösteriş
[/TD]
[TD]samimâne: samimi, içten bir şekilde
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, şekil
[/TD]
[TD]tasannu: yapmacık harekette bulunmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teshil etmek: kolaylaştırmak
[/TD]
[TD]tevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vasıta: araç
[/TD]
[TD]vesile-i makasıd: hedeflere ulaşma aracı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zaaf: zayıflık
[/TD]
[TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyet: Kur’an’da yer alan her bir cümle
[/TD]
[TD]şahsiyet: kişilik
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Eylül 2011: 15:07 #795928Anonim
ehemmiyetli ve kesretli meselelere hamiyeti, himmeti, mertliği inkısam eder. Hakikî sermaye olan vaktini bir meseleye sarf etmediği için, meslektaşlarıyla ittifakı muhkemleşmiyor. Çünkü meseleler çok, daire dahi geniştir.
Gafletli ehl-i dünya ise, yalnız hayat-ı dünyeviyeyi düşündüklerinden, bütün hissiyatıyla ve ruh ve kalbiyle, şiddetli bir surette hayat-ı dünyeviyeye ait meselelere sarılır. Ve o meselede ona yardım edene kuvvetli yapışır. Ve hakikat nokta-i nazarında beş paraya değmeyen ve ehl-i hak ona on para kıymet vermeyen meselelere, divane olmuş elmasçı bir Yahudinin beş paralık cam parçasına beş lira fiyat verdiği gibi, beş yüz lira kıymetindeki vaktini o meseleye hasreder. Elbette bu kadar fiyat verip ve şiddetli hissiyatla sarılmak, bâtıl yolunda dahi olsa, samimî bir ihlâs olduğundan, o meselede muvaffak olur ve ehl-i hakka galebe eder. Bu galebe neticesinde ehl-i hak zillete ve mahkûmiyete ve tasannua ve riyâya düşüp ihlâsı kaybeder. O nâmert, himmetsiz, hamiyetsiz bir kısım ehl-i dünyaya dalkavukluk etmeye mecbur olur.
Ey ehl-i hak! Ey hakperest ehl-i şeriat ve ehl-i hakikat ve ehl-i tarikat! Bu müthiş maraz-ı ihtilâfa karşı birbirinizin kusurunu görmeyerek, yekdiğerinizin ayıbına karşı gözünüzü yumunuz.
1 وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا edeb-i Furkanî ile edepleniniz. Ve haricî düşmanın hücumunda dahilî münakaşâtı terk etmek ve ehl-i hakkı sukuttan ve zilletten kurtarmayı en birinci ve en mühim bir vazife-i uhreviye telâkki edip, yüzer âyât ve ehâdis-i Nebeviyenin şiddetle emrettikleri uhuvvet, muhabbet ve teavünü yapıp, bütün hissiyatınızla, ehl-i dünyadan daha şiddetli bir surette
[NOT]Dipnot-1 “Onlar boş sözlerle, çirkin davranışlarla karşılaştıkları zaman, izzet ve şereflerini muhafaza ederek oradan geçip giderler.” Furkan Sûresi, 25:72.
[/NOT]
[TR]
[TABLE]
[TD]Yahudi: (bk. bilgiler – Yahudilik)
[/TD]
[TD]bâtıl: hak olmayan, dine aykırı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dahilî münakaşât: iç tartışmalar
[/TD]
[TD]dalkavukluk: kendisine çıkar ve yarar sağlayacak olan kimselere aşırı saygı ve hayranlığını göstererek yaranmaya çalışma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]divane: akılsız, şaşkın
[/TD]
[TD]edeb-i Furkanî: hak ile batılı, doğru ile yanlışı ayıran Kur’ân-ı Kerim’in ortaya koyduğu bir ahlâk kuralı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]edeplenmek: terbiye ve güzel ahlâk sahibi olmak
[/TD]
[TD]ehemmiyetli: değerli, önemli
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
[/TD]
[TD]ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler, Müslümanlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler
[/TD]
[TD]ehl-i tarikat: tarikata mensup olanlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i şeriat: Allah’ın emir ve yasaklarını özenle yerine getirenler
[/TD]
[TD]ehâdis-i Nebeviye: Hz. Peygamber (a.s.m.) tarafından söylenen sözler, hadisler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gaflet: Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli
[/TD]
[TD]galebe etmek: üstün gelmek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek, esas
[/TD]
[TD]hakikî: asıl, gerçek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakperest: sadece doğruyu savunmaya çalışan
[/TD]
[TD]hamiyet: mukaddes değerleri koruma duygusu ve gayreti içinde olma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haricî: dıştan gelen
[/TD]
[TD]hasretmek: bir mesele üzerinde yoğunlaşmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı
[/TD]
[TD]himmet: ciddi gayret
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hissiyat: hisler, duygular
[/TD]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkısam etmek: bölmek, kısımlara ayırmak
[/TD]
[TD]kesretli: çok sayıda olan
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahkûmiyet: hükümlülük, belli bir cezaya çarptırılma
[/TD]
[TD]maraz-ı ihtilâf: anlaşmazlığa düşme hastalığı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mecbur: zorunlu
[/TD]
[TD]muhabbet: sevgi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhkemleşmek: sağlam ve sarsılmaz olmak
[/TD]
[TD]muvaffak olmak: başarmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mühim: önemli
[/TD]
[TD]nokta-i nazar: bakış açısı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâmert: mert olmayan, alçak
[/TD]
[TD]riyâ: gösteriş
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sarf etme: harcama
[/TD]
[TD]sukut: alçalış, düşüş
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, şekil
[/TD]
[TD]tasannu: yapmacık harekette bulunma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teavün: yardımlaşma
[/TD]
[TD]telâkki etmek: kabul etmek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]uhuvvet: kardeşlik
[/TD]
[TD]vazife-i uhreviye: âhirete ait görev
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yekdiğeri: bir başkası
[/TD]
[TD]zillet: hor, hakir, aşağılanma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyât: âyetler
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Eylül 2011: 15:08 #795930Anonim
meslektaşlarınızla ve dindaşlarınızla ittifak ediniz, yani, ihtilâfa düşmeyiniz. “Böyle küçük meseleler için kıymettar vaktimi sarf etmektense, o çok kıymetli vaktimi zikir ve fikir gibi kıymettar şeylere sarf edeceğim” deyip çekilerek ittifakı zayıflaştırmayınız. Çünkü bu mânevî cihadda küçük mesele zannettiğiniz, çok büyük olabilir. Bir neferin, bir saatte, mühim ve hususî şerâit dahilindeki nöbeti bir sene ibadet hükmüne bazan geçmesi gibi, bu ehl-i hakkın mağlûbiyeti zamanında, mânevî mücahede mesâilinde, küçük bir meseleye sarf olunan senin kıymettar bir günün, o neferin o saati gibi bin derece kıymet alabilir, bir günün bin gün olabilir. Madem liveçhillâhtır, o işin küçüğüne, büyüğüne, kıymetli ve kıymetsizliğine bakılmaz. İhlâs ve rıza-yı İlâhî yolunda zerre, yıldız gibi olur. Vesilenin mahiyetine bakılmaz, neticesine bakılır. Madem neticesi rıza-yı İlâhîdir ve mayası ihlâstır; o küçük değildir, büyüktür.
YEDİNCİ SEBEP
Ehl-i hak ve hakikatin ihtilâf ve rekabetleri kıskançlıktan ve hırs-ı dünyadan gelmediği gibi, ehl-i dünyanın ve ehl-i gafletin ittifakları dahi civanmertlikten ve ulüvv-ü cenaptan değildir. Belki ehl-i hakikat, hakikatten gelen ulüvv-ü cenap ve ulüvv-ü himmet ve tarik-i hakta memdûh olan müsabakayı tam muhafaza edemediklerinden ve nâehillerin girmesi yüzünden bir derece sû-i istimal ettiklerinden, rekabetkârâne ihtilâfa düşüp hem kendine, hem cemaat-i İslâmiyeye ehemmiyetli zarar olmuş.
Ehl-i gaflet ve ehl-i dalâlet ise, meftun oldukları menfaatlerini kaçırmamak ve menfaat için perestiş ettikleri reislerini ve arkadaşlarını küstürmemek için, zilletlerinden ve nâmertliklerinden, hamiyetsizliklerinden, mutlak arkadaşlarıyla-hattâ denî ve hain ve muzır olsalar dahi hâlisâne ittihad, hem menfaat etrafında toplanan—ne şekilde olursa olsun—şerikleriyle samimâne ittifak ederler, samimiyet neticesi olarak istifade ederler.
[TR]
[TABLE]
[TD]cemaat-i İslâmiye: İslâm toplumu
[/TD]
[TD]civanmert: yiğit, mert
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dahil: iç
[/TD]
[TD]denî: alçak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyetli: önemli
[/TD]
[TD]ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olanlar
[/TD]
[TD]ehl-i gaflet ve dalâlet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olanlar ve hak yoldan sapan inançsız kişiler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler
[/TD]
[TD]ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fikir: düşünme, tefekkür etme
[/TD]
[TD]hamiyetsizlik: hamiyetsiz olma, mukaddes değerleri koruma duygusu ve gayreti içinde olmama
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususî: özel
[/TD]
[TD]hâlisâne: ihlâslı bir şekilde, karşılık beklemeksizin
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hırs-ı dünya: dünya nimetlerine karşı gösterilen açgözlülük
[/TD]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık
[/TD]
[TD]ittifak: anlaşma, birlik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittihad: birlik, birleşme
[/TD]
[TD]kıymettar: değerli
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]liveçhillâh: Allah için
[/TD]
[TD]mahiyet: nitelik, özellik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mağlûbiyet: yenilgi
[/TD]
[TD]meftun: düşkün, tutkun
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]memdûh: övülmüş
[/TD]
[TD]menfaat: fayda, yarar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mesâil: meseleler
[/TD]
[TD]muhafaza: koruma, saklama
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mutlak: kesin
[/TD]
[TD]muzır: zararlı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânevî cihad: nefis ve şeytana karşı yapılan mücadele
[/TD]
[TD]mânevî mücahede: nefis ve şeytana karşı yapılan cihad, mücadele
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mühim: önemli
[/TD]
[TD]müsabaka: yarışma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefer: asker
[/TD]
[TD]netice: son, sonuç
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâehil: bir şey hakkında ehil olmayan
[/TD]
[TD]nâmertlik: mertçe davranmamak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]perestiş etmek: aşırı derece sevmek ve bağlanmak
[/TD]
[TD]reis: başkan
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rekabetkârâne: rekabet edercesine
[/TD]
[TD]rıza-yı İlâhî: Allah’ın rızası
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]samimâne: samimi bir şekilde
[/TD]
[TD]sarf etmek: harcamak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sû-i istimal: bir şeyi kötüye kullanma
[/TD]
[TD]tarik-i hak: hak ve hakikat yolu
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulüvv-ü cenap: yüksek şeref sahibi
[/TD]
[TD]ulüvv-ü himmet: çok gayretli olmak, yüksek himmet sahibi olmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerre: atom
[/TD]
[TD]zikir: Allah’ı anma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zillet: hor, hakir, aşağılanma
[/TD]
[TD]şerik: ortak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şerâit: şartlar
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Eylül 2011: 15:11 #795932Anonim
İşte, ey musibetzede ve ihtilâfa düşmüş ehl-i hak ve ashab-ı hakikat! Bu musibet zamanında ihlâsı kaçırdığınızdan ve rıza-yı İlâhîyi münhasıran gaye-i maksat yapmadığınızdan, ehl-i hakkın bu zillet ve mağlûbiyetine sebebiyet verdiniz.
Umûr-u diniye ve uhreviyede rekabet, gıpta, haset ve kıskançlık olmamalı. Ve hakikat nokta-i nazarında olamaz. Çünkü kıskançlık ve hasedin sebebi: Birtek şeye çok eller uzanmasından ve birtek makama çok gözler dikilmesinden ve birtek ekmeği çok mideler istemesinden, müzâhame münakaşa, müsabaka sebebiyle gıptaya, sonra kıskançlığa düşerler. Dünyada bir şey-i vâhide çoklar talip olduğundan ve dünya dar ve muvakkat olması sebebiyle insanın hadsiz arzularını tatmin edemediği için, rekabete düşüyorlar. Fakat, âhirette tek bir adama beş yüz seneHAŞİYE-1 mesafelik bir cennet ihsan edilmesi ve yetmiş bin kasır ve huriler
[NOT]Haşiye-1 Mühim bir taraftan ehemmiyetli bir sual: Rivayette gelmiş ki, Cennette bir adama beş yüz senelik bir cennet verilir. Bu hakikat akl-ı dünyevînin havsalasında nasıl yerleşir? Elcevap: Nasıl ki bu dünyada herkesin dünya kadar hususî ve muvakkat bir dünyası var. Ve o dünyanın direği onun hayatıdır. Ve zâhirî ve bâtınî duygularıyla o dünyasından istifade eder. “Güneş bir lâmbam, yıldızlar mumlarımdır” der. Başka mahlûkat ve zîruhlar bulunmaları, o adamın mâlikiyetine mâni olmadıkları gibi, bilâkis, onun hususî dünyasını şenlendiriyorlar, ziynetlendiriyorlar. Aynen öyle de—fakat binler derece yüksek—herbir mü’min için binler kasır ve hurileri ihtiva eden has bahçesinden başka, umumî Cennetten beş yüz sene genişliğinde birer hususî cenneti vardır. Derecesi nisbetinde inkişaf eden hissiyatıyla, duygularıyla, Cennete ve ebediyete lâyık bir surette istifade eder. Başkaların iştiraki, onun mâlikiyetine ve istifadesine noksan vermedikleri gibi, kuvvet verirler. Ve hususî ve geniş cennetini ziynetlendiriyorlar. Evet, bu dünyada bir adam, bir saatlik bir bahçeden ve bir günlük bir seyrangâhtan ve bir aylık bir memleketten ve bir senelik bir mesiregâhta seyahatinden ağzıyla, kulağıyla, gözüyle, zevkiyle, zâikasıyla, sair duygularıyla istifade ettiği gibi, aynen öyle de, fakat bir saatlik bir bahçeden ancak istifade eden bu fâni memleketteki kuvve-i şâmme ve kuvve-i zâika, o bâki memlekette bir senelik bahçeden aynı istifadeyi eder. Ve burada bir senelik mesiregâhtan ancak istifade edebilen bir kuvve-i bâsıra ve kuvve-i sâmia, orada beş yüz senelik mesiregâhındaki seyahatten, o haşmetli, baştan başa ziynetli memlekete lâyık bir tarzda istifade eder. Her mü’min derecesine ve dünyada kazandığı sevaplar, haseneler nisbetinde inbisat ve inkişaf eden duygularıyla zevk alır, telezzüz eder, müstefid olur.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]akl-ı dünyevî: dünya aklı
[/TD]
[TD]ashab-ı hakikat: doğruları bilen hak ve hakikat sahipleri
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilâkis: tersine
[/TD]
[TD]bâki: devamlı olan, sonsuz
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâtınî: görünmeyen, iç
[/TD]
[TD]ebediyet: sonsuzluk
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyetli: önemli
[/TD]
[TD]ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fâni: geçici olan, ölümlü
[/TD]
[TD]gaye-i maksat: ulaşılmak istenen gaye, hedef
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gıpta: özenme, hayranlık duyma
[/TD]
[TD]hadsiz: sınırsız, sayısız
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: asıl, esas, gerçek
[/TD]
[TD]hasene: iyilik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haset: kıskançlık
[/TD]
[TD]havsala: anlama gücü
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye: dipnot
[/TD]
[TD]haşmetli: büyük, görkemli
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hissiyat: hisler, duygular
[/TD]
[TD]huri: Cennet kızı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
[/TD]
[TD]ihsan etmek: karşılıksız olarak nimet vermek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık
[/TD]
[TD]ihtiva etmek: içermek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inbisat etmek: genişlemek, yayılmak
[/TD]
[TD]inkişaf: ortaya çıkma, gelişme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştirak: ortak olma, katılma
[/TD]
[TD]kasır: saray, köşk
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kuvve-i bâsıra: görme duyusu
[/TD]
[TD]kuvve-i sâmia: işitme duyusu
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kuvve-i zâika: tad alma duyusu
[/TD]
[TD]kuvve-i şâmme: koku alma duyusu
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûkat: varlıklar
[/TD]
[TD]makam: derece, yer
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mesiregâh: gezinti yeri
[/TD]
[TD]musibet: belâ, büyük sıkıntı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musibetzede: musibete uğrayan
[/TD]
[TD]muvakkat: geçici
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâlikiyet: sahiplik
[/TD]
[TD]mü’min: Allah’a inanan
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münhasıran: bir şey üzerinde yoğunlaşarak
[/TD]
[TD]müsabaka: yarışma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müstefid olmak: istifade etmek, yararlanmak
[/TD]
[TD]müzâhame: bir yere yığılarak fertlerin birbirine zahmet vermesi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisbet: oran, kıyas
[/TD]
[TD]nisbetinde: oranında
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]noksan vermek: eksiltmek
[/TD]
[TD]nokta-i nazar: bakış açısı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rivayet: Hz. Peygamberden (a.s.m) nakledilen hadis
[/TD]
[TD]rıza-yı İlâhî: Allah’ın rızası
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer, başka
[/TD]
[TD]sebebiyet: sebep olma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyrangâh: gezi ve seyir yeri
[/TD]
[TD]suret: şekil, biçim
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]talip olmak: istemek
[/TD]
[TD]telezzüz etmek: lezzet almak, tatmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umumî: genel
[/TD]
[TD]umûr-u diniye ve uhreviye: dine ve âhirete ait işler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zillet: hor, hakir, aşağılanma
[/TD]
[TD]ziynetlendirmek: süslemek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhirî: dış görünüşte
[/TD]
[TD]zâika: tat alma duygusu
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîruh: ruh sahibi
[/TD]
[TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şenlendirmek: neşelendirmek
[/TD]
[TD]şey-i vâhid: bir şey, tek şey
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Eylül 2011: 15:13 #795937Anonim
verilmesi ve ehl-i Cennetten herkes kendi hissesinden kemâl-i rıza ile memnun olması işaretiyle gösteriliyor ki, âhirette medar-ı rekabet birşey yoktur ve rekabet de olamaz. Öyleyse, âhirete ait olan a’mâl-i salihada dahi rekabet olamaz; kıskançlık yeri değildir. Kıskançlık eden ya riyâkârdır; a’mâl-i saliha suretiyle dünyevî neticeleri arıyor. Veyahut sadık cahildir ki, a’mâl-i saliha nereye baktığını bilmiyor ve a’mâl-i salihanın ruhu, esası, ihlâs olduğunu derk etmiyor. Rekabet suretiyle evliyaullaha karşı bir nevi adâvet taşımakla, vüs’at-i rahmet-i İlâhiyeyi ittiham ediyor. Bu hakikati teyid eden bir vakıa:
Eski arkadaşlarımızdan bir adamın, bir adama karşı adâveti vardı. O adamın yanında senâkârâne onun düşmanı amel-i salihle, hattâ velâyetle tavsif edildi. O adam kıskanmadı, sıkılmadı. Sonra birisi dedi: “Senin o düşmanın cesurdur, kuvvetlidir.” Baktık ki, o adamda şiddetli bir kıskançlık ve bir rekabet damarı uyandı.
Ona dedik: “Velâyet ve salâhat hadsiz bir hayat-ı ebediyenin pırlantası gibi bir kuvvet ve bir yüksekliktir. Sen buna bu cihette kıskanmadın. Dünyevî kuvvet öküzde ve cesaret canavarda dahi bulunmakla beraber, velâyet ve salâhate nisbeten, bir âdi cam parçasının elmasa nisbeti gibidir.”
O adam dedi ki: “Bir noktaya, bir makama ikimiz bu dünyada gözümüzü dikmişiz. Oraya çıkmak için basamaklarımız da kuvvet ve cesaret gibi şeylerdir. Onun için kıskandım. Âhiret makamâtı hadsizdir. O, burada benim düşmanım iken, orada benim samimî ve sevgili kardeşim olabilir.”
Ey ehl-i hakikat ve tarikat! Hakka hizmet, büyük ve ağır bir defineyi taşımak ve muhafaza etmek gibidir. O defineyi omuzunda taşıyanlara ne kadar kuvvetli eller yardıma koşsalar daha ziyade sevinir, memnun olurlar. Kıskanmak şöyle dursun, gayet samimî bir muhabbetle o gelenlerin kendilerinden daha ziyade olan kuvvetlerini ve daha ziyade tesirlerini ve yardımlarını müftehirâne alkışlamak lâzım gelirken, nedendir ki rekabetkârâne o hakikî kardeşlere ve fedakâr yardımcılara bakılıyor ve o hal ile ihlâs kaçıyor? Vazifenizde müttehem olup,
[TR]
[TABLE]
[TD]Hak: her şeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah
[/TD]
[TD]a’mâl-i saliha: dinin emir ve yasaklarına uygun davranışlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adâvet: düşmanlık
[/TD]
[TD]amel-i salih: Allah rızası için yapılan iyi işler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön, taraf
[/TD]
[TD]derk etmek: anlamak, algılamak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dünyevî: dünya ile ilgili
[/TD]
[TD]ehl-i Cennet: Cennet ehli, Cennetlikler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler, Müslümanlar
[/TD]
[TD]ehl-i tarikat: tasavvuf yoluyla manevî mertebeleri aşan kişiler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esas: temel
[/TD]
[TD]evliyaullah: Allah’ın sevgili kulları
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fedakâr: özveride bulunan
[/TD]
[TD]hadsiz: sınırsız, sayısız
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: esas, gerçek
[/TD]
[TD]hakikî: asıl, gerçek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı
[/TD]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittiham etmek: suçlamak
[/TD]
[TD]kemâl-i rıza: tam bir memnuniyet, hoşnutluk
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makam: derece, yer
[/TD]
[TD]makamât: dereceler, makamlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar-ı rekabet: rekabete sebep olan şey
[/TD]
[TD]muhabbet: sevgi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhafaza etmek: korumak, saklamak
[/TD]
[TD]müftehirâne: övgüyle dolu, överek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müttehem: suçlanan, itham altında kalan
[/TD]
[TD]nevi: çeşit, tür
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisbet: kıyaslama, orantı kurma
[/TD]
[TD]nisbeten: kıyasla, oranla
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rekabetkârâne: rekabet ederek
[/TD]
[TD]riyâkâr: ikiyüzlü, gösteriş meraklısı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sadık: bağlı
[/TD]
[TD]salâhat: dindarlıkta çok ileri olma hali
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]senâkârâne: övgü dolu bir şekilde
[/TD]
[TD]suret: biçim, şekil
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tavsif etmek: vasıflandırmak, nitelemek
[/TD]
[TD]tesir: etki
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teyid eden: destekleyen
[/TD]
[TD]vakıa: olay
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]velâyet: velilik
[/TD]
[TD]vüs’at-i rahmet-i İlâhiye: Allah’ın rahmet ve şefkatinin genişliği
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyade: çok, fazla
[/TD]
[TD]âdi: basit, sıradan
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Eylül 2011: 15:16 #795938Anonim
ehl-i dalâletin nazarında, sizden ve sizin mesleğinizden yüz derece aşağı olan, “din ile dünyayı kazanmak ve ilm-i hakikatle maişeti temin etmek, tamah ve hırs yolunda rekabet etmek” gibi müthiş ittihamlara mâruz kalıyorsunuz?
Bu marazın çare-i yegânesi: Nefsini ittiham etmek ve nefsine değil, daima karşısındaki meslektaşına taraftar olmak… Fenn-i âdâb ve ilm-i münazaranın uleması mâbeynindeki hakperestlik ve insaf düsturu olan şu “Eğer bir meselenin münazarasında kendi sözünün haklı çıktığına taraftar olup ve kendi haklı çıktığına sevinse ve hasmının haksız ve yanlış olduğuna memnun olsa, insafsızdır.” Hem zarar eder. Çünkü haklı çıktığı vakit, o münazarada bilmediği birşeyi öğrenmiyor. Belki gurur ihtimaliyle zarar edebilir. Eğer hak hasmının elinde çıksa, zararsız, bilmediği bir meseleyi öğrenip menfaattar olur, nefsin gururundan kurtulur. Demek insaflı hakperest, hakkın hatırı için nefsin hatırını kırıyor. Hasmının elinde hakkı görse, yine rıza ile kabul edip taraftar çıkar, memnun olur.
İşte bu düsturu ehl-i din, ehl-i hakikat, ehl-i tarikat, ehl-i ilim kendilerine rehber ittihaz etseler, ihlâsı kazanırlar. Ve vazife-i uhreviyelerinde muvaffak olurlar. Ve bu fecî sukut ve musibet-i hazıradan rahmet-i İlâhiye ile kurtulurlar.
سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 1

[NOT]Dipnot-1 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]düstur: kanun, prensip
[/TD]
[TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i din: dindarlar, dinine bağlı olan kimseler
[/TD]
[TD]ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i ilim: ilimle ilgilenen kişiler, âlimler
[/TD]
[TD]ehl-i tarikat: tarikata mensup olanlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fecî: kötü
[/TD]
[TD]fenn-i âdâb: ahlâk ilmi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hak: doğru, gerçek
[/TD]
[TD]hakperest: doğruluktan ayrılmayan, hakkı tutan
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasım: düşman
[/TD]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilm-i hakikat: hakikat ilmi
[/TD]
[TD]ilm-i münazara: bir meseleyi tartışarak çözümleme ilmi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]insaf: vicdana uygun davranış
[/TD]
[TD]insaflı: vicdanlı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittiham etmek: suçlamak
[/TD]
[TD]ittihaz etmek: kabullenmek, edinmek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maişet: geçim
[/TD]
[TD]maraz: hastalık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menfaattar: faydalı, yararlı
[/TD]
[TD]musibet-i hazıra: içinde bulunulan şimdiki belâ ve sıkıntı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvaffak olmak: başarmak
[/TD]
[TD]mâbeyn: bir topluluğun içinde ve arasında olan
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâruz kalmak: bir şeyle yüz yüze gelmek, tesirinde kalmak
[/TD]
[TD]nazar: bakış
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefis/nefs: kişinin kendisi
[/TD]
[TD]rahmet-i İlâhiye: Allah’ın her şeyi kuşatan sonsuz rahmeti
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rıza: hoşnutluk
[/TD]
[TD]sukut: alçalış, düşüş
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tamah: açgözlülük, hırs
[/TD]
[TD]temin etmek: sağlamak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulema: âlimler
[/TD]
[TD]vazife-i uhreviye: âhirete ait görev
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]çare-i yegâne: tek çare
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.