• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #680305
    Anonim

      Yolculuğumuzun kabirden sonrası
      Süleyman Kösmene tarafından yazıldı.
      Salahattin Bey: “Hayat yolculuğumuz sadece dünya ile
      mi sınırlıdır, yoksa kabirden sonra da devam ediyor
      mu? Kabirde sual ve hayat nasıl olacaktır?”
      İLK İSTASYON: KABİR HAYATI
      Kabir hayatı âhiret hayatının ilk durağıdır. Bediüzzaman
      Hazretlerinin ifadesiyle, dünyadan başlayıp kabre,
      haşre ve ebede kadar uzanıp giden beşer yolculuğunun
      ilk istasyonudur.1
      Kabir istasyonundan sonra yolculuk da devam ediyor,
      hayat da! Hayat devam ediyor; çünkü ruh bâkîdir.
      Kabirde insan ceset bakımından ölmüştür; fakat rûhen
      hayy’dır, yani hayattadır, yani yaşıyor.
      Kabir suâli haktır. Kabir azabı haktır. Kabir saadeti
      haktır. Kabirden sonra ruhun cesetle birlikte yeniden
      dirilişi haktır. Cenab-ı Hak buyuruyor ki: “İnsan diyor
      ki: ‘Öldüğüm zaman gerçekten diri olarak (kabrimden)
      çıkarılacak mıyım?’ İnsan düşünmez mi ki, daha önce o
      hiçbir şey olmadığı halde biz kendisini yaratmışızdır?”2
      KABİRDE RUH VE BEDEN
      Kabirde azabı ruh çeker, saadeti de ruh görür. Fakat
      ceset hissesiz de kalmaz! Kabir hayatı açısından ceset
      ölmüştür; fakat rûha gelen darbelerin veya saadetlerin
      çok da uzağında değildir.
      Çünkü günahlarda ruhun irâde beyanı ve şer tercihi her
      ne kadar ön plânda idiyse de; cesedin fiilî rolü ve
      bizâtihî iştirâki göz ardı edilebilir mi? Meselâ,
      koğuculuğu isteyen ve teşvik eden rûhî kuvveler ise de,
      bilfiil icrâ eden dil değil mi? Meselâ, hırsızlığa
      yönlendiren rûhî güçler ise de, hırsızlıktan fiilen
      beslenen ve faydalanan beden değil mi? Meselâ, içkiye
      sürükleyen rûhî temâyüller ise de, içkiyi tadan, haram
      eğlenceden beslenen ve keyif alan beden değil mi?
      Bunun aksi sevap ve hayır noktasında da düşünülebilir.
      Hayra yönlendiren kalbin duyarlılığı ise de, hayır için
      çok çilelere katlanan bedenden başkası değildir.
      Meselâ, namaz için camiye gitmeye yönlendirdiğimiz
      ayaklarımızın hakkından geçebilir miyiz? Bir ihtiyaç
      sahibinin elini tutmakta kullandığımız ellerimizin
      hakkını görmezden gelebilir miyiz? Haramlardan yana
      sevk etmediğimiz ve helâl dâirede terbiye ettiğimiz
      bedenimizin muhtelif organlarının mükâfâtı hak
      etmediğini söyleyebilir miyiz?
      Hiç şüphesiz asıl cismânî lezzet de, cismânî azap da
      “ba’sü ba’de’l-mevtten” sonra, yani dirilişi müteâkip
      kurulacak mîzandan sonra, yani mahşerden sonra
      hayatın Cennet ve Cehennem şeklinde tecellîsi
      çerçevesinde görülecektir.
      KABİRDE ÇETİN SUAL
      Kabir hayatı genel itibariyle ruhanidir. Fakat bir takım
      tecellilerden cesedin de hissesini alacağı
      anlaşılmaktadır. Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü
      Vesselâm şöyle buyurmuştur: “Kabir, âhiret
      konaklarından ilkidir. Eğer insan ondan kurtulursa,
      gerisi kolaydır! Şâyet kurtulamazsa, gerisi daha
      ağırdır.”3
      Ebu Hüreyre (ra) anlatmıştır: Resûl-i Ekrem Efendimiz
      Aleyhissalâtü Vesselâm şöyle buyurdu: “Ölen kişi
      defnedildiği zaman ona siyah ve mavi gözlü iki melek
      gelir. Bunlardan birine Münker, öbürüne de Nekir denir.
      Melekler sorarlar: ‘Bu zât için ne demiştin?’
      Adam, ölmeden önce söylediğini aynen söyler: ‘O,
      Allah’ın kulu ve Resûlüdür. Allah’tan başka ilâh
      olmadığına ve Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’ın
      O’nun kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet ederim.’
      Melekler: “Senin bunu söylediğini esasen biliyorduk!”
      derler.
      Sonra onun kabri yetmiş metre kare olarak genişletilir,
      içi onun için aydınlatılır. Sonra ona: ‘İstirahat et!’ denir.
      O da: ‘Aileme dönüp onlara haber vereyim mi?’ der.
      Melekler: ‘Gelin-güvey gibi uyu’ derler. ‘Onları
      ailesinden en çok sevdiği kişi uyandırır! O kişi, Allah
      onu yatağından mahşerde kaldırıncaya kadar rahatça
      istirahat eder.
      ‘Şâyet ölen münafık ise, meleklerin sorusuna:
      ‘İnsanların ona Peygamber dediklerini işitirdim! Ve ben
      de aynı şeyi söylerdim! Fakat hakikat midir,
      bilemiyorum!’ der.
      Bunun üzerine melekler: ‘Senin böyle söylediğini
      esasen biliyorduk!’ derler.
      Sonra toprağa: ‘Onun üzerine eğil!’ denilir. Toprak
      onun üzerine eğilir. Yan kaburga kemikleri yerlerinden
      oynar. Ve Allah onu yatağından mahşerde kaldırıncaya
      kadar, böylece toprakta devamlı olarak azap içinde
      kalır.”4
      Yâ İlâhenâ, Rabbimiz sensin. Bizi kabir azabından,
      âhiret azabından ve Cehennem ateşinden muhafaza
      eyle. Âmîn.
      Dipnotlar:
      1- Sözler, s. 27
      2- Meryem Sûresi, 19/66, 67
      3- Tirmizî, Zühd, 3
      4- Tirmizî, Cenâiz, 70

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.