- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
22 Nisan 2014: 13:21 #681895
Anonim
[TABLE=”width: 606, align: center”]
[TR]
[TD=”bgcolor: #ffffff, align: left”]Yükünü Bırak Da Geç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”colspan: 2″][TABLE=”width: 606″]
[TR]
[TD=”width: 580, bgcolor: #ffffff, align: left”][TABLE=”width: 570, align: center”]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Nihâyet o gün (dünyada yararlandığınız) nîmetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.” (Tekâsür, [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”align: center”]
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Kıyâmet gününde kâfir getirilir ve ona, «Söyler misin, senin dünyâ dolusu altının olsa bunları şu an kendini kurtarmak için fidye olarak verir misin?» denildiğinde, «Evet.» cevâbını verir. Bunun üzerine ona: «Senden bundan daha kolayı istendi (fakat bundan çekindin!)» denilir.” (Buhârî, Rikâk 49; Müslim, Münâfıkîn 52)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”align: center”][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Bir Hak dostu, ibret nazarıyla seyrettiği bir manzaradan hareketle insanoğlunun ihtirâsını şöyle ifâde buyurur:
“Bir gün bir ağacın altında oturmuş dinleniyordum. Bir karınca dikkatimi çekti. Kendinden hayli büyük bir ekmek kırıntısını yüklenmiş, sürükleye sürükleye götürüyordu. Bazen bir su birikintisiyle karşılaşıyor ve etrafından dolaşıyor, bazen de otlara takılan ekmeğin ucunu kurtarmak için didinip duruyordu. Ama ne ekmek parçasını bırakıyor, ne de rahatça taşıyabilmek için ekmeği ufaltıp küçültmeye râzı oluyordu. Bu şekilde o sıcak günde, bu ekmek parçasını uzun bir mesafe taşıdı.
Nihâyet yuvasına geldi. Lâkin yuvasına giden koridor küçük, taşıdığı lokma ise büyüktü. Binbir zahmetle yuvanın ağzına kadar getirdiği ekmek parçasını bir türlü içeriye sokamıyordu. Ekmeğin etrafında dolaşıyor, parçayı döndürüyor, öbür tarafından çekiyor, ama bir türlü lokmacık yuvaya girmiyordu.
Bu manzara, beni, kendi hâlimi düşünmeye sevk etti. Bir ömür boyunca istif edip biriktirdiğimiz dünyalıkları, nasıl kabir kapısından sokmaya çalıştığımız aklıma geldi. Hâlbuki dünyada biriktirdiğimiz bu eşyânın, ziynet ve servetlerin, çok daha güzelleri bizi âhiret hayatında bekliyordu. Tabiî, eğer daha önceden oraya gönderebilmişsek! Hakk’ın lutfettiği nîmetlerin nasıl sarf edileceğini bilmiş isek!..”
Sâlihlerden biri şöyle demiştir:
“Rüyamda kendimi cehennemin köprülerinin üzerinde duruyor gördüm. Oraya büyük bir korku ve endişe ile baktım. Kendi kendime:
“–Bunları nasıl geçeceğim?” derken oradan biri bana:
“–Ey Allâh’ın kulu, yükünü bırak da geç.” dedi. Ona:
“–Benim yüküm nedir ki?” dediğimde:
“–Dünyâyı bırak.” diye karşılık verdi. (Rûhu’l-Beyân, II, 470)
Kalpten çıkarılması gereken dünyânın ne mânâya geldiğini ise, Hazret-i Mevlânâ şöyle hülâsa eder:
“Şunu bilesin ki, dünyâ; para, pul, kadın, giyim-kuşam, ticâret değildir. Dünyâ; Allah’tan gâfil olmaktır.” (Osman Nûri Topbaş, Şebnem Dergisi, Yıl: 2008, Ay: Temmuz, Sayı: 41)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”align: center”][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
el-Kayyûm: Zeval bulmayan dâim, kâinatın yöneticisi, bütün varlıkların kendisine bağlı olduğu en yüce Var, kendi kendisine yeten tek Var, gökleri ve yeri ayakta tutan, hiçbir kimseye ve hiçbir şeye bağlı olmayan demektir.[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”align: center”][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kısa Günün Kârı
Dünyâ nîmetlerine takılıp kalmak, onun fânî ve anlık zevk u safâsı için sonsuz bir saâdet imkânını zâyî etmek gibidir. Kalbi meşgûl ederek kulu gaflete düşüren ve Rabbini unutturan her şeyi gönülden çıkarmak îcâb eder.[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”align: center”]
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Lügatçe
ihtirâs: Aşırı, güçlü istek, tutku, arzu, şehvet.
gâfil: Dikkatsiz, iyi düşünmeyen, uyanık olmayan. Haberi olmayan, ihtiyatsız, başına geleceği önceden düşünmeyen. Allah’ı unutan. Kendi gayr-ı meşru zevkine dalan.[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”align: center”]
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”align: center”]“İki Gün Bir Değil” mail servisi bir ALTINOLUK hizmetidir.
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
[/TD]
[/TR]
[/TABLE] -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.