• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #651391
    Anonim

      Usulüne uygun yazılmayan bir dilekçe dahi,
      yazıldığı makam ne kadar kıytırık olursa olsun kabul edilmezken,
      şartlarına riayet edilmeyen dua nasıl tutsun?
      Dua, ALLAH’a çıkarılmış davettir.
      Dua, insanın acziyet itirafıdır.
      Dua, insanın kendi kendine yetmediğini bilmesidir.
      Dua, insanın iki ayaklı bir yürek olup tepeden tırnağa ‘istemek’
      kesilmesidir.

      Dua var gücünü, olanca çabasını harcayıp bitiren insanın ALLAH’a saldığı “imdat” sayhasıdır.

      Yürekten “Bittim Ya Rab!” diyene
      “Dayan, yettim kulum!” diyecektir ALLAH.
      Var mı biten, gerçekten var gücünü harcayan,
      tüm çabasını ortaya koyan ve tükendiği yerde “Bittim ya Rab!” diyen?
      Kim o? Hiç kuşkunuz olmasın ki, onun imdadına yetişilecek “ALLAH’ın yardımı ne zaman?” diyen ve yardımı hak edene “ALLAH’ın yardımı elbet pek yakındır” diyen bulunacaktır.

      Kuldan istemenin bile bir âdâbı-erkanı bir usulü varken, ALLAH’tan
      istemenin bir âdâbı bir usülü olmasın mı? Ettiğimiz dualar, ALLAH’a gönderdiğimiz mektupsuz zarflara benziyorlar.

      Zarf var fakat mazruf yok. Bu şu demektir:
      Ceset var fakat ruh yok,
      kabuk var fakat öz yok, maske var fakat yüz yok.
      Yaşarmayan bir göz, kızarmayan bir yüz, hissetmeyen bir öz, eyleme
      dönüşmeyen binbir söz ile ALLAH’a yazılan davetiyeler nasıl varsın
      yerine?
      Yanmayan, özlemeyen, sızlamayan, inlemeyen,
      duymayan bir yüreğin feryadı mı olur?

      Taş kesilmiş aşk fukarası yürekler “dua” gibi muhteşem bir mesajı hangi
      enerjiyle iletirler adresine? Sesini sahibine dahi duyuramayan, sahibinin
      sesini duymaktan aciz olan bir yürek, öteleri sarsacak bir sayhayı nasıl
      koyverir gök kubbeye?

      Oysa ki dua, güftesi aşk bestesi mahrumiyet ve ıstırap olan bir özge
      şarkıdır.

      Bu şarkıyı söyleyecek olanın mazlum olması yetmez; kendi mazlumiyeti
      zalimlerin zulmüne yakıt olmamış biri olmalıdır. Kendi omuzlarını
      zalimlerin yükselmesi için basamak kılmamış olmalıdır.

      Bu şarkıyı terennüm edecek birinin, olanla olması gereken arasındaki
      farkı iyi bilmesi şarttır.

      Eğer bunu bilirse, duayı bir çocuğun annesinden ısrarla isteyişi gibi
      isteyecek, ilahi kapının eşiğine başını koyarak ısrar edecek, tekrar
      edecektir; tıpkı her gün onlarca kez okuduğu Fatiha’da olduğu gibi…
      Dua, ALLAH’a çıkarılmış bir davetiyedir demiştik. Davet edenin bir adresi, bir aidiyyeti bulunmalıdır ki, icabet edecek olan onu orada bulsun. Bu adres insanın ALLAH karşısındaki esas duruşudur. ALLAH karşısında esas duruşunu bozan, ya da esas duruşu olmayan, davet edip de adresinde bulunmayan sorumsuz gibidir. Kim inanır onun duasında samimi olduğuna?

      Diyelim ki adresinde bulundu. Bu kez de, davetine tecelli ve inayetiyle
      icabet edecek ‘a sunacak bir yüreği olmalı. Mekansız’a yürekten özge
      mekan olur mu? Deniz dibine dönmüş, çöplükten beter hale gelmiş, eline geçen dünyalığı içine attığı bir mahzene dönmüş bir yüreğe konuk edilir mi O? Tıpkı şairin dediği gibi:

      Sür çıkar ağyarı dilden ta tecelli ede Hak
      Padişah konmaz saraya hane mamur olmadan

      Kulun gücünün bittiği yerde ALLAH’ın yardımı başlar. Gücünüzün bittiği
      noktada olup olmadığınızı kontrol ettiniz mi? Eğer hala gücünüz varsa, o bitinceye kadar koşmanızı, soluğunuzun tükendiği noktada hiç
      ummadığınız bir yerden önünüze kapı açılacağını düşündünüz mü?
      Taif dönüşü Muhammed (a.s) son tedbiri de tüketmiş bir halde kan revan içinde doğduğu toprakların varoşlarına gelip dayanmış fakat
      girememişti. İşte o an gücünün bittiği andı. Gidecek bir kapısı,
      başvuracak bir dayanak, sığınak, tutamak ve barınağı kalmamıştı.

      Aklın tedbirinin bittiği yerde aşkın kollarına bırakmıştı kendisini ve bir
      dua yapmıştı. Bu dua öyle bir aşkla yapılmıştı ki, doğrudan hedefini
      bulmuş ve nübüvvet sürecinin gün dönümü olmuştu.
      Ufuk İnsan’ın Mekke’ye bakan yamaçlardan birinde yaşlı gözlerle yaptığı, tarihin akışını değiştiren ufuk duayı sizin için tercüme edeyim:

      ALLAH’ım! Kuvvetimin tükendiğini sana arz ediyorum.
      Gücümün azaldığını, insanların gözünde küçük düştüğümü sana şikayet ediyorum!
      Ya Erhamerrahimin!
      Sensin ezilmişlerin Rabbi!
      Sensin benim Rabbim!
      Beni kimlerin eline bıraktın?
      Bana gaddarlık yapan yabancıların eline mi?
      Yoksa davamı ipotek edecek bir düşmana mı?
      Eğer sen bana gücenmedinse,
      kesinlikle bunlara aldırmıyorum.
      Lakin iyiliğin beni rahatlatacaktır.
      Senin nuruna sığınırım,
      karanlıkları aydınlatan nuruna…
      Gelecek azabın, bana ulaşacak öfkenden
      kaçıp kurtulacak bir sığınak arıyorum.
      Sana sığındım, yeter ki razı ol.
      Güç ve kuvvet sendendir,
      yalnız senden.” (İbn Hişam, Sire II/29-30)

      Alıntı…

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.