• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #651207
    Anonim

      Sohret.jpg

      Şöhretli olmak, herkes tarafından tanınmak, ışıklar altında olmak güzel şeydir. Ama nereye kadar? Paran, güzelliğin ve en önemlisi ahlaki değerlerin kadar… Paranın ve güzelliğinin etkisine kapılarak çevresine karşı davranışlarında değişiklikler başladığı anda artık zirvelerden iniş başlamıştır. Şöhreti yakaladıktan sonra paranın esiri olmuş, alkole yönelmiş insanların hikâyeleri bir ibret vesikası olarak önümüzde duruyor. Bal güzeldir ama ya o bal zehirliyse? Tıpkı şöhret gibi…


      Biliyordum, evet biliyordum… Elbet ben de bir gün şöhret olacaktım, o gün bugünmüş… Şan, şöhret, para ne müthiş şeyler bunlar. Ben artık bir yıldızım, hep parlayacak ve hiç sönmeyecek olan bir yıldız. Ben şöhretim artık, rengim, ışığım, yaşamım daha farklı, beni seviyor halk. Göklerdeyim artık. Bir sözümle her şey ayağımın altında…
      Hey! Ne oluyor, ışıklar niye söndü? Etrafımdakilere ne oldu? Bu insanlar niye tuhaf tuhaf bana bakıyor? Hay Allah beni tanımadılar mı acaba? Bu mümkün değil, herkes beni çok sever, tanımamaları mümkün değil! Ben neredeyim, ne olmuş bana böyle? Üstüm başım pislik kir içinde. Heyy! Sesimi duyan yok mu?
      Evet yok! Seni duyan, gören, bilen yok artık… Seni bir anda göklere çıkartan kişiler, yine seni aynı hızla yere çalıyorlar. Sen yoksun artık, bilinmiyor, tanınmıyor, sevilmiyorsun. Seni bir sen bilirsin artık…

      Zehirli bal
      Birçok insanın hayallerini süsler parıltılı hayat, şan, şöhret, para… Ve birçok insan bunların ortasında bulur birden kendini. Ne olduğunu anlamış değilken, birden alkış yığınları arasında kendini her şeyin başlangıcı olan o sahnede bulur. Ne olduğunu kendisi de henüz bilmezken, etraftan gelen seslerden anlar: O artık bir yıldızdır (!)
      Baş döndürücü bir hayat vardır artık onların önlerinde. Şöhret basamaklarını öyle bir hızla tırmanırlar ki, bu yükselişte gözleri kimseyi görmez. Görmezler çünkü o merdivenlerden geri inme ihtimali yoktur akıllarında. Nitekim öyle de oldu birçoğunda. Çıktıkları şöhret basamaklarından bir daha inemediler. O boşluktan kendilerini direkt aşağıya bıraktılar. Aslında kendileri de bunun pek farkında olamadılar, çünkü onlar bir yıldızdı ve yıldızlar sönmezdi, yıldızlar düşmezdi. Yıldızlar hep gökte olur ve uçardı. Ama onlar çakılmanın eşiğine doğru ilerliyorlardı. Ve ışıklar söner, perde kapanır, etraflarındaki kalabalık, yerini yalnızlığa bırakır…
      Sözümüz elbette sanatı bir meslek edinerek, şan, şöhret ve paranın peşine düşmeyen insanlara değil. Sanat dünyasında şöhreti yakaladıktan sonra insanlığından ve ahlaki değerlerinden ödün vermeyen sanatçılar da vardır. Sözümüz, şöhretin ağırlığını kaldıramayarak paranın her şeyi satın alabileceğini sanarak çevresine karşı tavırlarını değiştiren insanlara…
      İşte Şöhret, ayn-ı riyadır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. Ve insanı insanlara abd ve köle yapar.” diyen Bediüzzaman Said Nursi’yi haklı çıkaran hayatlardan birkaç örnek:

      “Para beni bu hale getirdi!”
      Ne olduğunu anlamadan atıyor kendini şöhretin kollarına Mesut Engin. 1973 yılında Ses dergisinin düzenlediği yarışmada “kral” seçilerek bir anda tüm dikkatleri üzerine çekiyor. Bu yarışmadan sonra şöhret denen o büyülü atmosferin içine dalıyor. Ve şöhret, kapılarını ardına kadar açıyor Mesut Engin’e.
      Yeşilçam’da hayatı kötü sonla bitenlerden biri Mesut Engin. 1976 yılında geçirdiği bir trafik kazası sonucunda yakışıklı jönün sağ bilek sinirlerinin kesilmesiyle, Mesut Engin’in hayatında olumsuzluklar başgöstermeye başlıyor. Bu olaydan sonra kendini alkole veriyor. 30 yaşında İstanbul’un varlıklı ailelerinden Asiye Gençağaoğlu ile nişanlanan Mesut Engin, oyuncu arkadaşlarının vefasızlığı yüzünden bunalıma giriyor. Alkol yüzünden her şeyini kaybetme noktasına geliyor. Nitekim girdiği bunalım, esiri olduğu alkol, yakışıklı jönün sonunu getiriyor. Mesut Engin eşinden ve işinden oluyor.
      Bir zamanların aranılan jönü, artık sokaklarda yatıp kalkmaya başlıyor. Şöhretin içinde olduğu dönemlerde, özellikle genç kızların gözdesi olan Mesut Engin’den geriye bir enkaz kalıyor. Mesut Engin 2003 yılında alkol bağımlılığından kurtuluyor. Fakat sonraki dönemlerde psikolojisi bozuluyor ve akli dengesini kaybediyor. Soranlara “para beni bu hale getirdi” diyor. O artık lüksü sevmiyor, temizlikten nefret ediyor. Bir zamanların otellerin kral dairelerinde kalan Engin, durakta yatıp kalkar hale geliyor.

      Son günlerini hayranlarından birinin evinde geçirdi
      Yoksulluk içinde sönen yıldızlardan birisidir Sevim Şengül. Bir zamanlar sahnelerde fırtına gibi eser. Para ve şöhretin peşisıra aranılan bir yıldız olur. Birçok filmde Türkan Şoray’ın söylediği şarkıları seslendirir. Ama diğerleri gibi o da Yeşilçam mağdurlarından olmaktan kurtulamaz. Şaşaalı hayatı sona erdiğinde, önce işini, sonra sağlığını kaybeder. Kalacak bir evi olmadığı için, son günlerini hayranlarından birinin evinde geçirir. 1999 Ağustos’unda, sadece birkaç yakını tarafından toprağa verilir.

      Masal gibi hayattan, sefalete giden son
      Birçokları bilir Cahide Sonku’yu. Türkiye’nin ilk kadın starı, yapımcı ve yönetmeni. Bir zamanlar başarısından en çok söz edilen kadın. Başarısından dolayı en çok sevilen ve yine başarısından dolayı en çok nefret edilen ama her halükarda en çok aranılan, en gözde oyuncusudur Cahide Sonku. Hayatı “en”lerle doludur Cahide Sonku’nun. Her şeyin en iyisi onundur. Ayakkabıları pırlantalı, sigaraları altın tabakalı, çakmakları zümrütlüdür. Sabah, öğle ve akşam, farklı renklerde, farklı otomobiller önüne getirilmekte, mükellef dairesinde şölenler verilmektedir. Böyle mükemmel bir yaşam süren birinin, sokaklara düşmesi akla zarar geliyor insana.
      Figüranlıktan zirveye oturan, hayatı fırtınalarla geçen, Türkiye’nin ilk starı Cahide Sonku, 1916 yılında Yemen Sana’da doğar. Tiyatroya halkevlerinin temsil kollarında başlar ve zamanla şöhretin en tepesine taht kurar. Öyle ki, dışarı çıksa trafik durur, herkes susar ve onun güzelliği konuşulur. Belki de Cahide Sonku efsanesinin sonunu getiren de bu oluyor. Nitekim kendisi de güzelliğinin farkında olarak narsizmi en uç noktalarda yaşar. Koltuk gıcırdadı diye bulunduğu salonu terk etmesi, evine gelen Reisicumhur Celal Bayar’ın yanına “rol ezberliyorum” diyerek çıkmaması, elektrik bağlantısını yanlış yapan teknisyeni sivri ökçesiyle tekmelemesi gibi birçok kaprisleri olmuştur.
      Hiçbir şey beklendiği gibi gitmez; şöhret ve şöhretin kazandırdıkları Cahide Sonku’nun da avucundan bir bir kayıp gider. Aksilikler peşini bırakmaz. Hele bir de alkole olan düşkünlüğü ilerledikçe, birçok insanın hayatını mahveden alkol, Cahide Sonku’nun da sonunu getirir. Bir yangında Sonku film şirketi harap olur ve Sonku, servetinin büyük bir kısmını kaybeder. Alkole olan bağımlılığı ilerledikçe iş bulmakta zorlanır. Bir süre sonra Dormen tiyatrosunda çalışmaya başlar. Ama alkol sevdası yüzünden buradan da ayrılır. Bu yaşananlardan sonra birçok yerde işe giren Sonku, işe ilgisizliği yüzünden devam edemez. Beklenen son Sonku’yu yavaş yavaş kendine çeker. Alkol ve yoksulluğu barındıran bir sefalet Cahide Sonku’yu esir alır. Cahide Sonku’nun birden parlayan yıldızı, yine aynı hızla söner. Cahide Sonku 1981 yılında sefalet içinde ölür.

      Bir zamanların yıldızı tanınmayacak halde
      Bir zamanların yıldız ismi Serpil Örümcer, daha sonra sefaletle mücadele eder. “Başınızı sokacak bir eviniz, tencerede pişen bir yemeğiniz varsa çok şükür deyin” diyen Serpil Örümcer, parıltılı hayatına ilk adımını 14 yaşında atar. Maksim Gazinosu’nda düzenlenen güzellik yarışmasında 3. olmasıyla kendine bir kurban daha bulan şöhret, kapılarını ardı ardına açmaya başlar Serpil Örümcer’e.
      Bir deniz subayıyla nişanlıyken ani bir kararla yüzüğü atar ve nişanı bozar. Bu olaydan sonra “Samanyolu” şarkısıyla ün kazanan Berkant’la evlenir. Belki özel sebepler, belki de şöhretin vermiş olduğu o büyüleyici havanın etkisinde kalarak, kızı Fulya’ya hamileyken Berkant’tan boşanır.
      “Başıma ne geldiyse güzelliğimden geldi” diyor Örümcer. Berkant’tan ayrıldıktan sonra, Batmanlı bir iş adamıyla evlenme kararı alır. Ancak bu kişinin kendisini kandırdığını, parası için peşinde olduğunu geç de olsa anlar. Batman’da çeşitli işkencelere maruz kalır. 3 ay boyunca bir odanın içinde kafes hayatı yaşar. Bu işkencelere daha fazla dayanamayan Örümcer’in, tüm servetini bu kişiye vermesiyle şöhrete bir kurban daha verilir.
      Eskiden güzelliğiyle dikkat çeken Serpil Örümcer’in ünlü olmak için çalışan gençlere nasihati “Bunun sonu yok. Ben şöhretimin bedelini ödüyorum. Kolay para kazanma yolunu seçmeyin” olur.

      Ödülünü satan oyuncu
      Çok tanıdık bir sima Yıldırım Önal. Birçok filmde rol aldı. Diksiyonu çok iyi olan ve birçok dram filminde, aranan jön olma özelliğini korumuştur. Fakat birçoğu gibi o da içki mağdurudur. İçki alabilmek için, kazandığı bir ödülü içki satıcısına verir ve bir daha geri alamaz. Yaşamının son yıllarında çok sıkıntı çeker. Bir zamanlar paranın içinde yüzen Önal’ın ölümü ise sefalet içinde olur.

      Yalnız başına öldü
      Sami Hazinses olarak tanıdığımız Ermeni asıllı Samuel Uluç,1925 yılında Diyarbakır’da doğar. Daha ilkokulu yeni bitirmişken, İstanbul’a çalışmaya gelir ve 1953 yılında sinemaya ilk adımını atar. Sonraki dönemlerde filmlerde aradığı rolleri bulmasıyla birlikte hızlı bir şekilde ün yapar. Oyunculuğunun dışında beste ve güfteleri de olan Hazinses, bu alanda da kendini ispat ederek senaristlerin olmazsa olmaz komedyenleri arasına girer. Sinemadan emekli olduktan sonra, köşeye atılmışlığın sıkıntısını yaşar. Birçok Yeşilçam mağdurunun başına gelen Sami Hazinses’in de başına gelir. Sinema hayatı bittikten sonra, şan, şöhret, tanınmışlık bunların hepsi birden uçup gider. Sefil bir hayata merhaba diyen Hazinses, son günlerini mutsuz ve sefil bir şekilde, bir huzurevinde geçirir. 2002 yılında vefat ettiğinde, bir zamanlar sahip olduğu ününden ve parasından eser kalmamıştır.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.