• Bu konu 4 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
  • Yazar
    Yazılar
  • #645742
    Anonim

      Para ve zevk.

      Bu iki nesnenin bitmez, tükenmez, zehirli, boş hülyaları.

      O erişemediğim ve eriştiğim takdirde dahi beni hayatta mesut edemeyeceğini sonradan anladığım o neticesiz hayaller, o kupkuru tasavvurlar.

      Ben neyim? Niçin yaşıyorum? Nereden geldim? Nereye gideceğim?

      Yoksa şu bir sürü başıboş mahlûklar gibi ipi boğazına atılmış bir yaratık mıyım?

      Hayır!

      Bu izzetime dehşetli dokunuyordu. Ben hayvan olamazdım.

      Ben hayvan gibi yaşayamazdım.

      Fikriyatım işliyordu. Ben bir insandım. Öyle ise insan gibi yaşayacaktım.

      Ama bu başıboş yaşayışım, acaba bir insanca yaşayış mıydı?

      İnsan olan insan, böyle mi hayat geçiriyordu?

      Bilemiyorum, fakat bu düşüncelerin verdiği tereddütlü tutum içinde, âdeta çırpınıyordum diyebilirim.

      Baba dostu muhterem bir ihtiyar vardı.

      Onu görünce merhum ve muhterem sevgili babamı hatırlarım.

      O da beni görünce, bir baba şefkati ile halimi hatırımı sorardı.

      Onun o şefkati, kederli günlerimi neşelendirirdi.

      Bir oğlu vardı. Sınıf arkadaşımdı. Onun namaz kıldığını, namaz vakti gelince okul penceresinde, bazen hademe odasında namaz kıldığını görüyordum.

      Ona ruhumda bir takdirkârlık, hatta bir gıpta hissi duyuyordum. “Acaba,” diyordum, “Benim hayatım mı, yoksa onun hayatı mı insanca bir hayattır?” ayırt edemiyordum.

      Bu sınıf arkadaşım nihayet üniversiteyi kazandı.

      Anadolu’nun saf, temiz ve sakin havasından (Ermenek) kalabalık bir şehre (Konya) geldi.

      Birgün bu arkadaşımın yanında bir sima: O da tanıdık! Hatırlayacak gibi oluyorum. Arkadaşım, okuduğu kitaptan bir aralık başını kaldırdı. Göz göze geldik. O da beni tanıdı. Tanıştık, seviştik.

      “Gençlik mevzuunda bir bahis okuyordum” dedi.

      Dedim: “Ben de dinleyeyim, devam edin.”

      Evvelâ kitaba baktım: Gençlik Rehberi.

      Müellifi: Bediüzzaman Said Nursî.

      Biraz durakladım.

      Çünkü gazetelerde bu isim hakkında menfî şeyler işitmiştim.

      Fakat dinlemeliydim.

      İşte tam fırsattı.

      Dinlediklerim ile duyduklarımı karşılaştırıp bir hükme varmalıydım.

      Yaratılış itibarı ile biraz tahkikçiydim, körü körüne, ezbere, şu veya bu dedikodulara kulak asmayı mertlik hissime lâyık görmüyordum.

      Arkadaşım okuyordu, dinliyordum.

      Ben öyle kendimi okunan kitaba vermiştim ki, bir aralık kendime geldim; iki saat geçmiş.

      Bu müddet içinde ruhumda bir kıpırdanış, bir başkalık oldu.

      Allah Allah! Ne olmuştum? Bir sihre mi tutulmuştum? Yoksa bir mıknatisiyet beni kendine mi çekmişti?

      Ayrıldım. Fakat benim aklıma fikrime şunlar yer etmişti, yoksa akıl fikir ve ruhî varlığımı istilâ mı etmişti?

      Yoksa kalp ve dimağıma, silinmez bir yazı ile mi yazılmıştı, ne olmuştu. Ne olmuşsa olmuştu.

      Evet, şu cümleler kulağımda çın çın çınlıyordu, aklımı dimağımı kaplıyordu:

      “Gençlik muhakkak gidecek!”

      Dedim, “Dönmeliyim. Eyvah, ya oradan ayrılmışsa! Niçin adresini almadım?”

      Koştum, gün batıyor. Dolmuşa bindim. Ah! Kalbim ferahladı. Arkadaşım hâlâ kitapla meşgul.

      “Geldim!” dedim.

      “Bana bu eseri bir haftalığına veremez misiniz? Yahut nereden temin edebilirim? Bir tane muhakkak almak istiyorum.”

      Aldım, o gece geç vakte kadar okudum.

      Okuyordum. Çok yerlerini tam anlayamıyordum.

      Bu nasıl kitaptı?

      Hem anlamıyordum, hem anlıyordum.

      Anlamıyordum; zira anladığımı ifade edemiyordum.

      İfadeden aciz kalıyordum. Fakat içimde bir inkılâp, ruhumda bir sükûn, kalbimde bir sürur, derin tesir duyuyordum.

      Sabahleyin uyandım.

      Güneş doğmuştu.

      İçimde bir hüzün, hem acı bir hüzün vardı.

      Acaba neden öğle vaktiydi?

      Minareden ezan sesi, İlâhî davet sesi kulağıma geldi.

      O ses, acımın sebebini ihtar etti.

      Sabahtan beri niçin namaz kılmamıştım?

      Bu acıyı ilk defa duyuyordum. O günde, evet o bahtiyar günde namaza başladım.

      İşte Risale-i Nur’dan bir Gençlik Rehberi, o da, başta sadece bir kısmını okumakla, beni nasıl böyle İlâhî bir inkılâp, böyle insanca, Müslümanca yaşayışa doğru götüren bir kuvvet meydana getirmiş ve beni nasıl değiştirmişti.

      Nurun Sadık Kahramanı, Zübeyir Gündüzalp

      Hayatı, Mefkuresi, Yeni Asya Neşriyat, s. 85

      Zübeyir GÜNDÜZALP

      #713246
      Anonim

        Bu nasıl kitaptı?

        Hem anlamıyordum, hem anlıyordum.

        Anlamıyordum; zira anladığımı ifade edemiy ordum.

        İfadeden aciz kalıyordum. Fakat içimde bir inkılâp, ruhumd a bir sükûn, kalbim de bir sürur, derin tesir duyuyo rdum.

        ilk basladıgımda ve zaman zaman hala yasadıgım duyguların aynısı..

        #781220
        Anonim

          Para ve zevk.


          Bu iki nesnenin bitmezvirgul.gif tükenmezvirgul.gif zehirlivirgul.gif boş hülyaları.

          O erişemediğim ve eriştiğim takdirde dahi beni hayatta mesut edemeyeceğini sonradan anladığım o neticesiz hayallervirgul.gif o kupkuru tasavvurlar.

          Ben neyim? Niçin yaşıyorum? Nereden geldim? Nereye gideceğim?


          Yoksa şu bir sürü başıboş mahlûklar gibi ipi boğazına atılmış bir yaratık mıyım?

          Hayır!

          Bu izzetime dehşetli dokunuyordu. Ben hayvan olamazdım.

          Ben hayvan gibi yaşayamazdım.

          Fikriyatım işliyordu. Ben bir insandım. Öyle ise insan gibi yaşayacaktım.

          Ama bu başıboş yaşayışımvirgul.gif acaba bir insanca yaşayış mıydı?

          İnsan olan insanvirgul.gif böyle mi hayat geçiriyordu?

          Bilemiyorumvirgul.gif fakat bu düşüncelerin verdiği tereddütlü tutum içindevirgul.gif âdeta çırpınıyordum diyebilirim.



          Baba dostu muhterem bir ihtiyar vardı.

          Onu görünce merhum ve muhterem sevgili babamı hatırlarım.

          O da beni görüncevirgul.gif bir baba şefkati ile halimi hatırımı sorardı.


          Onun o şefkativirgul.gif kederli günlerimi neşelendirirdi.

          Bir oğlu vardı. Sınıf arkadaşımdı. Onun namaz kıldığınıvirgul.gif namaz vakti gelince okul penceresindevirgul.gif bazen hademe odasında namaz kıldığını görüyordum.

          Ona ruhumda bir takdirkârlıkvirgul.gif hatta bir gıpta hissi duyuyordum. “Acabavirgul.gif” diyordumvirgul.gif “Benim hayatım mıvirgul.gif yoksa onun hayatı mı insanca bir hayattır?” ayırt edemiyordum.

          Bu sınıf arkadaşım nihayet üniversiteyi kazandı.

          Anadolu’nun safvirgul.gif temiz ve sakin havasından (Ermenek) kalabalık bir şehre (Konya) geldi.

          Birgün bu arkadaşımın yanında bir sima: O da tanıdık! Hatırlayacak gibi oluyorum. Arkadaşımvirgul.gif okuduğu kitaptan bir aralık başını kaldırdı. Göz göze geldik. O da beni tanıdı. Tanıştıkvirgul.gif seviştik.

          “Gençlik mevzuunda bir bahis okuyordum” dedi.

          Dedim: “Ben de dinleyeyimvirgul.gif devam edin.”

          Evvelâ kitaba baktım: Gençlik Rehberi.

          Müellifi: Bediüzzaman Said Nursî.

          Biraz durakladım.

          Çünkü gazetelerde bu isim hakkında menfî şeyler işitmiştim.

          Fakat dinlemeliydim.

          İşte tam fırsattı.

          Dinlediklerim ile duyduklarımı karşılaştırıp bir hükme varmalıydım.

          Yaratılış itibarı ile biraz tahkikçiydimvirgul.gif körü körünevirgul.gif ezberevirgul.gif şu veya bu dedikodulara kulak asmayı mertlik hissime lâyık görmüyordum.

          Arkadaşım okuyorduvirgul.gif dinliyordum.

          Ben öyle kendimi okunan kitaba vermiştim kivirgul.gif bir aralık kendime geldim; iki saat geçmiş.

          Bu müddet içinde ruhumda bir kıpırdanışvirgul.gif bir başkalık oldu.

          allah.gif allah.gif! Ne olmuştum? Bir sihre mi tutulmuştum? Yoksa bir mıknatisiyet beni kendine mi çekmişti?


          Ayrıldım. Fakat benim aklıma fikrime şunlar yer etmiştivirgul.gif yoksa akıl fikir ve ruhî varlığımı istilâ mı etmişti?
          Yoksa kalp ve dimağımavirgul.gif silinmez bir yazı ile mi yazılmıştıvirgul.gif ne olmuştu. Ne olmuşsa olmuştu.

          Evetvirgul.gif şu cümleler kulağımda çın çın çınlıyorduvirgul.gif aklımı dimağımı kaplıyordu:

          “Gençlik muhakkak gidecek!”

          Dedimvirgul.gif “Dönmeliyim. Eyvahvirgul.gif ya oradan ayrılmışsa! Niçin adresini almadım?”

          Koştumvirgul.gif gün batıyor. Dolmuşa bindim. Ah! Kalbim ferahladı. Arkadaşım hâlâ kitapla meşgul.

          “Geldim!” dedim.

          “Bana bu eseri bir haftalığına veremez misiniz? Yahut nereden temin edebilirim? Bir tane muhakkak almak istiyorum.”


          Aldımvirgul.gif o gece geç vakte kadar okudum.

          Okuyordum. Çok yerlerini tam anlayamıyordum.

          Bu nasıl kitaptı?

          Hem anlamıyordumvirgul.gif hem anlıyordum.

          Anlamıyordum; zira anladığımı ifade edemiyordum.


          İfadeden aciz kalıyordum. Fakat içimde bir inkılâpvirgul.gif ruhumda bir sükûnvirgul.gif kalbimde bir sürurvirgul.gif derin tesir duyuyordum.


          Sabahleyin uyandım.

          Güneş doğmuştu.

          İçimde bir hüzünvirgul.gif hem acı bir hüzün vardı.

          Acaba neden öğle vaktiydi?

          Minareden ezan sesivirgul.gif İlâhî davet sesi kulağıma geldi.


          O sesvirgul.gif acımın sebebini ihtar etti.

          Sabahtan beri niçin namaz kılmamıştım?

          Bu acıyı ilk defa duyuyordum. O gündevirgul.gif evet o bahtiyar günde namaza başladım.


          İşte Risale-i Nur’dan bir Gençlik Rehberivirgul.gif o davirgul.gif başta sadece bir kısmını okumaklavirgul.gif beni nasıl böyle İlâhî bir inkılâpvirgul.gif böyle insancavirgul.gif Müslümanca yaşayışa doğru götüren bir kuvvet meydana getirmiş ve beni nasıl değiştirmişti.
          Nurun Sadık Kahramanıvirgul.gif Zübeyir Gündüzalp

          Hayatıvirgul.gif Mefkuresivirgul.gif Yeni Asya Neşriyatvirgul.gif s. 85


          Zübeyir GÜNDÜZALP

          #781275
          Anonim

            Konular birlestirilmistir…

            #785435
            Anonim

              @hasret 65243 wrote:

              Para ve zevk.

              Bu iki nesnenin bitmez, tükenmez, zehirli, boş hülyaları.

              O erişemediğim ve eriştiğim takdirde dahi beni hayatta mesut edemeyeceğini sonradan anladığım o neticesiz hayaller, o kupkuru tasavvurlar.

              Ben neyim? Niçin yaşıyorum? Nereden geldim? Nereye gideceğim?

              Yoksa şu bir sürü başıboş mahlûklar gibi ipi boğazına atılmış bir yaratık mıyım?

              Hayır!

              Bu izzetime dehşetli dokunuyordu. Ben hayvan olamazdım.

              Ben hayvan gibi yaşayamazdım.

              Fikriyatım işliyordu. Ben bir insandım. Öyle ise insan gibi yaşayacaktım.

              Ama bu başıboş yaşayışım, acaba bir insanca yaşayış mıydı?

              İnsan olan insan, böyle mi hayat geçiriyordu?

              Bilemiyorum, fakat bu düşüncelerin verdiği tereddütlü tutum içinde, âdeta çırpınıyordum diyebilirim.

              Baba dostu muhterem bir ihtiyar vardı.

              Onu görünce merhum ve muhterem sevgili babamı hatırlarım.

              O da beni görünce, bir baba şefkati ile halimi hatırımı sorardı.

              Onun o şefkati, kederli günlerimi neşelendirirdi.

              Bir oğlu vardı. Sınıf arkadaşımdı. Onun namaz kıldığını, namaz vakti gelince okul penceresinde, bazen hademe odasında namaz kıldığını görüyordum.

              Ona ruhumda bir takdirkârlık, hatta bir gıpta hissi duyuyordum. “Acaba,” diyordum, “Benim hayatım mı, yoksa onun hayatı mı insanca bir hayattır?” ayırt edemiyordum.

              Bu sınıf arkadaşım nihayet üniversiteyi kazandı.

              Anadolu’nun saf, temiz ve sakin havasından (Ermenek) kalabalık bir şehre (Konya) geldi.

              Birgün bu arkadaşımın yanında bir sima: O da tanıdık! Hatırlayacak gibi oluyorum. Arkadaşım, okuduğu kitaptan bir aralık başını kaldırdı. Göz göze geldik. O da beni tanıdı. Tanıştık, seviştik.

              “Gençlik mevzuunda bir bahis okuyordum” dedi.

              Dedim: “Ben de dinleyeyim, devam edin.”

              Evvelâ kitaba baktım: Gençlik Rehberi.

              Müellifi: Bediüzzaman Said Nursî.

              Biraz durakladım.

              Çünkü gazetelerde bu isim hakkında menfî şeyler işitmiştim.

              Fakat dinlemeliydim.

              İşte tam fırsattı.

              Dinlediklerim ile duyduklarımı karşılaştırıp bir hükme varmalıydım.

              Yaratılış itibarı ile biraz tahkikçiydim, körü körüne, ezbere, şu veya bu dedikodulara kulak asmayı mertlik hissime lâyık görmüyordum.

              Arkadaşım okuyordu, dinliyordum.

              Ben öyle kendimi okunan kitaba vermiştim ki, bir aralık kendime geldim; iki saat geçmiş.

              Bu müddet içinde ruhumda bir kıpırdanış, bir başkalık oldu.

              Allah Allah! Ne olmuştum? Bir sihre mi tutulmuştum? Yoksa bir mıknatisiyet beni kendine mi çekmişti?

              Ayrıldım. Fakat benim aklıma fikrime şunlar yer etmişti, yoksa akıl fikir ve ruhî varlığımı istilâ mı etmişti?

              Yoksa kalp ve dimağıma, silinmez bir yazı ile mi yazılmıştı, ne olmuştu. Ne olmuşsa olmuştu.

              Evet, şu cümleler kulağımda çın çın çınlıyordu, aklımı dimağımı kaplıyordu:

              “Gençlik muhakkak gidecek!”

              Dedim, “Dönmeliyim. Eyvah, ya oradan ayrılmışsa! Niçin adresini almadım?”

              Koştum, gün batıyor. Dolmuşa bindim. Ah! Kalbim ferahladı. Arkadaşım hâlâ kitapla meşgul.

              “Geldim!” dedim.

              “Bana bu eseri bir haftalığına veremez misiniz? Yahut nereden temin edebilirim? Bir tane muhakkak almak istiyorum.”

              Aldım, o gece geç vakte kadar okudum.

              Okuyordum. Çok yerlerini tam anlayamıyordum.

              Bu nasıl kitaptı?

              Hem anlamıyordum, hem anlıyordum.

              Anlamıyordum; zira anladığımı ifade edemiyordum.

              İfadeden aciz kalıyordum. Fakat içimde bir inkılâp, ruhumda bir sükûn, kalbimde bir sürur, derin tesir duyuyordum.

              Sabahleyin uyandım.

              Güneş doğmuştu.

              İçimde bir hüzün, hem acı bir hüzün vardı.

              Acaba neden öğle vaktiydi?

              Minareden ezan sesi, İlâhî davet sesi kulağıma geldi.

              O ses, acımın sebebini ihtar etti.

              Sabahtan beri niçin namaz kılmamıştım?

              Bu acıyı ilk defa duyuyordum. O günde, evet o bahtiyar günde namaza başladım.

              İşte Risale-i Nur’dan bir Gençlik Rehberi, o da, başta sadece bir kısmını okumakla, beni nasıl böyle İlâhî bir inkılâp, böyle insanca, Müslümanca yaşayışa doğru götüren bir kuvvet meydana getirmiş ve beni nasıl değiştirmişti.

              Nurun Sadık Kahramanı, Zübeyir Gündüzalp

              Hayatı, Mefkuresi, Yeni Asya Neşriyat, s. 85

              Zübeyir GÜNDÜZALP

              üstadımın talebelerinin isimlerini duyardım hep ama manevi kardeşim birgün bana okumam için zübeyir gündüzalp bir dava adamının notları olan eseri verdi sonra sende al dedi henüz daha alamadım bulunduğum ilde yoktur.2 kere şipariş verdik ama gelmedi:( eşim hizmetten olan bir üniverste öğrencisi arkadaşına getirmesi için söyledi inş getirecek, Zübeyir abiyi çok seviyorum üstadımız zübeyire ikinci kez zübeyir dememiştir, demek zübeyir abi hizmet konusunda hep gayretli imiş HİZMET YOLUNDAN AYRILMAMIŞ. NE KADAR GÜZEL BİR DUYGU DEĞİL Mİ? Diğer abilerin hayatlarınıda merak ediyorum zübeyir abiyi ilk okuduğumdanmıdır bilmem ama zübeyir abiye olan muhabbetim çok ayrı.

              İnş kitabıma RABBİM’in izni ile kavuşurum. Çünkü o kitap bana güç kuvvet veriyor.

              #785436
              Anonim

                Eklediğiniz kısmıda yeni okudum emeğinize sağlık kardeşler.ALLAH CC.sizlerden razı olsun.

              6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
              • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.