• Bu konu 37 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 39)
  • Yazar
    Yazılar
  • #802411
    Anonim


      Ya Avrupa kâfir zalimleri veya Asya münafıkları, desiseleriyle ya çalar veya gasp ediyor.

      Sizin cebren böyle ehl-i imanı mim’siz medeniyete sevk etmekteki maksadınız, eğer memlekette âsâyiş ve emniyeti temin ve kolayca idare etmek ise, kat’iyen biliniz ki, hata ediyorsunuz, yanlış yola sevk ediyorsunuz. Çünkü itikadı sarsılmış, ahlâkı bozulmuş yüz fâsıkın idaresi ve onlar içinde âsâyiş temini, binler ehl-i salâhatin idaresinden daha müşküldür.

      İşte bu esaslara binaen, ehl-i İslâm dünyaya ve hırsa sevk olunmaya ve teşvik edilmeye muhtaç değildirler. Terakkiyat ve âsâyişler bununla temin edilmez. Belki mesailerinin tanzimine ve mâbeynlerindeki emniyetin tesisine ve teavün düsturunun teshiline muhtaçtırlar. Bu ihtiyaç da, dinin evâmir-i kudsiyesiyle ve takvâ ve salâbet-i diniye ile olur.


      SEKİZİNCİ NOTA

      Ey sa’y ve ameldeki lezzet ve saadeti bilmeyen tembel insan! Bil ki, Cenâb-ı Hak, kemâl-i kereminden, hizmetin mükâfâtını hizmet içinde derc etmiştir. Amelin ücretini nefs-i amel içine de koymuştur. İşte bu sır içindir ki, mevcudat, hattâ bir nokta-i nazarda câmidat dahi, evâmir-i tekviniye tabir edilen hususî vazifelerinde, kemâl-i şevkle ve bir çeşit lezzet ile evâmir-i Rabbâniyeyi imtisal ederler. Arıdan, sinekten, tavuktan tut, tâ şems ve kamere kadar herşey kemâl-i lezzet ile vazifesine çalışıyorlar. Demek hizmetlerinde bir lezzet var ki, akılları olmadığından âkıbeti ve neticeleri düşünmeden, mükemmel vazifelerini ifa ediyorlar.


      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Asya: (bk. bilgiler)[/TD]
      [TD]Avrupa: (bk. bilgiler)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
      [TD]ahlâk: huy, tabiat, insanın davranış tarzı, tutum ve tavrı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]amel: iş yapma[/TD]
      [TD]binaen: dayanarak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cebren: zorla[/TD]
      [TD]câmidat: cansızlar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]derc etmek: yerleştirmek[/TD]
      [TD]desise: hile, aldatma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]düstur: kural[/TD]
      [TD]ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen her şeye inanan kimseler, mü’minler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ehl-i salâhat: dine göre yaşayanlar, salih kimseler[/TD]
      [TD]ehl-i İslâm: Müslümanlar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]emniyet: güven, korkusuz[/TD]
      [TD]esas: temel[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]evâmir-i Rabbâniye: Allah’ın koyduğu kurallar[/TD]
      [TD]evâmir-i kudsiye: kusur ve noksandan uzak olan yüce emirler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]evâmir-i tekviniye: Allah’ın tabiata yerleştirdiği kanunlar[/TD]
      [TD]fâsık: günahkâr, dinî kurallara aykırı yaşayan[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]gasp etmek: zorla almak[/TD]
      [TD]ifa etmek: bir işi gerçekleştirmek, yerine getirmek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]imtisal etmek: bağlanmak, boyun eğmek[/TD]
      [TD]itikad: inanç[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kamer: ay[/TD]
      [TD]kat’iyen: kesin olarak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kemâl-i kerem: lütuf ve cömertliğin mükemmelliği, kusursuz ikram edicilik[/TD]
      [TD]kemâl-i lezzet: eksiksiz lezzet[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kemâl-i şevk: büyük bir istek[/TD]
      [TD]kâfir: Allah’ı veya Allah’ın bildirdiği kesin olan bir şeyi inkâr eden kimse[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]maksad: amaç, hedef[/TD]
      [TD]mesai: çalışma, iş zamanı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
      [TD]mim’siz medeniyet: ahlâksızlık, alçaklık (Arapça yazılış olarak medeniyet kelimesinin ilk harfi olan “mim” harfi kaldırılınca geriye alçaklık anlamında “deniyet” kelimesi kalır)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mâbeyn: iki şeyin arası[/TD]
      [TD]mükâfât: ödül[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen[/TD]
      [TD]müşkül: zor[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nefs-i amel: amelin kendisi[/TD]
      [TD]nokta-i nazar: bakış açısı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nota: bildiri[/TD]
      [TD]saadet: mutluluk[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]salâbet-i diniye: dinin emirlerini koruma ve uygulamaktaki ciddiyet ve sağlamlık[/TD]
      [TD]sa’y: çalışma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sevk etmek: göndermek[/TD]
      [TD]tabir edilen: adlandırılan[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]takvâ: Allah’ın emirlerini tutup, günahlardan sakınma[/TD]
      [TD]tanzim: düzenleme, düzene koyma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]teavün: yardımlaşma[/TD]
      [TD]temin: sağlama[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]terakkiyat: ilerlemeler, yükselmeler[/TD]
      [TD]teshil: kolaylaştırma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tesis: kurma, yerleştirme[/TD]
      [TD]teşvik etme: şevklendirme, isteklendirme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vazife: görev[/TD]
      [TD]zalim: haksızlık eden[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âkıbet: netice, son[/TD]
      [TD]âsâyiş: emniyet ve güven ortamı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şems: güneş[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #802412
      Anonim


        Eğer desen: “Zîhayatta lezzet kabildir. Cemâdatta nasıl şevk ve lezzet olabilir?”

        Elcevap: Cemâdat kendi hesaplarına değil, onlara tecellî eden esmâ-i İlâhiye hesabına bir şeref, bir makam, bir kemâl, bir güzellik, bir intizam isterler, arıyorlar. O vazife-i fıtriyelerinin imtisalinde, Nûru’l-Envârın isimlerine birer mâkes, birer âyine hükmüne geçtiğinden, tenevvür eder, terakki eder.

        Meselâ, nasıl ki bir katre su, bir zerrecik cam parçası, zâtında ziyasız, ehemmiyetsiz iken, sâfi kalbiyle güneşe yüzünü çevirse, o vakit o ehemmiyetsiz, ziyasız katre ve cam parçası, güneşin bir nevi arşı olup senin yüzüne de tebessüm eder. İşte bu misal gibi, zerrat-ı mevcudat, cemâl-i mutlak ve kemâl-i mutlak sahibi olan Zât-ı Zülcelâlin isimlerine vazifeperverlik cihetinde âyine olmalarıyla, o katre ve zerrecik şişe gibi gayet aşağı bir dereceden gayet yüksek bir derece-i zuhura ve tenevvüre çıkıyorlar. Madem vazife cihetinde gayet nuranî ve yüksek bir makam alıyorlar; lezzet mümkün ve kabilse, yani hayat-ı âmmeden hissedar iseler, gayet lezzet ile o vazifeleri görüyorlar denilebilir.

        Vazifede lezzet bulunduğuna en zâhir bir delil: Sen kendi âzâ ve duygularının hizmetlerine bak. Herbiri, bekà-i şahsî ve bekà-i nev’î için ettikleri hizmetlerinde ayrı ayrı lezzetleri var. Nefs-i hizmet, onlara bir telezzüz hükmüne geçiyor. Hattâ hizmeti terk etmek, o uzvun bir nevi azabıdır.

        Hem en zâhir bir delil dahi, horoz ve yavrulu tavuk gibi hayvânâtın vazifelerinde gösterdikleri fedakârâne ve merdâne vaziyetleridir ki, horoz aç olduğu halde tavukları nefsine tercih edip, bulduğu rızka onları çağırır; yemez, onlara yedirir. Ve bir şevk ve iftihar ve telezzüz ile o vazifeyi gördüğü görünür. Demek o hizmette, yemekten fazla bir lezzet alır. Hem küçük yavrularına çobanlık eden tavuk dahi, yavrularının hatırı için ruhunu feda eder, ite atılır. Kendini aç bırakıp onları doyurur. Demek o hizmette öyle bir lezzet alır ki, açlık acısına ve ölmek elemine tereccuh eder, ziyade gelir.


        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Nûru’l-Envâr: nurların nuru, sonsuz nur sahibi olan Allah[/TD]
        [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]arş: taht; emir ve egemenliğin tecelli ettiği yer[/TD]
        [TD]azab: sıkıntı, acı çekme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]bekà-i nev’î: türün devamlılığı[/TD]
        [TD]bekà-i şahsî: ferdin devamlılığı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cemâdat: cansız varlıklar[/TD]
        [TD]cemâl-i mutlak: sınırsız güzellik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cihet: yön[/TD]
        [TD]derece-i zuhur: ortaya çıkma derecesi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ehemmiyetsiz: önemsiz[/TD]
        [TD]elem: acı, sıkıntı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
        [TD]fedakârâne: fedakârca[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hayat-ı âmme: genel hayat, hayatın genel mânâsı[/TD]
        [TD]hayvânât: hayvanlar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hissedar: pay sahibi[/TD]
        [TD]iftihar: övünme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]imtisal: bağlanma, boyun eğme[/TD]
        [TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kabil: mümkün, olabilir[/TD]
        [TD]katre: damla[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kemâl: mükemellik, olgunluk[/TD]
        [TD]kemâl-i mutlak: her yönüyle mükemmel olma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]makam: derece[/TD]
        [TD]merdâne: mertçe[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
        [TD]misal: örnek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mâkes: yansıma yeri, ayna[/TD]
        [TD]nefs: bir varlığın kendisi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nefs-i hizmet: hizmetin bizzat kendisi[/TD]
        [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nuranî: nurlu, parlak[/TD]
        [TD]sâfi: temiz, arınmış[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tecellî: yansıma, görünme[/TD]
        [TD]telezzüz: lezzetlenme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tenevvür etmek: nurlanmak, aydınlanmak[/TD]
        [TD]terakki etmek: ilerlemek, gelişmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tereccuh etmek: üstün gelmek[/TD]
        [TD]uzuv: organ[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vazife-i fıtriye: yaratılıştan gelen görev[/TD]
        [TD]vazifeperver: vazifesini seven, işine düşkün[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vaziyet: durum[/TD]
        [TD]zerrat: zerreler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zerre: atom[/TD]
        [TD]zerrecik: atom[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
        [TD]ziyasız: ışıksız[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zâhir: açık, gözle görünür[/TD]
        [TD]zât: bir şeyin kendisi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zîhayat: canlı[/TD]
        [TD]âzâ: organlar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şevk: büyük istek ve arzu[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #802413
        Anonim


          Hayvânî valideler, yavrularını, küçük iken vazifeleri bulunduğundan, lezzetle himayeye çalışır. Büyük olduktan sonra vazife kalkar, lezzet de gider. Yavrusunu döver, elinden daneyi alır. Yalnız, insan nev’indeki validelerin vazifeleri bir derece devam eder. Çünkü insanlarda, zaaf ve acz itibarıyla, daima bir nevi çocukluk var; her vakit de şefkate muhtaçtır.

          İşte umum hayvânâtın, horoz gibi çobanlık eden erkeklerine ve tavuk gibi validelerine bak, anla ki, bunlar kendi hesabına ve kendileri namına, kendi kemâlleri için o vazifeyi görmüyorlar. Çünkü hayatını, vazifede lâzım gelse feda ediyorlar. Belki vazifeleri, onları o vazifeyle tavzif eden ve o vazife içinde rahmetiyle bir lezzet derc eden Mün’im-i Kerîmin hesabına ve Fâtır-ı Zülcelâlin namına görüyorlar.

          Hem nefs-i hizmette ücret bulunduğuna bir delil de şudur ki: Nebâtat ve eşcar, bir şevk u lezzeti ihsas eden bir tavır ile Fâtır-ı Zülcelâlin emirlerini imtisal ediyorlar. Çünkü, dağıttığı güzel kokular ve müşterilerin nazarını celb edecek ziynetlerle süslenmeleri ve sümbülleri ve meyveleri için çürüyünceye kadar kendilerini feda etmeleri, ehl-i dikkate gösterir ki, onların, emr-i İlâhînin imtisalinden öyle bir lezzetleri var ki, nefislerini mahvedip çürütüyorlar.

          Bak, başında çok süt konserveleri taşıyan hindistan cevizi ve incir gibi meyvedar ağaçlar, rahmet hazinesinden lisan-ı hal ile süt gibi en güzel bir gıdayı ister, alır, meyvelerine yedirir, kendi bir çamur yer. Hem nar ağacı sâfi bir şarabı hazine-i rahmetten alıp meyvesine yedirir, kendisi çamurlu ve bulanık bir suya kanaat eder.

          Hattâ hububatta dahi sümbüllenmek vazifesinde zâhir bir iştiyak görünür. Nasıl ki dar bir yerde hapsedilen bir zât, bir bostana ve geniş bir yere çıkmayı müştakane ister; öyle de, hububatta, sümbüllenmek vazifesinde öyle sürurlu bir vaziyet, bir iştiyak görünüyor.

          İşte “sünnetullah” tabir edilen, kâinatta cereyan eden bu sırlı uzun düsturdandır ki, işsiz, tembel, istirahat ile yaşayan ve rahat döşeğinde uzananlar, ekseriyetle, sa’y eden, çalışanlardan daha ziyade zahmet ve sıkıntı çekerler. Çünkü, daima işsizler

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Fâtır-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve büyüklük sahibi olan ve her şeyi yoktan benzersiz olarak yaratan Allah[/TD]
          [TD]Mün’im-i Kerîm: sonsuz cömertlik sahibi ve nimet verici Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]acz: güçsüzlük[/TD]
          [TD]celb etmek: çekmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cereyan eden: meydana gelen[/TD]
          [TD]dane: tane, tohum[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]derc eden: yerleştiren[/TD]
          [TD]düstur: kanun[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ehl-i dikkat: olayları derinlemesine inceleyen kişiler[/TD]
          [TD]ekseriyetle: çoğunlukla[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]emr-i İlâhî: Allah’ın emri[/TD]
          [TD]eşcar: ağaçlar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hayvânât: hayvanlar[/TD]
          [TD]hayvânî: hayvanlardan olan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hazine-i rahmet: Allah’ın sonsuz rahmet hazinesi[/TD]
          [TD]himaye: koruma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hububat: tohumlar, taneli bitkiler[/TD]
          [TD]ihsas eden: hissettiren[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]imtisal: emre uyma, yerine getirme[/TD]
          [TD]itibarıyla: açısından[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]iştiyak: çok arzu ve istek[/TD]
          [TD]kanaat etmek: yetinmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kemâl: mükemmellik, olgunluk[/TD]
          [TD]kâinat: evren[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]lisan-ı hal: hal ve beden dili[/TD]
          [TD]meyvedar: meyveli[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müştakane: aşk ile, çok isteyerek[/TD]
          [TD]namına: adına[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nazar: bakış[/TD]
          [TD]nebâtat: bitkiler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nefs: bir şeyin kendisi[/TD]
          [TD]nefs-i hizmet: hizmetin bizzat kendisi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nev’: tür, çeşit[/TD]
          [TD]rahmet: şefkat, merhamet[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sa’y eden: çalışan[/TD]
          [TD]sâfi: temiz, arınmış[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sünnetullah: kâinatta yürürlükte olan İlâhî kanunlar[/TD]
          [TD]sürurlu: mutluluk ve sevinç verici[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tabir edilen: adlandırılan, ifade edilen[/TD]
          [TD]tavzif eden: görevlendiren[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]umum: bütün[/TD]
          [TD]valide: anne[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vaziyet: durum, hâl[/TD]
          [TD]zaaf: zayıflık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zat: kişi[/TD]
          [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ziynet: süs[/TD]
          [TD]zâhir: açık, gözle görünür[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şarab: içecek[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #802414
          Anonim


            ömründen şikâyet ederler, eğlence ile çabuk geçmesini isterler. Sa’y edenler ve çalışanlar ise şâkirdirler, hamd ederler, ömürlerinin geçmesini istemezler.
            اَلْمُسْتَرِيحُ الْعَاطِلُ شَاكٍ مِنْ عُمْرِهِ وَالسَّاعِى الْعَامِلُ شَاكِرٌ 1
            küllî düsturdur. Hem o sır iledir ki, “Rahat zahmette, zahmet rahattadır” cümlesi darbımesel olmuştur.

            Evet, cemâdâta dikkatle nazar edilse, bilkuvve yalnız istidat ve kabiliyet cihetinde nâkıs kalıp inkişaf etmeyenlerin, gayet bir içtihad ve sa’y ile inbisat edip bilkuvveden bilfiil suretine geçmesinde, mezkûr sünnet-i İlâhiye düsturuyla bir tavır görünüyor. Ve o tavır işaret eder ki, o vazife-i fıtriyede bir şevk ve o meselede bir lezzet vardır. Eğer o câmidin umumî hayattan hissesi varsa, şevk kendisinin olur; yoksa, o câmidi temsil eden, nezaret eden şeye aittir. Hattâ bu sırra binaen denilebilir ki: Lâtif, nâzik su incimad emrini aldığı vakit, öyle şiddetli bir şevk ile o emre imtisal eder ki, demiri şak eder, parçalar. Demek burûdet ve tahtessıfır soğuğun lisanıyla, ağzı kapalı demir kaptaki suya “Genişlen” emr-i Rabbânîsi tebliğ edilince, şiddet-i şevk ile kabını parçalar. Demiri bozar, kendisi buz olur. Ve hâkezâ, herşeyi buna kıyas et ki, güneşlerin deverânından ve seyr ü seyahatlerinden tut, tâ zerrelerin mevlevî gibi devretmelerine ve dönmelerine ve ihtizazlarına kadar kâinattaki bütün sa’y ve hareket, kanun-u kader-i İlâhî üzerine cereyan ediyor ve dest-i kudret-i İlâhîden sudur eden ve irade ve emir ve ilmi tazammun eden emr-i tekvînî ile zuhur eder. Hattâ herbir zerre, herbir mevcut, herbir zîhayat, bir nefer askere benzer ki, orduda muhtelif dairelerde, o neferin ayrı ayrı nisbetleri, vazifeleri olduğu gibi, herbir zerre, herbir zîhayatın dahi öyledir. Meselâ senin


            [NOT]Dipnot-1 Atâlet içinde istirahat eden, ömründen şikâyetçidir. Çalışan ve iş gören ise haline şükreder.
            [/NOT]

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]bilfiil: fiilen, uygulamaya koyarak[/TD]
            [TD]bilkuvve: potansiyel olarak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]binaen: dayanarak[/TD]
            [TD]burûdet: soğukluk[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cemâdât: cansız varlıklar[/TD]
            [TD]cereyan etmek: meydana gelmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cihet: yön[/TD]
            [TD]câmid: cansız[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]darbımesel: atasözü[/TD]
            [TD]dest-i kudret-i İlâhî: Allah’ın sonsuz kudret eli[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]deverân: dönmek, dolaşmak[/TD]
            [TD]devretme: dönme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]düstur: kanun[/TD]
            [TD]emr-i Rabbânî: bütün varlıkları yaratılış gayelerine göre terbiye edip idaresi ve egemenliği altında tutan Allah’ın emri[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]emr-i tekvînî: Allah’ın varlıkları şekillendirmeye yönelik emri[/TD]
            [TD]hamd etmek: şükür ve övgülerini sunmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hâkezâ: bunun gibi[/TD]
            [TD]ihtizaz: titreme, hareketlenme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]imtisal etme: emre uyma, yerine getirme[/TD]
            [TD]inbisat etme: genişleme, yayılma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]incimad: donma, katılaşma[/TD]
            [TD]inkişaf etme: açığa çıkma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]irade: dileme, seçme gücü[/TD]
            [TD]istidat: yetenek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]içtihad: çaba gösterme, gayret etme[/TD]
            [TD]kanun-u kader-i İlâhî: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri gerçekleşmeden önce sonsuz ilmiyle belirlediği ve bütün kâinatta geçerli olan kanunlar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kâinat: evren[/TD]
            [TD]küllî: geniş, her şeyi kuşatan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]lisan: dil[/TD]
            [TD]lâtif: ince, güzel[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mevcut: var[/TD]
            [TD]mevlevî: Mevlevîlik tarikatına mensup olan ve kendi etrafında dönerek semâ yapan kişi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mezkûr: adı geçen[/TD]
            [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nazar etmek: bakmak[/TD]
            [TD]nefer: asker, er[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nezaret eden: gözeten[/TD]
            [TD]nisbet: bağlılık, bağlantı noktası[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nâkıs: eksik, noksan[/TD]
            [TD]nâzik: zarif, ince, narin[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sa’y eden: çalışan[/TD]
            [TD]seyr ü seyahat: yolculuk[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sudur eden: ortaya çıkan [/TD]
            [TD]suret: biçim, görünüş[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sünnet-i İlâhiye: Allah’ın kainata koyduğu kanunlar[/TD]
            [TD]tahtessıfır: sıfırın altında[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tazammun eden: içeren[/TD]
            [TD]tebliğ etmek: bildirmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]temsil eden: bir şeyin temsilcisi olan[/TD]
            [TD]umumî: genel[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vazife-i fıtriye: yaratılıştan gelen görev[/TD]
            [TD]zahmet: zorluk[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zerre: atom[/TD]
            [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zuhur etmek: ortaya çıkmak, görünmek[/TD]
            [TD]zîhayat: canlı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şevk: şiddetli arzu ve istek[/TD]
            [TD]şiddet-i şevk: şiddetli bir istek ve arzu[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şâkir: Allah’a şükreden[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #802415
            Anonim


              gözünde bir zerre, gözün hücresinde ve gözde ve âsâb-ı veçhiyede ve bedenin şerâyin tabir edilen damarlarında birer nisbeti ve o nisbete göre birer vazifesi ve o vazifeye göre birer faidesi vardır. Ve hâkezâ, herşeyi ona kıyas et.

              Buna binaen herbir şey, bir Kadîr-i Ezelînin vücub-u vücuduna iki cihetle şehadet eder:

              Biri: Tâkatinin binler derece fevkinde vazifeleri görmekteki acz-i mutlak lisanıyla o Kadîrin vücuduna şehadet eder.

              İkincisi: Herbir şey, nizam-ı âlemi teşkil eden düsturlara ve muvazene-i mevcudatı idame eden kanunlara tatbik-i hareket etmekle o Alîm-i Kadîre şehadet eder. Çünkü zerre gibi bir câmid, arı gibi küçük bir hayvan, Kitab-ı Mübînin mühim ve ince meseleleri olan nizam ve mizanı bilmez. Câmid bir zerre, arı gibi küçük bir hayvan nerede? Semâvat tabakalarını bir defter sahifesi gibi açıp, kapayıp toplayan Zât-ı Zülcelâlin elindeki Kitab-ı Mübînin mühim, ince meselelerini okumak nerede? Eğer sen divanelik edip zerrede o kitabın ince hurufâtını okuyacak kadar bir göz bulunduğunu tevehhüm etsen, o vakit o zerrenin şehadetini redde çalışabilirsin!

              Evet, Fâtır-ı Hakîm, Kitab-ı Mübînin düsturlarını gayet güzel bir surette ve muhtasar bir tarzda ve has bir lezzette ve mahsus bir ihtiyaçla icmâl edip derc eder. Herşey öyle has bir lezzet ve mahsus bir ihtiyaçla amel etse, o Kitab-ı Mübînin düsturlarını bilmeyerek imtisal eder. Meselâ, hortumlu sivrisinek dünyaya geldiği dakikada hanesinden çıkar, durmayarak insanın yüzüne hücum eder, uzun asâsıyla vurur, âb-ı hayat fışkırtır, içer. Hücumdan kaçmakta, erkân-ı harp gibi maharet gösterir. Acaba bu küçük, tecrübesiz, yeni dünyaya gelen mahlûka bu san’atı ve bu fenn-i harbi ve su çıkarmak san’atını kim öğretmiş? Ve nereden öğrenmiş? Ben, yani bu biçare Said, itiraf ediyorum ki, eğer ben o hortumlu sineğin

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Alîm-i Kadîr: her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten Allah
              [/TD]
              [TD]Fâtır-ı Hakîm: her şeyi hârika üstün sanatıyla benzersiz olarak ve hikmetle yaratan Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
              [TD]Kadîr-i Ezelî: her şeye gücü yeten ve varlığının başlangıcı ve sonu olmayan Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Kitab-ı Mübîn: her şeyin açıkça yazılı olduğu, Allah katındaki kitap[/TD]
              [TD]Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi Allah[/TD]
              [TD]acz-i mutlak: sınırsız güçsüzlük[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]amel etmek: davranmak, işlemek[/TD]
              [TD]asâ: baston, değnek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]binaen: dayanarak[/TD]
              [TD]biçare: çaresiz[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cihet: yön[/TD]
              [TD]câmid: cansız[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]derc etmek: yerleştirmek[/TD]
              [TD]divanelik: akılsızlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]düstur: kanun[/TD]
              [TD]erkân-ı harp: savaş komutanı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fenn-i harb: savaş sanatı[/TD]
              [TD]fevkinde: üstünde[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hane: ev[/TD]
              [TD]hurufât: harfler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hâkezâ: bunun gibi[/TD]
              [TD]icmâl etmek: özetlemek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]idame eden: devam ettiren[/TD]
              [TD]imtisal etmek: emre uymak, uygulamak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kanun: tabiat olaylarının bağlı olduğu kural[/TD]
              [TD]lisan: dil[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]maharet: beceri, hüner[/TD]
              [TD]mahlûk: yaratık, varlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mahsus: has, özel[/TD]
              [TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muhtasar: kısa, özet[/TD]
              [TD]muvazene-i mevcudat: kâinattaki varlıkların ölçü ve denge içinde olması[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mühim: önemli[/TD]
              [TD]nizam: düzen[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nizam-ı âlem: âlemin düzeni[/TD]
              [TD]semâvât: gökler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]suret: biçim, görünüş[/TD]
              [TD]tabir edilen: adlandırılan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tatbik-i hareket: bir şeye uygun hareket etmek[/TD]
              [TD]tevehhüm etmek: sanmak, zannetmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]teşkil eden: oluşturan[/TD]
              [TD]tâkat: güç, kapasite[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vazife: görev[/TD]
              [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vücud: varlık[/TD]
              [TD]zerre: atom[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zîhayat: canlı[/TD]
              [TD]âb-ı hayat: hayat suyu, kan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âsâb-ı veçhiye: insanın yüzünde bulunan sinirler[/TD]
              [TD]şehadet etmek: şahitlik etmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şerâyin: atardamarlar[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #802416
              Anonim


                yerinde olsaydım, kerrüfer harbini ve su çıkarmak hizmetini, çok uzun dersler ve çok müteaddit tecrübelerle ancak öğrenebilirdim.

                İşte, ilhâma mazhar olan arı, örümcek ve yuvasını çorap gibi yapan bülbül gibi hayvânâtı bu sineğe kıyas et. Hattâ nebâtâtı da aynen hayvânâta kıyas edebilirsin. Evet, Cevâd-ı Mutlak (celle celâluhu), her ferd-i zîhayatın eline lezzet midâdıyla ve ihtiyaç mürekkebiyle yazılmış bir tezkereyi vermiş, onunla evâmir-i tekviniyenin programını ve hizmetlerinin fihristesini tevdi etmiştir. Bak o Hakîm-i Zülcelâle, nasıl Kitab-ı Mübînin düsturlarından, arı vazifesine ait miktarını bir tezkerede yazmış, arının başındaki sandukçaya koymuştur. O sandukçanın anahtarı da, vazifeperver arıya has bir lezzettir. Onunla sandukçayı açar, programını okur, emri anlar, hareket eder, blank.gif1 وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ âyetinin sırrını izhar eder.

                İşte, eğer bu Sekizinci Notayı tamamen işittin ve tam anladınsa, bir hads-i imanî ile blank.gif2وَسِعَتْ رَحْمَتُهُ كُلَّ شَىْءٍ ’in bir sırrını, blank.gif3وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ nin bir hakikatini, blank.gif4اِنَّمَآ اَمْرُهُ اِذَآ اَرَادَ شَيْئًا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكوُنُ ’nun bir düsturunu, فَسُبْحَانَ الَّذِى بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ blank.gif5 ’un bir nüktesini anlarsın.


                DOKUZUNCU NOTA

                Bil ki, nev-i beşerde nübüvvet, beşerdeki hayır ve kemâlâtın fezlekesi ve esasıdır. Din-i hak, saadetin fihristesidir. İman, bir hüsn-ü münezzeh ve mücerreddir.


                [NOT]Dipnot-1 “Rabbin balarısına ilham etti.” Nahl Sûresi, 16:68.
                Dipnot-2 “Rahmeti herşeyi kaplamıştır.” A’râf Sûresi, 7:156.
                Dipnot-3 “Hiçbir şey yoktur ki, Onu hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.
                Dipnot-4 “Birşeyin olmasını murad ettiği zaman Onun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.” Yâsin Sûresi, 36:82.
                Dipnot-5 “Şânı ne yücedir Onun ki, herşeyin iç yüzü Onun elindedir. Siz de Ona döneceksiniz.” Yâsin Sûresi, 36:83
                [/NOT]

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Cevâd-ı Mutlak: sınırsız cömertlik ve ikram sahibi olan Allah[/TD]
                [TD]Hakîm-i Zülcelâl: her şeyi hikmetle yapan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Kitab-ı Mübîn: her şeyin açıkça yazılı olduğu, Allah katındaki kitap[/TD]
                [TD]beşer: insanlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]celle celâluhu: Allah’ın şânı yücedir[/TD]
                [TD]din-i hak: hak din, İslâm[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]düstur: kanun[/TD]
                [TD]esas: temel[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]evâmir-i tekviniye: yaratılışa ait emirler ve kanunlar[/TD]
                [TD]ferd-i zîhayat: canlı varlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fezleke: netice, özet[/TD]
                [TD]fihriste: liste, özet, içerik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hads-i imanî: imandan kaynaklanan güçlü sezgi[/TD]
                [TD]hakikat: gerçek, esas[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hayvânât: hayvanlar[/TD]
                [TD]hayır: iyilik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hüsn-ü münezzeh ve mücerred: her türlü kusur ve çirkinlikten arınmış soyut güzellik[/TD]
                [TD]ilhâm: Allah tarafından kalbe gelen mânâ[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]iman: inanç[/TD]
                [TD]izhar etmek: göstermek, ortaya çıkarmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kemâlât: mükemel ve kusursuz özellikler[/TD]
                [TD]kerrüfer harbi: vur-kaç tekniği ile yapılan savaş[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kıyas etmek: karşılaştırmak[/TD]
                [TD]mazhar olma: bir şeye erişme, kavuşma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]midâd: mürekkep[/TD]
                [TD]mürekkeb: yazı için kullanılan sıvı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]müteaddit: çok sayıda, çeşitli[/TD]
                [TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
                [TD]nota: bildiri[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nübüvvet: peygamberlik[/TD]
                [TD]nükte: ince anlamlı söz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                [TD]sandukça: küçük sandık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tevdi etmek: emanet vermek[/TD]
                [TD]tezkere: belge[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vazifeperver: vazifesini seven, işine düşkün[/TD]
                [TD]âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #802417
                Anonim


                  Madem şu âlemde parlak bir hüsün, geniş ve yüksek bir hayır, zâhir bir hak, fâik bir kemâl görünüyor. Bilbedâhe, hak ve hakikat, nübüvvet içindedir ve nebîler elindedir. Dalâlet, şer ve hasâret, onun muhalifindedir.

                  Mehâsin-i ubudiyetin binlerinden yalnız buna bak ki, Nebî Aleyhissâtü Vesselâm, ubudiyet cihetiyle muvahhidînin kalblerini iyd ve Cuma ve cemaat namazlarında ittihad ettiriyor ve dillerini bir kelimede cem ediyor. Öyle bir surette ki, şu insan, Mâbûd-u Ezelînin azamet-i hitabına, hadsiz kalblerden ve dillerden çıkan sesler, dualar, zikirler ile mukabele ediyor. O sesler, dualar, zikirler birbirine tesanüd ederek ve birbirine yardım edip ittifak ederek öyle geniş bir surette Mâbûd-u Ezelînin ulûhiyetine karşı bir ubudiyet gösteriyor ki, güya küre-i arz kendisi o zikri söylüyor, o duayı ediyor ve aktârıyla namaz kılıyor ve etrafıyla, semâvâtın fevkinde izzet ve azametle nâzil olan blank.gif1 اَقِيمُوا الصَّلٰوةَ emrini, küre-i arz imtisal ediyor. Bu sırr-ı ittihad ile, kâinat içinde bir zerre gibi zayıf, küçük bir mahlûk olan şu insan, ubudiyetin azameti cihetiyle Hâlık-ı Arz ve Semâvâtın mahbub bir abdi ve arzın halifesi, sultanı ve hayvânâtın reisi ve hilkat-i kâinatın neticesi ve gayesi oluyor.

                  Evet, eğer namazların arkasında, hususan bayram namazlarında, bir anda Allahu ekber diyen yüzer milyon insanların sesleri, âlem-i gaybda ittihad ettikleri gibi, âlem-i şehadette dahi birbiriyle ittihad edip içtima etse, küre-i arz tamamıyla büyük bir insan olup, azametine nisbeten büyük bir sadâ ile söylediği Allahu ekber’e

                  [NOT]Dipnot-1“Namazı dos doğru kılın.” Bakara Sûresi, 2:43, 83, 110; Nisâ Sûresi, 4:77,103; En’am Sûresi, 6:72; Yûnus Sûresi, 10:87: Hac Sûresi, 22:78: Nûr Sûresi, 24:56; Rûm Sûresi, 30:31; Mücadele Sûresi, 58:13; Müzemmil Sûresi, 73:20..


                  [/NOT]

                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Allahu ekber: Allah en büyüktür[/TD]
                  [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Ebedî Zât: varlığının sonu olmayan Allah[/TD]
                  [TD]Fâtır-ı Hakîm: her şeyi hikmetle ve benzersiz sanatıyla yaratan Allah[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]abd: kul[/TD]
                  [TD]aktâr: bölgeler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]arz: yeryüzü, dünya[/TD]
                  [TD]asır: yüzyıl[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]azamet: büyüklük[/TD]
                  [TD]azamet-i hitap: sözün yüceliği[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]bahusus: hususan, özellikle[/TD]
                  [TD]berzah: öldükten sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları mânevî âlem[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]berzahî: kabir âlemine ait[/TD]
                  [TD]bilbedâhe: açık bir şekilde[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cem etmek: toplamak[/TD]
                  [TD]cemaat: topluluk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ciheâlem: dünya[/TD]
                  [TD]desâtir: prensipler, kurallar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]dünyevî: dünya ile ilgili[/TD]
                  [TD]ebed: sonsuzluk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
                  [TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]etvâr: haller, tavırlar[/TD]
                  [TD]fenâ: gelip geçici oluş[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]firak: ayrılık[/TD]
                  [TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]gafil: duyarsız, sorumsuz[/TD]
                  [TD]hakikattar: tamamen gerçek olan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]harab: yok olma, yıkılma[/TD]
                  [TD]hitaben: hitap ederek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]husul: meydana gelme[/TD]
                  [TD]hususan: özellikle[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]inkılâbât: değişimler, dönüşümler[/TD]
                  [TD]inkıraz: dağılıp yok olma, son bulma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kâr-ı akıl: akıl kârı, işi[/TD]
                  [TD]lâtife: ince duygu[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mahiyet: öz nitelik, özellik[/TD]
                  [TD]mahlûkat: varlıklar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mahlûkiyet: yaratılmış olma[/TD]
                  [TD]mufarakat eden: ayrılan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muktedir olmayan: gücü yetmeyen[/TD]
                  [TD]mutî: emre uyan, itaat eden[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mâbûdiyet: ibadet edilmeye lâyık olma[/TD]
                  [TD]mâsivâ: Allah’ın dışındaki varlıklar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müsâdemât: vuruşmalar, çarpışmalar[/TD]
                  [TD]müsâvi: eşit, denk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nefs: insanın kendisi[/TD]
                  [TD]nisbet: oran, kıyas[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nota: bildiri[/TD]
                  [TD]rağmına: zıddına, aksine[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]refakat: arkadaşlık[/TD]
                  [TD]taabbüd etmek: kulluk etmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tekebbür etmek: kibirlenmek, büyüklenmek[/TD]
                  [TD]tenezzül etmek: alçalmak, kendi değerini düşürmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]teveccüh etmek: yönelmek[/TD]
                  [TD]teşyî: uğurlama; vefat eden kişinin kabre götürülüp defnedilmesi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]uhrevî: ahirete ait[/TD]
                  [TD]zevâl: geçicilik, yokluk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âlem: dünya, evren[/TD]
                  [TD]âlem-i gayb: gayb âlemi, görünmeyen âlem[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âlem-i şehadet: görünen alem[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #802418
                  Anonim


                    müsavi geldiğinden, o muvahhidînin ittihadıyla bir anda Allahu ekber demeleri, küre-i arzın büyük bir Allahu ekberi hükmüne geçiyor. Adeta bayram namazlarında âlem-i İslâmın zikir ve tesbihiyle zemin zelzele-i kübrâya mazhar olup, aktâr-u etrafıyla Allahu ekber deyip, kıblesi olan Kâbe-i Mükerremenin samimî kalbiyle niyet edip, Mekke ağzıyla, Arefe diliyle Allahu ekber diyerek, o tek kelime, etraf-ı arzdaki umum mü’minlerin mağaramisal ağızlarındaki havada temessül ediyor. Birtek Allahu ekber kelimesinin aks-i sadâsıyla hadsiz Allahu ekber vuku bulduğu gibi, o makbul zikir ve tekbir, semâvâtı dahi çınlatıp berzah âlemlerine de temevvüç ederek sadâ veriyor.

                    İşte, bu arzı böyle kendine sâcidblank.gif1 ve âbid ve ibâdına mescidblank.gif2 ve mahlûklarına beşikblank.gif3 ve kendine müsebbihblank.gif4 ve mükebbir eden Zât-ı Zülcelâle, yerin zerrâtı adedince hamd ve tesbih ve tekbir edip ve mevcudatı adedince hamd ediyoruz ki, bize bu nevi ubudiyeti ders veren Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmına ümmet eylemiş.


                    ONUNCU NOTA

                    Bil, ey gafil, müşevveş Said! Cenâb-ı Hakkın nur-u marifetine yetişmek ve bakmak ve âyât ve şahitlerin âyinelerinde cilvelerini görmek ve berâhin ve deliller mesâmâtıyla temâşâ etmek iktiza ediyor ki, senin üstünden geçen, kalbine



                    [NOT]Dipnot-1 bk. Ra’d Sûresi, 13:15; Nahl Sûresi, 16:49; Hac Sûresi, 22:18.
                    Dipnot-2 bk. Buhârî, Salât 56; Tirmizî, Salât 119; Ebû Dâvûd, Salât 24; ibni Mâce, Mesâcid 4.
                    Dipnot-3 bk. Bakara Sûresi, 2:22; Tâhâ Sûresi, 20:53; Zuhruf Sûresi 43:10; Nebe Sûresi, 78:6.
                    Dipnot-4 bk. Fatiha Sûresi, 1:2; En’am Sûresi, 6:1; İsrâ Sûresi, 17:44; Kehf Sûresi, 18:1; Cum’a Sûresi, 62:1.
                    [/NOT]


                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
                    [TD]Allahu ekber: Allah en büyüktür[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Arefe: Kurban Bayramından bir önceki gün; bütün hacıların vakfe için toplanıp Cenâb-ı Hakkı zikir ve tesbihlerle andıkları gün[/TD]
                    [TD]Cenâb-ı Hak: hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Kâbe-i Mükerreme: şânı yüce Kâbe[/TD]
                    [TD]Mekke: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                    [TD]Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi Allah[/TD]
                    [TD]aks-i sadâ: sesin yankılanması[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]aktâr-u etraf: çevre ve etraf; çevre ve civar bölgeler[/TD]
                    [TD]arz: yeryüzü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]berzah âlemi: öldükten sonra ruhların gittiği, dünya ile âhiret arasındaki âlem[/TD]
                    [TD]berâhin: deliller[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cilve: görünme, yansıma[/TD]
                    [TD]etraf-ı arz: dünyanın çevresi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]gafil: duyarsız, sorumsuz[/TD]
                    [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hamd: övgü ve şükür[/TD]
                    [TD]ibâd: kullar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
                    [TD]kıble: namaza başlarken yönelinen taraf; Kâbe’nin bulunduğu Mekke şehri
                    [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mahlûklar: varlıklar[/TD]
                    [TD]makbul: kabul edilen[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mazhar olma: erişme[/TD]
                    [TD]mağaramisal: mağara gibi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mesâmât: gözenekler, pencereler[/TD]
                    [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muvahhidîn: Allah’ın varlığına ve birliğine inananlar[/TD]
                    [TD]mükebbir: tekbir getiren, “Allahü ekber” diyen[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müsavi: eşit, denk[/TD]
                    [TD]müsebbih: tesbih eden; Allah’ı, yüce şanına lâyık ifadelerle anan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müşevveş: dağınık, karışık, düzensiz[/TD]
                    [TD]mü’min: Allah’a inanan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                    [TD]nota: bildiri[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nur-u marifet: Allah’ı bilme ve tanıma nuru[/TD]
                    [TD]sadâ: ses[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]semâvât: gökler[/TD]
                    [TD]sâcid: secde eden[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tekbir: “Allah en büyüktür” mânâsına gelen “Allahu Ekber” ifadesini söylemek[/TD]
                    [TD]temessül etmek: belirmek, görünmek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]temevvüç etmek: dalgalanmak, çalkalanmak[/TD]
                    [TD]temâşâ etmek: gözlemlemek, seyretmek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
                    [TD]ubudiyet: kulluk[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]umum: bütün[/TD]
                    [TD]vuku bulmak: gerçekleşmek, meydana gelmek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zelzele-i kübrâ: büyük deprem, kıyamet[/TD]
                    [TD]zemin: yeryüzü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zerrât: atomlar[/TD]
                    [TD]zikir: Allah’ı anma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âbid: ibadet eden, kul[/TD]
                    [TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âyât: âyetler[/TD]
                    [TD]ümmet: Hz. Peygamberlere inanıp onun yolundan giden mü’minler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şahit: tanık[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #802419
                    Anonim


                      gelen ve aklına görünen herbir nuru tenkit parmaklarıyla yoklama ve tereddüt eliyle tenkit etme. Sana ışıklanan bir nuru tutmak için elini uzatma. Belki gaflet esbabından tecerrüd et, onlara müteveccih ol, dur. Çünkü, ben müşahede ettim ki, marifetullahın şahitleri, burhanları üç çeşittir:

                      Bir kısmı su gibidir. Görünür, hissedilir, lâkin parmaklarla tutulmaz. Bu kısımda hayalâttan tecerrüd etmek, külliyetle ona dalmak gerektir. Tenkit parmaklarıyla tecessüs edilmez; edilse akar, kaçar. O âb-ı hayat, parmağı mekân ittihaz etmez.

                      İkinci kısım, hava gibidir. Hissedilir, fakat ne görünür, ne de tutulur. Ona karşı sen, yüzün, ağzın, ruhunla o rahmet nesîmine karşı teveccüh et, kendini mukabil tut. Tenkit elini uzatma, tutamazsın. Ruhunla teneffüs et. Tereddüt eli ile baksan, tenkit ile el atsan, o yürür, gider. Senin elini mesken ittihaz etmez, ona razı olmaz.

                      Üçüncü kısım ise, nur gibidir. Görünür, fakat ne hissedilir, ne de tutulur. Öyleyse, sen kalbinin gözüyle, ruhunun nazarıyla kendini ona mukabil tut ve gözünü ona tevcih et, bekle. Belki kendi kendine gelir. Çünkü nur, elle tutulmaz, parmaklarla avlanmaz. Belki o nur ancak basiret nuruyla avlanır. Eğer haris ve maddî elini uzatsan ve maddî mizanlarla tartsan, sönmese de gizlenir. Çünkü öyle nur, maddîde hapse razı olmadığı gibi, kayda giremez, kesîfi kendine mâlik ve seyyid kabul etmez.

                      ON BİRİNCİ NOTA

                      Bil ki, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın ifadesinde çok şefkat ve merhamet var. Çünkü, muhatapların ekserîsi, cumhur-u avamdır. Onların zihinleri basittir. Nazarları dahi dakik şeyleri görmediğinden, onların besâtet-i efkârını okşamak için, tekrar ile, semâvat ve arzın yüzlerine yazılan âyetleri tekrar ediyor, o büyük harfleri kolaylıkla okutturuyor. Meselâ, semâvat ve arzın hilkati ve semâdan yağmurun yağdırılması ve arzın dirilmesi gibi bilbedâhe okunan ve görünen âyetleri ders veriyor. O huruf-u kebîre içinde küçük harflerle yazılan ince âyâta nazarı nadiren çevirir, tâ zahmet çekmesinler.


                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân[/TD]
                      [TD]arz: yeryüzü[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]basiret: kalp gözü[/TD]
                      [TD]besâtet-i efkâr: fikir ve düşüncelerin basitliği[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]bilbedâhe: açık bir şekilde[/TD]
                      [TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cumhur-u avam: geniş halk topluluğu[/TD]
                      [TD]dakik: pek ince, nazik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ekserî: çoğunluk[/TD]
                      [TD]esbab: sebepler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]gaflet: dikkatsizlik, umursamazlık[/TD]
                      [TD]haris: aç gözlü, çok hırslı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hayalât: hayaller[/TD]
                      [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]huruf-u kebîre: büyük harfler[/TD]
                      [TD]ittihaz etmek: kabullenmek, edinmek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kesîf: sığ, yoğun, maddî yapısı olan[/TD]
                      [TD]külliyet: bütünlük, genellik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]lâkin: ancak, fakat[/TD]
                      [TD]maddî: maddeyle alâkalı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]marifetullah: Allah’ı bilme ve tanıma[/TD]
                      [TD]mekân: yer[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mesken: ev, mekan[/TD]
                      [TD]mizan: ölçü, tartı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muhatap: kendisine hitap edilen[/TD]
                      [TD]mukabil tutmak: bir şeyin karşısına doğru yöneltmek [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mâlik: sahip[/TD]
                      [TD]müteveccih olmak: yönelmek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]müşahede etmek: gözlemlemek[/TD]
                      [TD]nadiren: ender olarak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nazar: dikkat, bakış[/TD]
                      [TD]nesîm: hoş ve hafif rüzgâr[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nota: bildiri[/TD]
                      [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]semâ: gökyüzü[/TD]
                      [TD]semâvât: gökler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]seyyid: efendi[/TD]
                      [TD]tecerrüd etmek: soyutlanmak, sıyrılmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tecessüs: gizlice araştırma[/TD]
                      [TD]teneffüs etmek: solumak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tenkit: eleştiri[/TD]
                      [TD]tereddüt: şüphe[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tevcih etmek: yöneltmek[/TD]
                      [TD]teveccüh etmek: yönelmek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âb-ı hayat: hayat suyu,[/TD]
                      [TD]âyet: delil[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âyât: âyetler, deliller[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #802420
                      Anonim


                        Hem üslûb-u Kur’ânîde öyle bir cezâlet ve selâset ve fıtrîlik var ki, güya Kur’ân bir hafızdır, kudret kalemiyle kâinat sahifelerinde yazılan âyâtı okuyor. Güya Kur’ân, kâinat kitabının kıraatidir ve nizâmâtının tilâvetidir ve Nakkaş-ı Ezelînin şuûnâtını okuyor ve fiillerini yazıyor. Bu cezâlet-i beyaniyeyi görmek istersen, hüşyar ve müdakkik bir kalb ile, Sûre-i Amme ve 1 قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ âyetleri gibi fermanları dinle.


                        ON İKİNCİ
                        NOTA

                        Ey bu notaları dinleyen dostlarım! Biliniz ki, ben hilâf-ı âdet olarak, gizlemesi lâzım gelen, Rabbime karşı kalbimin tazarru ve niyaz ve münâcâtını bazan yazdığımın sebebi; ölüm, dilimi susturduğu zamanlarda, dilime bedel kitabımın söylemesinin kabulünü rahmet-i İlâhiyeden rica etmektir. Evet, kısa bir ömürde, hadsiz günahlarıma kefaret olacak, muvakkat lisanımın tevbe ve nedametleri kâfi gelmiyor. Sabit ve bir derece daim olan kitabımın lisanı daha ziyade o işe yarar. İşte bu noktaların te’lifinden bu notaların te’liflerinden on üç sene evvel, dağdağalı bir fırtına-i ruhiye neticesinde, Eski Said’in gülmeleri Yeni Said’in ağlamalarına inkılâp edeceği hengâmda, gençliğin gaflet uykusundan ihtiyarlık sabahıyla uyandığım bir anda, şu münâcat ve niyaz, Arabî yazılmıştır. Bir kısmının Türkçe meâli şudur ki:

                        Ey Rabb-i Rahîmim ve ey Hâlık-ı Kerîmim! Benim sû-i ihtiyarımla ömrüm ve gençliğim zayi olup gitti. Ve o ömür ve gençliğin meyvelerinden elimde kalan, elem verici günahlar, zillet verici elemler, dalâlet verici vesveseler kalmıştır. Ve


                        [NOT]Dipnot-1 “De ki: Ey mülkün hakiki sahibi olan Allahım…” Âl-i İmrân Sûresi, 3:26.
                        [/NOT]

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Arabî: Arapça[/TD]
                        [TD]Eski Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Hâlık-ı Kerîm: ikramı bol olan ve her şeyi yaratan Allah[/TD]
                        [TD]Nakkaş-ı Ezelî: başlangıcı olmayan, varlıkları benzersiz nakışlar hâlinde yaratan Allah[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Rabb-i Rahîm: her bir varlığa merhamet ve şefkat gösteren ve herşeyi terbiye ve idare eden Allah[/TD]
                        [TD]Sûre-i Amme: Kur’ân’da yer alan Nebe Suresi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Yeni Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                        [TD]cezâlet: akıcı ve güçlü ifade, güzel anlatım[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cezâlet-i beyaniye: akıcı ve güçlü ifade, güzel anlatım[/TD]
                        [TD]daim: devamlı, sürekli[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]dalâlet: hak yoldan ayrılan, sapıtan inkârcı insanlar[/TD]
                        [TD]dağdağa: karışıklık, gürültü[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]elem: acı, keder[/TD]
                        [TD]evvel: önce[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ferman etmek: buyurmak[/TD]
                        [TD]fırtına-i ruhiye: ruhta meydana gelen fırtına[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]fıtrî: doğal[/TD]
                        [TD]gaflet: duyarsızlık, umursamazlık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                        [TD]hafız: Kur’ân’ı ezberleyen kişi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hengâm: zaman, çağ, devir[/TD]
                        [TD]hilâf-ı âdet: alışılmışın dışında[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hüşyar: uyanık[/TD]
                        [TD]inkılâp etmek: dönüşmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kefaret: günahlardan ve hatalardan arınma vasıtası[/TD]
                        [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kâfi: yeterli[/TD]
                        [TD]kâinat: evren[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kıraat: Kur’ân-ı Kerim’in okunması[/TD]
                        [TD]meâl: açıklama, anlam[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muvakkat: geçici[/TD]
                        [TD]müdakkik: dikkatli, bir meseleyi bütün yönleriyle inceleyen[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]münâcât: Allah’a yalvarış, dua[/TD]
                        [TD]nedamet: pişmanlık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]netice: son, sonuç[/TD]
                        [TD]niyaz: yalvarıp yakarma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nizâmât: kanunlar
                        [/TD]
                        [TD]nota: bildiri[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]rahmet-i İlâhiye: Allah’ın her şeyi kuşatan sonsuz rahmeti[/TD]
                        [TD]risale: kitap[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]selâset: sözün akıcı olma hali; ifadedeki âhenk, açıklık, kolaylık ve akıcılık[/TD]
                        [TD]sû-i ihtiyar: iradeyi kötüye kullanma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tazarru: dua, yakarış[/TD]
                        [TD]telif: yazma, kaleme alma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tevbe: pişmanlık duyarak günahtan dönüş[/TD]
                        [TD]tilâvet: okuma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vesvese: kuruntu[/TD]
                        [TD]zayi: kayıp[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zillet: hor ve hakir duruma düşme[/TD]
                        [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi[/TD]
                        [TD]âyât: âyetler, deliller[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]üslûb-u Kur’ânî: Kur’ân üslubu[/TD]
                        [TD]şuûnât: fiiller, işler[/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #802421
                        Anonim


                          bu ağır yük ve hastalıklı kalb ve hacâletli yüzümle kabre yakınlaşıyorum. Bilmüşahede, göre göre, gayet sür’atle, sağa ve sola inhiraf etmeyerek, ihtiyarsız bir tarzda, vefat eden ahbap ve akran ve akaribim gibi, kabir kapısına yanaşıyorum.

                          O kabir, bu dâr-ı fâniden firâk-ı ebedî ile ebedü’l-âbâd yolunda kurulmuş, açılmış evvelki menzil ve birinci kapıdır.blank.gif1 Ve bu bağlandığım ve meftun olduğum şu dâr-ı dünyayı, kat’î bir yakîn ile anladım ki, hâliktir gider ve fânidir ölür. Ve bilmüşahede, içindeki mevcudat dahi, birbiri arkasından kafile kafile göçüp gider, kaybolur. Hususan benim gibi nefs-i emmâreyi taşıyanlara şu dünya çok gaddardır, mekkârdır. Bir lezzet verse, bin elem takar, çektirir. Bir üzüm yedirse, yüz tokat vurur.

                          Ey Rabb-i Rahîmim ve ey Hâlık-ı Kerîmim! blank.gif2 كُلُّ اٰتٍ قَرِيبٌ sırrıyla ben şimdiden görüyorum ki, yakın bir zamanda, kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarıma veda eyledim. Kabrime teveccüh edip giderken, Senin dergâh-ı rahmetinde, cenazemin lisan-ı haliyle, ruhumun lisan-ı kàliyle bağırarak derim: “El-aman, el-aman! Ya Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın hacâletinden kurtar!”

                          İşte kabrimin başına ulaştım, boynuma kefenimi takıp kabrimin başında uzanan cismimin üzerine durdum. Başımı dergâh-ı rahmetine kaldırıp bütün kuvvetimle feryad edip nidâ ediyorum: “El-aman, el-aman! Yâ Rahmân! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın ağır yüklerinden halâs eyle!”

                          İşte, kabrime girdim, kefenime sarıldım. Teşyîciler beni bırakıp gittiler. Senin af ve rahmetini intizar ediyorum. Ve bilmüşahede gördüm ki, Senden başka melce ve mence yok. Günahların çirkin yüzünden ve mâsiyetin vahşî şeklinden ve o mekânın darlığından, bütün kuvvetimle nidâ edip:




                          [NOT]Dipnot-1 bk. Tirmizî, Zühd 5; İbni Mâce, Zühd 32; Müsned 1:63.
                          Dipnot-2 “Her gelecek şey yakındır.” İbn-i Mâce, Mukaddime:7; Dârimî, Mukaddime 23.[/NOT]



                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Hannân: rahmetinin en hoş cilvelerini gösteren ve çok merhametli olan Allah[/TD]
                          [TD]Hâlık-ı Kerîm: ikramı bol olan ve her şeyi yaratan Allah[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Mennân: ihsanı bol olan ve çok nimetler veren Allah[/TD]
                          [TD]Rabb-i Rahîm: herbir varlığa merhamet ve şefkat gösteren ve herşeyi terbiye ve idare eden Allah[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Rahmân: yaratıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran sonsuz rahmet sahibi Allah[/TD]
                          [TD]ahbap: dostlar, sevgililer[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]akarib: akrabalar, yakınlar[/TD]
                          [TD]akran: arkadaşlar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]bilmüşahede: gözle görerek[/TD]
                          [TD]dergâh-ı rahmet: Allah’ın rahmet kapısı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]dâr-i fâni: geçici âlem, dünya[/TD]
                          [TD]dâr-ı dünya: dünya yurdu[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ebedü’l-âbâd: sonsuzların sonsuzu, âhiret hayatı[/TD]
                          [TD]el-aman el-aman: “imdat imdat” anlamına gelen ve yardım dilemeyi ifade eden söz[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]elem: acı, keder[/TD]
                          [TD]feryad: bağırıp çağırma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]firâk-ı ebedî: sonsuz ayrılık[/TD]
                          [TD]fâni: geçici olan, ölümlü[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]gaddar: acımasız[/TD]
                          [TD]hacâlet: utanç[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]halâs: kurtulma, kurtuluşa erme[/TD]
                          [TD]hususan: özellikle[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hâlik: helâk olan, yok olma özelliği taşıyan[/TD]
                          [TD]ihtiyarsız: irade dışı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]inhiraf etmek: doğru yoldan sapmak[/TD]
                          [TD]intizar etmek: beklemek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kafile: grup, topluluk[/TD]
                          [TD]kat’î: kesin[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]lisan-ı hal: hal ve beden dili[/TD]
                          [TD]lisan-ı kal: söz ile anlatım[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]meftun: düşkün[/TD]
                          [TD]mekkâr: düzenbaz, hileci[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mekân: yer[/TD]
                          [TD]melce: sığınak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mence: kurtulacak yer[/TD]
                          [TD]menzil: yer, mekân[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                          [TD]mâsiyet: günah, isyan[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nefs-i emmâre: hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe sevk eden duygu[/TD]
                          [TD]nidâ: sesleniş[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                          [TD]sür’at: hız[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]teveccüh etmek: yönelmek[/TD]
                          [TD]teşyîci: cenazeyi kabre getiren[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]yakîn: kesin ve doğru bilgi[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #802422
                          Anonim


                            “El-aman, el-aman! Ya Rahmân! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Yâ Deyyân! Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar! Yerimi genişlettir! İlâhî, Senin rahmetin melceimdir ve Rahmeten li’l-Âlemîn olan Habibin (a.s.m.), Senin rahmetine yetişmek için vesilemdir. Senden şekvâ değil, belki nefsimi ve halimi Sana şekvâ ediyorum.

                            “Ey Hâlık-ı Kerîmim ve ey Rabb-i Rahîmim! Senin Said ismindeki mahlûkun ve masnuun ve abdin, hem âsi, hem âciz, hem gafil, hem cahil, hem alîl, hem zelîl, hem müsi’, hem müsin, hem şakî, hem seyyidinden kaçmış bir köle olduğu halde, kırk sene sonra nedamet edip Senin dergâhına avdet etmek istiyor. Senin rahmetine iltica ediyor. Hadsiz günah ve hatîatlarını itiraf ediyor. Evham ve türlü türlü illetlerle müptelâ olmuş, Sana tazarru ve niyaz eder. Eğer kemâl-i rahmetinle onu kabul etsen, mağfiret edip rahmet etsen, zaten o Senin şânındır. Çünkü Erhamürrâhimînsin. Eğer kabul etmezsen, Senin kapından başka hangi kapıya gideyim? Hangi kapı var? Senden başka Rab yok ki dergâhına gidilsin. Senden başka hak mâbud yoktur ki ona iltica edilsin.”

                            لاَ اِلٰهَ اِلاَّ اَنْتَ وَحْدَكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ اٰخِرُ الْكَلاَمِ فِى الدُّنْيَا وَ اَوَّلُ الْكَلاَمِ فِى اْلاٰخِرَةِ وَفِى الْقَبْرِ: اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَ اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ تَعَالٰى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ blank.gif1

                            [NOT]Dipnot-1 Senden başka ilâh yoktur. Sen birsin. Senin hiçbir şerikin yoktur. Dünyada son, âhirette ve kabirde ilk söz: Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur; yine şehadet ederim ki Muhammed (a.s.m.) Allah’ın Resulüdür.
                            [/NOT]


                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]Deyyân: herkesin hakkını ve hesabını en iyi bilen ve ona göre veren Allah[/TD]
                            [TD]Erhamürrâhimîn: merhamet edenlerin en merhametlisi olan Allah[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Habib: Allah’ın en sevgili kulu olan Hz. Peygamber (a.s.m.)[/TD]
                            [TD]Hannân: rahmetinin en hoş cilvelerini gösteren ve çok merhametli olan Allah[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Hâlık-ı Kerîm: her şeyi yaratan ve sonsuz cömertlik sahibi olan Allah[/TD]
                            [TD]Mennân: ihsanı bol olan ve çok nimetler veren Allah[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Rab: her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
                            [TD]Rabb-i Rahîm: her bir varlığa merhamet ve şefkat gösteren ve herşeyi terbiye ve idare eden Allah[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Rahmeten li’l-Âlemîn: âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz[/TD]
                            [TD]Rahmân: çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                            [TD]abd: kul[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]alîl: hasta, hastalıklı[/TD]
                            [TD]avdet etmek: geri gelmek, dönmek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]dergâh: Allah’ın yüce katı[/TD]
                            [TD]el-aman el-aman: “imdat imdat” anlamına gelen ve yardım dilemeyi ifade eden söz[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]evham: kuruntular, şüpheler[/TD]
                            [TD]gafil: duyarsız, umursamaz[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                            [TD]hak: gerçek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hatîat: yanlışlar, hatâlar[/TD]
                            [TD]illet: hastalık
                            [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]iltica etmek: sığınmak[/TD]
                            [TD]kemâl-i rahmet: mükemmel bir şefkat ve merhamet[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mahlûk: yaratılmış, varlık[/TD]
                            [TD]masnu: sanatla yapılmış, sanat değeri yüksek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mağfiret etmek: bağışlamak[/TD]
                            [TD]melce: sığınak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mâbud: ibadet edilen[/TD]
                            [TD]müptelâ olmak: bağımlı olmak, tutulmak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müsin: yaşlı, ihtiyarlamış[/TD]
                            [TD]müsi’: kötülük eden[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nedamet etmek: pişman olmak[/TD]
                            [TD]nefis: insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                            [TD]seyyid: efendi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tazarru ve niyaz: dua etme, yalvarıp yakarma[/TD]
                            [TD]vesile: aracı, vasıta[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zelîl: alçak, aşağı
                            [/TD]
                            [TD]âciz: güçsüz, elinden bir şey gelmeyen[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]âsi: isyan eden[/TD]
                            [TD]İlâhî: ey Allah’ım[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şakî: eşkıya, haydut[/TD]
                            [TD]şekvâ: şikâyet[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şân: yücelik, azamet[/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #802423
                            Anonim


                              ON ÜÇÜNCÜ NOTA

                              Medar-ı iltibas olmuş olan beş meseledir.

                              BİRİNCİSİ: Tarik-i hakta çalışan ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmek lâzım gelirken, Cenâb-ı Hakka ait vazifeyi düşünüp, harekâtını ona bina ederek hataya düşerler. Edebü’d-Din ve’d-Dünya risalesinde vardır ki:

                              Bir zaman şeytan, Hazret-i İsâ Aleyhisselâma itiraz edip demiş ki: “Madem ecel ve herşey kader-i İlâhî iledir; sen kendini bu yüksek yerden at, bak nasıl öleceksin.”

                              Hazret-i İsâ Aleyhisselâm demiş ki: اِنَّ ِللهِ اَنْ يَخْتَبِرَ عَبْدَهُ وَلَيْسَ لِلْعَبْدِ اَنْ يَخْتَبِرَ رَبَّهُ 1


                              Yani, “Cenâb-ı Hak abdini tecrübe eder ve der ki: ‘Sen böyle yapsan sana böyle yaparım. Göreyim seni, yapabilir misin?’ diye tecrübe eder. Fakat abdin hakkı yok ve haddi değil ki, Cenâb-ı Hakkı tecrübe etsin ve desin: ‘Ben böyle işlesem Sen böyle işler misin?’ diye tecrübevâri bir surette Cenâb-ı Hakkın rububiyetine karşı imtihan tarzı, sû-i edeptir, ubudiyete münâfidir.”

                              Madem hakikat budur; insan kendi vazifesini yapıp Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmamalı.

                              Meşhurdur ki, bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz’in ordusunu müteaddit defa mağlûp eden Celâleddin-i Harzemşah harbe giderken, vüzerâsı ve etbâı ona demişler:

                              “Sen muzaffer olacaksın. Cenâb-ı Hak seni galip edecek.”

                              O demiş: “Ben Allah’ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım. Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmam. Muzaffer etmek veya mağlûp etmek Onun vazifesidir.”

                              İşte o zât bu sırr-ı teslimiyeti anlamasıyla, harika bir surette çok defa muzaffer olmuştur.



                              [NOT]Dipnot-1 Maverdî, Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn s. 12; Ma’mer b. Râşid, el-Câmi’ 11:113; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ 4:12; İbnü’l-Cevzî, Telbîsü İblîs 1:344; İbni Hacer, el-İsâbe 4:764.
                              [/NOT]



                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Aleyhisselâm: Allah’ın selamı onun üzerine olsun[/TD]
                              [TD]Celâleddin-i Harzemşah: (bk. bilgiler)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Cengiz: (bk. bilgiler – Cengiz Han)[/TD]
                              [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Edebü’d-Din ve’d-Dünya: İmam Maverdi’nin eseri[/TD]
                              [TD]Hazret-i İsâ: [bk. bilgiler – İsâ (a.s.)][/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]abd: kul[/TD]
                              [TD]cihad: din uğrunda çaba harcama, savaşma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ecel: ölüm vakti[/TD]
                              [TD]etbâ: tabi olanlar, emri altındaki kişiler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]galip: yenen, üstün gelen[/TD]
                              [TD]hakikat: gerçek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]harb: savaş[/TD]
                              [TD]harekât: hareketler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kader-i İlâhî: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması[/TD]
                              [TD]mağlûp eden: yenen[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mağlûp etmek: yenilgiye uğratmak[/TD]
                              [TD]medar-ı iltibas: karıştırma sebebi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muzaffer olma: zafer kazanma[/TD]
                              [TD]mücahede: cihad etme, mücadele[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]münâfi: aykırı, zıt[/TD]
                              [TD]müteaddit: bir çok[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nota: bildiri[/TD]
                              [TD]risale: bir konuda kaleme alınmış kitap[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi[/TD]
                              [TD]surette: şekilde[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]sû-i edep: edepsizlik[/TD]
                              [TD]sırr-ı teslimiyet: Allah’ın kanunlarına teslim olma ve boyun eğmenin içindeki gizli sır[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tarik-i hak: hak ve hakikat yolu[/TD]
                              [TD]tecrübe etmek: denemek, imtihan etmek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tecrübevâri: imtihan edercesine[/TD]
                              [TD]ubudiyet: kulluk[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vazifedar: görevli[/TD]
                              [TD]vüzerâ: vezirler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zat: kişi[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #802424
                              Anonim


                                Evet, insanın elindeki cüz-ü ihtiyarî ile işledikleri ef’allerinde, Cenâb-ı Hakka ait netâici düşünmemek gerektir. Meselâ, kardeşlerimizden bir kısım zâtlar, halkların Risale-i Nur’a iltihakları şevklerini ziyadeleştiriyor, gayrete getiriyor. Dinlemedikleri vakit, zayıfların kuvve-i mâneviyeleri kırılıyor, şevkleri bir derece sönüyor. Halbuki, üstad-ı mutlak, muktedâ-yı küll, rehber-i ekmel olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, blank.gif1 وَماَ عَلَى الرَّسُولِ اِلاَّ الْبَلاَغُ olan ferman-ı İlâhîyi kendine rehber-i mutlak ederek, insanların çekilmesiyle ve dinlememesiyle daha ziyade sa’y ü gayret ve ciddiyetle tebliğ etmiş. Çünkü اِنَّكَ لاَ تَهْدِى مَنْ اَحْبَبْتَ وَلٰكِنَّ اللهَ يَهْدِى مَنْ يَشَاۤءُ blank.gif2 sırrıyla anlamış ki, insanlara dinlettirmek ve hidayet vermek, Cenâb-ı Hakkın vazifesidir; Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmazdı.

                                Öyle ise, işte ey kardeşlerim! Siz de, size ait olmayan vazifeye harekâtınızı bina etmekle karışmayınız ve Hâlıkınıza karşı tecrübe vaziyetini almayınız.

                                İKİNCİ MESELE: Ubudiyet, emr-i İlâhîye ve rıza-yı İlâhîye bakar. Ubudiyetin dâîsi emr-i İlâhî ve neticesi rıza-yı Haktır. Semerâtı ve fevâidi uhreviyedir. Fakat ille-i gaiye olmamak, hem kasten istenilmemek şartıyla, dünyaya ait faideler ve kendi kendine terettüp eden ve istenilmeyerek verilen semereler, ubudiyete münâfi olmaz. Belki zayıflar için müşevvik ve müreccih hükmüne geçerler. Eğer o dünyaya ait faideler ve menfaatler o ubudiyete, o virde veya o zikre illet veya illetin bir cüz’ü olsa, o ubudiyeti kısmen iptal eder. Belki o hâsiyetli virdi akîm bırakır, netice vermez.

                                İşte bu sırrı anlamayanlar, meselâ yüz hâsiyeti ve faidesi bulunan Evrâd-ı Kudsiye-i Şah-ı Nakşibendîyi veya bin hâsiyeti bulunan Cevşenü’l-Kebîr’i, o

                                [NOT]Dipnot-1 “Peygambere düşen, ancak tebliğ etmekten ibarettir.” Nur Sûresi, 24:54.
                                Dipnot-2 “Sen sevdiğin kimseyi hidayete erdiremezsin. Ancak Allah dilediğine hidayet verir.” Kasas Sûresi, 28:56.

                                [/NOT]


                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun[/TD]
                                [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Cevşenü’l-Kebîr: (bk. bilgiler)[/TD]
                                [TD]Evrâd-ı Kudsiye-i Şah-ı Nakşibendî: Şah-ı Nakşibendî’nin sürekli olarak okuduğu kutsal virdler, zikirler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                                [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]akîm: neticesiz[/TD]
                                [TD]cüz-ü ihtiyarî: insanda bulunan sınırlı irade[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cüz’: kısım, parça[/TD]
                                [TD]dâî: gerektiren sebep[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ef’al: fiiller, hareketler[/TD]
                                [TD]emr-i İlâhî: Allah’ın emri[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ferman-ı İlâhî: Allah’ın emir ve buyruğu[/TD]
                                [TD]fevâid: faydalar, kazançlar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]harekât: hareketler[/TD]
                                [TD]hidayet: doğru ve hak olan yol, İslâmiyet[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hâsiyet: özellik[/TD]
                                [TD]ille-i gaiye: asıl hedef, gerçek sebep[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]illet: esas sebep, maksat[/TD]
                                [TD]iltihak: katılmak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kuvve-i mâneviye: manevi güç, moral[/TD]
                                [TD]muktedâ-yı küll: herkesin her konuda uyduğu, örnek aldığı kişi, Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]münâfi: aykırı, zıt[/TD]
                                [TD]müreccih: tercih ettiren sebep[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müşevvik: teşvik edici[/TD]
                                [TD]netice: son, sonuç[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]netâic: neticeler[/TD]
                                [TD]rehber-i ekmel: en mükemmel rehber[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]rehber-i mutlak: her bakımdan rehber[/TD]
                                [TD]rıza-yı Hak: Allah’ın rızası[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]rıza-ı İlâhî: Allah’ın rızası[/TD]
                                [TD]sa’y: çalışma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]semere: meyve, verim[/TD]
                                [TD]semerât: meyveler, neticeler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tebliğ etmek: bildirmek[/TD]
                                [TD]tecrübe: deneme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]terettüp eden: sonuç olarak ortaya çıkan[/TD]
                                [TD]ubudiyet: kulluk[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]uhreviye: âhirete ait[/TD]
                                [TD]vird: devamlı yapılan zikir[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zikir: Allah’ı anma[/TD]
                                [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ziyadeleşme: fazlalaşma, artma[/TD]
                                [TD]zât: kişi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]üstad-ı mutlak: ilimde üstünlüğü ve öğreticiliği tartışmasız olan kişi, Hz. Muhammed (a.s.m)[/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                                #802425
                                Anonim


                                  faidelerin bazılarını maksud-u bizzat niyet ederek okuyorlar. O faideleri göremiyorlar ve göremeyecekler ve görmeye de hakları yoktur. Çünkü o faideler, o evradların illeti olamaz ve ondan, onlar kasten ve bizzat istenilmeyecek. Çünkü onlar fazlî bir surette, o hâlis virde talepsiz terettüp eder. Onları niyet etse, ihlâsı bir derece bozulur. Belki ubudiyetten çıkar ve kıymetten düşer.

                                  Yalnız bu kadar var ki, böyle hâsiyetli evrâdı okumak için, zayıf insanlar bir müşevvik ve müreccihe muhtaçtırlar. O faideleri düşünüp, şevke gelip, evrâdı sırf rıza-yı İlâhî için, âhiret için okusa zarar vermez. Hem de makbuldür. Bu hikmet anlaşılmadığından, çoklar, aktabdan ve Selef-i Salihînden mervî olan faideleri görmediklerinden şüpheye düşer, hattâ inkâr da eder.

                                  ÜÇÜNCÜ MESELE: blank.gif1 طُوبٰى لِمَنْ عَرَفَ حَدَّهُ وَلَمْ يَتَجَاوَزْ طَوْرَهُ Yani, “Ne mutlu o adama ki, kendini bilip haddinden tecavüz etmez.”

                                  Nasıl bir zerre camdan, bir katre sudan, bir havuzdan, denizden, kamerden seyyarelere kadar güneşin cilveleri var. Herbirisi kabiliyetine göre güneşin aksini, misalini tutuyor ve haddini biliyor. Bir katre su, kendi kabiliyetine göre “Güneşin bir aksi bende vardır” der. Fakat “Ben de deniz gibi bir âyineyim” diyemez. Öyle de, esmâ-i İlâhiyenin cilvesinin tenevvüüne göre, makamât-ı evliyada öyle merâtip var. Esmâ-i İlâhiyenin herbirisinin, bir güneş gibi, kalbden Arşa kadar cilveleri var. Kalb de bir arştır. Fakat “Ben de Arş gibiyim” diyemez.

                                  İşte, ubudiyetin esası olan, acz ve fakr ve kusur ve naksını bilmek ve niyaz ile dergâh-ı Ulûhiyete karşı secde etmeye bedel naz ve fahr suretinde gidenler, zerrecik kalbini Arşa müsavi tutar. Katre gibi makamını, deniz gibi evliyanın makamâtıyla iltibas eder. Kendini o büyük makamâta yakıştırmak ve o makamda kendini muhafaza etmek için, tasannuâta, tekellüfâta, mânâsız hodfuruşluğa ve birçok müşkilâta düşer.



                                  [NOT]Dipnot-1 Buhârî, et-Tarihu’l-Kebîr 3:338; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr 5:71; Beyhâkî, es-Sünenü’l-Kübrâ 4:182.
                                  [/NOT]


                                  [TABLE]
                                  [TR]
                                  [TD]Arş: İlâhî kudret ve haşmetin en geniş şekilde tecellî ettiği yer[/TD]
                                  [TD]Selef-i Salihîn: ilk devir İslâm büyükleri[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]acz: güçsüzlük[/TD]
                                  [TD]akis: yansıma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]aktab: kutuplar, zamanının en büyük mürşidi olan büyük veliler[/TD]
                                  [TD]bedel: karşılık[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cilve: görünme, yansıma[/TD]
                                  [TD]dergâh-ı Ulûhiyet: Allah’ın huzuru[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]esas: temel[/TD]
                                  [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]evliya: Allah dostları[/TD]
                                  [TD]evrad: okunması adet olan dualar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]fahr: övünme[/TD]
                                  [TD]fakr: fakirlik[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]fazlî: karşılıksız verilen[/TD]
                                  [TD]haddinden tecavüz etmemek: haddini bilip sınırı aşmamak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hikmet: sebep, fayda, gaye[/TD]
                                  [TD]hodfuruşluk: kendini beğendirmeye çalışma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hâlis: içten[/TD]
                                  [TD]hâsiyet: özellik[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme[/TD]
                                  [TD]illet: esas sebep, maksat[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]iltibas etmek: karıştırmak[/TD]
                                  [TD]kamer: ay[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]katre: damla[/TD]
                                  [TD]kıymetten düşme: değersiz olma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]makamât: dereceler, makamlar[/TD]
                                  [TD]makamât-ı evliya: velilerin manevî makamları[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]makbul: kabul edilen[/TD]
                                  [TD]maksud-u bizzat: asıl gaye[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mervî: nakledilen, rivayet edilen[/TD]
                                  [TD]merâtip: mertebeler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]misal: görüntü[/TD]
                                  [TD]müreccih: tercih ettiren[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]müsavi: eşit, denk[/TD]
                                  [TD]müşevvik: teşvik edici[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]müşkilât: zorluk[/TD]
                                  [TD]nakıs: eksik, noksan[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]niyaz etmek: yalvarıp yakarmak[/TD]
                                  [TD]rıza-yı İlâhî: Allah’ın rızası[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]secde etmek: alın üzeri yere kapanmak[/TD]
                                  [TD]seyyare: gezegen[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]suret: biçim, görünüş[/TD]
                                  [TD]talep: istek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tasannuât: yapmacık hareketler[/TD]
                                  [TD]tecavüz etme: haddi aşma, saldırma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tekellüfât: zorlama tavırlar[/TD]
                                  [TD]tenevvü: çeşitlilik[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]terettüp etmek: sonuç olarak ortaya çıkmak[/TD]
                                  [TD]ubudiyet: kulluk[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vird: devamlı yapılan zikir[/TD]
                                  [TD]zerre: atom[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]zerrecik: atom[/TD]
                                  [TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat[/TD]
                                  [/TR]
                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 39)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.