Titremene Lüzum Yok, Ben Kral Değilim...Hz. Muhammed S.A.V.

Huseyni

Müdavim
Selâm olsun “kuru et yiyen kadının oğlu”na!

​

“Mekke’nin fetih günüydü...Bir adam Resulullah’ın yanına yaklaştı. Korkudan, heyecandan titriyordu. Resulullah da gördü adamın bu halini ve dönüp seslendi: “ Titremene lüzum yok, ben kral değilim “
Ve ardından dedi ki; “ Kureyşli kuru et yiyen bir kadının oğluyum ben.”


Bu hadisi her okuyuşumda sarsılırım. Düşünün...Mekke’yi fetheden kuvvetlerin başındaki kişinin ve Peygamber’in önünde titremez de insan, kimin önünde titrer? “


İktidarı olağanüstüleştirme “ insanlık tarihi kadar eski bir hikâyedir çünkü..Hatta geçmek bilmeyen bir hastalıktır. Güçlülerin, militerlerin, kendine soy sop iktidarı ve havası yaratanların, en sıradan makamların sahiplerinin önünde korkar, ezilir, büzülür, titrer insan.. Ya bugün?


Popüler şöhret denen şeyden bir parça nasiplenmiş kişilerin bile yanına yanaştığında titremeye kapılıp ağzını açamayanları görürsünüz. Nedir Peygamber’i böyle davranmaya, böyle söylemeye iten? İlk akla gelen hep tevazu kavramı olur bu durumlarda. Tevazu deyip geçmek doğru olur mu? Hayır! Yanlış olur. Hele tevazuyu alçakgönüllülük veya kendini küçültme olarak ele alıyorsanız, bu iyice yanlış olur.


Çünkü “ Titremene lüzum yok, ben kral değilim “ diyen Hz.Muhammed, unutulmamalıdır ki, Adem Aleyhisselam’dan beri Peygamber olduğunu, yani “ fark “ını hep dile getirmiştir.


Âlemde “ kral olma “nın; saltanat kurup, saltanat sürmenin çarpıklığı dır burada altı çizilen, hiç kuşku yok! “ Kureyşli kuru et yiyen bir kadının oğluyum ben “ sözüne gelince...


Nasıl da ürperticidir! Elbette bu meselelerin acemisi ve ilahiyatçılara hem saygı duyup hem de kibirlerinden ürken biri olarak altından kalkamayacağım kadar ileri gitmek istemem.
Ama Peygamber’in bu sözünde tatlı bir dalga geçmeyle, derin bir “hakikat”in bir arada bulunuşunun beni çok etkilediğini söylemeliyim.
Belli ki, yanında tir tir titreyen adama şunu hissettirmek istemiştir.
Demek istemiştir ki...Peygamberim, farkım bu..Başka farkım yok. Sen ve ben insanız.Beni sana üstün kılacak, ne soy sop, ne kavim ne de bir iktidar bağı olamaz.


Bu konuyu neden açtım, neden bu hadisi köşeme taşıdım? Anlatayım. Kutlu Doğum Haftası’ndayız. Fakat malum merkez medyanın şu köşelerinde her konuda yazarız, atarız tutarız da, bu konulardan köşe bucak kaçarız! Ben bu tavrı hiç anlamam, anlayamıyorum.
Çağın bütün frekanslarına, bütün sorunlarına, bütün tatlarına açık biriyim.Ama aynı zamanda bu coğrafyanın, bu tarihin, bu manevi iklimin insanıyım. Yazım, sözüm, fikrim ve duygularım nasıl o iklimden ve o iklimin meselelerinden uzak durabilir ki!


İstedim ki, Kutlu Doğum Haftası vesilesiyle okurlarıma Peygamber’in (pek öne çıkmamış) bir sözünü hatırlatayım. Belki bu noktadan başlayarak..


İslam ve ırkçılık; İslam ve hiyerarşi; İslam ve iktidar; İslam ve eşitlik konularını bir daha düşünme şevki doğar içimizde!


Haşmet BABAOĞLU
Sabah, 22.4.2009
 

Tövbekar1

Well-known member
tamda bu zamanın hadis-i şerifi.... haset, fesat almış başını yürümüş... insanlar; birbirinden farklı olduğu iddiasını, üstün olduğu iddiasını gütdüğü günümüzde....... herkes birilerinin önünde el pençe divan durmasından ne kadarda hoşlanır oldu....
tevazu kendini küçültmek değildir...
Peygamberimiz(s.a.v.) sadece o zamanların peygamberi değil, tüm zamanların peygamberi... Rabbim şefaatine nail eylesin...
 

guftepira

Well-known member
Selam olsun "kuru et yiyen kadının oğlu" na!

Selam olsun "kuru et yiyen kadının oğlu"na!

"Mekke'nin fetih günüydü...
Bir adam Resulullah'ın yanına yaklaştı. Korkudan, heyecandan titriyordu.
Resulullah da gördü adamın bu halini ve dönüp seslendi: " Titremene lüzum yok, ben kral değilim "
Ve ardından dedi ki; " Kureyşli kuru et yiyen bir kadının oğluyum ben."


yildizlar.gif

Bu hadisi her okuyuşumda sarsılırım.
Düşünün...
Mekke'yi fetheden kuvvetlerin başındaki kişinin ve Peygamber'in önünde titremez de insan, kimin önünde titrer? "
İktidarı olağanüstüleştirme " insanlık tarihi kadar eski bir hikâyedir çünkü..
Hatta geçmek bilmeyen bir hastalıktır.
Güçlülerin, militerlerin, kendine soy sop iktidarı ve havası yaratanların, en sıradan makamların sahiplerinin önünde korkar, ezilir, büzülür, titrer insan..
Ya bugün?
Popüler şöhret denen şeyden bir parça nasiplenmiş kişilerin bile yanına yanaştığında titremeye kapılıp ağzını açamayanları görürsünüz.


yildizlar.gif

Nedir Peygamber'i böyle davranmaya, böyle söylemeye iten?
İlk akla gelen hep tevazu kavramı olur bu durumlarda.
Tevazu deyip geçmek doğru olur mu?
Hayır! Yanlış olur.
Hele tevazuyu alçakgönüllülük veya kendini küçültme olarak ele alıyorsanız, bu iyice yanlış olur.
Çünkü " Titremene lüzum yok, ben kral değilim " diyen Hz.Muhammed, unutulmamalıdır ki, Adem Aleyhisselam'dan beri Peygamber olduğunu, yani " fark "ını hep dile getirmiştir.
Burada vurgulanan şey...
İsmet Özel'in sözleriyle " kralın ve krallığın çarpıklığıdır ." (40 Hadis, İsmet Özel. 2005, Şule Yayınları.)
Daha doğrusu, âlemde " kral olma "nın; saltanat kurup, saltanat sürmenin çarpıklığı dır burada altı çizilen, hiç kuşku yok!


yildizlar.gif

" Kureyşli kuru et yiyen bir kadının oğluyum ben " sözüne gelince...
Nasıl da ürperticidir!
Elbette bu meselelerin acemisi ve ilahiyatçılara hem saygı duyup hem de kibirlerinden ürken biri olarak altından kalkamayacağım kadar ileri gitmek istemem.
Ama Peygamber'in bu sözünde tatlı bir dalga geçmeyle, derin bir "hakikat"in bir arada bulunuşunun beni çok etkilediğini söylemeliyim.
Belli ki, yanında tir tir titreyen adama şunu hissettirmek istemiştir.
Demek istemiştir ki...
Peygamberim, farkım bu..
Başka farkım yok.
Sen ve ben insanız.
Beni sana üstün kılacak, ne soy sop, ne kavim ne de bir iktidar bağı olamaz.


yildizlar.gif

Bu konuyu neden açtım, neden bu hadisi köşeme taşıdım?
Anlatayım..
Kutlu Doğum Haftası'ndayız.
Fakat malum merkez medyanın şu köşelerinde her konuda yazarız, atarız tutarız da, bu konulardan köşe bucak kaçarız!
Ben bu tavrı hiç anlamam, anlayamıyorum.
Çağın bütün frekanslarına, bütün sorunlarına, bütün tatlarına açık biriyim.
Ama aynı zamanda bu coğrafyanın, bu tarihin, bu manevi iklimin insanıyım.
Yazım, sözüm, fikrim ve duygularım nasıl o iklimden ve o iklimin meselelerinden uzak durabilir ki!
İstedim ki, Kutlu Doğum Haftası vesilesiyle okurlarıma Peygamber'in (pek öne çıkmamış) bir sözünü hatırlatayım.
Belki bu noktadan başlayarak..
İslam ve ırkçılık; İslam ve hiyerarşi; İslam ve iktidar; İslam ve eşitlik konularını bir daha düşünme şevki doğar içimizde!



HAŞMET BABAOĞLU
22 Nisan 2009
SABAH Gazetesi
 

Huseyni

Müdavim
“Mekke’nin fetih günüydü...Bir adam Resulullah’ın yanına yaklaştı. Korkudan, heyecandan titriyordu. Resulullah da gördü adamın bu halini ve dönüp seslendi: “ Titremene lüzum yok, ben kral değilim “

Ve ardından dedi ki; “ Kureyşli kuru et yiyen bir kadının oğluyum ben.”

.......
 

teblið

Vefasýz
“Mekke’nin fetih günüydü...Bir adam Resulullah’ın yanına yaklaştı. Korkudan, heyecandan titriyordu. Resulullah da gördü adamın bu halini ve dönüp seslendi: “ Titremene lüzum yok, ben kral değilim “

Ve ardından dedi ki; “ Kureyşli kuru et yiyen bir kadının oğluyum ben.”

.......

Evet gurur ve kibrin şaha kalktığı şu asırda insanlık ne kadar da muhtaç o sevgilinin yaşam ahlakına;Siyer kitaplarını okuduğumda beni en çok etkileyen anahtar cümlelerdendir bahsettiğiniz şu mubarek hadisi şerif;

Mütevazıydı. Kuran O'nun tevazuuna şahittir. Bir seferinde, "Beni İsa gibi uçurmayın. Ben Mekke'de kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum" diyecektir. Şu ayeti tefsir eder gibi: "De ki! Ben sadece sizin gibi bir beşerim; sadece bana ilahınızın tek olduğu vahyolundu. (Fussilet, 6)

Bütün yaratılmışların en şereflisi ve şânı en yüce olanıdır. Güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderilmiştir. Her güzel işte örnek O'dur

işte bu mubarek hadisi şerifide ONUN (sav)GÜZELLİĞİNİN BİR ÖRNEĞİDİR..
.
Salatü selam O'na, aline , eshabına ve kıyamete kadar onun izi üzerinde yürüyen ümmetine olsun.
 
Üst