Her doğru her yerde söylenmeli mi?

mihrimah

Talebe
Okuyucum dışarıdan seyrettiği bir tartışmada, bir tarafın hiddet ve şiddetine bakınca bana bir zarar verebilirler diyerek kanaatini söylemekten çekinmiş, sonra da yanlış mı yaptım acaba, muhtemel zararı göze alarak bildiğim doğruyu söylemeli miydim, diye tereddüde düşüp bize sormuş.
- Gelmesi muhtemel zararları göze alarak bildiğim doğruyu mutlaka söylemeli miydim, demiş.
Bu konuda bir hadis bize şöyle bir ölçü veriyor:
- Ya hayır söyle, ya da sükût eyle! Yani söyleyeceğin doğru hayra vesile olacaksa durma hemen doğruyu söyle. Şayet hayra sebep olmayacak da zarar görmene vesile teşkil edecekse sükût eyle, bir şerre ve zarara sebep olma.
Konuya baştan böyle bakmak, böyle düşünmek de mümkündür.
Doğruyu söylemede ısrar konusunda şöyle bir misal de nakledilir irşat kitaplarında.
Adamın biri: "Nerede olursa olsun ben gördüğüm doğruyu mutlaka söylerim, asla geri kalmam." diye iddiada bulunuyormuş. Kendisini ikaz etmişler:
- Her doğru her yerde söylenmez. Tepkiye sebep olacak doğru bazen eğri sonuçlara sebep olur, demişler. Ama dinlemiyormuş: "Ben sözümü dudaktan, gözümü de budaktan esirgemem, doğruyu gördüm mü hemen yapıştırırım." diye diretiyormuş.
Bir gün bir adamın şahide ihtiyacı olmuş, hep doğruyu söylerim diyen adamı mahkemeye götürüp kadı efendinin karşısına dikmiş. Bizim doğrucu bakmış ki, kadı efendinin bir gözünde sargı var, gözünün biri görmüyor tek gözle bakıyor kendisine;
- Selamün Aleyküm kör kadı, deyip oturmuş. Kadı da kızıp, 'Atın şu münasebetsiz herifi içeriye!' diyerek hapsi boylatmış. Hapishanede çevresini saran mahkûmlar ısrar etmişler,
- 'Hangi suçtan dolayı hapse atıldın?' diye. O da omuzlarını silkerek cevap veriyormuş:
- 'Ben suç falan işlemedim, sadece doğruyu söyledim, Selamün Aleyküm kör kadı, dedim, o da beni hapse attı.' Mahkumlar gülüşmüşler:
"Efendi, demişler, her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir. İşte böyle münasip olmayan yerde söyleyeceğin bir doğru, münasip olan yerlerde söyleyeceğin birçok doğrulara da mani olur, şahitlik bile yapamaz hale gelirsin! Keşke o gereksiz doğruyu söylemesen de şahitliğini yapsan, bir haksızlığı önleseydin." temennisinde bulunmuşlar.
Bundan dolayı, "her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir!" diyen âlimlerimiz olmuştur.
İmam-ı Birgivi Tarikat Tekmile'sinde:
- Sana zarar verecek kişiyle karşılaşırsan zararından korunacak şekilde muhatap olman haram değil, belki müstehaptır, diyerek 'İnsanları idare ile emir olundum' hadisini hatırlatıyor.
Hafız-ı Şirazi'nin meşhur sözünü de burada nakleden Birgivi şöyle diyor:
- Akıllı insan dostlarına ikram edip, düşmanlarını da idare edendir!
Şu olayı da misal olarak zikretmektedir.
- Efendimiz'in (sas) kapısına gelen bir kişi içeriye girmek için izin istemişti de, gelenin kim olduğunu sorunca, falan aşiretin adamıdır, denmiş: - O şerli kimsedir buyursun gelsin! diyerek, güler yüzle karşılamıştı. Çıkıp gittikten sonra sormuşlardı:
- Hem aşiretin şerli adamıdır buyurdunuz, hem de güler yüzle muhatap oldunuz? Buyurmuştu ki:
- İnsanların şerlisi, şerrinden korunmak için idare edilmelidir!
Demek ki, size zarar vereceğini düşündüğünüz kimselerle iyi münasebet içinde muhatap olup düşmanlık meydana getirecek sözlerden kaçınmakta isabet vardır. Bu ikiyüzlülük de değildir. İlle de iyi münasebeti yok edecek sözler söyleyerek arayı açmak gerekmez.
İmam-ı Birgivi Hazretleri burada, "Acı da olsa hakkı söyle" hadisini izah ederken diyor ki:
- Şayet sana ve başkasına bir zarar gelmeyecekse hakkı söyle! Ama şiddetli bir zarar gelecekse susup idare etmek günah değil, belki bazı yerlerde müstehap bile olabilir.
Birgivi Hazretleri, gelecek zararı anlatırken de misal vermekte ve görevinden seni uzaklaştırmak yahut da bulunduğun beldeden istemediğin bir beldeye sürmek gibi zararlara sebep olacak doğrulardan kaçınmak da caizdir, demektedir.
Ama bir zarar gelmeyecekse, sen sadece herkes beni sevsin, diye doğruyu söylemekten çekiniyorsan bu idare değil, müdahanedir. Günahtan başka bir şey değildir. Zaten bir insanı herkesin sevmesi de hayra alamet değildir. Çünkü insanın mutlaka çekemeyenleri, beğenmeyenleri, takdir etmeyenleri olacaktır. Bir adamı bütün insanlar methediyor, kimse aleyhinde olmuyorsa bilin ki o insan bir müdahanecidir, gelen ağam giden paşam zihniyetinde biri olmalı ki, herkese kırmızı boncuk dağıtıp kendinden memnun etmeye yönelmiş. İnanmış insan böylesine bir müdahaneciliğe giremez. Büyük zarar gelmedikçe hakkı söylemekten geri durmaz. Sözün özü: Ya hayır söyle, yahut da sükut eyle!
Ahmet ŞAHİN
 

Livza

Well-known member
Ya hayır söyle, ya da sükût eyle! Yani söyleyeceğin doğru hayra vesile olacaksa durma hemen doğruyu söyle. Şayet hayra sebep olmayacak da zarar görmene vesile teşkil edecekse sükût eyle, bir şerre ve zarara sebep olma

- İnsanların şerlisi, şerrinden korunmak için idare edilmelidir!
Demek ki, size zarar vereceğini düşündüğünüz kimselerle iyi münasebet içinde muhatap olup düşmanlık meydana getirecek sözlerden kaçınmakta isabet vardır.

tsklerpq7.gif
 

NURSİMA

Well-known member
paylaşım için ALLAH(cc) razı olsun...

Yol ikidir: Ya sükût etmektir (susmaktır). Çünkü söylenilen her sözün doğru olması lazımdır. Veya sıdktır (doğruluk). Çünkü İslamiyetin esası, sıdktır (doğruluktur). İmanın hassası, sıdktır (doğruluktur). Bütün kemalata îsal edici (iyiliklere ulaştıran), sıdktır. Ahlak-ı aliyenin (yüksek ahlakın) hayatı, sıdktır (doğruluktur). Terakkiyatın mihveri (ilerlemenin merkezi) sıdktır (doğruluktur). Alem-i İslam'ın nizamı (İslam aleminin düzeni) sıdktır (doğruluktur). Nev'-i beşeri kabe-i kemalata îsal eden, (insanlığı ahlak ve terbiyeye ulaştıran) sıdktır (doğruluktur). Ashab-ı Kiram'ı (sahabeleri) bütün insanlara tefevvuk ettiren (üstün kılan) sıdktır (doğruluktur). Muhammed-i Haşimî Aleyhissalatü Vesselam'ı meratib-i beşeriyenin (insanlık derecesinin) en yükseğine çıkaran, sıdktır (doğruluktur)." (İşarat-ül İcaz, sf.82)


Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğru sözlü) diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzâb (çok yalancı) diye yazılır.
Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103, 104
 

müdavim

Üye Sorumlusu
Her Şeyi Her Yerde Söylememek

Resulullah döneminde çok hareketli günler yaşanmıştır. Müslümanlar Medine'ye hicret edince, kısmen emniyete kavuşmakla beraber, bütünüyle emniyette değildiler. Her an Mekkeli'lerin saldırma ihtimali vardı. Halk arasında zaman zaman "geldiler, geliyorlar" şeklinde dedikodular yayılmaktaydı(1). İşte, şu ayet böyle durumlarda yapılması gerekeni ders verir:

Resulullah'ın ifadesiyle, "kişinin her duyduğunu söylemesi, ona yalan olarak yeter"(2). Her duyulanın doğru olması mümkün olmadığı gibi, her duyulanı, hemen her yerde söylemek de uygun değildir.


Üstte zikrettiğimiz ayette, gazetecilerin de hallerine temas eden bir ihtar vardır. (3) Devlet sırrı olabilecek bir haberi, haber olarak geçmek, gazetecilik açısından cazip olabilir. Ama, bu haberi yaymak, düşmanların işine yarayacaksa, neşredilmemesi uygundur. Ayrıca, henüz doğruluğu kesinleşmeyen bir haberi, kesinleşmiş gibi vermek, kişi haklarını ihlal olduğu gibi, bir kısım kargaşalara da sebebiyet verir.

Şu ayete kulak verelim: "Ey iman edenler ! Eğer fasıkın biri size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın. Yoksa, bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da, sonra yaptığınıza pişman olursunuz." (Hucurat suresi,6)


Kaynaklar:

1-Bkz. Beydavi, I, 227
2-Acluni, II, 113
3-Yazır, II, 1403


Sorularla İslamiyet sitesinden alınmıştır.
 

müdavim

Üye Sorumlusu
Her Söylediğin Hak Olsun, Fakat Her Hakkı Söylemeye Senin Hakkın Yoktur."

BURAYI NASIL ANLAMALIYIZ ?

İkinci düstur:
Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı; fakat her doğruyu demek doğru değildir. Zira senin gibi niyeti hâlis olmayan bir adam, nasihati Bazen damara dokundurur, aksülâmel yapar.

Dördüncü Vecih
Hayat-ı şahsiye nazarında dahi zulümdür. Şu Dördüncü Veçhin esası olarak birkaç düsturu dinle:

Birincisi:

Sen mesleğini ve efkârını hak bildiğin vakit, "Mesleğim haktır veya daha güzeldir" demeye hakkın var. Fakat "Yalnız hak benim mesleğimdir" demeye hakkın yoktur.

-1- sırrınca, insafsız nazarın ve düşkün fikrin hakem olamaz, başkasının mesleğini butlan ile mahkûm edemez.

İkinci düstur:

Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı; fakat her doğruyu demek doğru değildir. Zira senin gibi niyeti hâlis olmayan bir adam, nasihati Bazen damara dokundurur, aksülâmel yapar.

Üçüncü Düstur:

Adâvet etmek istersen, kalbindeki adâvete adâvet et, onun ref'ine çalış. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmârene ve hevâ-i nefsine adâvet et, ıslahına çalış. O muzır nefsin hatırı için mü'minlere adâvet etme. Eğer düşmanlık etmek istersen, kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adâvet et. Evet, nasıl ki muhabbet sıfatı muhabbete lâyıktır. Öyle de, adâvet hasleti, her şeyden evvel kendisi adâvete lâyıktır.

Eğer hasmını mağlûp etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et. Çünkü, eğer fenalıkla mukabele edersen, husumet tezayüd eder. Zâhiren mağlûp bile olsa, kalben kin bağlar, adâveti idame eder. Eğer iyilikle mukabele etsen, nedâmet eder, sana dost olur.

-2- hükmünce, mü'minin şe'ni, kerîm olmaktır. Senin ikramınla sana musahhar olur. Zâhiren leîm bile olsa, İmân cihetinde kerîmdir. Evet, fena bir adama "İyisin, iyisin" desen iyileşmesi ve iyi adama "Fenasın, fenasın" desen fenalaşması çok vuku bulur. Öyleyse,

-3- gibi desâtir-i kudsiye-i Kur'âniyeye kulak ver. Saadet ve selâmet ondadır.
 
Üst