11.söz_İmanDersi_

ademyakup

Talebe
gaibane ve hazırane makamattaki vazifelerimizi iyi öğrenip ve uygulayıp ahseni takvim suretine çıkmış olacağız..

ahseni takvimde yaratılıyoruz..tekrar o makama yani ahseni takvime çıkma..işte yukardaki gaibane ve hazırane vazifeleri yaparak ulaşacağız..

kanatındayız..
 

ademyakup

Talebe
diğer guruh ne yapıyor ki akibetleri kötü olmuştur..

Ammâ, füccâr ve eşrâr olan diğer gürûh ise,

hadd-i bülûğ ile şu âlem sarayına girdikleri vakit,

bütün Vahdâniyetin delillerine karşı küfür ile mukabele edip

ve bütün nimetlere karşı ve bütün mevcudâtı kıymetsizlikle kâfirâne bir ittiham ile tahkir ettiler

ve bütün esmâ-i İlâhiyenin tecelliyâtına karşı red ve inkâr ile mukabele ettiklerinden,

az bir vakitte nihayetsiz cinâyet işlediler; nihayetsiz bir azaba müstehak oldular.

Evet, insana, sermâye-i ömür ve cihazât-ı insaniye, mezkûr vezâif için verilmiştir.
 

ademyakup

Talebe
Râbian: Esmâ-i İlâhiyenin defînelerindeki cevherleri, mânevî cihazât mîzanlarıyla tartıp bilmek makamında, tenzih ve medih vazifesine başladılar.

kaldığımız yerden devam ediyoruz.Burda anlatılanları anlamaya çalışalım..

anladığımıza göre?

şimdi esmai ilahi neydi?Allahın isimleri..

manevi cihazat neydi?hisselerimiz ve duygularımız,kalb,ruh,nefis.

şimdi şöyle düşünelim;Allah bize şefkat duygusu vermeseydi..Biz Allahın Rahim isminin inceliği anlarmıydık?Elbette anlamazdık.

Sevgi hissini vermeseydi ..Vedud ismini anlamazdık?demekki bize verilen bu hisler Allahın isimlerini anlamak içindir.

o halde biz bu hislerimizi kötü nefse vermemeliyiz.taki kendi kendimizi ateşe atmış olmıyalım..
 

ademyakup

Talebe
Madem ki bize şefkat duygusu verilmiştir.Bizde bu duygula Allahın rahim esmasını tefekkür edelim..

Allahın bize olan şefkatini..hele yeni doğan insan yavrularına olan şefkatini..

hele yeni doğan hayvan yavrularına olan şefkatini düşünelim..

bizde ,yaratılanı sev..yaratandan ötürü hakikatına ulaşmaya çalışalım.

herkese şefkat edelim.o zaman bakalım rahim ismiyle alem, ne güzel oluyor değil mi?
 

ademyakup

Talebe
annede yavrusuna şefkat var mı? vardır.

hayvanda yavrusuna karşı var mı şefkat? vardır..

herkes kendi vicdanını kontrol etse şefkat hissi var mı kendisinde?vardır..

peki bu şefkat hissini nerden elde etmişler bunlar?

kendiliğinden mi var bunlarda şefkat?hayır..

ruhlarına kim bunu koymuş?

niçin koymuş?hikmetleride çok değil mi...burdanda hakim ismine gidiyoruz..

bu hikmetleri koyacak zatın..hayy olması,semi olması ,alim olması,kadir olması gerekiyor değil mi?

demekki bu şefkat ismini Rahim esmasına sahip zat koymuştur fıtratlara?

hikmetiyle beraber..
 

ademyakup

Talebe
RAHİM İSMİ TECELLİ ETMESE NE OLUR?

şefkatin olmadığı bir dünyayı düşünelim?

diğer isimleride düşünelim?ki esmadaki cevherler ortaya çıksın..

Semi sıfatını düşünelim..tecelli etmemesi durumunda ne olur?düşünelim..

Kuddus isminide,Hakim isminide düşünelim ki..ceherleri anlıyalım..

sonraki vazifeye geleceğiz..
 

ademyakup

Talebe
Hâmisen: Mistâr-ı kader üstünde kalem-i kudretiyle yazılan mektubât-ı Rabbâniyeyi mütâlâa makamında, tefekkür ve istihsan vazifesine başladılar.


SIRA GELDİK BUNA?

BU SÖZDEN NE ANLIYORUZ KARDEŞLERİM..

bilgilerinizi paylaşır mısınız?

tefekkür makamında insan vardır diyor..

hayvanlar tefekkür yapamaz..cinler ve melekler bizim kadar yapamaz..mesela şafi ismini melekler yapamaz tefekkür..rezzak ismini yapamaz..melekler..cinlerde..

bitkilerde tefekkür yapamaz..

demekki Allahın sanatını tefekkür etme makamı bize aittir.

o halde tefekkür yapacağız..çünkü yaratılış gayemizdir..
 

ademyakup

Talebe
Sâdisen: Eşyanın yaratılışında ve masnuâtın san'atındaki latîf incelik ve nâzenin güzellikleri temâşâ ile tenzih makamında, Fâtır-ı Zülcelâl, Sâni-i Zülcemâllerine muhabbet ve iştiyak vazifesine girdiler.

ŞİMDİ BU VAZİFEYE GELDİK?BURDA ANLATILMAK İSTENEN NEDİR?NE ANLIYORUZ KARDEŞLERİM..

Mimar Sinana Duyulan saygı nedendir?
Yaptığı eserler değilmidir.O eserlerin Hizmeti değilmidir?

Şimdi Çok maharetli bir usta Usalık derecesine göre saygi görür..Eşiri benzeri olmayan bir usta daha fazla itibar görüyor..

Mesela Bir cerrah....
Mesela Bir Mühendis...Hep Saygı görmeleri ilimlerindendir..

Kainatta Bir Saray veya Eser ise..

Evet, nihayet derecede sanatlı, dikkatli şu işler, kendi kendine olmak bin derece muhâldir ki, kendilerinden ziyâde, sanatkârlarını gösteriyorlar. Hem bunları işleyici, öyle mu'ciznümâ bir zâttır ki, hiçbir iş ona ağır gelmez. Bin kitap yazmak, bir harf kadar ona kolay gelir. (selim akif kardeş)

verdiğiniz örneklerle Allahın sanatını kıyas yaparsak..anlarız ki..

dünyada en mükemmel sanat eseri dikkatle incelensin..sonra Allahın yarattığı bir göz incelensin ..aralarında ne kadar büyük fark vardır...

gözde kusur yok..ama insani eserde kusur vardır..zaman geçtikçe insani eser kendini yenileyemiyor..eskiyor..ama göz her an aynıdır ..hiç eskimiyor..

başka örneklerde verilebilir..

demekki Allahın sanatındaki incelik bambaşka..bunuda fenleri okumakla öğrenmiş oluyoruz..birde risalei nurun gözlüğünü takmakla..
 

ademyakup

Talebe
Demek, kâinata ve âsâra bakıp, gâibâne muâmele-i ubûdiyetle mezkûr (anlatılan)makamâtta mezkûr vezâifi(vazifeleri) edâ ettikten sonra,

Sâni-i Hakîmin dahi muâmelesine ve ef'âline(fiiline) bakmak derecesine çıktılar ki, hazırâne bir muâmele sûretinde,

evvelâ Hâlık-ı Zülcelâlin Kendi san'atının mu'cizeleriyle Kendini zîşuura tanıttırmasına karşı, hayret içinde bir mârifet ile mukabele ederek,
b588.gif
-1- dediler: "Senin tarif edicilerin, bütün masnuâtındaki mu'cizelerindir."
 

ademyakup

Talebe
Sonra, o Rahmân'ın, kendi rahmetinin güzel meyveleriyle kendini sevdirmesine karşı, muhabbet ve aşk ile mukabele edip, "İyyake Na'budu ve İyyake Nestaiyn" dediler.

Sonra, o Mün'im-i Hakikînin tatlı nimetleriyle terahhum ve şefkatini göstermesine karşı, şükür ve hamd ile mukabele ettiler. Dediler: "Sübhaneke vebihamdik"

"Senin hak şükrünü nasıl edâ edebiliriz? Sen öyle şükre lâyık bir meşkûrsun ki, bütün kâinata serilmiş bütün ihsanâtın açık lisân-ı halleri, şükür ve senânızı okuyorlar.

Hem, âlem çarşısında dizilmiş ve zeminin yüzüne serpilmiş bütün nimetlerin ilânâtıyla, hamd ve medhinizi bildiriyorlar. Hem, rahmet ve nimetin manzum meyveleri ve mevzun yemişleri, Senin cûd ve keremine şehâdet etmekle, Senin şükrünü enzâr-ı mahlûkat önünde ifâ ederler."

Sonra, şu kâinatın yüzlerinde değişen mevcudât aynalarında, Cemâl ve Celâl ve Kemâl ve Kibriyâsının izhârına karşı, "Allahu Ekber" deyip, tâzim içinde bir aczle rükûa gidip, mahviyet içinde bir muhabbet ve hayretle secde edip, mukabele ettiler.

Sonra o Ganî-i Mutlakın servetinin çokluğunu ve rahmetinin genişliğini göstermesine karşı, fakr ve hâcetlerini izhâr edip, duâ edip, istemekle mukabele edip, "İyyake Nestaiyn" dediler.
 

ademyakup

Talebe
Sonra, o Sâni-i Zülcelâlin kendi san'atının latîfelerini, hârikalarını, antikalarını, sergilerle teşhirgâh-ı enâmda neşrine karşı

Mâşaallah deyip takdir ederek,

"Ne güzel yapılmış" deyip istihsan ederek,

Bârekallah deyip müşâhede etmek,

Âmennâ deyip şehâdet etmek,

"Geliniz, bakınız-hayran olarak- "Hayya alel felah" deyip,

herkesi şâhid tutmakla mukabele ettiler.

Hem, o Sultân-ı Ezel ve Ebed, kâinatın aktârında kendi Rubûbiyetinin saltanatını ilânına ve Vahdâniyetinin izhârına karşı

tevhid ve tasdik edip, "Semi'na ve Eta'na" diyerek, itaat ve inkıyad ile mukabele ettiler.
 

ademyakup

Talebe
Sonra, o Rabbü'l-Âlemînin Ulûhiyetinin izhârına karşı,

zaaf içinde aczlerini,

ihtiyaç içinde fakrlarını ilândan ibâret olan ubûdiyet ile ve ubûdiyetin hulâsası olan namaz ile mukabele ettiler.

Daha bunlar gibi, gûnâgûn ubûdiyet vazifeleriyle,

şu dâr-ı dünya denilen mescid-i kebîrinde,

farîza-i ömürlerini ve vazife-i hayatlarını edâ edip,

ahsen-i takvîm sûretini aldılar.

Bütün mahlûkat üstünde bir mertebeye çıktılar ki,
yümn-i İmân ile, emn-i emânet ile mücehhez emîn bir halîfe-i arz oldular.

Ve şu meydan-ı tecrübe ve şu destgâh-ı imtihandan sonra,

onların Rabb-i Kerîmi, onları, imânlarına mükâfat olarak saadet-i ebediyeye ve İslâmiyetlerine ücret olarak Dârü's-Selâma dâvet ederek,

öyle bir ikram etti ve eder ki, hiç göz görmemiş ve kulak işitmemiş ve kalb-i beşere hutûr etmemiş derecede parlak bir tarzda rahmetine mazhar etti; ve onlara ebediyet ve bekâ verdi.

Çünkü, ebedî ve sermedî olan bir cemâlin seyirci müştâkı ve âyinedar âşıkı, elbette bâkî kalıp, ebede gidecektir. İşte Kur'ân şâkirdlerinin âkıbetleri böyledir. Cenâb-ı Hak, bizleri onlardan eylesin, âmin.
 

ademyakup

Talebe
diğer guruh ne yapıyor ki akibetleri kötü olmuştur..

Ammâ, füccâr ve eşrâr olan diğer gürûh ise,

hadd-i bülûğ ile şu âlem sarayına girdikleri vakit,

bütün Vahdâniyetin delillerine karşı küfür ile mukabele edip

ve bütün nimetlere karşı ve bütün mevcudâtı kıymetsizlikle kâfirâne bir ittiham ile tahkir ettiler

ve bütün esmâ-i İlâhiyenin tecelliyâtına karşı red ve inkâr ile mukabele ettiklerinden,

az bir vakitte nihayetsiz cinâyet işlediler; nihayetsiz bir azaba müstehak oldular.

Evet, insana, sermâye-i ömür ve cihazât-ı insaniye, mezkûr vezâif için verilmiştir.
 

ademyakup

Talebe
Demek, kâinata ve âsâra bakıp, gâibâne muâmele-i ubûdiyetle mezkûr makamâtta mezkûr vezâifi edâ ettikten sonra, Sâni-i Hakîmin dahi muâmelesine ve ef'âline bakmak derecesine çıktılar ki, hazırâne bir muâmele sûretinde, evvelâ Hâlık-ı Zülcelâlin Kendi san'atının mu'cizeleriyle Kendini zîşuura tanıttırmasına karşı, hayret içinde bir mârifet ile mukabele ederek,
b588.gif
-1- dediler: "Senin tarif edicilerin, bütün masnuâtındaki mu'cizelerindir."

sonra devam ediyor?BURDA ne anlıyoruz?

şu ana kadar yaptığımız açıklamlar hepsi gaibane mi oldu?

dünyaya gelen ve dünyanın Yaratanını arayan ve on sekiz adet mertebelerden çıkan ve arş-ı hakikate yetişen bir mirac-ı imanî ile gaibane marifetten hâzırâne ve muhatabâne bir makama terakki eden meraklı ve müştak yolcu adam, kendi ruhuna dedi ki:
"Fatiha-i şerifede, başından tâ "İyyake" kelimesine kadar gâibane medh ü senâ ile bir huzur gelip "İyyake" hitabına çıkılması gibi, biz dahi doğrudan doğruya gaibane aramayı bırakıp, aradığımızı aradığımızdan sormalıyız. Herşeyi gösteren güneşi, güneşten sormak gerektir. Evet, herşeyi gösteren, kendini herşeyden ziyade gösterir. Öyleyse, şemsin şuââtı ile onu görmek ve tanımak gibi, Hâlıkımızın Esmâ-i Hüsnâsıyla ve sıfât-ı kudsiyesiyle, Onu kabiliyetimizin nisbetinde tanımaya çalışabiliriz.

Yedinci şuanın ahirinde bir nebze değinilmiş,, (selim akif kardeş)
 

ademyakup

Talebe
Sâlisen: Rahmet-i İlâhiyenin hazînelerinde iddihar edilen nimetlerini, zâhir ve bâtın duygularla tadıp anlamak makamında, şükür ve senâ vazifesini edâya başladılar

Kırmızı ile yazılan yeri açabilirmiyiz?



HAZİNE KELİMESİNE DİKKAT ET..

sonra iddihar kelimesini düşün..

hazinede ne var?vereceğin cevab iddiharın kendisi..

ve anla ki hazinenin içinde birikmiş olanlara ;İDDİHAR demiş..

Allahın rahmetini hazineye benzetmiş..ve bu hazinede biriktirilenlere iddihar demiş..

bu biriktirilenlerden istifade edecek duygularıda insana vermiştir...

örnek;hazinede rızık var..rızıktan hoşlanan mide vermiş,dil vermiş..
 

ademyakup

Talebe
Peki abi biz iddihar edilen şeyleri zahirde görmektemiyiz. (bir damla nur kardeş sormuş)

ademyakup cevaben:

beş duyula olanı görünüyorsun zaten..ama risale sayesinde öğrendik..

farkında değildik..

diğer duygularınla olanıda risale okudukça göreceğiz..

sana risaleden bir örnek ekliyeyim..

Nasıl ki mide bir rızık ister; öyle de, kalb ve ruh ve akıl ve göz ve kulak ve ağız gibi insanın lâtifeleri ve duyguları dahi Rezzâk-ı Rahîmden rızıklarını isterler ve müteşekkirâne alırlar. Herbirisine, ayrı ayrı ve onlara lâyık ve onları memnun ve mütellezziz eden rızıkları, hazine-i rahmetten ihsan edilir. Belki Rezzâk-ı Rahîm, onlara daha geniş rızık vermek için göz ve kulak, kalb ve hayal ve akıl gibi o lâtifelerin herbirisini hazine-i rahmetinin birer anahtarı hükmünde yaratmış. Meselâ göz, kâinat yüzündeki hüsün ve cemal gibi kıymettar cevher hazinelerinin bir anahtarı olduğu misilli ötekiler dahi, herbiri birer âlemin anahtarı olur, İmân ile istifade eder. Yine sadedimize dönüyoruz.
Bu kâinatı yaratan Zât-ı Kadîr-i Hakîm, nasıl ki kâinattan hayatı bir hülâsa-i câmia olarak halk edip, umum maksatlarını ve isimlerinin cilvelerini onda temerküz ettiriyor. Öyle de, hayat âleminde dahi, rızkı bir cemiyetli merkez-i şuûnât yaparak, iştah ihtiyacını ve zevk-i rızkîyi zîhayatta halkederek, hilkat-i kâinatın en ehemmiyetli bir gayesi ve bir hikmeti olan daimî ve küllî bir teşekkür ve minnettarlık ve perestişlikle rububiyetine ve sevdirmesine karşı mukabele ettiriyor. 7.şua
 

ademyakup

Talebe
Sonra
b471.gif
-1- daki
b1028.gif
-2- da bulunan eneye, yani nefsime baktım, gördüm ki: Hayvanat içinde beni dahi menşeim olan bir katre sudan yaratan yaratmış, mucizâne yapmış, kulağımı açıp gözümü takmış, kafama öyle bir dimağ, sineme öyle bir kalp, ağzıma öyle bir dil koymuş ki, o dimağ ve kalp ve dilde rahmetin umum hazinelerinde iddihar edilen bütün Rahmânî hediyeleri, atiyeleri tartacak, bilecek yüzer mizancıkları, ölçücükleri ve Esmâ-i Hüsnânın nihayetsiz cilvelerinin definelerini açacak, anlayacak binler âletleri yaratmış, yapmış, yazmış; kokuların, tatların, renklerin adedince târifeleri o âletlere yardımcı vermiş.


Hem kemâl-i intizamla bu kadar hassas duyguları ve hissiyatları ve gayet muntazam bu mânevî lâtifeleri ve Bâtınî hâsseleri bu cismimde derc etmekle beraber, gayet sanatlı bu cihazatı ve cevârihi ve hayat-ı insaniyece gayet lüzumlu ve mükemmel bu kadar âzâ ve âletleri bu vücudumda kemâl-i hikmetle yaratmış. Tâ ki, nimetlerinin bütün nevilerini ve umum çeşitlerini bana tattırsın ve ihsas etsin ve hadsiz tecelliyat-ı esmâsının ayrı ayrı zuhurlarını o duygular ve hissiyatla ve hassasiyetle bana bildirsin, zevk ettirsin ve bu ehemmiyetsiz görünen hakir ve fakir vücûdumu, her müminin vücudu gibi kâinata bir güzel takvim ve rûznâme ve âlem-i ekbere muhtasar bir nüsha-i enver ve şu dünyaya bir misal-i musağğar ve masnuatına bir mucize-i azhar ve nimetlerinin her nevine talip bir müşteri ve medar ve rububiyetinin kanunlarına ve icraat tellerine santral gibi bir mazhar ve hikmet ve rahmet atiyelerine ve çiçeklerine numune bahçesi gibi bir liste, bir fihriste ve hitabât-ı Sübhâniyesine anlayışlı bir muhatap yaratmış olmakla beraber, en büyük bir nimet olan vücudu, bu vücudumda büyütmek ve çoğaltmak için hayatı verdi. Ve o hayatla o nimet-i vücudum âlem-i şehadet kadar inbisat edebiliyor.
Hem insaniyeti verdi. O insaniyetle o nimet-i vücud mânevî ve maddî âlemlerde inkişaf ederek insana mahsus duygularla o geniş sofralardan istifade yolunu açtı.
Hem İslâmiyeti bana ihsan etti. O İslâmiyetle o nimet-i vücud âlem-i gayb ve şehadet kadar genişlendi.
Hem iman-ı tahkikîyi in'am etti. O imanla o nimet-i vücud, dünya ve âhireti içine aldı.
Hem o imanda mârifet ve muhabbetini verdi. Ve mârifet ve muhabbetle o nimet-i vücud içinde daire-i mümkinattan âlem-i vücuba ve daire-i esmâ-i İlâhiyeye kadar hamd-ü senâ ile istifade için ellerini uzatabilir bir mertebe ihsan etti.
Hem hususî olarak bir ilm-i Kur'anî ve hikmet-i imaniye verdi. Ve o ihsanıyla çok mahlûkat üstüne bir tefevvuk verdi.
Ve sâbık noktalar gibi çok cihetlerle öyle bir câmiiyet vermiş ki, ehadiyetine ve samediyetine tam bir ayna ve küllî ve kudsî rububiyetine geniş ve küllî bir ubûdiyetle mukabele edebilen bir istidat vermiş. Ve enbiyalarla insanlara gönderdiği bütün mukaddes kitapların ve suhufların ve fermanların icmâıyla ve bütün enbiya ve evliya ve asfiyanın ittifakıyla bu bendeki bulunan emaneti ve hediyesi ve atiyesi olan vücudumu ve hayatımı ve nefsimi -âyet-i Kur'aniyenin nassıyla- benden satın alıyor. Tâ ki, elimde faydasız zayi olmasın. Ve iade etmek üzere muhafaza edip satmak pahasına saadet-i ebediyeyi ve Cenneti vereceğini katî bir surette çok tekrarla vaad ve ahdettiğini ilmelyakîn ve tam İmân ile anladım. http://www.risaleara.com/oku.asp?id=1702
 

ademyakup

Talebe
Abi Allah razı olsun

Yine sindirilmiş ve harika cevaplar.

Şimdi bir soru daha ;

Üçüncüsü: Şu teşhirgâh-ı dünyada, mahlûkat nazarında, Esmâ-i İlahiyyenin sana taktıkları garib san'atlarını ve lâtif cilvelerini bilerek hayâtında teşhir ve izhâr etmektir.

Beşincisi: Nasıl bir asker pâdişahından aldığı türlü türlü nişanları, resmî vakitlerde takıp padişahın nazarında görünmekle onun iltifâtât-ı âsârını gösterdiği gibi, sen dahi esmâ-i İlahiyenin cilvelerinin sana verdikleri letâif-i insâniye murassaâtıyla bilerek süslenip o Şâhid-i Ezelî'nin nazar-ı şuhûd ve işhâdına görünmektir.


Abi bu ikisi arasında fark nedir? Yani her ikisinde de esmayı yansıtmaktan bahsediyor.(bir damla nur nickli kardeş soruyor)


ademyakup cevaben:

arasınki fark bu cümlelerden anlaşılıyor..

1-mahlûkat nazarında.................hayâtında teşhir ve izhâr etmektir.

2-o Şâhid-i Ezelî'nin nazar-ı şuhûd ve işhâdına görünmektir.

şimdi kardeşim farkı gördün mü?


 
Üst