2.Lem'a Hatime kısmınının izahi..

LamElif1

Well-known member

Hâtime
" Cenâb-ı Hak, hadsiz kudret ve nihayetsiz rahmetini göstermek için, insanda hadsiz bir acz, nihayetsiz bir fakr derc eylemiştir. Hem hadsiz nukuş-u esmâsını göstermek için insanı öyle bir surette halk etmiş ki, hadsiz cihetlerle elemler aldığı gibi, hadsiz cihetlerle de lezzetler alabilir bir makine hükmünde yaratmış.
Ve o makine-i insaniyede yüzer âlet var. Herbirinin elemi ayrı, lezzeti ayrı, vazifesi ayrı, mükâfâtı ayrıdır. Adeta insan-ı ekber olan âlemde tecellî eden bütün esmâ-i İlâhiye, bir âlem-i asgar olan insanda dahi o esmânın umumiyetle cilveleri var. Bunda sıhhat ve âfiyet ve lezâiz gibi nâfi emirler nasıl şükrü dedirtir, o makineyi çok cihetlerle vazifelerine sevk eder, insan da bir şükür fabrikası gibi olur. Öyle de, musibetlerle, hastalıklarla, âlâm ile, sair müheyyiç ve muharrik ârızalarla, o makinenin diğer çarklarını harekete getirir, tehyiç eder. Mahiyet-i insaniyede münderiç olan acz ve zaaf ve fakr madenini işlettiriyor. Bir lisanla değil, belki herbir âzânın lisanıyla bir iltica, bir istimdat vaziyeti verir. Güya insan o ârızalarla, ayrı ayrı binler kalemi tazammun eden müteharrik bir kalem olur, sahife-i hayatında veyahut levh-i misalîde mukadderât-ı hayatını yazar, esmâ-i İlâhiyeye bir ilânnâme yapar ve bir kaside-i manzume-i Sübhâniye hükmüne geçip, vazife-i fıtratını ifa eder."

İzah edebilir misiniz arkadaşlar? :032: Şimdiden tşk ederim..:gül:
 

Huseyni

Müdavim
Hâtime
" Cenâb-ı Hak, hadsiz kudret ve nihayetsiz rahmetini göstermek için, insanda hadsiz bir acz, nihayetsiz bir fakr derc eylemiştir. Hem hadsiz nukuş-u esmâsını göstermek için insanı öyle bir surette halk etmiş ki, hadsiz cihetlerle elemler aldığı gibi, hadsiz cihetlerle de lezzetler alabilir bir makine hükmünde yaratmış.


" Cenâb-ı Hak, hadsiz kudret ve nihayetsiz rahmetini göstermek için, insanda hadsiz bir acz, nihayetsiz bir fakr derc eylemiştir."


Allah Rahman ve Rahimdir, sonsuz merhamet sahibidir. Dünyada tüm canlılara, ahirette ise yalnızca müminlere merhamet eder. Bu isimler merhamete layık olanların bulunmalarını ister. Allah, insanı hadsiz ihtiyaçlara giriftar etmiş ve hadsiz fakirlikler içinde yaratmış. Elinde bulunanları elinde tutmaya iktidarı yok. Elinde olmayan ama ihtiyaç duyduğu sonsuz şeyler var. İnsanın bu hali Allahın Rahman, Rahim ve Kadir isimlerini celbediyor. Bunun en bariz örneklerinden biri ise tüm canlılara en uygun rızıkları en kolay yoldan onlara sunmasıdır. Her canlı kendine uygun rızkın bulunduğu bir ortamda bulunur. Balık çölde yumurtadan çıkmadığı gibi, insanda kendi rızkından uzak olan bir yerde hayata gözlerini açmaz. Bütün canlılar en aciz dönemlerinde en çok merhamete mazhar olurlar. Ve rızıklarına en yakın yerde hayata gözlerini açarlar. Burda rızıktan örnek vermemizdeki sebep ise, Allahın merhametinin bu dünyada en çok rızık itibariyle tezahür etmesidir.

Mesela bir bebek anne karnındayken gıdasını alabilmesi için yerinden kıpırdaması bile gerekmez. Hiç bir irade, güç kuvveti olmadığı halde ona en kolay ulaşabileceği şekilde sunulur. Sonra bu bebek dünyaya gelir fakat cüzide olsa güç kuvvet sahibidir ama yine de elde etme becerisi yoktur. Bu yüzden az daha güçlü olduğu için biraz çaba sarfetmesi gerekir ki dudağını uzatarak gıdasına ulaşır. Anne babasını ve sair kişileri Allah rahmeti gereği o bebeğe hizmetkar eder, etrafında pervane eder. Sonra yine aynı bebek biraz daha büyüdüğünde artık kendi uzanmaya başlar istediği şeyleri elde etmeye. Gittikçe ona yardım edenler azalır ve nihayet tam erişkin bir hale geldiğinde etrafında kimse kalmaz. Omuzlardan düşer kendi haline bırakılır. Gördüğümüz gibi Allahın insana en çok merhamet ettiği anlar onun en çok muhtaç olduğu anlar. Bu da gösterir ki insan acizliğini ve fakirliğini lisanı hal ve kaliyle yansıtabildiği kadar Allahın rahmetine mazhar olur.


Birinci Söz'de bu yazdıklarımızı üstad şu şekilde veciz bir ifadeyle bize ders veriyor.


"Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki, senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîmin dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçi yapar. "


 

LamElif1

Well-known member
Allah razı olsun kardeşim.. Peki "Ve o makine-i insaniyede yüzer âlet var. Herbirinin elemi ayrı, lezzeti ayrı, vazifesi ayrı, mükâfâtı ayrıdır. Adeta insan-ı ekber olan âlemde tecellî eden bütün esmâ-i İlâhiye, bir âlem-i asgar olan insanda dahi o esmânın umumiyetle cilveleri var."
burada geçen yüzer alet bizim hangi hassalarımıza karşılık geliyor? tabi herbirini saymak imkansız ama yüzlerce dememiş mesela üstad belli bir sayı vermiş "yüzer alet"?
 

Huseyni

Müdavim
Hem hadsiz nukuş-u esmâsını göstermek için insanı öyle bir surette halk etmiş ki, hadsiz cihetlerle elemler aldığı gibi, hadsiz cihetlerle de lezzetler alabilir bir makine hükmünde yaratmış.

Ve o makine-i insaniyede yüzer âlet var. Herbirinin elemi ayrı, lezzeti ayrı, vazifesi ayrı, mükâfâtı ayrıdır. Adeta insan-ı ekber olan âlemde tecellî eden bütün esmâ-i İlâhiye, bir âlem-i asgar olan insanda dahi o esmânın umumiyetle cilveleri var.


İnsan küçük bir kainattır der risalelerde. Kainatın tamamında tecelli eden tüm esma insanda da tecelli eder. Allahın isimlerine bir merkez hükmünde yaratılmıştır. İnsanın fiziki yapısı Onun isimlerine ayine olduğu gibi, halden hale değişkenlik arzetmesi de Allahın isimlerinin nakışlarını göstermek içindir. Kader Risalesinde de bahsedildiği gibi Allah isimlerinin cilvelerini insanda göstermek için bazen onu hasta eder, bazen mal mülk içinde yuvarlandırır, bazen aç bırakır, bazen güzel yapar ve bazen de çirkin hallere vs. giriftar eder. Allah her bir isminin tecelli etmesi için insanı da değişik güzel ya da çirkin değişik hallere sokuyor. Rahman, Rezzak ismi açlığı, Şafi ismi hastalığı, Ganiyy ismi fakirliği, Tevvab, Afüvv isimleri günahları iktiza ediyor, gerektiriyor.


"Ve o makine-i insaniyede yüzer âlet var. Herbirinin elemi ayrı, lezzeti ayrı, vazifesi ayrı, mükâfâtı ayrıdır."

Misal göz bir alettir.

Elemi yasak olan şeylere bakmaktadır. Çünkü onların firak ve zevali "lezzetin zevali elemdir" kaidesince, göze bu dünyada dahi bir azab vermektir. Ahiretteki cezası ise güzelliklerden tamamen mahrum kalmaktır.

Lezzeti helal olana bakmaktır. Çünkü helal olan zayi olmaz. Firakı elem vermez.

Vazifesi Allahın yarattığı mevcudatı o pencere vasıtasıyla mütalaa etmektir.

Mükafaatı dünyada güzel gördüğünden elemsiz saadet ve ahirette rü'yet-i cemaliyedir.
 

Huseyni

Müdavim
Yüzerden maksadın bir sayıya işaret olduğunu sanmıyorum. Burda maksat çokluğu muraddır anladığım. Yüze yakın veya yüzden fazla. Maddi olanları zaten az çok biliyoruz. Vücudumuzdaki tüm organları toplasak herhalde yüzü de geçer. Manevi olanların ise Üstad hazretleri risalelerde bi çoğunu zikrediyor. Yani Allahın isimlerine muhatap olacak kadar insanda maddi manevi aletler var diyebiliriz. Kesin bir sayı arayıp bulursanız, ben de bilmek isterim...
 

LamElif1

Well-known member
Hüseyni abi yada Zuhr yada fütüvvet kardeşler benim kısa kısa cümle açıklamalarına ihtiyacım oluyor. Her biri içinde konu açıp formu meşgul etmek istemiyorum.. Özelden mesaj göndermeyi denedim sizlere ama beceremedim benden mi sistemden mi kaynaklanıyor anlamadım. Bana yardımcı olabilirmisiniz?
 

Huseyni

Müdavim
Özel mesajlaşmaya sistem engel oluyor. Suistimal edilebileceği için ve takibi de müşkül olduğundan bu uygulamaya izin vermiyoruz. Sorularınızı buradan sormanızda sakınca yok. Profil mesajlaşmayı kullanabilmeniz içinde 150 mesajı doldurmanız gerekiyor. Sonrasında ordan istediğiniz herhangi birine sorularınızı sorabilirsiniz.

Ayrıca sorularınızı buradan sormanız herkesin istifadesine vesile olur. Çekinmeden sorabilirsiniz.
 

Zuhr

Talebe
Hüseyni abi yada Zuhr yada fütüvvet kardeşler benim kısa kısa cümle açıklamalarına ihtiyacım oluyor. Her biri içinde konu açıp formu meşgul etmek istemiyorum.. Özelden mesaj göndermeyi denedim sizlere ama beceremedim benden mi sistemden mi kaynaklanıyor anlamadım. Bana yardımcı olabilirmisiniz?

yaz mubarek hem forumdaki herkes istifade eder inşallah
meşguliyet değil tersine memnuniyet olur
 

LamElif1

Well-known member
Hayırlı cumalar.. Anladım Allah razı olsun. soruyorum o zaman :)
"Divane bir kumandan gibi yapma ki, sol cenah düşman kuvveti onun sağ cenahına iltihak edip ona taze bir kuvvet olduğu halde, sol cenahındaki düşmanın sağ cenahı daha gelmediği vakitte, o tutar, merkez kuvvetini sağa sola dağıtıp, merkezi zayıf bırakıp, düşman ednâ bir kuvvetle merkezi harap eder.”
Dedim: “Kardeşim, sen bunun gibi yapma....."

Bu sefer hakikate bakan yönünü değil misali anlamadım, düşmanın sol cenah kuvveti onun sağ cenahına katılmış.. nasıl yani?
 

Huseyni

Müdavim
Amin, ecmain. Hayırlı Cumalarınız olsun.

Bu misal sabrın mazi ve müstakbele dağıtılırken şu anki zaman karşımıza çıkan olaylara sabrımızın yetmeyeceğini anlatmak için verilmiş.


Mesela geçmişte yaşadığımız musibet gibi şeyleri düşünüp ah off gibi dertlenmek temsildeki düşmanın sol cenahı yani sol yanı oluyor.

Yani deniyor ki; geçmiş zaten geçmiş.

Zahmeti gitmiş, rahmeti kalmış.

Temsile göre de eskiden düşmandı ama şu an sana kazandırdığı sevaplar bakımından senin orduna katılmış.

Sen o sana sevaplarını bırakmışken, günahlarını dökmüşken, senin orduna dahil olmuşken,

tutarda sanki bir düşmanmış gibi ya da geçmişe müdahele edebileceğin birşeymiş gibi sabrını o taraflarda kullanırsan,

ordunun merkezindeki askeri, düşman olmayan tarafa düşman varmış gibi gönderirsen,

haliyle şu zamana sabrın yetmez, ordunun merkezi zayıf kalır ve düşman işi anlar merkeze saldırır.

Biraz karışık anlattım ama umarım anlaşılmışızdır.

Olmadı yeniden yazarız bişeyler...


Temsile göre merkez, bizdeki şu yaşadığımız zaman dilimi.

Sol cenah geçmiş zaman.

Sağ cenah gelecek zaman.

Düşman olarak bahsedilen şeyler ise musibetler, belalar, hastalıklar vs.

Düşmanın karşısındaki ordu sabır ordusu
 

LamElif1

Well-known member
Ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi :) çok teşekkür ederim anladım mübarek istifademizide alırız inş. Peki aynı Lem'a da geçen "Her zamanın bir hükmü var" cümlesinden ne anlamalıyız tam yerini ve devamını hatırlamıyorum.
 

LamElif1

Well-known member
Birde "Maddî hastalıklar için, ubudiyete mâni olduğu zaman iltica edebiliriz." biz bugün bunu gerçekleştiremediğimiz için mi ben bunu anlayamıyorum bilmiyorum :( yani şimdi ubudiyete halel getirecek bir hastalık yoksa başımızda sıhhat-i nefs için dua etmemelimiyiz?
 

Müekked

Well-known member
" Cenâb-ı Hak, hadsiz kudret ve nihayetsiz rahmetini göstermek için, insanda hadsiz bir acz, nihayetsiz bir fakr derc eylemiştir. Hem hadsiz nukuş-u esmâsını göstermek için insanı öyle bir surette halk etmiş ki, hadsiz cihetlerle elemler aldığı gibi, hadsiz cihetlerle de lezzetler alabilir bir makine hükmünde yaratmış.


--------------

Allah, sonsuz kudret ve rahmetini göstermek için, insanda sayısız bir acz(acizlik), sayısız bir fakr (fakirlik) meydana getirmiştir. Hem sayısız güzel isminin nakışlarını göstermek için insanı öyle bir surette yaratmış ki, sayısız yönlerde elemler aldığı gibi, sayısız cihetlerle de lezzetler alabilir bir makine hükmünde yaratmış.yani;

Açlık olmadan tokluğun kıymeti bilinmez. Oruç tutan nimetin değerini anlar. İnsanda kainatta her yönden aç bırakılmıştır. Tamamen tüketicidir. Her şeyi kainattan ihtiyacına binaen ister. İhtiyacı olan hiçbir nimeti kendini meydana getiremez. Her nimet insanın sofrasına konuluyor. Ki insan acziyetiyle. Fakirliğiyle. Çok zenginlik Sahibi bir Terbiye Edici olan Rabb'ini bilsin. Acizliğinin sayısızlığı kadar gücü olan, fakirliği kadar zenginliği olan. Bu kudreti ile elleri emellerine yetişemeyen insanı, doyuran giydiren ve bunları en güzel sanatlı şekillerde ve eksiksiz yapan RAbbi Raman'ı bilsin. İnsan yerdeki ve gökteki herşeyin haliyle birlikte müteessirdir. Gökyüzü kapalı yağışlıysa belki kar yağmışsa hüzünlenir. İçlenir. Belki çok güzel bir gecede Gökteki alemleri parıldayan koca yaldızlı göğü seyrederken içi ürperir. Bir kelebeği bir çiçeği görürse koklarsa sevinir. Güzel bir meyveden haz alır. Ölmüş bir kış mevsimi yada hayat bulan bir bahar mevsiminden tutalım. bir kelebekten bir kokudan bir yıldızın parılmadamsından bir buluttan dahi müteessir olan. bir hayvan gibi bir kaç uğraşa sahip olayaman ve asla bir hayvan olamayacak şerefte elemler ve lezzetlere bakar surette yaratılmış.
 

Müekked

Well-known member
Ve o makine-i insaniyede yüzer âlet var. Herbirinin elemi ayrı, lezzeti ayrı, vazifesi ayrı, mükâfâtı ayrıdır. Adeta insan-ı ekber olan âlemde tecellî eden bütün esmâ-i İlâhiye, bir âlem-i asgar olan insanda dahi o esmânın umumiyetle cilveleri var. Bunda sıhhat ve âfiyet ve lezâiz gibi nâfi emirler nasıl şükrü dedirtir, o makineyi çok cihetlerle vazifelerine sevk eder, insan da bir şükür fabrikası gibi olur.



--------


Ve o makina suretli insanda yüzer alet var. Bu aletler nelerdir. ve Vazifeleri nelerdir. Bunu açıklamışlar. Mesela dil. Bir alettir. Bir vazifesi tatmaktır. üzerinde yüzlerce gözeneği var. uç kısmı farklı yanları farklı ortası farklı tatları almaya yarıyor. lezzetleri tadarsın. lezzetlerin sonunda elhamdülillah dersin. ahiretinde elhamdülillah yersin.ama şükretmezse o dil. o zamanda dilin miğdeye kapıcı bir kavvattan ibaret olur. mükafatı şükredersedir.genel vazifesi tatmakları tanımak ve şükürdür. lezzeti yemeklerdir. elemi ise kötü söz boş söz ve yanlış sözler lakayıt şeyler söylemekdir. dil bunu yer. miğde nasiplenir. parçalar her hücreye miktarınca payını verir. tüm vücut zerreleri ayrı ayrı lezzet ve güç bulur. her bir zerre bir alettir. ve bir işlevi vardır. her bir doku organ mekanizma keza öyle...

bütün kainat insanı tanıyor. bu cihetle insana hizmet ediyor. bir yerde insanın kainat olmadan olması düşünülemez. bir tahta parçası olan ağaç. insan için akılsız olduğu halde. ve hiç insanla alakası olmadığı halde insana fayda verecek yemişler vermekte...bunun gibi alem insan için bir sınav meydanıdır. insana umumi genel olarak bakar...

ve insana şükrü dedirttirecek vazifelere sevk eder. insanda kainatla bir şükrü fabrikasına döner...yer elhamdülillah der, ahirette elhamdülillah'ı yer...


İnsan hikmet sahibi olmalıdır. kainatı okumalı faydalı şeyleri anlamalıdır. bu aklın hikmet yönüdür. her kime hikmet verilmişse ona çok hayırlar verilmiştir. Hikmetle doğruyu anlamak lazım gelir. hikmet doğru yanlışın sıhhat ile ayırt edilebilmesidir.Böylece daimi bir istikamet ile sırat-ı müstakim i bulur...
 

Müekked

Well-known member
Maddî hastalıklar için, ubudiyete mâni olduğu zaman iltica edebiliriz


Hz. Eyyüb a.s'ın hastalığı kalp ve dil'e ulaşıyor. Kurtçuklar buralara yani İlahi zikrin merkezlerine varıyor. Bu da kulluğunda noksanlığa sebep olabilir diye. Münacat ediyor. Bizler de ibadetimizi ve kulluğumuzu etkileyen müsibetlere muarız hallere uğradığımızda maddi hastalıklarda Allah'a sığınmalıyız. Bu haller dışında elimizden geldiği kadar sabırla hastalığa katlanıp şükürsüzlük etmemeliyiz. Sabırla gitmesini beklemeliyiz. Of değil af demeliyiz. Hastalık gitti. Beraberinde de bizlerdeki yanlışı ve günahları temizledi. Bizleri terbiye etti. diyeceğimiz vakti tahayyül ile sabra kuvvet vermeliyiz...
 
Üst