Hz. Peygamber’in Kızı Zeyneb’in Hicret Etmesi; Yolda Çekmiş Olduğu Zahmetlerden Dolayı Hz. Peygamber’in Kendisini Övmesi
Hz. Zeynep şöyle anlatıyor: Ben hicret için gerekli hazırlıkları yaparken Ebu Süfyan’ın hanımı Hind binti Utbe gelerek
“Ey Muhammed’in kızı! Duyduğuma göre babanın bulunduğu yere gitmek istiyormuşsun?” dedi. Ben de
“Hayır, böyle bir niyetim yoktur” dedim. Hind ise
“Ey amcamın kızı! Benden saklama! Çünkü yolda sana lazım olacak şeylerin hepsi bende var ve sana verebilirim. Erkekler arasındaki düşmanlıklar kadınların arasına girmemelidir” dedi. Kanaatime göre Hind bunları gerçekten de yerine getirmek için söylüyordu. Fakat ben korktuğum için gerçeği söyleyemedim.
Bundan sonrasını İbn İshak’tan dinleyelim: Zeynep yol hazırlıklarını tamamladı. Bundan sonra kayın birâderi Kinâne b. Rebi’ bir deve getirerek Zeyneb’i ona bindirdi. Yayını ve oklarını da yanına alarak gündüz gözüyle Mekke’den çıktılar. Zeynep devenin üzerinde bir hevdec içerisindeydi; Kinâne ise deveyi çekiyordu. Bunu gören Kureyşlilerden bazıları onların peşine düştüler ve Zîtuvâ denilen yerde onlara yetiştiler. İlk yetişen kişi Hebbâr b. el-Esved el-Fihrî idi. Bu kişi mızrağıyla hevdecde oturmakta olan Zeyneb’e saldırdı. Denildiğine göre Hz. Zeynep o sırada hamile idi. Bu saldırı esnasında da çocuğunu düşürmüştür. Bunun üzerine Zeyneb’in kayın biraderi yere diz çöküp sadağındaki okları çıkararak şöyle dedi:
“Allah’a yemin ederim ki içinizden biri bize yaklaşacak olursa onu bu okla öldüreceğim!” Bu tehdit üzerine Kureyşliler geri çekildiler. Daha sonra ebu Süfyan, bir grup Kureyşliyle birlikte tekrar geldi ve
“Ey kişi! Okunu bırak da seninle biraz konuşalım!” dedi. Kinâne de bunu kabul etti. Ebu Süfyan, Kinâne’nin yanına gelerek şunları söyledi:
“Sen bu işi güpegündüz yapmayacaktın. Çünkü bizim başımıza gelen belayı (Bedir hadisesini) ve Muhammed’in elinden neler çektiğimizi biliyorsun. Halkımızı senin Muhammed’in kızını bu şekilde açıktan açığa götürmeni bizim beceriksizliğimize ve zayıflığımıza yoracaklardır. Hayatım üstüne yemin ederim ki bizim Zeyneb’i babasına gitmekten alıkoymak gibi bir niyetimiz yoktur. Aynı şekilde ondan intikam almayı da düşünmüyoruz. Ancak sen onu tekrar Mekke’ye götür; sesler kesilip gece bastırdıktan sonra gizlice Mekke’den çıkarır, babasının yanına götürürsün. Halk da bizim sizi engellediğimize inanır. Böylece Kinâne ile Zeynep geri döndüler ve kararlaştırıldığı gibi gece yarısı yola çıkarak Medine’ye vardılar.[1]
- Bir kişi Hz. Peygamber’in kızı Zeyneb’i babasına götürmek üzere Mekke’den çıkardı. Fakat Kureyş’ten iki kişi peşlerine düşerek onlara yetiştiler. Kavga çıktı ve sonunda Kureyşliler üstün geldi. Zeyneb’i de itip kakaladılar. Zeynep bir taşın üzerine düştü. Kendisi hamile idi, bu düşüşün etkisiyle çocuğunu düşürdü. Onu alıp Ebu Süfyan’a götürdüler. Olayı duyan Benî Hâşim kadınları geldiler; Ebu Süfyan da Zeyneb’i onlara teslim etti. Daha sonra Hz. Zeyneb muhacir olarak Medine’ye geldi. Fakat o hastalık ve sıkıntıyı hiç bir zaman atlatamadı. Sonunda da hastalıktan vefat etti. Sahabeler onun şehit olduğunu söylediler.[2]
- Hz. Peygamber Mekke’den Medine’ye hicret ettikten bir süre sonra kızı Zeyneb de Medine’ye gitmek üzere kayın birâderi Kinâne veya onun oğlu ile birlikte Mekke’den yola çıktı. Kureyşliler onların arkasından adam yolladılar. Hebbâr b. el-Esved onlara yetişerek mızrağıyla Zeyneb’in üzerinde bulunduğu deveye vurmaya başladı. Sonunda Zeyneb deveden düşerek çocuğunu düşürdü. Bundan sonra Zeyneb birçok hastalık ve sıkıntılara katlanmak zorunda kaldı. Bu olay Hâşimoğulları ile Benî Ümeyye arasında bir kavgaya neden oldu. Benî Ümeyye
“Zeyneb’in bizim yanımızda kalması gerekir. Çünkü o amcamız Ebu’l-As’ın gelinidir” dediler. Bunun üzerine Zeyneb Hind binti Utbe b. Rabîa’nın yanında kalmaya mecbur edildi. Hind ona
“Bütün bunlar senin babanın yüzünden oluyor” derdi.
Sonunda bir gün Hz. Peygamber Zeyd’i çağırtarak
“Mekke’ye gidip Zeyneb’i getirebilir misin?” diye sordular. Zeyd
“Evet ey Allah’ın Rasûlü!” deyince Hz. Peygamber yüzüğünü Zeyd’e vererek
“Bunu Zeyneb’e ver!” dedi. Bunun üzerine Zeyd Mekke’ye doğru yola çıktı. Daima yavaş yavaş ve ihtiyatlı bir şekilde ilerliyordu. Nihayet bir çobana rastladı. Ona
“Sen kimin çobanısın?” diye sordu. Çoban
“Ebu’l-As’ın” diye cevap verdi. Zeyd
“Peki bu koyunlar kimindir?” dedi. Çoban da
“Onlar Muhammed’in kızı Zeyneb’e aittir” dedi. Biraz konuştuktan sonra Zeyd ona
“Sana, Zeyneb’e ait birşey versem bunu hiç kimseye söylemeyeceğine dair söz verir misin?” dedi. Çobanın söz vermesi üzerine Zeyd Hz. Peygamber’in yüzüğünü Zeyneb’e verilmek üzere ona verdi. Yüzüğü alan Zeyneb onu tanıyarak çobana
“Bu yüzüğü sana kim verdi?” diye sordu. O da
“Bir kişi!” dedi. Zeyneb bu kez de
“Onu nerede bıraktın?” diye sorunca çoban
“Falan yerdeydi” dedi. Böylece Hz. Zeyneb gece bastırınca Zeyd’in bulunduğu yere gitti. Zeyd
“Haydi, bin önüme de gidelim!” deyince Zeyneb
“Hayır, sen benim önüme bin!” dedi. Böylece Zeyd önde Zeyneb de arkada olmak üzere Medine’ye vardılar. Hz. Peygamber
“Zeyneb kızlarımın en hayırlısıdır. O benim yolumda birçok musibete katlanmıştır” buyurdu. Hz. Peygamber’in bu sözlerini Urve b. Zübeyr bazı kimselere söyledi. Bunun üzerine Hz. Hüseyin’in oğlu Ali Zeynel Âbidin Urve’ye giderek
“Sen naklettiğin bu hadisle Hz. Fâtma’nın hakkını eksiltip ketmediyorsun!” dedi. Urve de
“Allah’a yemin ederim ki doğu ile batı arasındakiler bana verilmiş olsa yine de Hz. Fâtımâ’nın herhangi bir hakkını ketmedip eksiltmeye gönlüm razı olmaz. Bugünden sonra artık bu hadisi hiç kimseye söylemeyeceğim!” diye söz verdi.[3]
_______________________________
[1] Bidaye III/330 (İbn İshak’tan).
[2] Heysemi IX/216 (Taberani, Urve b. Zübeyr’den).
[3] Heysemi IX/213 (Taberani, Kebir’inde Hz. Aişe’den. Ayrıca Heysemi bu hadisi Bezzar’ın da rivayet ettiğini zikretmektedir).
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/357-359.