5.Mektubdaki Hakikatlar

ademyakup

Talebe
İkincisi, zamanla mukayyet olan cism-i maddî gılâfından sıyrılıp tecerrüdle ruhen yükselip, dün geceki Leyle-i Kadri öbür gün leyle-i îd ile beraber, bugünkü gibi hazır görmektir. Çünkü ruh zamanla mukayyet değil. Hissiyat-ı insaniye ruh derecesine çıktığı vakit, o hazır zaman genişlenir; başkalarına nisbeten mazi ve müstakbel olan vakitler, ona nisbeten hazır hükmündedir.
İşte bu temsile göre, dün geceki Leyle-i Kadre geçmek için, mertebe-i ruha çıkıp maziyi hazır derecesinde görmektir. Şu sırr-ı gamızın esası, akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafıdır. Meselâ, güneş bize yakındır; çünkü ziyası, harareti ve misali aynamızda ve elimizdedir. Fakat biz ondan uzağız. Eğer biz nuraniyet noktasında onun akrebiyetini hissetsek, aynamızdaki misalî olan timsaline münasebetimizi anlasak, o vasıtayla onu tanısak; ziyası, harareti, heyeti ne olduğunu bilsek, onun akrebiyeti bize inkişaf eder ve yakınımızda onu tanıyıp münasebettar oluruz. Eğer biz bu'diyetimiz nokta-i nazarından ona yakınlaşmak ve tanımak istesek, pek çok seyr-i fikrîye ve sülûk-u aklîye mecbur oluruz ki, kavânin-i fenniye ile fikren semâvâta çıkıp semâdaki güneşi tasavvur ederek, sonra mahiyetindeki ziya ve harareti ve ziyasındaki elvân-ı seb'ayı uzun uzadıya tetkikat-ı fenniye ile anladıktan sonra, birinci adamın kendi aynasında az bir tefekkürle elde ettiği kurbiyet-i mâneviyeyi ancak elde edebiliriz.
İşte şu temsil gibi, nübüvvet ve veraset-i nübüvvetteki velâyet, sırr-ı akrebiyetin inkişafına bakar. Velâyet-i saire ise, ekseri kurbiyet esası üzerine gider, birçok merâtipte seyr ü sülûke mecbur olur.

http://www.risaleara.com/oku.asp?id=759
 

ademyakup

Talebe
Eğer denilse: "Hazret-i Ömer'in (r.a.) minber üstünde, bir aylık mesafede bulunan Sâriye namındaki bir kumandanına,
b192.gif
deyip, Sâriye'ye işittirip, sevkülceyş noktasından zaferine sebebiyet veren kerâmetkârâne kumandası ne derece keskin nazarlı olduğunu gösterdiği halde, neden yanındaki katili Firuz'u o keskin nazar-ı velâyetiyle görmedi?"

Elcevap: Hazret-i Yâkup Aleyhisselâmın verdiği cevapla cevap veririz. Haşiye
Yani, Hazret-i Yâkup'tan sorulmuş ki, "Niçin Mısır'dan gelen gömleğinin kokusunu işittin de, yakınında bulunan Kenan kuyusundaki Yusuf'u görmedin?" Cevaben demiş ki:
"Bizim halimiz şimşekler gibidir; Bazen görünür, Bazen saklanır. Bazı vakit olur ki, en yüksek mevkide oturup her tarafı görüyoruz gibi oluruz. Bazı vakitte de ayağımızın üstünü göremiyoruz."

http://www.risaleara.com/oku.asp?id=760
 

ademyakup

Talebe
Bu hakikatlardan sonra devam ediyor Hz.İmam Rabbani(ra)

Hem demiş ki: "Tarik-i Nakşîde iki kanatla sülûk edilir.

Yani, hakaik-i imaniyeye sağlam bir surette itikad etmek

ve ferâiz-i diniyeyi imtisal etmekle olur.

Bu iki cenahta kusur varsa o yolda gidilmez."

Demekki..imanda tahkikiye ermeden ve dinin farzlarına uymadan tariki nakşide gidilmez..
 

ademyakup

Talebe
Öyleyse, tarik-i Nakşînin üç perdesi var:
Birisi ve en birincisi
ve en büyüğü: Doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye (iman hakikatlarına) hizmettir ki, İmam-ı Rabbânî de (r.a.) âhir(son) zamanında ona sülûk etmiştir. (imana hizmet yolunu tutmuştur)
İkincisi: Ferâiz-i diniyeye(dinin farzlarına) ve Sünnet-i Seniyyeye tarikat perdesi altında hizmettir.
Üçüncüsü: Tasavvuf yoluyla emrâz-ı kalbiyenin (kalbi hastalıkların) izalesine( çalışmak, kalb ayağıyla sülûk etmektir.

Birincisi farz,

ikincisi vacip,

bu üçüncüsü ise sünnet hükmündedir.
 

ademyakup

Talebe
Madem hakikat böyledir.
Ben tahmin ediyorum ki, eğer Şeyh Abdülkadir Geylânî (r.a.) ve Şah-ı Nakşibend (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi zatlar bu zamanda olsaydılar,

bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarf edeceklerdi.

Çünkü saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir.

İmansız Cennete gidemez;

fakat tasavvufsuz Cennete giden pek çoktur.

Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir.

Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır.

Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi.

Şimdi ise, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaike çıkılacak bir yol bulunsa, o yola karşı lâkayt kalmak elbette kâr-ı akıl değil.

İşte, otuz üç adet Sözler, böyle Kur'ânî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar.
 

ademyakup

Talebe
Madem hakikat budur.

Esrar-ı Kur'âniyeye ait yazılan Sözler,

şu zamanın yaralarına en münasip bir ilâç,

bir merhem

ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi bir nur

ve dalâlet vâdilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu

itikadındayım.

Bilirsiniz ki, eğer dalâlet cehaletten gelse, izalesi kolaydır.

Fakat dalâlet fenden ve ilimden gelse, izalesi müşküldür.

Eski zamanda ikinci kısım binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan ancak binden biri irşadla yola gelebilirdi. Çünkü, öyleler kendilerini beğeniyorlar.

Hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar.

Cenâb-ı Hak şu zamanda, i'câz-ı Kur'ân'ın mânevî lemeâtından olan malûm Sözleri, şu dalâlet zındıkasına bir tiryak hâsiyetini vermiş tasavvurundayım.
b126.gif

Said Nursî
 

ademyakup

Talebe
Bu asırda ikinci dehşetli hal:

Eski zamanda küfr-ü mutlak ve fenden gelen dalaletler ve küfr-ü inadiden gelen temerrüd, bu zamana nisbeten pek az idi.

Onun için, eski İslam muhakkiklerinin dersleri, hüccetleri o zamanlarda tam kafı olurdu. Küfr-ü meşkuku çabuk izale ederlerdi.

Allah'a İmân umumi olduğundan, Allah'ı tanıttırmakla ve Cehennem azabını ihtar etmekle çokları sefahetlerden, dalaletlerden vazgeçebilirlerdi.

Şimdi ise, eski zamanda bir memlekette bir kafır-i mutlak yerine,

şimdi bir kasabada yüz tane bulunabilir.

Eskide, fen ve ilimle dalalete girip inat ve temerrüdle hakaik-i imana karşı çıkana nisbeten şimdi yüz derece ziyade olmuş.

Bu mütemerrid inatçılar, firavunluk derecesinde bir gururla ve dehşetli dalaletleriyle hakaik-ı imaniyeye karşı muaraza ettiklerinden, elbette bunlara karşı atom bombası gibi bu dünyada onların temellerini parça parça edecek bir hakikat-i kudsiye lazımdır ki, onların tecavüzatını durdursun ve bir kısmını imana getirsin.

http://www.risaleara.com/oku.asp?id=2222
 

ademyakup

Talebe
İşte, Cenab-ı Hakka hadsiz şükürler olsun ki,

bu zamanın tam yarasına bir tiryak olarak Kur'an-ı Mucizü'l-Beyanın bir mu'cize-i maneviyesi ve lemeatı bulunan Risale-i Nur,

pekçok muvazenelerle, en dehşetli muannid, mütemerridleri, Kur'anın elmas kılıncı ile kırıyor.
Ve kainat zerreleri adedince vahdaniyet-i İlahiyeye ve imanın hakikatlerine hüccetleri, delilleri gösteriyor ki; yirmi beş seneden beri en şiddetli hücumlara karşı mağlup olmayıp galebe etmiş ve ediyor.
 

ademyakup

Talebe
Ezcümle: Hazret-i Hasan Radıyallahu Anhın altı aylık hilafetiyle beraber Risale-i Nur’un Cevşenü l-Kebirden ve Celcelutiyeden aldığı bir kuvvet ve feyizle vazife-i hilafetin en ehemmiyetlisi olan neşr-i hakaik-i imaniye noktasında Hazret-i Hasan Radıyallahu Anhın kısacık müddetini uzun bir zamana çevirerek tam beşinci halife nazarıyla bakabiliriz. Çünkü, adalet-i hakikiye ile bu asırda insanları mes ud edebilir bir istidatta bulunan, Risale-i Nur dur ve onun şahs-ı manevisi, Hazret-i Hasan Radıyallahu Anhın bir muavini, bir mütemmimi, bir manevi veledi hükmündedir. Emr. Lahk.
 

ademyakup

Talebe
Evet, Risale-i Nur İmân ve küfür muvazeneleri ve hidayet ve dalalet mukayeseleri, bu mezkur hakikatleri bilmüşahede ispat ediyor. Mesela, Yirmi İkinci Sözün iki makamının bürhanlarına ve lem'alarına ve Otuz İkinci Sözün Birinci Mevkıfına ve Otuz Üçüncü Mektubun pencerelerine ve Asa-yı Musanın on bir hüccetine, sair muvazeneler kıyas edilse ve dikkat edilse, anlaşılır ki, bu zamanda küfr-ü mutlakı ve mütemerrid dalaletin inadını kıracak, parçalayacak, Risale-i Nurda tecelli eden hakikat-i Kur'aniyedir.
İnşaallah, nasıl Tılsımlar Mecmuasında, dinin mühim tılsımlarını ve hilkat-i alemin muammalarını keşf eden parçalar, o mecmuada toplanmış; aynen öyle de, ehl-i dalaletin dünyada dahi cehennemlerini ve ehl-i hidayetin dünyada lezaiz-i cennetlerini gösteren ve İmân Cennetin bir manevi çekirdeği ve küfür ise Cehennem zakkumunun bir tohumu olduğunu gösteren Nur'un o gibi parçaları, kısacık bir tarzda, bir mecmuacık olarak yazılacak, inşaallah neşredilecek.
Said Nursi
http://www.risaleara.com/oku.asp?id=2223
 

ademyakup

Talebe
Soru:Risale-i Nur'un sahabe mesleği olması hakikatının üzerinde biraz daha durabilirmisiniz? yunusum kardeşim. Risale-i Nur'u direk Asr-ı saadete ve Kur'an'a bağlanmasının sebepleri nelerdir?

CEVABI İÇİNDE..
bir kısmı..

sahabeler ne yapmış..önce iman hakikatlarını anlatmışlardır.
nur talebeleride önce iman hakikatlarını anlatıyorlar..

sahabelerde keşf ve keramet pek rastlanılmaz..risalei nur talebelerindede..

sahabeler direk kurandan alırlar nurları..nur talebeleride..

sahabeler sünnete ehemmiyet verirler..nur talebeleride..

sahabelerde isar hasleti vardır..nur talebelerindede..

sahabeler kavli leyyinle konuşurlar...nur talebeleride..

sahabelerde en büyük haslet ihlas..nur talebelerindede ilk haslet ihlas..

vesaire..
 

ademyakup

Talebe
Ben tahmin ediyorum ki, eğer Şeyh Abdülkadir Geylânî (r.a.) ve Şah-ı Nakşibend (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi zatlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarf edeceklerdi.

BURDA NE ANLAMALIYIZ ?

Ben mevlananın zamanında gelseydim mesneviyi..mevalana benim zamanımda gelseydi risalei nuru yazardı..diyen üstadım..

ne demek İSTİYOR ACABA.. ?

Bu konuyla ilgili bir yorum okudum karakalem dergisinde.Ben tam herşeyin bir zamanı vardır o zaman hizmetin mesneviyle yapılması gerekiyordu şimdi risale-i nurlarla yapılması gerekiyor diye düşünürken bu düşüncemin bana göre doğru olduğunu anladım.
Yazı da şöyle diyordu Allah asırlara ve zamana göre her şeyi yerli yerinde gönderir ve yaratır.Bu O nun elinde ve kudretindedir.Nasıl ki Resulullahın(sav) gönderiliş zamanı takdir edilmiş Asr-ı Sadette gönderilmiş.İşte mevlana ve bediüzzamanda bulunmaları gereken zamanda bulunmuşlardır.
İşte bediüzzamanın bu sözü söylemesinin sebebi budur sanırım.
 

ademyakup

Talebe
risalei nuru anlamakla,

hakikat mesleği zaten risalei nurdur.risalei nurun mesleği hakikat.doğrudan doğruya dersini kurandan alıyor.

iman mertebelerinde tahkike erdiriyor.tahkiki imanı kazandırıyor.

bunuda tefekkür ederek,okuyup anlıyarak elde ederiz.

tarikatta ise,imanı tahkiki yapmak için belli zikirler ve tavsiyeler verilir.mürşidin yanında mertebe mertebe yetiştirilir.

risalei nurda ise,mürşide ihtiyaç kalmadan

tefekkür edip,okuyup anlamak için çaba göstermek yeter li,sohbetlere katılmak,anlıyanlardan sorarak anlamaya çalışmak.
 
Üst