Acbü'z-zeneb Yorumları

Huseyni

Müdavim
ACBÜ’Z-ZENEB
DR. BAHRİ TAYRAN
01.08.2011


Giriş sadedinde




Bu dünya
hayatına, nasıl kendimiz
karar vererek gelmediysek, ölümden
sonraki ikinci yaratılışımız da yine bize
sorulmayacaktır.



Allah’ın insanlara bu dünyadaki lütfu, onların yaratılması ile varlık sahnesine çıkarılmaları, hayat, ruh, vicdan, akıl sahibi varlık oluşları ve hayatlarını sürdürecek gerekli ve yeterli zengin nimetlerin olduğu bir dünyada yaşamaları şeklinde özetlenebilir. Yüce Yaratan’ın büyük programı “geçici” ve “ebedî” âlemler olmak üzere iki alanı kapsamaktadır. Bu dünya hayatına nasıl kendimiz karar vererek gelmediysek, ölümden sonraki ikinci yaratılışımız da yine bize sorulmayacaktır.

Allah’ın insanlara lütuf ve ikramı adeta sayısızdır. Bunlar içinde bir tanesi var ki, o ayrı bir özelliğe sahiptir. O da ölümden sonra yaratılışımız ve “O’na dönüşümüzdür” (Maide: 5/15, Âl-i İmran: 3/55). İşte bu dönüş, bu kabul ikram-ı İlâhî’nin olmazsa olmaz şartıdır. Cennet ve Cehennemin temsil ettiği ebedî âlem bu “dönüşün” sonucudur. Bu dönüşümüz Allah’ın vaadidir. Bu vaad bizi yok olmaktan kurtarmakta ve ebedîliğimizi garantilemektedir. İşte bundan dolayı Allah “insan için” ebedî âlemi “va’d” etmiştir. Buna “va’d-i İlâhî” denmektedir (Rum 30/60). Bütün insanlar tekrar yaratılacaktır. Yasin Suresi’nde mealen şöyle bildirilmektedir: “Kim kaldırdı bizi uyuduğumuz yerden? Bu işte, o Rahman’ın va’d buyurduğu (dirilme günüdür)” (Yasin 36/52). Bu âyetten, Allah’ın insanlara tekrar yaratılacaklarının “va’d” edilmiş yani “yerine getirilecek söz” olduğunu anlıyoruz. Konumuz itibarıyla “mezardan tekrar yaratılışımız” üzerinde, Kur’ân’dan aktaracağımız 7 âyetle ve Hz. Peygamber’in (asm) acbü’z-zeneb konusundaki açıklamalarıyla çizilen genel çerçeveyi özetleyeceğiz:


Birinci âyet:

Önce toprak orijinli yaratılışımız dolayısıyla ölünce tekrar toprak oluşumuzla başlayan âyette “tekrar yaratılma” ve “haşir meydanına ihraç” edilme olmak üzere iki büyük aşama daha zikredilir. Şimdi âyet mealini görelim:

“Sizi onda iâde edecek (tekrar toprak olmak) ve sizi çıkaracak (tekrar yaratılacağız) (ve) ihraç edecek (yani dünyadan haşir meydanına ihraç edileceğiz.” (Nuh 71 / 18)


Giriş sadedinde
 

Huseyni

Müdavim
Cevap: Acbü'z-zeneb

ACBÜ’Z-ZENEB
DR. BAHRİ TAYRAN
02.08.2011



Cevabını aradığımız sorular


Bir önceki yazımızda yedi âyetten bahsetmiştik. Kaldığımız yerden devam edelim:

İkinci âyet:

Mezarlarımızdan tekrar yaratılarak aynen iade edileceğimiz Rum Sûresi’nde (30/27) bildirilir. Fakat bu birinci yaratılma olan dünyadaki ile kıyaslanarak verilir. Ve ona göre de daha kolay olacağı ifade edilir. Âyet meali şöyledir:
“Sizin iade edilmeniz (yani tekrar yaratılmanız) dünyadaki ilk yaratılışınızdan (yebdeu’l-halk) daha kolaydır.” (Rum: 30/27). Bu âyette ifade edilen “‘Daha kolay olmak’ ne demektir?” sorusunun açılımını, Bediüzzaman’ın orijinal cevabıyla, canlıların vücutlarında görev alan zerrelerin eğitim görmüş olduklarında arayacağız.


Üçüncü âyet:

Yukarıda geçen Rum Sûresi’nde (30/27) her bir insanın ikinci yaratılışının birinciden daha kolay olduğu ifade edilirken, Lokman Suresi’nin 31/28. âyetinde ise kudret-i İlâhiyenin kanuniyet sırları içindeki bir başka muhteşem yaratma tecelliyatı ders verilir. Bu kanuniyet sırrında “bir ile binin” eşit olduğunu görüyoruz.

Bediüzzaman, bu hakikati, “bir mumdan, bir ayna ile bin aynanın aynı anda ışığı taksim olmaksızın eşit almalarındaki kanuniyet sırrı” veya “bir komutanın bir askere verdiği emir ile bir orduya verdiği emrin aynı kelime olmasındaki faaliyette, bir asker ile on bin askerin fark etmemesi” örneğiyle “bir ile bin”in aynılığını göstermesi şeklinde açıklar.

Şimdi âyetin “bir ile bin” arasındaki farkı ortadan kaldıran ifadesini görelim:

“Sizin bu dünyada yaratılmanız da, öldükten sonra yeniden yaratılmanız da ancak nefs-i vahid gibidir.” (Lokman 31/28)

Burada “nefs-i vahid”in derin anlamı üzerinde durmayacağız. Sadece “tek nefis”, “tek kişi” gibi lügat anlamını esas aldığımızda, “bütün insanların yaratılması”, “tek bir kişinin” yaratılması gibi olduğunun sunulmasıdır.


Dördüncü âyet:

İkinci yaratma olan kıyamet sonrasında her şeyin birimini bilmesek de çok hızlı olacağı, kuralların sebepler kullanılsa da mu'cizevî bir kudret alanında yürütüleceğini görüyoruz.


Beşinci âyet:

Kıyametle birlikte ebedî âlemin yaratılışı ve hayatında mu'cizevî boyutlu bir Kudret tecelliyatı hâkim olacaktır. “Başka değil, sadece bir tek sayha olmuş, derhal hepsi huzurumuza celp edilmişlerdir.” (Yasin: 36/53)


Altıncı âyet:

“Sonra ona (yani sur’a) bir daha üflenmiştir. Bu kere de, hep onlar kalkmışlar, bakıyorlardır” (Zümer: 39/68)


Yedinci âyet:

”Gözleri zillet ve dehşetten düşmüş olarak, sanki yayılan çekirgeler (ceredun) gibi kabirlerinden çıkarlar” (Kamer: 54/7)

İşte bu âyetlerle çerçevesi çizilen öldükten sonraki yaratılışımız hakkında, her bir insanın kendi “acbü’z-zeneb”inden yaratılacağını Hz. Muhammed (asm) çok özel ve anlam dolu bir terimle, “acbü’z-zeneb”le ifade etmiştir. Bu terimi, geçtiği hadis metinleriyle birlikte incelerken, aşağıdaki üç soruya cevap arayacağız:


1- Acbü’z-zeneb eşittir kuyruk sokumu kemiği midir?

2-
“Hardal tanesi” kuyruk sokumunda var mıdır? Vücuttan çürümeyen bir öz halinde mi kalmaktadır? Bu ne demektir?

3- Acbü’z-zeneb, insan vücudunda görev almış zerrelerin
(atom ve moleküller) “kitab-ı mübîn” ve “kitab-ı hafızda” kaydedilmiş şekli olup, kıyamet sonrası ikinci yaratılışta “hardal tanesi” gibi terkip mi edilecektir?


Cevabını aradığımız sorular





 

Beyrut

Member
Cevap: Acbü'z-zeneb

Acb-üz zeneb kuyruk sokumu kemiği değildir zannımca.

Acb-üz zeneb için iki fikrim var, biri kök hücreleri diğeri genetik kart.

Genetik kart ise yüzyıllar boyu toprak altında çürümez aynen kendini korur. Genetik karttan insanı yapmak ise çok basittir. ( Rabbimiz için basitlik kelimesi dahi kullanamıyorum. Fakirin meramını siz anladınız. )
 

Huseyni

Müdavim
Cevap: Acbü'z-zeneb

Bu konuda yazarımız sanırım detaylı bi araştırma yapmış. Bu yazı serisini paylaşmaya gayret göstericez inşallah.


ACBÜ’Z-ZENEB
DR. BAHRİ TAYRAN
04.08.2011


Acbü’z-Zeneb ve Kitab-ı Hafîz


I. İkinci Yaratılış Acbü’z-Zeneb ile Yapılacaktır

Ölümden sonraki ikinci yaratılış veya yeniden yaratılış konusunda yüzlerce âyet bulunmaktadır. Hepsi biz insanların önünde ve gelecek büyük programın ilgi çekici detaylarına dikkati çevirmektedir. Şimdi konumuzla ilgili yanı ikinci yaratılışa temel teşkil edecek âyetlerden biriyle başlayacağız:

23 yılda tamamlanan Kur’ân’ın âyetleri vahyedilirken öncelikle birinci muhatap Mekke halkı ve Mekke’ye çeşitli sebeplerle gelen diğer Arap kabileleriydi. Genel olarak Mekke halkı öldükten sonra dirilme gibi bir inanca veya kültüre sahip değillerdi. Onun için kıyametle ve ölümden sonraki dirilmeyle ilgili âyetlere ciddî tepkiler veriyorlardı. Şimdi gelecek şu iki âyette hem tepkilerini ve hem de verilen cevabı görelim:

“Öldüğümüz ve toprak olduğumuz vakit ha? Bu uzak bir dönüş” (Kaf 50/3)


“Fakat arz (dünya) onlardan neyi eksiltirse (tenkusul ardu) Biz’e (Allah’a) malûmdur ve katımızda her şeyi saklayan bir kitap vardır (ve indena kitabun hafîz)” (Kaf Sûresi: 50/4)


Bu iki âyetten birincisinde (50/3) insanların ölünce cesetlerinin çürüyüp toprağa karışmasından sonra tekrar yaratılacaklarına henüz İslâmlaşmamış Arapların şaşkınlık, hayret ve hem de tereddüt içerisindeki tepkilerine ikinci âyetle cevap verilir. Bu cevapta iki önemli konu dikkat çekmektedir:

Birincisi çürüyen, yani toprağın özellikle mikroorganizmalar ile ayrıştırdığı cesetten geriye bir şeylerin kaldığı ve bunları toprağın parçalayamadığının Allah tarafından bilindiğidir.

İkincisi ise, âyetin sonunda yer alan “ve indena kitabun hafîz” yani katımızda her şeyin yazıldığı, korunduğu ve kayıt altına alındığı bir “kitabın” olduğu ve adının da “Kitab-ı Hafîz” olduğuna dikkat çekilmektedir. Böylece âyetin tamamından anlıyoruz ki; “cesedin çürümesinden sonra geride çürümeyenler kalmakta ve bütün bu değişimler ve geride kalanlar “hıfz edici” bir kitapta aynı zamanda kayıt altına alınmaktadır. Bilindiği gibi önemli işler kayıt edilir. Kayıtlar ve arşivler tekrar kullanılacağı için tutulur, yapılır ve düzenlenir. Bunlar ileriye yönelik yeni kullanımların kaynağıdır, belgesidir. Ölen insanlardan onlara ait elementler kaydedilmektedir, her insanın ikinci yaratılışı için.

Biz burada önce toprakta çürüyen cesetten arda kalanlar üzerinde duracağız. Peygamberler zincirinin son halkasındaki görevini yerine getiren Hz. Muhammed’in (asm) işte bu geride kalanların ne olacağı konusunda yaptığı çok önemli açıklamaları inceleyeceğiz. Birinci sınıf hadis kitaplarında ondan fazla yer alan “topraktaki çürüme ve tekrar yaratılmayla ilgili açıklamalarında Hz. Peygamber (asm) “acbü’z-zeneb” tabirini kullanmıştır. Hadis metinleri incelendiğinde “acbü’z-zeneb’in” birbirini tamamlayıcı ve açıklayıcı üç detayı dikkate verdiğini görmekteyiz:

• Acbü’z–zeneb’den yaratıldık ve ondan yaratılacağız.

• Acbü’z–zeneb “bakla” ve “hardal tohumu” gibidir.

• Ebediyen çürümeyen kemik olarak Acbü’z–Zeneb.


http://www.yeniasya.com.tr/haber_detay2.asp?id=16020
 

teblið

Vefasýz
Cevap: Acbü'z-zeneb

Acb-üz zeneb kuyruk sokumu kemiği değildir zannımca.

Acb-üz zeneb için iki fikrim var, biri kök hücreleri diğeri genetik kart.

Genetik kart ise yüzyıllar boyu toprak altında çürümez aynen kendini korur. Genetik karttan insanı yapmak ise çok basittir. ( Rabbimiz için basitlik kelimesi dahi kullanamıyorum. Fakirin meramını siz anladınız. )

Benimde düşüncem sizinkine yakın;Bencede Genlerle alakalı bir mevzu gibi;

Fakültedede Anatomi dersinde işlerken öğrenmiştik,Her insanın DNA'sı farklıdır;Mesela ölmüş bir insan için açılan mahkemelere dikkat edin ,açılan kabirlerde cesetten alınan Dna örnekleriyle yeni bilgilere ulaşılabiliyor;vede her insanın DNA sistemi farklıdır;Çok Tıbbi yazmıyorum ki anlaşılsın diye ;

Topraktada çürümüz asla;ve düşünüyorumda bahsi geçen Acb-üz zeneb meselesi bu sistemle ilgili olabilir..Bu isim fıkıhsal ve dini ismi,ama Tıp ilerledikçe asırlar sonra GEN VE DNA ismini almış olabilir kanımca..çünkü yapı şekilleri aynıdır hocam;AYRICA HİSTOLOJİ ilminde bu gayet açıkca anlatılır uzun uzun..master konularımdan biride DNA sisitemiydi benim,ona dayanarak böyle düşündüm..

DNA “deoksi ribo nükleik asit”isimli molekül grubunun kısaltılmışıdır.Çift zincirli yapıya sahip olup çok uzun bir zincirdir

.Vücudumuzdaki her hücrede DNA molekülü vardır.DNA uzun bir zincir olmasına rağmen üzerindeki baz sıraları bir düzen içindedir ve bu baz gruplarına “gen” denir.Bir canlının bütün karakterleri DNA daki genlerde saklıdır.

böyle düşünüyorum bende..Genede Gaybı Allah (c.c) bilir.

 

Huseyni

Müdavim
Cevap: Acbü'z-zeneb

ACBÜ’Z-ZENEB
DR. BAHRİ TAYRAN
05.08.2011



Toprağın insanı yiyip bitirmesi


1.1. Acbü’z–Zeneb’den yaratıldık ve ondan yaratılacağız.

İlk insan Hz. Âdem’in topraktan ve çamurdan yaratıldığı Kur’ân’da en çok dikkate verilen terimlerden iki tanesidir. Biyokimya ve toprak kimyasından bugün biliyoruz ki, canlıların vücutlarında bulunan öncelikle 15 temel element ve 15 kadar iz elementler toprakta da bulunmaktadır. Bu durumda acbü’z-zeneb topraktan seçilen ve hücrelerin yapısını oluşturan elementler anlamına gelir.

Şimdi hadisin tamamını görelim:

“Toprak Âdemoğullarının tamamını yer bitirir, ancak acbü’z-zeneb müstesna. Ondan yaratıldınız, ondan terkib olunacaksınız.” (Ebu Davud / Sünnet 22; Müslim 2955 / 142)

Bu hadiste “toprağın âdemoğlunun tamamını yemesi ve acbü’z-zenebin müstesna olması”nı çürüme biyolojisinden yola çıkarak çok iyi açıklama imkânına sahibiz. Bunun için insanın kimyasal terkibini biyokimya tesbitlerine göre tanıyalım:

İnsanın yapısı organik moleküller, mineraller ve taşıdığı su itibarıyla beş temel kategoriye ayrılır. Bunların 65 kg. ağırlığındaki bir insana göre, miktarları ve yüzdeleri aşağıdaki gibidir:

1) Proteinler - 11 kg - % 17,0
2) Yağlar - 9 kg. - % 13,8
3) Karbohidratlar - 1 kg. - % 1,5
4) Su - 40 kg. - % 61,6
5) Mineraller - 4 kg. - % 6,1


Verilen bu miktarlardan insan vücudunda toplam 21 kg. organik moleküller (protein, yağ ve karbohidrat), 4 kg mineral yani inorganik maddeler ile 40 kg. su bulunmaktadır. İşte insan cesedi (kadavra) çürüdüğü zaman yaklaşık 4 kg’lık bir mineral madde geride kalmaktadır.

Şimdi tekrar bu konu ile ilgili hadis-i şerife döndüğümüzde toprağın yiyip tükettiği cesetten geriye yaklaşık 4 kg mineral madde kalırken protein, yağ ve karbonhidratlar büyük ölçüde gaz olarak havaya karışır (karbondioksit, metan, hidrojen sülfür, amonyak). İşte bunlar yok olmayacakların temel cevabını teşkil eder. Bunlar su ve bitki kökleri aracılığıyla ve havayla taşınırlar, yer değiştirirler ve canlıların vücutlarına tekrar tekrar dâhil olurlar.


Toprağın insanı yiyip bitirmesi
 

Huseyni

Müdavim
Cevap: Acbü'z-zeneb

ACBÜ’Z-ZENEB
Dr. BAHRİ TAYRAN
06.08.2011

Acbü’z-zenebin yapısı


Dünkü yazımızda verdiğimiz insanın kimyasal terkibiyle ilgili bilgilerin bir nevî detay açılımı, yine kuru ağırlık itibarıyla insan vücudunun ilk 14 temel elementinin miktarlarına göre dağılım yüzdeleri ve diğer eser miktarda olanlar ile toplam 28 tanesi aşağıda görülmektedir:

Karbon - % 50, Oksijen - % 20, Hidrojen - % 10, Azot - % 8,5, Kalsiyum - % 4,0, Fosfor-% 2,5, Potasyum - % 1,0, Kükürt - % 0,8, Sodyum - % 0,4, Klor - % 0,4, Magnezyum - % 0,1, Demir - % 0,01, Mangan - % 0,001, İyot - % 0,00005.

Kobalt, Bakır, Çinko, Bor, Alüminyum, Vanadyum, Molibden, İyot, Silisyum, Kalay, Nikel, Flor, Krom, Selenyum.


Bunlar, insanın yapısında bulunan 28 çeşit temel elementlerdir.

Hadisin ikinci kısmında, “ondan” yani “Acbü’z-zeneb’den yaratılacaksınız” ifadesi geçmektedir. Topraktan yaratıldığımız dikkate alındığında, “acbü’z-zeneb”in elementleri de içerisine aldığını söyleyebiliriz. Ancak toprak ve çamur kelimelerinin kullanılmamış olması acbü’z-zeneb’in başka anlamları da taşıdığını akla getirmektedir. Nitekim hadis metinlerinde bu açıklamayı dinleyen sahabeler, Hz. Peygamber’e (asm) “Bu neye benzer, bir örneği var mıdır?” diye sormuşlar ve bunun üzerine hem “bakla” ve hem de “hardal tohumu” benzetmesiyle cevap vermiştir (Müsned 10800). Bunu gelecek ikinci başlık altında inceleyeceğiz.

Sahabelerin “acbü’z-zeneb’in” neye benzediği sorusundan Resul-i Ekrem’in (asm) bilinen kemiği kasdetmediğini sahabeler fark etmiş olmalıdırlar ki, böyle bir soruyu sorma ihtiyacını duymuşlardır. Nitekim aldıkları cevap “hardal tohumu gibi” şeklinde olmuştur. Çünkü acbü’z-zeneb gerçek kemik olsa bunu sahabeler zaten anlarlardı.


Acbü

 

Huseyni

Müdavim
Cevap: Acbü'z-zeneb

ACBÜ’Z-ZENEB
Dr. BAHRİ TAYRAN
07.08.2011



Tohum benzetmesi



1.2. ACBÜ’Z–ZENEB “BAKLA” VE “HARDAL TOHUMU” GİBİDİR

Bu başlık altında iki hadis kaynağındaki ifadeleri görelim:

“Semadan su inecek, bakla biter gibi bitecekler.” (Sahih-i Müslim Fiten / 2955–141)

“Hardal tohumu gibi ki, ondan nebat (bitki) gibi bitirileceksiniz.” (Ahmed ibn Hanbel, Müsned /10800)


Bu iki hadisten birincisinde “acbü’z-zeneb” bakliyatlar diye bilinen ve tohumları insanların beslenmesinde büyük yer tutan bir bitkiye benzetilir, diğerinde ise hardal tohumu olarak ifade edilmiştir. Böylece ikisini birleştirerek “Semadan su inecek, baklanın ve hardal tohumunun sürgün verip bitmeleri gibi insanlar mezarlarından çıkacaklardır” mesajının verildiği açıktır. Semadan (atmosferden) su inmesi ile kurulan ilişki de çok önemli ipuçları vermektedir. Kıyamet kopması sırasında “denizler ateşlendiği vakit” (Tekvir 81/6) âyetinden dünyadaki bütün su kütlesinin buharlaşıp atmosfere çıkacağı anlaşılmaktadır. İşte bu su, yeryüzüne gelmiş bütün insanların kabirlerden ikinci yaratılışla tekrar çıkmaları sırasında “Semadan su inecek” ifadesiyle ortaya konmuştur. İnsan vücudunun % 61’ini teşkil eden su oranı bu yaratılışta da geçerlidir. Kıyamet koparken dağ ve deniz çukurlarının birleşmesiyle dümdüz olacağı ifade edilen dünyamızın (İnşikak: 84/3) mezarlarından insanlar semadan suyun yağmasıyla yine iki kademeli biyolojik yaratılışla yeniden yaratılacaklardır.

İnsanlar cisim ve ruhlarıyla beraber bu dünyada olduğu gibi aynen iade edileceği için burada bir hesaplama yapabiliriz.

Yüz milyar insanın tekrar yaratılacağını ve ortalama 65 kg’lık bir vücut yapısına sahip olacaklarını varsayalım. İnsanın 41 kg su ve 24 kg hücreden oluşan organik yapılanmaya sahip olduğunu biliyoruz. Buna göre yüz milyar insanın yaratılışındaki toplam su miktarı 4,1 trilyon kg (4,1x1012) olacaktır. Bunları daha anlaşılır hale getirelim. 4,1 trilyon kg su, 200 km boyunda 5 km eninde ve sadece 4,1 metre derinliğinde bir kanalın içindeki su miktarı demektir. Bu su dünyadan 30 dakikada buharlaşan veya bütün dünya nehirlerinin 1,5 saatte denizlere akıttığı miktardır.

Her bir insan için 24 kg organik ve inorganik madde gerektiğinden, 100 milyar insan için 2,4 trilyon kg (2,4 milyar ton) demektir. Bu ise Türkiye’nin 120 yılda veya dünyanın 4 yılda ürettiği buğday miktarına denktir.
“Acbü’z–zeneb” bu durumda elementlerden tohum seviyesine kadar ulaşmış birinci kademe yaratılışı ifade etmektedir.


Tohum benzetmesi

 

Huseyni

Müdavim
Cevap: Acbü'z-zeneb

ACBÜ’Z-ZENEB
DR.BAHRİ TAYRAN
09.08.2011


Embriyolojik yaratılış süreci


Acbü’z-zeneble ilgili tohum benzetmesinden üç detayı anlamaktayız. Bunlar, tohumun içindeki “embriyo, besin maddeleri, koruyucu kabuktur.” İnsanlar da tıpkı tohum gibi, tıpkı yumurta gibi birinci kademe yaratılışları tamamlanacak ve bu insan tohumundan Kur’ân’dan öğrendiğimiz meşhur “sevva” fiilinin etkinlik alanına girerek “tesviye edilme”, yani embriyolojik yaratılış sürecine geçecektir. Burada tesviye etme sürecinin detayına girmeyeceğiz. Kur’ân’da bu ikinci yaratılışın hızlı olacağı pek çok ayette ifade edilmektedir, şu ayette olduğu gibi:

“Başka değil, sadece bir tek sayha olmuş, derhal hepsi (bütün insanlar) huzurumuza celb edilmişlerdir” (Yasin 36/53).

Âyette geçen “tek bir sayha”nın bütün insanların yaratılışı için yeterli olacağı ifadesinden çok hızlı olacağı anlaşılmaktadır. Bunun, bildiğimiz zaman birimlerine göre neye uygun olduğunu elbette ki bilemeyiz. Ancak madem ki acbü’z-zeneb, hardal tohumu ve bakla biter gibi yaratılacağımıza bir örnek olarak verilmiştir ve bu tohumlarda adına embriyo dediğimiz canlı hücreler bulunmaktadır. Bunlar bize bir kıyas olması bakımından şöyle bir hesaplama imkânını vermektedir:

Bir insan zigotu yaklaşık olarak bir miligramın 2500’de biri ağırlığındadır (1/2500 mg). Eğer kıyamet sonrası her bir insanın acbu’z-zeneb’deki hücre ağırlığı yukarıda belirttiğimiz gibi olursa 100 milyar insanın toplam hücresel ağırlığı sadece 40 kg gelecektir. İşte acbü’z-zenebin hardal tanesi gibi “Hadis”de ifade edilmesi ve bakla biter gibi insanların mezarlarından çıkmaları sırasında “parmak uçlarına varıncaya kadar tesviye edileceğinin” (Kıyamet: 75/4) bildirilmesinden anlıyoruz ki, ikinci bir embriyonal süreçle bu yaratılış tamamlanacaktır. Burada yaratılışın ne kadar hızlı olacağını bilemesek de aşağıdaki hesaplamayı bir kıyas unsuru olarak yapabiliriz. Eğer bu hücre bir saniyede ikiye bölünerek çoğalırsa normal bir insan büyüklüğüne ve ağırlığına sadece 46 saniyede ulaşacağı gibi eğer bir dakikada veya 1 saatte ikiye bölünürse bu 46 dakika veya 46 saatte insan büyüklüğüne ve ağırlığına ulaşması için yeterli olacağı anlamına gelmektedir.

1 saniyede ikiye bölünürse, 46 saniyede.

1 dakikada ikiye bölünürse, 46 dakikada.

5 dakikada ikiye bölünürse, 230 dakikada.

10 dakikada ikiye bölünürse, 460 dakikada.

20 dakikada ikiye bölünürse, 920 dakikada.

1 günde ikiye bölünürse, 46 günde.


http://www.yeniasya.com.tr/haber_detay2.asp?id=16422

 

Huseyni

Müdavim
Cevap: Acbü'z-zeneb

ACBÜ’Z-ZENEB
DR. BAHRİ TAYRAN
10.08.2011


Ebediyen çürümeyen kemik olarak Acbü’z–Zeneb


Kur’ân’da çürüyen kemik ile insanların tekrar yaratılacakları konusunda pek çok âyet bulunmaktadır. Bunlardan üç tanesini aşağıda kısaca inceleyeceğiz:

- “İnsan sanır mı ki, derleyemeyiz kemiklerini (necme’e izame)?” (Kıyamet 75/3)

“Kemiklerin toplanması (necme’e izame)” ifadesinde birinci muhatap yine Mekke ve Medine halkıdır. Onlar “bu çürümüş kemiklerin tekrar nasıl canlanacağı” şeklinde sorularını soruyorlardı. Çünkü insan cesedinin kemik iskeletin dışında kalan yumuşak dokusu mezarda kolay çürüyüp kemiklerden ayrılınca geride kemik iskelet kaldığını biliyorlardı. Hatta Arabistan yarımadasının sıcak ve çok az yağışlı bir coğrafî bölge olması dolayısıyla ölümünden sonra bir insanın kemik iskeleti çok uzun seneler çürümeden kalabilmektedir. Onun için öldükten sonra insanlar bu ikinci yaratılışla ilgili âyetler vahyedilip açıklanmaya başlanınca, bir Arap çürümekte ve dağılmakta olan bir kemikle Hz. Muhammed’e (asm) gelir ve alaylı bir tarzda parmak uçlarında ezip un-ufak ettiği kemiği göstererek “Bunlar mı tekrar canlanacak?” diye sorar. Kur’ân’ın meşhur Yasin Sûresi’nde, Allah’ın verdiği cevap çok ilgi çekicidir:

“Yaratılışını unutarak bize misâl getirdi: ‘Kim diriltir o kemikleri onlar çürümüşken?’ (Men yuhyi’l-izame ve hiye ramim) (36/78)”

“De ki: ‘Onları ilk defa inşa eden diriltir ve O her yaratmayı bilir.’” (Yasin: 36/79)

Görülüyor ki ikinci yaratılışta tartışma kemikler üzerinden yapılmıştır. Bu iki âyette birinci yaratılış olan bu dünyadaki vücudumuz, ikinci yaratılışımıza, aynı zamanda bir delil olarak da gösterilmektedir. Âyette kemiklerin (izame) çürümesi (ramim) açıkça ifade edilmektedir. Ancak insanın tekrar yaratılması tartışması “çürüyen kemiklerin tekrar yaratılması” şeklinde yürütülmüştür. Onun için “acbü’z-zeneb”in çürümeyen kemik olarak ifade edilmesinin irşad boyutunda değerlendirilmesinin önemli olduğu kanaatindeyiz.

Çok dikkat çeken bir başka husus, parmak uçlarında kemiği un-ufak edip “Bunlar mı tekrar dirilecek?” diyen Mekkeli’ye verilen İlâhî cevapta ölen insanların bütün detaylarının korunacağı ve tekrar yaratılacağının parmak uçlarına varıncaya kadar dikkate verilerek delillendirilmiş olmasıdır. Şüphesiz bu Mekkeli ve o dönemdeki Mekkelilerin hiçbirisi parmak uçlarının her bir insana özgü çizgiler taşıdığını bilmiyordu. Çünkü; Kur’ân’ın dikkate sunduğu bu büyük özelliği, ancak 1884 yılında polisiye olayların açıklanmasında uygulamaya konulmak üzere bilimsel anlamda tesbit edilmiş oluyordu.

Bir başka âyette ise insanın bu dünyadaki yaratılışına göre ikinci yaratılışın daha kolay olacağı ortaya konur:

“Sizin tekrar iâde edilmeniz (yuîduhu), dünyadaki yaratılışınızdan (yani ilk yaratılışınızdan) (hüvellezî yebdeu’l-halk) daha kolaydır (ve hüve ehvenü aley)” (Rum suresi 30/27)

Âlim-i Mutlak ve Kudret-i Mutlak olan Yüce Yaratan için dünyadaki ilk yaratılışımıza göre nasıl oluyor da ikinci yaratılışımız daha kolay olabilir? Allah (cc)—hâşâ—deneme yanılma gibi bir âdet ve usul içinde değil ki... Buna rağmen neden ikinci yaratılış daha kolay olarak ifade edilmiştir? Bu soruları Muhyiddin-i Arabî de sormaktadır. Cevabı ise Bediüzzaman’dan şöyle verilmektedir: “Her bir zerrenin manevî alnında hizmetleri kader kalemiyle kaydedilmektedir”, “zerreler eğitim almaktadır her bir canlının vücudunda”. Ayrıca “eğitim görmüş askerlerin istirahat için dağıldıklarında bir boru sesiyle kolay toplanmaları gibidir” der ve sonucu “İsrafil’in Sur’u askerin borazanından daha geri kalmaz, zerreler toplanır” diye verir.

Kur’ân’a ait yukarıdaki tesbitlerden sonra bu başlık altında inceleyeceğimiz yine “Acbü’z-Zeneb”le ilgili aşağıdaki hadis metinlerini görelim:

1- “İnsanın çürümeyecek hiçbir yeri yoktur, yalnız bir kemik müstesna ki, o da Acbü’z-Zeneb’dir. Kıyamet gününde yaratılış ondan terkip olunacaktır.” (Sahih-i Müslim. Fiten/2955–141)

2- “Gerçekten insanda bir kemik vardır ki, onu ebediyen toprak yemez. Kıyamet günüde insan o kemikten terkip olunacaktır.”(Müslim 2955/143)

3- İnsanın “Acbü’z-Zeneb” dışında her parçası çürür. İşte bu Acbu’z-Zeneb’den terkip edilir. (Buhari, Hadis No 1957)

Bu üç hadisin ortak ifadesi şudur:
“Ölen insanın her yeri çürür, fakat bir kemik hariç ve o da ‘Acbü’z-Zeneb’dir. Bu ise ebediyen çürümeyecektir. Bütün insanlar ölüm sonrası tekrar yaratılışlarında ondan (Acbü’z-Zeneb) yaratılacaklardır.” Bu ifadenin açıklamasında üç noktayı ele alacağız.


Ebediyen çürümeyen kemik olarak Acbü
 

Huseyni

Müdavim
Cevap: Acbü'z-zeneb

ACBÜ’Z-ZENEB
DR. BAHRİ TAYRAN
11.08.2011


Acbü'z-zeneb kuyruk sokumu kemiği olabilir mi?


Daha önce bahsettiğimiz üç hadisten birincisini tekrar buraya alarak inceleyelim.

“İnsanın çürümeyecek hiçbir yeri yoktur, yalnız bir kemik müstesna ki, o da acbü’z-zenebdir. Kıyamet gününde yaratılış ondan terkip olunacaktır.” (Sahih-i Müslim. Fiten/2955–141)

Şimdi kemiklerin dokusal ve kimyasal yapılarıyla kuyruk sokumunun anatomik ve embriyolojik yapılarına kısaca bakalım:

Omurganın son ucunu teşkil eden kemiklere ‘’koksiks’’ denmektedir ve dört adet ‘’koksiyal omurun‘’ birleşmesinden meydana gelir. Bu omurlar embriyolojik olarak ilk 60 güne kadar oluşan embriyonun sahip olduğu kuyruk iskeletinin kalıntısı olarak değerlendirilir.

Yani kuyruk sokumu da bir omurga kalıntısıdır! Histolojik olarak kemik dokusunda ise, kısaca özetlenecek olursa dört tip hücre bulunur. Kemik dokunun canlı kısmını bunlar teşkil eder ve bu dokunun esneklik ve sertliğini oluşturan kısmına da matriks denir. Matrikste organik moleküller olarak kollajen denen protein lifleri vardır ki, bu dokunun birbirine bağlanmasını ve esnekliğini sağlarlar. Kuru madde üzerinden matriksin % 35’ini teşkil ederler. Üçüncü olarak kemik dokunun inorganik yapısını teşkil eden çeşitli elementler ve bunlardan oluşan mineraller vardır. Bunlar matriksin kuru madde üzerinden % 65’ini teşkil ederler. Kemiğe sağlamlık verirler. Bu mineraller arasında bir de hidroksiapatit diye isimlendirilen dört çeşit elementten oluşan kristaller bulunmaktadır. Kimyasal formülü Ca10 (PO4)6[OH]2 olup 10 kalsiyum, 6 fosfor, 24 oksijen atomu ve 2 hidroksilden oluşmaktadır.

Kemiğin inorganik yapısında bulunan temel mineraller:

Kalsiyum fosfat: % 85 (Ca, Ph, O2)
Kalsiyum karbonat: % 10 (Ca, C, O2)
Magnezyum fosfat: % 1,5 (Mg, Ph, O2)
Kalsiyum fluorid: % 0,3 (Ca, F2)
Kalsiyum klorid: % 0,2 (Ca, Cl2)
Alkali tuzlar: % 2 (Na, K,)

Kemik dokuda yer alan hücrelerde genel olarak bütün elementler bulunurken, mineral yapıda ise yaygın olarak 10 çeşit element bulunmaktadır.

Arapça dil bilimcileri ve hadis yorumcuları acbü’z-zeneb’in lügat anlamından hareketle “çürümeyen bir kemik” ifadesini kuyruk sokumu kemiği olarak tanımlamışlardır. Ancak zaman içinde öyle oldu ki, “acbü’z-zeneb” eşittir “kuyruk sokumu” haline dönüştü. Bu tür anlam yüklemesi acbü’z-zeneb’i daha da çok anlaşılamaz hale getirmiştir. Onun için hadis metinlerinin tamamı dikkate alınarak “acbü’z-zeneb”in temsil ettiği gerçek anlamına oturtulması gerektiği kesindir.

Bu kemik benzetmesinin, esasında Araplar için çok önemli bir boyutu vardı. Çünkü onların ölüm sonrası dirilmeye dair inançları yoktu ve ebedî âlem tartışmasını kemik üzerinden yapmışlardır (Yasin 36/79, Kıyamet 75/3). Kemiklerin, ölen insan cesetlerinden onlarca yıl çürümeden kalabildiklerini biliyorlardı. Hatta kemiklerde yazıların yazılarak saklandığını ve uzun yıllar çürümeden kaldığını da biliyorlardı. Bugün ise 10.000 yıldan beri yer katmanlarında, mağaralarda, göl, nehir gibi bataklık katmanlarında insan ve hayvan iskeletlerinin bulunduğunu bilmekteyiz. Hatta milyonlarca yıldan beri iskeleti çeşitli arazilerde bulunmuş binlerce fosil, müzelerde ilgi odağı halindedir. Onun için “acbü’z-zeneb”le çürümeyen kemik benzetmesini Resul-i Ekrem’in (asm) “irşad ekseninde” çok değerli görmekteyiz. Çünkü 1400 yıl önceki insanlara “çürümeyen kemik” benzetmesi ile ölen insan vücudunun tekrar yaratılmasında yine kendine ait bir malzemenin kullanılacağı mesajı en iyi anlaşılır bir şekilde sunulmuş oluyordu. Bu o dönem insanları için şüphesiz en güzel açıklamaydı. O da, ebediyen çürümeyen olarak acbü’z-zeneb şeklinde ifade edilmiştir.

Ancak peygamberliği kıyamete kadar devam edecek olan Hz. Muhammed’in (asm) bilgi çağı insanlarına da aynı “irşad ekseninde” ihmal edilmeden daha derinlik kazanacak farklı bir mesajı da verdiğini ikinci hadiste yani “ebediyen çürümeyen” olarak acbü’z-zeneb değerlendirmesinde görmekteyiz.

Şurası bir gerçektir ki, zamanımızda acbü’z-zenebin kuyruk sokumu kemiği olarak tekrar gözden geçirilmesi gerekli, hatta zorunlu olduğu kanaatindeyiz. Bunun için öncelikle “acbü’z-zeneb”in mecazî bir anlam taşıdığının bilinmesi ve terminolojik boyutunun esas alınması halinde hadisler zorlanmadan daha rahat yorumlanabilecektir. Lügat anlamında “her şeyin gerisi, her şeyin sonu, kuyruk” gibi fiziksel bir ölçüm, bir ünitenin sonu şeklindeki yaklaşımdan da yararlanarak “yanan ateşten geri kalan kül, çürüyen cesetten geriye kalan kemik iskeleti ve hatta daha ileri seviyedeki çürüme ile mineraller ve elementler seviyesi gibi de” acbü’z-zeneb’in esas anlamını teşkil ettiğini düşünmemize imkân vermektedir.

Sonuçta “acbü’z-zeneb’i kuyruk sokumu kemiği olarak anlamak, geçmiş asırlar için yeterli olsa da; bilgi çağında “acbü’z-zeneb”i vücuttan geri kalan, çürüme özelliğini yitirerek mineral ve element seviyesindeki “ebediyen çürümeyen” diye hadiste tariflenen gerçek seviyesine inerek değerlendirilmesinin daha doğru, hatta zorunlu olduğu kanaatindeyiz.

Acbü'z-zeneb kuyruk sokumu kemiği olabilir mi?
 

Huseyni

Müdavim
Cevap: Acbü'z-zeneb

ACBÜ'Z-ZENEB
DR. BAHRİ TAYRAN
12.08.2011


"Ebediyen çürümeyen" olarak acbü’z-zeneb


"Gerçekten insanda bir kemik var, ebediyen toprak yemez” hadisini şöyle yorumlayabiliriz: “Ebediyen toprağın yiyemeyeceği kemiğin”, yani kemiğin parçalanma özelliğinin en alt seviyesi olarak anlaşılmasını gerekli ve yeterli ipuçlarını taşımaktadır. Kemikler uzun yıllar çürümeden kalabilmesi de esasında kemiklerin taşıdığı mineral madde yoğunluğundan kaynaklanmaktadır. Hatta kemiğin dokusal yapısı dikkate alındığında önce hücreleri ve jelâtin gibi organik molekülleri çok erken dönemde çürümesine rağmen kemiğin yapısı ve görüntüsü bozulmamaktadır. Nitekim, insan vücudunda % 6 oranında mineral madde vardır. Bunlar çürümezler. Diğer taraftan doğal çürümenin yavaş seyreden hızına karşılık yakma işlemleri ise bunun bir benzeri olarak ancak çok hızlı seyretmektedir. Bu bağlamda 900 – 1200 ºC’de sıcak hava ile yakılan ölü insan cesetlerinden 1 saat kadar kısa bir zamanda 1,5–2,0 kg. kadar kül geride kalmaktadır. Bu yakma sırasında karbon, hidrojen, oksijen gibi vücudun organik yapısını oluşturan esas elementler de gaz olarak uçar. İşte çürümeyen maddeler hem kül halinde kalan ve hem de gaz halinde uçanlardır. Bunların ebedilik kazanmasında da iki anlam iç içedir. Birincisi bu elementlerin yok olmasının mümkün olmadığıdır. İkinci anlamı ise, işte bu elementlerden her bir insanın tekrar yaratılması nedeniyle bunların ebedilik kazanmalarının kesin olacağıdır.


HER İNSAN KENDİ ACBÜ’Z-ZENEB’İNDEN TERKİP EDİLECEKTİR

Acbü’z-zeneb’in kuyruk sokumu kemiği olarak anlaşılmasının ana mesajı geçmiş asırlar için yeterli olsa da, asrımız bilgi düzeyiyle yeterince temsil etmediğini bahsetmiştik. Gelecek satırlarda ise, “acbü’z-zeneb’i acbü’z-zeneb olarak inceleyeceğiz. Bir peygamber bilginliği ve bilgeliğinin insanlara sunduğu bu muhteşem terim, kendi sözüyle ifadesini şöyle bulmuştur: “İnsanın acbü’z-zeneb dışında her parçası çürür. İşte bu acbü’z-zeneb’den terkip edilir.”

Bir sonraki yazıda acbü’z-zeneb’i inceleyen İslâm bilginlerinin görüş ve değerlendirmeleriyle bizlere sundukları açılımları, hatta büyük açılımları inceleyip, sonrasında genel değerlendirmemizi yapacağız.


"Ebediyen çürümeyen" olarak acbü
 

Huseyni

Müdavim
Cevap: Acbü'z-zeneb

ACBÜ’Z-ZENEB
DR. BAHRİ TAYRAN
13.08.2011


İslâm âlimlerinin acbü’z-zeneb yorumları


İslâm âlimlerinin acbü’z-zeneb konusundaki görüş ve yorumlarında kullandıkları terimleri önce tesbit edip güncel açıklamasını yaparak netleştirmeye çalışalım.

* Hüseyn-i Cisrî (1845–1909) “Risâle-i Hamidiye” adlı meşhur eserinde acbü’z-zeneb konusunda âlimlerin görüşünü şöyle özetler: “Her insan cisminin, haşir gününde (ölümünden sonraki yaratılışı) ihyâ edilecek kısmı ‘aslî eczasından’ ibarettir. Yani bundan kasıt, ömrünün başlangıcından (evvel ömür) sonuna kadar (âhir ömre kadar) bâkî olan ecza (cüzler) olup, fuzuli ecza değildir.” (R. Hamidiye/ 356)

* Prof. Y. Ş. Yavuz ise geçmiş âlimlerin görüşlerini iki farklı yaklaşım içinde özetler: Birinci görüş “acbü’z-zeneb”i, varlığını kıyamete kadar koruyacak olan ve insan bedeninin bütün özelliklerini taşıyan bir “maddî öz” kabul edilişi, ikinci görüş ise “Allah’tan başka her şeyin fani olduğunu ve acbü’z-zeneb’in insan cesedinin en son çürüyen parçası" olduğunu benimsemiştir. (TDV İslâm Ansiklopedisi, 1. cilt / 319–320)

* Muhyiddin-i Arabî (1165–1240) “Fütuhat-ı Mekkiye” adlı ünlü eserinde “acbü’z-zeneb” konusunda önce hem İmam Gazali, hem de Ebu Zeyd er-Rakrakı’nın görüşlerine yer verir ve sonra kendi yorumunu yapar: Gazali hadiste geçen “acbü’z-zeneb”in “nefs” olduğunu söyler.

Rakrakı ise “bu dünya yaratılışından geriye kalan ve başkalaşmayan ‘cevher-i fert’" olduğunu ifade etmiştir.

Muhyiddin-i Arabî ise “acbü’z-zeneb”in yaratılışın kendisi ile bilfiil varlık kazandığı şey olduğudur, "söz konusu şey eskimez, başka bir ifade ile eskimeye konu olmaz” şeklinde özetler. (Fütuhat-ı Mekkiye, 2. cilt /446)

* Hamdi Yazır: “Parmak uçlarına kadar tesviye ederiz.” (75/4) âyetinin yorumunda kuyruk sokumundan bir zerre içinde bir insanın bütün özelliklerini toplar. (Kur’ân Dili, 8. cilt / 439)

Bir sonraki yazımızda, Bediüzzaman’ın yorumlarına yer verelim.


İslâm âlimlerinin acbü
 

Huseyni

Müdavim
Cevap: Acbü'z-zeneb

ACBÜ’Z-ZENEB
DR. BAHRİ TAYRAN
14.08.2011


Bediüzzaman’ın “acbü’z-zeneb” yorumu


Bediüzzaman “Sözler” adlı eserinde aynı konuya Rum Sûresi 27. âyetini esas alarak bir açıklama getirir. Âyet şöyle: “Sizin haşirde iâdeniz, dirilmeniz dünyadaki hilkatınızdan daha kolay, daha rahattır.” (30/27) “Ve hüvellezi yebdeu’l-halke sümme yuîduhu ve hüve ehvenü aleyh” (30/27).

Bu âyette deniyor ki “İnsanların yeniden yaratılışı dünyadaki yaratılışlarından daha kolaydır”. İşte Bediüzzaman “bu daha kolaydır” ifadesine çok önemli bir yaklaşım getirir ve bunu acbü’z-zeneble ilişkilendirir.

Önce bir tabur askerin istirahat için dağılmaları ve bir boru sesiyle çok kolay bir şekilde tabur bayrağı altında nizamî bir şekilde toplanmalarının yeniden bir tabur oluşturmaktan daha kolay olduğunu ifade eder ve buradan bir insanın vücudunda birbiriyle birleşmiş, alışmış, ilişkiler içinde olan “zerrat-ı esasiye”nin İsrafil’in “Suruyla” ve Hâlık-ı Zülcelâl’in emrine “Lebbeyk” (İşte geldik) demeleriyle toplanmalarının aklen birinci yaratılıştan (yani dünyadaki yaratılıştan) daha kolay olduğunu söyler. Buradan “acbü’z-zeneb”e geçerek şu ifadeleri kullanır:

“Hem, bütün zerrelerin toplanmaları belki lâzım değil. Nüveler ve tohumlar hükmünde olan ve hadiste ‘acbü’z-zeneb’ tâbir edilen ecza-i esasiye ve zerrat-ı asliye, ikinci yaratılış için kâfî bir esastır, temeldir. Sani-i Hakîm, beden-i insânîyi onların üstünde bina eder.”

Buraya kadar görüşlerini aldığımız din bilginlerinin acbü’z-zeneb konusundaki temel yaklaşımları: Bütün insanların ölümlerinden sonra ikinci yaratılışları yapılacaktır ve bu dünyaya ait vücudumuzdan “acbü’z-zeneb” diye Resul-i Ekrem’in isimlendirdiği bir madde üzerinde kurulacaktır. İşte bu acbü’z-zeneb konusunda âlimlerin açıklamalarını kısaca tekrar özetlerken, kullandıkları terimleri zamanımız bilgileriyle değerlendirip güncelleştirebiliriz.

İmam Gazali “nefs”dir demiştir.

Rakrakı bu dünya yaratılışından geriye kalan ve başkalaşmayan “cevher-i ferd” olduğunu ifade etmiştir.

Muhyiddin-i Arabi “yaratılışın kendisiyle bilfiil varlık kazandığı şey olduğu” tanımını getirmiştir.

Hüseyn-i Cisrî âlimlerin görüşü şeklinde ikinci yaratılışa katılacak maddeleri “aslî ecza” olarak isimlendirmişler ve bunu da vücudun “ömrün başlangıcı ile ölümü arasındaki sabit kalan cüzler” olarak tanımlarken “fuzulî ecza” ayrımını dile getirmişlerdir.

Bediüzzaman “nüveler ve tohumlar” hükmünde “ecza-i esasiye” ve “zerrat-ı asliye” olarak acbü’z-zenebi tanımlayıp ikinci yaratılış için yeterli bir esas ve temel olduğunu söyleyerek “Sani-i Hâkim’in insan vücudunu bunların üzerinde inşâ edeceği” görüşünü ortaya koymuştur.

Son olarak Şevki Yavuz’un literatür özetinde “iki yaklaşımdan birincisinin” varlığını kıyamete kadar koruyacak ve insan bedeninin bütün özelliklerini taşıyan bir “maddî öz” olarak kabul edenler ile acbü’z-zenebi “insan cesedinin en son çürüyen parçası” olarak görenlerin olduğu bir terim olarak tanımlandığı tesbitinde bulunur.


Bediüzzaman
 

Huseyni

Müdavim
Cevap: Acbü'z-zeneb

ACBÜ’Z-ZENEB
DR. BAHRİ TAYRAN
15.08.2011

Âlimlerin acbü'z-zeneble ilgili kullandıkları terimler


Din bilginlerinin acbü’z-zeneb konusunda

“aslî ecza”
,
“fuzulî ecza”,
“zerrat-ı asliye”,
“cevher-i ferd”,
“çürümeyen maddî öz”,
“en son çürüyen kemik”,
“’nüve” ve “tohum” son olarak
“nefs” terimlerini kullandıklarını görüyoruz.

Bunların anlam benzerlikleri dolayısıyla azaltılmaları mümkündür. Bir de bugünün bilimsel terimleriyle karşılıklarının kurulması her ilim alanının meraklı araştırmacıları için de faydalı olacaktır. Bunun için insanın vücudunun bir ömür boyu kullandığı madde ve malzemeleri görelim:

Bir insanın 70 yıl yaşadığını ve 75 kg ağırlığında olduğunu varsayalım. İşte böyle bir insan ömür boyu susuz değerler üzerinden 14 ton karbohidrat, 2,5 ton protein ve 2,5 ton yağı gıda maddesi olarak tüketir. Bunlar için aldığı su miktarı ise 50 tondur. Böylece toplam olarak 19 ton gıda maddesini 50 ton suyla tüketir. Bu miktarların toplamı yaklaşık 70 ton olup 70 yıl yaşayan bir insanın ömrüne bölündüğünde genel bir ifadeyle bir insan vücudu yılda 1 ton gıda maddesi ve su almakta, yani tüketmektedir.

Şimdi din bilginlerinin kullandığı terimleri bu örnek üzerinde açıklamaya çalışalım:

a) Acbü’z-zeneb’i Gazali “nefs” olarak değerlendirmiştir. “Hayatın olmadığı yerde nefs de yoktur” diyen Deysani’nin görüşünden (Kitabu’r-Ruh, s. 255) hareket edersek bu durumda acbü’z-zeneb her bir insanın hem ilk yaratılışında, hem de ikinci yaratılışında bizim adına hücre dediğimiz, bir alana ineriz. Bugünün bilimsel isimlendirmesiyle her insana özgü olan “zigot” seviyesidir. “Nefs ve onu tesviye edene (91/7)” âyetine tamamen uygun düşmektedir.

b) “Aslî ecza”yı Hüseyn-i Cisrî, ömrün başlangıcından sonuna kadar baki olan ecza olup “fuzulî ecza” değildir şeklinde tanımlamıştır. Buna göre “aslî ecza” bir insanın kendi ağırlığını oluşturan miktar anlamına gelmektedir. Yani sabit kalan insan vücududur. “Fuzulî ecza” yani fazlalıklar dediği işte bu 70 tonluk miktardır. Böylece “aslî ecza” 75 kg, “fuzulî ecza” ise 70 ton olandır. Buradan anlaşılıyor ki insanın ikinci yaratılışı dünyadaki yapısı kadar olacaktır.

c) “Zerrat-ı asliye” ise insan vücudundaki temel elementlerdir. Bunların çeşidi yaygın olarak 30 civarında verilmektedir. Daha fazla olduğunu ifade eden kaynaklar da vardır. Zerrat-ı asliye’de hem element çeşitliliği, hem de bu elementlerin farklı miktarlarda kullanılışı önemlidir.

d) Rakraki ise, “cevher-i ferd” terimi ile “bu dünya yaratışından geri kalan ve değişmeyen başkalaşmayanlar” tanımını getirmiştir. Bu ise bir “ferdi” oluşturan elementlerin toplam miktarı anlamında anlaşılabilir.

Din bilginlerinin kullandığı terimleri açıklamaya devam edeceğiz.


Âlimlerin acbü'z-zeneble ilgili kullandıkları terimlerhttp://www.yeniasya.com.tr/haber_detay2.asp?id=16850
 

Huseyni

Müdavim
Cevap: Acbü'z-zeneb

ACBÜ’Z-ZENEB
DR. BAHRİ TAYRAN
16.08.2011

Acbü’z-zeneble ilgili kullanılan terimler


Din bilginlerinin acbü’z-zeneble ilgili olarak kullandığı terimleri açıklamaya devam ediyoruz:

e) “Çürümeyen maddî öz” terimi “insan bedeninin bütün özelliklerini taşıyan” tanımı ile “acbü’z-zeneb”in terkip halinde bulunduğu kanaatini çağrıştırmaktadır. “Bu terkip her ölen insan için var mıdır; yoksa ikinci yaratılış başladığı zaman mı oluşacaktır?” Bu çok önemli soruya “zerreler”le ilgili kısımda tekrar dönülecektir.

f) “En son çürüyen parçası” olarak “acbü’z-zeneb”i tanımlama “çürümeyen maddî öz”ün zıddı gibi görünüyorsa da, mineral maddelere inince çürümeyen alan oluşmaktadır. Dolayısıyla bu iki görüş arasında ciddî bir fark kalmaz.

g) “Nüveler” ve “tohumlar” hükmünde “ecza-i esasiye” ve “zerrât-ı asliye” olarak acbü’z-zeneb tanımı konuyla ilgili hadislerin bütününe uygun, kapsamlı bir tanım teşkil etmektedir. Bu, Hz. Peygamber’in (asm) “bakla” ve “hardal tohumu” ile kıyaslamasında açıkça görülmektedir.

Bu ifade ile Bediüzzaman hadis metinlerinden hem “zerrat-ı asliye” olarak zerreleri, hem de onlarla “nüve” ve “tohum” ilişkisini kurmuştur. İnsan vücudu toplam yaşam süresince bir yılda suyla birlikte bir ton gıdayı bünyesine almakta ve vücut genel olarak sabit bir kiloda kalmaktadır. Buna ecza-i asliye denmektedir. Öldüğü zaman bu kilosuyla mezara konmakta, çürüme ile hava ve toprağa karışmaktadır. İkinci yaratılışta tıpkı ilk insan Hz. Âdem’in (as) topraktan yaratılışı gibi milyarlarca insan ikinci defa yaratılacaktır. İşte bu ikinci yaratma sürecinde elementlerden “nüve” denen insan embriyolarının başlangıcı ve devamı sağlanırken beslenme kısmı da “tohum”la ifade edilmiştir. Tohumlar embriyoları da içinde taşırlar. Bu durumda acbü’z-zeneb, elementlerden yaratılan embriyo ve besinleriyle bir tohum seviyesidir. Hz. Peygamber (asm) bunu “bakla gibi”, “hardal tanesi gibi” ifadeleriyle ortaya koymuştur. Bunun daha açık anlamı, her insana ait çürümeyen elementlerden “zigot” mahiyetinde hücrelerinin yaratılmasıdır.

“Bu çürümeyen elementler; bir arada duran veya bir terkip şeklinde olan, hücreden küçük veya DNA gibi bir yapı olabilir mi?” Bu çok önemli sorunun cevabını gelecek başlık altında inceleyeceğiz. Çünkü buraya kadar görüşlerini aldığımız İslâm bilginlerinin ifadelerinde dikkati çeken bir başka önemli husus, çoğunluğunun “zerre” üzerinden görüşlerini ifade ederken “acbü’z-zeneb” ile “kuyruk sokumu” ilişkisinden hiç bahsetmemeleridir. Onun için konunun bir de “zerre” boyutunu Bediüzzaman Said Nursî’nin “Sözler” adlı eserinin (30. Söz Zerre Risâlesi) İslâm literatüründe ilk defa çok önemli açıklamalarıyla inceleyeceğiz. Böylece Yüce Yaratıcı’nın zerreler üzerine kurulu ve ebedî âleme bakan büyük faaliyetinde “acbü’z-zeneb’in” gerçek misyonunu tesbit etmeye çalışacağız.


Acbü
 

Huseyni

Müdavim
Cevap: Acbü'z-zeneb

ACBÜ’Z-ZENEB
DR. BAHRİ TAYRAN
17.08.2011

Eğitim almış ve kodlanmış olarak zerreler


Bediüzzaman “zerre” konusunu Sebe Suresi’nin 3. âyetinde “atomlar” anlamındaki “zerre” ile “ondan daha küçük (asgarû)”, “daha büyük (ekberû)” olan her şeyin evrende (semâvât) ve dünyada (arz) Allah’tan uzak kalmadığı ve ne varsa hepsinin kitab-ı mübînde (Sebe: 34/3) kaydedildiğinin bildirildiği âyetle inceler. Âyetin tercümesi şöyledir:

“Ne semavatta
(kâinat, evren, kozmos) ve ne arzda (dünya) zerre ağırlığınca bir şey (miskâlü zerretin) ondan uzak kalamaz, bundan küçük (asgarû) veya büyük (ekberû) ne varsa hepsi kitab-ı mübindedir.” (Sebe 34/3)


ZERRE KAVRAMI ATOM ALTI, ATOMLAR VE MOLEKÜLLERİ KAPSAMAKTADIR

Bu âyetten; “zerre” yani atom ağırlığı ifade edildikten sonra “atomdan küçük” ile bugünün ilgi çekici ifadesi ile “atom altı parçacıklar” ve “atomdan büyük” ile de “inorganik ve organik moleküller” olmak üzere üç büyük terim öğrenmekteyiz. Ayrıca, âyetin sonunda bütün bunların kitab-ı mübîn’de kaydedilmiş olduğu da bildirilmektedir. Bu kayıtta “nerede”, “ne zamanda” ve “nasıl bir yapı ve konumda” mânâları yer almaktadır. Kayıtlar ileride kullanılacağı için tutulur. Peki, bu zerreler, zerreden küçük olanlar ve büyük olanlar neden kaydedilir? Şüphesiz ileride kullanılacaklar diye… Peki nerede, ne zaman ve nasıl?

İşte Kur’ân’ın bildirdiği bu üç terim yani atom (zerre) merkezli olarak ondan küçük ve ondan büyük olanların Yaratıcı tarafından bilinmesi ve kaydedilmeleri çok önemli olmasının bir göstergesidir. Böylece “zerre” terimi atom altı, atomlar ve moleküller olmak üzere birbiri için de üç farklı alanı temsil etmektedir. Bediüzzaman bir çağdaş Kur’ân bilgini olarak bu zerre alanında 8 İlâhi kanunun varlığını işleyerek İslâm’ın sunduğu yüksek entelektüel boyutta büyük açılımlar getirmiştir. Burada konumuzla ilgili iki “kanun-u İlâhî”nin özetini vererek canlıların vücudunda görev alan zerrelerin (elementler-moleküller) aynı zamanda görevlerinin onlara kodlandığını ve ebedi âlemde kullanılacaklarının birer sünnetullah oluşunu göreceğiz. Ve sonuçta acbü’z-zeneb’e tekrar döneceğiz.


Eğitim almış ve kodlanmış olarak zerreler



 

Huseyni

Müdavim
Cevap: Acbü'z-zeneb

ACBÜ’Z-ZENEB
DR. BAHRİ TAYRAN
18.08.2011


Zerrelerin sevk edilmesi


Zerrelerin halden hâle geçmeleri ve canlıların vücutlarında yer almaları ve dolaşmalarının binlerce hikmetinden bir hikmeti, zerreleri nurlandırmaktır ve âlem-i uhreviye (ebedi âlem) binasına lâyık zerreler olmak için, hayattar ve manidar kılmaktır.

Bediüzzaman, önce “zerrelerin hareket etmeleri” yani havayla, suyla, toprakla taşınmaları ve canlıların vücutlarında görev almaları ile Cenâb-ı Hakk’ın “nihayetsiz rahmet hazinelerinin hediyelerini, nihayetsiz kudret mucizelerinin numunelerini gösterdiği” tesbitinde bulunur. Ve zerrelerin “mükemmel bir düzen içinde görevlendirildiğini” söyler. (30. Söz, 2. Maksad, 1. Nokta, 2. Mebhas)

Zerrelerin hareket etmeleri, taşınmaları, bir molekülden başka bir moleküle dönüşmeleri, bir canlıdan başka bir canlıya geçmelerinin kader programındaki büyük amaç ve hedeflerinin mevcudiyetini ise şöyle ortaya koyar:

Zerreler canlı vücutlarında eğitim görmektedir

Zerrelerin halden hâle geçmeleri
ve canlıların vücutlarında yer almaları
ve dolaşmalarının binlerce hikmetinden bir hikmeti,
zerreleri nurlandırmaktır
ve âlem-i uhreviye (ebedi âlem) binasına lâyık zerreler olmak için,
hayattar ve manidar olmaktır, diye tespit eder.


Devamında açılımını yaparken bitkiler, hayvanlar ve insanların vücutlarında görev alan zerrelerin aynı zamanda eğitim gördüğünü söyler. Çünkü ona göre zerreler için her bir canlı, terbiye dersini (yani gelişmesini) almak için bir misafirhane, bir kışla, bir mektep (okul) hükmündedir ve cansız zerreler onlara girmekle nurlanırlar. (3. Nokta/510). “Neden böyle bir eğitim cansız zerrelere verilmektedir?” sorusuna şu cevabı verir: “Bu zerreler birer vazife görerek, baki (ebedi) âleme bütün eczasıyla (birimleriyle) hayattar olan ahiret âlemine zerreler olmak için liyakat kazanırlar.” (30.Söz, 2. Maksad, 3. Nokta/510)


Zerrelerin sevk edilmesi
 

Huseyni

Müdavim
Cevap: Acbü'z-zeneb

ACBÜ’Z-ZENEB
DR. BAHRİ TAYRAN
19.08.2011

Zerrelere kader kalemiyle yazılanlar


Zerrelere, yaptıkları görevleri, “kader kalemi”yle yazılmakta ve kodlanmaktadır.

Bediüzzaman, birinci kanunu “her şeyi kuşatan ilmî kanun” olarak isimlendirir ve her bir zerrenin manevi alnında, üstlendikleri ve yerine getirdikleri görevleri, hiçbir şeyi zayi etmeyen kader kalemiyle kaydedildiğini söyler. Bunun açık anlamı zerreler yani atomlar yaptıkları işlerin, üstlendikleri görevlerin aynı zamanda bilgisini de taşımaktadır. Bu hiç alışık olmadığımız ifadelerin bir din âliminden (Bediüzzaman) ortaya konulmasının, bugün “kuantum bilgisayarların geliştirilmesinde“ deneysel olarak ispatlanmış olması heyecan vericidir. Çünkü “silikon kristalinin içine yerleştirilen fosfor atomuna yüklenen ‘enformasyonun’ bir saniye kadar onu depoladığı“ deneysel olarak ortaya konmuştur. (Esra Tokkılıç (tercüme) Bilim ve Teknik. Aralık 2008, Sayı 493/17)

Maddenin beşinci boyutu olarak da adlandırılan “enformasyon” taşıması alanında da gelişmeler devam etmektedir. Bu alanla ilgili olarak Taşkın Tuna’nın şu değerlendirmesi bu alanın gelecekte ne tür sürprizlere gebe olduğunu göstermektedir:

“Atomların içinde bir de bir bilgi düzeyinin mevcut olacağı gerçeği ile karşılaşırız. Bu gerçek, bizi tüm maddenin enformasyonla dopdolu olacağı sonucuna götürür. Son yıllarda ileri ülke üniversitelerinin ders programlarına ”Enformasyon Teorisi” adı altında son derece ilgi çekici ve çarpıcı bir programın ilave edildiğini öğreniyoruz. Enformasyon teorisi, maddenin bulunduğu ve var olduğu her yer ve zamanda bir ‘bilgi parçacığının’ mevcudiyetini haber veriyor.” (Taşkın Tuna, Sonsuz Uzaylar. 1995, 4.Baskı Boğaziçi Yayınları, s. 113)

Şimdilik “Atomun bilgi depolaması ‘bilgi parçacığı’ ile mi, yoksa başka bir yolla mı olmaktadır?” görüşlerini gelecek araştırmacıların netleştireceğini ümit ederek, vahiy alanıyla ilgili olarak Kur’ân’dan bir özetle tamamlayacağız.


Zerrelere kader kalemiyle yazılanlar


 
Üst