Adını MOR Koydum

Eyvàh!

Talebe
Adını MOR Koydum

editorl.jpg

Dinle beni
Sevgili mor...
Ne de yanılsanmış sevdalardan geçmişiz diye düşünüyorum bu aralar. İnsan gerçek sevdanın nerede olduğunu farkettiği zaman içinde derin uçurumların açıldığı yaralar oluşuyor. Farkediyor yani, en gereksiz yerlerde boşa geçirilmiş sevda gezintilerinin yapıldığı zamanların havaya nasıl da savrulduğunu. Öyle işte, gözlerde biriken yaşları bırakmaktan dahi hicab duyar oluyor sonra. ‘Nasıl verilmiş bir lütuf aklımla, akılsızlık edebilme cüretini gösterdim?’ inlemeleri... Ve vah’lanmalar, ve ah’lanmalar...

Sevgili mor...
Sen hayatıma ne vakitler girdin bilmiyorum. Bilmiyorum ne zaman sevdim seni renkler içinde bu kadar çok. Bilmiyorum ne zaman seni baş köşeye oturttum alıp en tenha köşenden. İnsan işte bazen neyi neden sevdiğini bile çözemiyor. Sıcaklığın, sevimliliğin... belki de beni uzak hayallere kadar bile taşıyabilişin... Her sorunun cevabı var mıdır hem? Ya da her sorunun cevabı olmalı mıdır? Ya da her soruya bir cevap ille de verilmeli midir? Bir dakika, dingin olmaya çalışırken kargaşanın orta yerine saplanmak niyetinde değilim şu an. Yeni’lerden bahsedelim biraz da. Yeni bir meyve tabağı mesela. Oldukça büyük, yuvarlak ve porselen... Mutfak masasının üzerinde meyveleri koymak için oldukça ideal. Bir büyük boy şampuan ve pencereden aşağıya sarkıtmak için kalın dokuma büyük bir halı... Hayatımıza giren yeni’ler aslında öyle çok ki, farkında bile değiliz. Benim bugünümdeki yeni’ler listesinde bakın ne var: Bir kilo mandalina, siyah üzüm, iki litre süt, bir ekmek...

Sevgili mor...
Sana insanların en sevdiğinden bahsetmek istiyorum biraz. Hüzün’den... acı’dır hep okunan, okunmak istenen, aranan... İnsanlar kendi acılarını yaşamış olmaktan memnun ki, onları hatırlama gayretine girip hüzün üzerine yazılmışları tercih ediyor hep. Hastalıklar, ayrılıklar, kaybedişler, yanlış anlaşılmalar, kavgalar, yokluklar ve ve ve... daha neler neler. Luna parkta geçirdikleri o mutlu günleri anımsadıklarında yüzlerinden ufak bir tebessüm kayıp gidiyor. Sonra... sonrası o mutluluklara gölge düşüren acılar. Göl kenarında yapılan yürüyüşler, bir çam ağacının kalın dallarından birine yapılmış koccaman bir salıncak, yıllarca kırmızı küçük bir çantanın içinde saklanmış özenle kazanılmış bilyeler, sabahlara kadar emekle yazılmış program metinleri, ‘aşk kime’ sorularının bakışlarda dolaştığı kalabalık ortamlarda gizlenmiş yalnızlıklar, ince belli bardaklardan yudumlanmış çaylar, iskemlelere ilişip söylenmiş tadı damakta gezinen türküler... Bunlara daha binlerce güzel anının an’ını eklemek mümkün. O halde sevgili mor, neden hep seni farklı saydılar?

Sevgili mor...
Neden hep beni kandırdılar? En basitinden bir örnek sana. Bir kilo domates almak istiyorum. Pazardayım. Dolaşıyorum. Bakıyorum domateslere. Bana en hoş görünen yığından bir kilo almak istiyorum: Lütfen bir kilo verir misiniz? Bir kilo domatesimi alıyorum, parasını uzatıyorum ve yoluma devam ediyorum. Diğer domateslerin fiyatlarının daha ucuz olduğunu görüyorum sonra. ‘Yine kandırıldım’ diye mırıldanıyorum. Eve dönünce domateslerime bakıyorum ki, yarısı çürük. ‘Yine kandırıldım’ diyorum kendi kendime. Şimdi sevgili mor, ben mi kandırılmış oluyorum, yoksa bu insanlar sadece kendilerini mi kandırıyorlar?

Sevgili mor...
Neden hep beni kandırdılar?
 
tesekkurler, cok guzel bir yazi...dokunakli... icimizi Allah bilir ya, bende mor... demistim ona, ruyamda gorup hayra yormustum...
mor nicin hep huzun, hep husran?

:( bu arkadas bile mor....


Neden hep beni kandırdılar?

Hasbunallah ve nimel vekil... :)











.
 

SaYa

Well-known member
Sevgili mor...
Sana insanların en sevdiğinden bahsetmek istiyorum biraz. Hüzün’den... acı’dır hep okunan, okunmak istenen, aranan... İnsanlar kendi acılarını yaşamış olmaktan memnun ki, onları hatırlama gayretine girip hüzün üzerine yazılmışları tercih ediyor hep. Hastalıklar, ayrılıklar, kaybedişler, yanlış anlaşılmalar, kavgalar, yokluklar ve ve ve... daha neler neler. Luna parkta geçirdikleri o mutlu günleri anımsadıklarında yüzlerinden ufak bir tebessüm kayıp gidiyor. Sonra... sonrası o mutluluklara gölge düşüren acılar. Göl kenarında yapılan yürüyüşler, bir çam ağacının kalın dallarından birine yapılmış koccaman bir salıncak, yıllarca kırmızı küçük bir çantanın içinde saklanmış özenle kazanılmış bilyeler, sabahlara kadar emekle yazılmış program metinleri, ‘aşk kime’ sorularının bakışlarda dolaştığı kalabalık ortamlarda gizlenmiş yalnızlıklar, ince belli bardaklardan yudumlanmış çaylar, iskemlelere ilişip söylenmiş tadı damakta gezinen türküler... Bunlara daha binlerce güzel anının an’ını eklemek mümkün. O halde sevgili mor, neden hep seni farklı saydılar?
Allah razı olsun çok güzel bi yazı
 

Eyvàh!

Talebe
tarihci :p iyide ne anladin :D


GuLSerbeti belkdie bahari beklemeden birseyler yapmaya kalkiyor bu mor tipki erik agaci gibi sonrada husran :(
Erik agaci...

Ne kadar da aceleci, ne kadar da sabirsiz,
aciga vurur hemen kendini zamansiz..
Acinca günes daha kisin ortasinda,
acar tomurcuklarini vurur sirrini disari..
Bilmez o zavallicik ne kis, ne bahar, ne de yaz,
görünce günesi düsünmez O, ne soguk, ne ayaz..
Cicek acmak hemencecik olmaktir gayesi,
bu yüzdendir hep O'nun acelesi..
Nerden bilsin zavallicik bahari yazi
hüsranla biter bu yüzden erken olma sevdasi..



SaYam evet guzel bi yazi yazanin eline saglik
 
GuLSerbeti belkdie bahari beklemeden birseyler yapmaya kalkiyor bu mor tipki erik agaci gibi sonrada husran :(

Erik agaci...

Ne kadar da aceleci, ne kadar da sabirsiz,
aciga vurur hemen kendini zamansiz..
Acinca günes daha kisin ortasinda,
acar tomurcuklarini vurur sirrini disari..
Bilmez o zavallicik ne kis, ne bahar, ne de yaz,
görünce günesi düsünmez O, ne soguk, ne ayaz..
Cicek acmak hemencecik olmaktir gayesi,
bu yüzdendir hep O'nun acelesi..
Nerden bilsin zavallicik bahari yazi
hüsranla biter bu yüzden erken olma sevdasi..

evet oyle belki..:(
cok Tesekkur ederim, Erik agaci da cok guzeldi... :rolleyes:
 
Üst