Affetme ve Affedilme

Ruh

Well-known member
Affetme ve Affedilme

Affedilme ümidi sayesinde insan, ufkunu saran kasvetli bulutların verâsına yükselip, dünyasını aydın görme imkânına ulaşır. Affın yükseltici kanatlarından haberdar olan talihliler, bütün bir hayat boyu, ruhlara inşirah veren bu zemzeme içinde yaşarlar.

Affedilmeye gönül bağlamış bir insanı, affedicilikten uzak düşünme imkânı yoktur. O bağışlanmayı sevdiği gibi, bağışlamayı da sever. Hatalarının iç âleminde tutuşturduğu ızdırap ateşinden kurtulmayı, af kevserlerinden kana kana içmede olduğunu bilen birisinin, affetmemesi mümkün müdür..?

Hele affedilmenin yolunun, affetmeden geçtiği bilinirse... Affedenler affa mazhar olur. Bağışlamasını bilmeyen bağışlanmaz. İnsanlara karşı müsâmaha yolunu tıkayanlar insanlığını yitirmiş canavarlardır. Bir kere olsun, kendi günahının muhasebesiyle iki büklüm olmamış bu hoyratlar, hiçbir zaman affedicilikteki yüce zevki idrak edemeyeceklerdir.

M.Fethullah Gulen
 

Ruh

Well-known member
İstemez misiniz Allah da Sizi Affetsin!..


Mevzumuzla alakalı ayetlerden biri de İfk hadisesi üzerine nazil olmuştu. Zira, Hazreti Aişe annemize iftira eden münâfıkların dedikodu ve bühtanlarına kendilerini kaptıran üç müslümandan biri, Hazreti Ebû Bekir'in yardımlarıyla geçinen Mıstah b. Üsâse idi. Hazreti Ebû Bekir efendimiz kızına yapılan iftiraya karıştığı için Mıstah'a vermekte olduğu yardımı kesmiş ve artık onun ihtiyaçlarını görmeyeceğini söylemişti ki şu mealdeki ayet indirildi: "İçinizden fazilet ve imkân sahibi olanlar, akrabaya, fakirlere, Allah yolunda hicret etmiş olanlara sadaka vermeme hususunda yemin etmesinler. Affedip müsamaha göstersinler. Siz de, Allah’ın sizi affedip müsamaha göstermesini arzu etmez misiniz? Allah gerçekten gafurdur, rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur)." (Nur, 24/22) Bu kelâm-ı ilâhî, Ebu Bekir’in (radiyallahu anh) faziletine vurguda bulunuyor; sonra da, onu afv u safha çağırıyor; onun gibi şânı yüce, nâmı celîl, yâdı cemîl olan bir insana affetme ve bağışlamanın daha çok yakışacağını ifade ediyor ve "İstemez misiniz Allah da sizi affetsin!" cümlesiyle bir kurtuluş yolu gösteriyordu. Bu soruda çok önemli bir espri vardı. Herkes kendi kusurunun affedilmesini ister; hatalarının hoş görülmesini ve günahlarının yarlıganmasını arzu eder. Bekler ki, kendisine nazar-ı müsamaha ile bakılsın.. diler ki kusurları görülmesin.. ve ümit eder ki, ona da "Hadi geç, sen de affedildin" denilsin. Öyleyse, böyle bir af ve müsamaha bekleyen insanın aynı muameleyi başkaları için de düşünmesi gerekmez mi? Bağışlanma uman bir insanın önce başkalarını bağışlaması icap etmez mi? İşte, bu espriyi kavrayan Hazreti Ebû Bekir, "Allah'ın beni yarlıgamasını elbette arzu ederim. Vallahi, artık Mıstah’tan hiçbir yardımı eksik etmeyeceğim" demiş ve onun nafakasını vermeye o günden sonra da devam etmişti.

Evet, istemez misiniz Allah da sizi affetsin? Şahsen, hem Allah’ın beni affetmesini diler, O’nun rahmetinden af u mağfiret dilenirim, hem de insanlar tarafından da bağışlanmayı isterim. Hepimiz insanız, her zaman kusurlarımız olabilir. Otururken kalkarken, yerken içerken, konuşurken hatta susarken, hal, tavır ve mimiklerimizde bile değişik kabalıklarımız bulunabilir. Arzu ederiz ki, insanlar bunları hoş görsün, affetsin ve beşerî boşluklarımıza versinler. Biz, çoğumuz itibariyle, boşlukta yetişmiş, üst üste kopuklukların yaşandığı bir dönemin çocuklarıyız. İyi bir insanın yetişmesinin adeta imkansız olduğu bir devirde, dikenler arasında gül cilveleri gösterme gayretleriyle büyümüş zavallılarız. İyi insan olmak için şartların hiç el vermediği zor bir dönemi idrak etmiş yarım insanlarız. Elbette kusurlarımız olacak ve çok sürçeceğiz. Sadece lisan sürçmesine maruz kalmayacağız, elimiz çarpacak, ayağımız tökezleyecek, gözümüz kayacak, kulağımız kirlenecek. Bütün bunlar karşısında çok arzu ederiz Allah bizi yarlıgasın, Rasul-ü Ekrem bağışlasın, Kirâmen Kâtibin "Acı bunlara yâ Rabbi" deyip hakkımızda mağfiret dilesin ve mü’min kardeşlerimiz de affeylesinler. Hata ve kusurlarımızdan dolayı bizi bütün bütün kara görmesinler; meseleye imanın aydınlığında baksınlar.. baksınlar, dikkatle bir kere daha baksınlar.. arasınlar, mercekle arasınlar.. ve sonra, "Evet, bu insanın sağı-solu hep karanlıkla kaplı ama bir yanında küçük bir iman ışığı var." deyip gözlerini o ışığa teksif etsinler, nazarlarını orada derinleştirsinler. O küçük parıltıyı gözlerinde büyütsünler; öyle ki, bütün karanlıkları o minnacık ışıkla boğsunlar. Zannediyorum, kendi hakkımızda böyle bir muameleyi hepimiz arzu ederiz. Öyleyse, kendimiz için istediğimiz bu müsamahayı, herkes için de arzu etmeli ve bu mevzuuda cimri davranmamalı değil miyiz?
Haddizatında, mü’minlerin ruhunda iyilik duygusu hakimdir; dolayısıyla, onlar, güzel düşünür, iyi görür, doğru konuşur ve kötülükleri iyilikle savarlar. Hatta birilerini tutarken ve onların haklarını savunurken bile dengeyi kaçırıp meseleyi başkalarına düşmanlık şekline çevirmezler. Hiç kimseye kin ve nefret duymazlar; şahıslara değil, sadece kötü sıfat ve fiillere karşı hasmâne tavır alırlar. Onlar, nezih ve güzel ahlaklı insanlardır; nezihlere ince tavırların, hoş davranışların ve temiz sözlerin yakıştığını bilir, bütün düşüncelerini o nezâhete uygun olarak ortaya koyarlar. Kötü düşünce, çirkin söz ve kaba davranışlarla hiç kimseyi rencide etmezler.. rencide etmezler; çünkü, onlar birer afv u safh insanıdırlar.
 

TaLHa

Nur-u Aynım
Yönetici
"Sizin günahlarınız Allahın Rahmet denizi yanında bir damla bile olamaz."

"Ey gönül kalk gidelim bağışlanmaya"
 
Üst