Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Ahir zamanda genç olmak...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="bizar" data-source="post: 152281" data-attributes="member: 12884"><p>Ahir zamanda genç olmak, bir bakıma, herşeyin maddeye indirgendiği bir </p><p>çağda, maddenin olanca ağırlığı ve duygusuzluğu ile üzerine çöktüğü bir </p><p>karabasan yaşamaktı. Lisede yahut üniversitede okuyan yahut şu veya bu </p><p>işyerinde çalışan veyahut çalışacağı iş arayan bir genç, genç olarak </p><p>heveslerin ve heyecanın zirveye tırmandığı bir süreci yaşarken, her gün bir </p><p>üst modeli çıkan arabaların metalik ağırlığı altında eziliyordu meselâ. </p><p>İnsanların araba modeli, gömlek markası ve beden ölçüsü ile </p><p>değerlendirildiği bir zamandı yaşanan.</p><p></p><p>Ahir zamanda genç olmak zor, hem de çok zordu. Zira, ahir zamanın </p><p>despotizmi, evvel zaman despotları gibi doğrudan dayatmalara kalkışıp direnç </p><p>üretmiyordu, kendi tercihini size sizin kendi tercihinizmiş gibi </p><p>hissettirerek dayatan sofistike teknikler kullanıyordu. Özgür olduğunuzu </p><p>hisseden bir köle, kendi kararını verdiğini zanneden bir güdümlü kılıyordu </p><p>sizi. Farkedemiyordunuz.</p><p></p><p>Bütün bir toplumun şirkten yana durduğu bir zamanda hidayet üzere kalabilmiş </p><p>Ashab-ı Kehf’in tamamının genç olması bir tesadüf müydü? Yoksa, şartlar ne </p><p>kadar ağır, küfür, şirk ve şehevât ne kadar baskın olursa olsun, bunların </p><p>üstesinden gelerek hakikati bulmanın imkânına, ve bu imkâna en yakın olanın </p><p>herşeye rağmen gençler olduğuna dair bir ders, iz, işaret veya telmih yok </p><p>muydu bu sûrede?</p><p></p><p>Kehf sûresinin karamsarlık iklimini dağıtan bir ümit ışığı olarak karşıma </p><p>çıktığı o günle birlikte, yine Kur’ân’dan, gençliğe dair başkaca ümit </p><p>ışıkları da girecekti dünyama. Kavminin topluca putlara taptığı bir zamanda </p><p>hakikatı bulan İbrahim, ateşler içine atılıp ateşler içinde yanmayan </p><p>İbrahim, Firavun sarayında Musa, Züleyha karşısında Yusuf, sapanlar ve </p><p>saptıranlar arasında Yahya ve İsa.. her birinin sergilediği hal, mutlak </p><p>derecede ümitsiz bir durumun asla sözkonusu olmadığının; en zor zamanlarda </p><p>ve en ağır imtihan ortamlarında dahi bu zamanın ve ortamın kabını ve </p><p>kalıbını kırıp hakikati bulmanın ve hakikat üzere olmanın pekâlâ mümkün </p><p>olduğunun delilleri değil miydi? Put yapıcı babanın evinde puta tapmayan, </p><p>putperest toplumun içinde putperestliği zerre miskal bulaşmayan ve de </p><p>ateşler içinde olup ateşte yanmayan İbrahim’in bir orta yaşlı veya yaşlı </p><p>değil de bir genç olması ‘ahir zamanda genç olma’nın zorluğuna dair </p><p>gözlemlerle bunalan zihnime bir yol, bir iz sunamaz mıydı?</p><p></p><p>Öte yandan, bir hükümdar nebinin, Davud aleyhisselamın oğlu olarak servet ve </p><p>şöhret içinde, bilginin ve iktidarın zirvesinde dururken Süleyman, servetin, </p><p>şöhretin, bilginin ve iktidarın her hal ve şartta yozlaşma sebebi </p><p>olmadığının; bir gencin bütün bunların içinde pekâlâ hakikat üzere </p><p>kalabileceğinin örneğiydi.</p><p></p><p>Hem, yine Kur’ân’da, bozulmuş bir ortamda bozulmadan kalabilen genç kızların </p><p>da örneği vardı. Annelerin dahi bütün bir kavmin yoluna uyup yoldan çıktığı </p><p>bir vasatta Lût’un kızları, yine sonunda haklarında azap inmesine sebep olan </p><p>sapkınlıklarıyla Medyen kavmi içinde Şuayb’in kızları, ayrıca İmran’ın kızı </p><p>Meryem bu örneklerin başındaydı.</p><p></p><p>Zorlayan, dayatan, suçlayan, hor gören biri değildi Resûl-i Ekrem. On </p><p>yaşında tanıştığı Hz. Peygambere on sene hizmet eden Enes b. Malik, o on </p><p>sene boyunca kendisinden bir kere “Niye bunu böyle yaptın? Niye şunu şöyle </p><p>yapmadın?” diye bir azarlama ve tersleme duymadığını; kendisi zaman zaman </p><p>unuttuğu, beceremediği, oyuna dalıp kaldığı halde bunun böyle olduğunu </p><p>anlatıyordu meselâ. Amcası Abbas’ın oğlu Fadl, Veda haccı esnasında, Hz. </p><p>Peygamber’in şefkat ve hikmet yüklü terbiyesinin bir örneğiyle tanışmıştı. </p><p>Fadl’ın gözü az ötede gördüğü bir genç kıza kaymış, karşılıklı, </p><p>bakışmışlardı. Bunu farkeden Resûl-i Ekrem (a.s.m.) “Sözde hacca gelmişsin, </p><p>yaptığın işe bak!” kabilinden bir sözü asla sarfetmemiş, Fadl’a tek kelime </p><p>dahi etmemiş, sadece elini Fadl’ın yanağına koyup yüzünü hafifçe başka </p><p>tarafa çevirmişti. Namaz ve Kur’ân öğrenmek için kabileleri tarafından </p><p>Medine’ye gönderilmiş bir grup genci, ana-babalarını özlediklerini </p><p>hissettiği gün, başlarını okşayıp sırtlarını sıvazlayarak, memleketlerine </p><p>göndermişti. Medine’de yetişmiş nice genç sahabinin hatırasında, Resûl-i </p><p>Ekrem’in sefer dönüşü kendilerini devenin terkisine alması, koşu yarışı ve </p><p>güreş gibi oyunlarında kendilerine tezahüratta bulunması, kendisine </p><p>getirilen turfanda meyveyi onlara sunması, gençliğin getirdiği toylukla </p><p>meramlarını en uygunsuz dille ifade ettikleri durumda dahi sabır ve </p><p>tahammülle kendilerini dinlemesi.. gibi bir dizi hadise vardı.</p><p></p><p>İsyan çağı’ idi gençlik. ‘Ergenlik dönemi’ denilen şey, o güne kadar </p><p>kendisine öğretilen herşeye karşı kuşku ve itiraz dönemiydi. Rabb-ı Rahîm, </p><p>gençliğe adım atarken insana böyle bir halet-i ruhiye veriyordu ki, aklını </p><p>başka akılların cebine koymasın, kendisi düşünüp tartsın, hakikate gitmesini </p><p>engelleyen bütün maniaları ve dayatmaları aşsın.</p><p></p><p>Putperest bir kavimde, put yapıcı Azer’in evinde İbrahim’in bir tevhid eri </p><p>olarak belirmesi, bu sırdandı. Firavun sarayında Musa’nın bir muvahhid </p><p>olarak yükselişi de bu sırdandı. Yine bu sırdandır ki, Mekke’nin reisi </p><p>Utbe’nin oğlu Huzeyfe, Mekke’nin ileri gelenlerinden Süheyl’in oğlu Abdullah </p><p>ile kızı Sehle, Ebu Süfyan’ın kızı Remle, dedesi Resûlullah’a ‘ebter’ der ve </p><p>babası İslâm’a karşı taktikler geliştirir iken Amr b. Âs b. Vâil’in oğlu </p><p>Abdullah, Ebu Uhayha Saîd b. Âs’ın oğulları Halid ve Amr, ilk müslümanlar </p><p>arasındaydı. Medine münafıklarının reisi İbn Ubey’in oğlu Abdullah’ın, </p><p>Medineli en amansız İslâm düşmanlarının başında gelen Ebu Âmir Fâsık’ın oğlu </p><p>Hanzale’nin ciddi ve samimi birer Müslüman olmaları da bundandı.</p><p></p><p>Ne var ki, yine bu ‘isyan ruhu,’ doğrunun yanlış biçimde sunulduğu yerde, </p><p>ters sonuçlar getirebilmekteydi. Sunulan bir doğru doğru biçimde sunulmamış; </p><p>dayatmayla, zorla, zorbalıkla kabulüne çalışılmış ise, aynı genç ruh bu kez </p><p>doğruyu reddedebiliyordu da. Nitekim, meselâ şu topraklarda, dinî hayatın </p><p>uzağındaki birçok ailenin çocukları dine yönelebilmiş iken, doğruyu doğru </p><p>biçimde sunamamış olan dindar ailelerin çocukları dindarâne bir hayatın </p><p>uzağına düşebiliyordu.</p><p></p><p>Yaşadığımız çağ kalblerin esir, nefislerin ise vezir edildiği bir dönem olsa </p><p>bile; şu zamanda köpekler serbest bırakılıp taşlar bağlanmış olsa bile; </p><p>akıllı uslu durmanın çılgınlık, ‘çılgınlar gibi eğlenme’nin ise akıl kârı </p><p>bilindiği bir dönemde yaşanıyor olsa bile; ahir zaman genci, hakikati gene </p><p>de bulabilir. Ahir zamanın şartlarını en yoğun biçimde yaşıyor olan; </p><p>nefislerin en ziyade serbest olduğu ve istediğini yapabilecek maddî </p><p>imkânlara en ziyade kavuştuğu Batıda şu halde bile milyonlarca gencin </p><p>İslâm’ı seçmiş olması, sayıca daha da fazlasının ise gerçeği bulmak için </p><p>yollara düşmesi, bize bu gerçeği haykırıyor. ‘Dindar’ olmanın maddî-manevî </p><p>mahrumiyet ve horlanma sebebi olabildiği şu ülkede dahi, böylesi binlerce, </p><p>yüzbinlerce, belki milyonlarca genç aramızda dolaşıyor. Bu ülkede, üzerine </p><p>kapı kilitlense, kendisine deli muamelesi yapılsa dahi namazından </p><p>vazgeçmeyen; ulaşabildiği ve ancak gizlice okuyabildiği kitaplar saklandığı </p><p>yerlerden bulunup yakılsa dahi iman yolunda yolculuğunu sürdürebilen genç </p><p>erkekler; üniversite kapısında binbir mihnetle yüzyüze kalabileceğini </p><p>bildiği ve ailesinde tek bir mesture olmadığı halde Rabbinin rızasını </p><p>gözeterek örtünebilen genç kızlar bulunuyor.</p><p></p><p></p><p>Ahir zamanda genç olmak zor, biliyorum. Ahir zamanda mü’min genç olmanın </p><p>daha kolay olmadığını da biliyorum. Ama doğuda batıda yaşanıp nazarımıza </p><p>ilişen böylesi milyonlarca örnek, bize ‘zor’ olanın ‘imkânsız’ da olmadığını </p><p>açıkça gösteriyor.</p><p></p><p>Ve, fetrete karşı fıtratın, hazır cevaplara karşı soruların, yanlış kapılara </p><p>karşı doğru arayışların eşliğinde yaşanan bu vâkıaya bakıp, kim olursa olsun </p><p>bütün gençlere arkadaş nazarıyla baktığını söyleyen bir şefkat ve hikmet </p><p>erinin ruh haliyle donanalım istiyorum. Arayan her gence bu nazarla </p><p>bakarken, bin türlü engeli aşıp hakikati bulabilmiş her bir gence, </p><p>‘ahirzaman evliyası’ gözüyle bakalım istiyorum.</p><p></p><p>Zira, ahir zamanda genç olmak, ateşler içinde olmaktır. Ahir zamanda mü’min </p><p>genç olmak, ateşler içinde yanmamaktır.</p><p></p><p>Ahirzamanda mü’min genç, ateşler içinde İbrahim misalidir açıkçası. Firavun </p><p>sarayındaki Musa, çağın Züleyha’ları karşısında Yusuf misalidir.</p><p></p><p>Ve, ateşler içinde İbrahim’i yakmayan, Firavun sarayında Musa’yı </p><p>saptırmayan, Züleyha karşısında Yusuf’u kandırmayan sırra erildiğinde, ahir </p><p>zamanda mü’min genç olmanın yolu elbette görülecektir.</p><p></p><p>zafer dergisi- karakalem dergisi- metin karabaşoğlu</p><p>(kısaltılmıştır)</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="bizar, post: 152281, member: 12884"] Ahir zamanda genç olmak, bir bakıma, herşeyin maddeye indirgendiği bir çağda, maddenin olanca ağırlığı ve duygusuzluğu ile üzerine çöktüğü bir karabasan yaşamaktı. Lisede yahut üniversitede okuyan yahut şu veya bu işyerinde çalışan veyahut çalışacağı iş arayan bir genç, genç olarak heveslerin ve heyecanın zirveye tırmandığı bir süreci yaşarken, her gün bir üst modeli çıkan arabaların metalik ağırlığı altında eziliyordu meselâ. İnsanların araba modeli, gömlek markası ve beden ölçüsü ile değerlendirildiği bir zamandı yaşanan. Ahir zamanda genç olmak zor, hem de çok zordu. Zira, ahir zamanın despotizmi, evvel zaman despotları gibi doğrudan dayatmalara kalkışıp direnç üretmiyordu, kendi tercihini size sizin kendi tercihinizmiş gibi hissettirerek dayatan sofistike teknikler kullanıyordu. Özgür olduğunuzu hisseden bir köle, kendi kararını verdiğini zanneden bir güdümlü kılıyordu sizi. Farkedemiyordunuz. Bütün bir toplumun şirkten yana durduğu bir zamanda hidayet üzere kalabilmiş Ashab-ı Kehf’in tamamının genç olması bir tesadüf müydü? Yoksa, şartlar ne kadar ağır, küfür, şirk ve şehevât ne kadar baskın olursa olsun, bunların üstesinden gelerek hakikati bulmanın imkânına, ve bu imkâna en yakın olanın herşeye rağmen gençler olduğuna dair bir ders, iz, işaret veya telmih yok muydu bu sûrede? Kehf sûresinin karamsarlık iklimini dağıtan bir ümit ışığı olarak karşıma çıktığı o günle birlikte, yine Kur’ân’dan, gençliğe dair başkaca ümit ışıkları da girecekti dünyama. Kavminin topluca putlara taptığı bir zamanda hakikatı bulan İbrahim, ateşler içine atılıp ateşler içinde yanmayan İbrahim, Firavun sarayında Musa, Züleyha karşısında Yusuf, sapanlar ve saptıranlar arasında Yahya ve İsa.. her birinin sergilediği hal, mutlak derecede ümitsiz bir durumun asla sözkonusu olmadığının; en zor zamanlarda ve en ağır imtihan ortamlarında dahi bu zamanın ve ortamın kabını ve kalıbını kırıp hakikati bulmanın ve hakikat üzere olmanın pekâlâ mümkün olduğunun delilleri değil miydi? Put yapıcı babanın evinde puta tapmayan, putperest toplumun içinde putperestliği zerre miskal bulaşmayan ve de ateşler içinde olup ateşte yanmayan İbrahim’in bir orta yaşlı veya yaşlı değil de bir genç olması ‘ahir zamanda genç olma’nın zorluğuna dair gözlemlerle bunalan zihnime bir yol, bir iz sunamaz mıydı? Öte yandan, bir hükümdar nebinin, Davud aleyhisselamın oğlu olarak servet ve şöhret içinde, bilginin ve iktidarın zirvesinde dururken Süleyman, servetin, şöhretin, bilginin ve iktidarın her hal ve şartta yozlaşma sebebi olmadığının; bir gencin bütün bunların içinde pekâlâ hakikat üzere kalabileceğinin örneğiydi. Hem, yine Kur’ân’da, bozulmuş bir ortamda bozulmadan kalabilen genç kızların da örneği vardı. Annelerin dahi bütün bir kavmin yoluna uyup yoldan çıktığı bir vasatta Lût’un kızları, yine sonunda haklarında azap inmesine sebep olan sapkınlıklarıyla Medyen kavmi içinde Şuayb’in kızları, ayrıca İmran’ın kızı Meryem bu örneklerin başındaydı. Zorlayan, dayatan, suçlayan, hor gören biri değildi Resûl-i Ekrem. On yaşında tanıştığı Hz. Peygambere on sene hizmet eden Enes b. Malik, o on sene boyunca kendisinden bir kere “Niye bunu böyle yaptın? Niye şunu şöyle yapmadın?” diye bir azarlama ve tersleme duymadığını; kendisi zaman zaman unuttuğu, beceremediği, oyuna dalıp kaldığı halde bunun böyle olduğunu anlatıyordu meselâ. Amcası Abbas’ın oğlu Fadl, Veda haccı esnasında, Hz. Peygamber’in şefkat ve hikmet yüklü terbiyesinin bir örneğiyle tanışmıştı. Fadl’ın gözü az ötede gördüğü bir genç kıza kaymış, karşılıklı, bakışmışlardı. Bunu farkeden Resûl-i Ekrem (a.s.m.) “Sözde hacca gelmişsin, yaptığın işe bak!” kabilinden bir sözü asla sarfetmemiş, Fadl’a tek kelime dahi etmemiş, sadece elini Fadl’ın yanağına koyup yüzünü hafifçe başka tarafa çevirmişti. Namaz ve Kur’ân öğrenmek için kabileleri tarafından Medine’ye gönderilmiş bir grup genci, ana-babalarını özlediklerini hissettiği gün, başlarını okşayıp sırtlarını sıvazlayarak, memleketlerine göndermişti. Medine’de yetişmiş nice genç sahabinin hatırasında, Resûl-i Ekrem’in sefer dönüşü kendilerini devenin terkisine alması, koşu yarışı ve güreş gibi oyunlarında kendilerine tezahüratta bulunması, kendisine getirilen turfanda meyveyi onlara sunması, gençliğin getirdiği toylukla meramlarını en uygunsuz dille ifade ettikleri durumda dahi sabır ve tahammülle kendilerini dinlemesi.. gibi bir dizi hadise vardı. İsyan çağı’ idi gençlik. ‘Ergenlik dönemi’ denilen şey, o güne kadar kendisine öğretilen herşeye karşı kuşku ve itiraz dönemiydi. Rabb-ı Rahîm, gençliğe adım atarken insana böyle bir halet-i ruhiye veriyordu ki, aklını başka akılların cebine koymasın, kendisi düşünüp tartsın, hakikate gitmesini engelleyen bütün maniaları ve dayatmaları aşsın. Putperest bir kavimde, put yapıcı Azer’in evinde İbrahim’in bir tevhid eri olarak belirmesi, bu sırdandı. Firavun sarayında Musa’nın bir muvahhid olarak yükselişi de bu sırdandı. Yine bu sırdandır ki, Mekke’nin reisi Utbe’nin oğlu Huzeyfe, Mekke’nin ileri gelenlerinden Süheyl’in oğlu Abdullah ile kızı Sehle, Ebu Süfyan’ın kızı Remle, dedesi Resûlullah’a ‘ebter’ der ve babası İslâm’a karşı taktikler geliştirir iken Amr b. Âs b. Vâil’in oğlu Abdullah, Ebu Uhayha Saîd b. Âs’ın oğulları Halid ve Amr, ilk müslümanlar arasındaydı. Medine münafıklarının reisi İbn Ubey’in oğlu Abdullah’ın, Medineli en amansız İslâm düşmanlarının başında gelen Ebu Âmir Fâsık’ın oğlu Hanzale’nin ciddi ve samimi birer Müslüman olmaları da bundandı. Ne var ki, yine bu ‘isyan ruhu,’ doğrunun yanlış biçimde sunulduğu yerde, ters sonuçlar getirebilmekteydi. Sunulan bir doğru doğru biçimde sunulmamış; dayatmayla, zorla, zorbalıkla kabulüne çalışılmış ise, aynı genç ruh bu kez doğruyu reddedebiliyordu da. Nitekim, meselâ şu topraklarda, dinî hayatın uzağındaki birçok ailenin çocukları dine yönelebilmiş iken, doğruyu doğru biçimde sunamamış olan dindar ailelerin çocukları dindarâne bir hayatın uzağına düşebiliyordu. Yaşadığımız çağ kalblerin esir, nefislerin ise vezir edildiği bir dönem olsa bile; şu zamanda köpekler serbest bırakılıp taşlar bağlanmış olsa bile; akıllı uslu durmanın çılgınlık, ‘çılgınlar gibi eğlenme’nin ise akıl kârı bilindiği bir dönemde yaşanıyor olsa bile; ahir zaman genci, hakikati gene de bulabilir. Ahir zamanın şartlarını en yoğun biçimde yaşıyor olan; nefislerin en ziyade serbest olduğu ve istediğini yapabilecek maddî imkânlara en ziyade kavuştuğu Batıda şu halde bile milyonlarca gencin İslâm’ı seçmiş olması, sayıca daha da fazlasının ise gerçeği bulmak için yollara düşmesi, bize bu gerçeği haykırıyor. ‘Dindar’ olmanın maddî-manevî mahrumiyet ve horlanma sebebi olabildiği şu ülkede dahi, böylesi binlerce, yüzbinlerce, belki milyonlarca genç aramızda dolaşıyor. Bu ülkede, üzerine kapı kilitlense, kendisine deli muamelesi yapılsa dahi namazından vazgeçmeyen; ulaşabildiği ve ancak gizlice okuyabildiği kitaplar saklandığı yerlerden bulunup yakılsa dahi iman yolunda yolculuğunu sürdürebilen genç erkekler; üniversite kapısında binbir mihnetle yüzyüze kalabileceğini bildiği ve ailesinde tek bir mesture olmadığı halde Rabbinin rızasını gözeterek örtünebilen genç kızlar bulunuyor. Ahir zamanda genç olmak zor, biliyorum. Ahir zamanda mü’min genç olmanın daha kolay olmadığını da biliyorum. Ama doğuda batıda yaşanıp nazarımıza ilişen böylesi milyonlarca örnek, bize ‘zor’ olanın ‘imkânsız’ da olmadığını açıkça gösteriyor. Ve, fetrete karşı fıtratın, hazır cevaplara karşı soruların, yanlış kapılara karşı doğru arayışların eşliğinde yaşanan bu vâkıaya bakıp, kim olursa olsun bütün gençlere arkadaş nazarıyla baktığını söyleyen bir şefkat ve hikmet erinin ruh haliyle donanalım istiyorum. Arayan her gence bu nazarla bakarken, bin türlü engeli aşıp hakikati bulabilmiş her bir gence, ‘ahirzaman evliyası’ gözüyle bakalım istiyorum. Zira, ahir zamanda genç olmak, ateşler içinde olmaktır. Ahir zamanda mü’min genç olmak, ateşler içinde yanmamaktır. Ahirzamanda mü’min genç, ateşler içinde İbrahim misalidir açıkçası. Firavun sarayındaki Musa, çağın Züleyha’ları karşısında Yusuf misalidir. Ve, ateşler içinde İbrahim’i yakmayan, Firavun sarayında Musa’yı saptırmayan, Züleyha karşısında Yusuf’u kandırmayan sırra erildiğinde, ahir zamanda mü’min genç olmanın yolu elbette görülecektir. zafer dergisi- karakalem dergisi- metin karabaşoğlu (kısaltılmıştır) [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Ahir zamanda genç olmak...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst