ALLAH İLE DOSTLUK NASIL KURULABİLİR?
Giriş:
Yeryüzüne bir damla olarak düşen ve daha sonra Rabbi tarafından kendisine hayat hakkı tanınan insanoğlu dünyaya merhaba der demez farklı tip ve karakterde insanlarla karşılaşır.
İleriki yaşlarda; İnsanlardaki mizaç ve değer yargılarının kendi karakterine en yakın olana karşı sıcak bir ilgi besler.
Aynı karaktere sahip olmanın ya da hayata ve olaylara aynı pencereden bakmanın verdiği referans tüm sırlarını paylaşmaya kadar vardırır.
En ufak bir sıkıntıya düştüğünde kalbine demir attığı kimseden bir ‘alo’ bekler. Kendisini ilk ziyaret eden, hiçbir menfaat beklemeden aynı sancıyı yüreğinde hissedip derdine derman olmaya çalışan kişi en yakın dost olmuştur artık.
Artık hayatın büyük bir bölümüne dostunun da penceresinden bakmaya, sesleri dostunun da kulağından işitmeye, herhangi bir mesele karşısında dostunun da düşüncelerini paylaşmaya çalışır.
Bu birliktelik tek yürek çift beden olarak el ele cennet ya da cehennem yolculuğuna kadar devam eder.
Ve dostluk nasıl başlamışsa; Cennet ya da Cehennem de öylece devam eder. Ya beraberce yanarlar ya da Cennet nimetlerinde yüzerler…
Yanlış dost seçenler ateş içinde yanarken birbirlerini suçlayıp;
“… keşke peygamberlerle birlikte hak yolu tutmuş olsaydım.”
“Eyvah bana, keşke filanı dost edinmeseydim…” derler. (Furkan: 25/27-28)
Keşkenin fayda vermediği bu beldede (cehennemde) yanlış dost seçiminden doğan pişmanlığa da kulak verilmez.
“Defolu” dost seçenler bir taraftan yanarken diğer taraftan da aynı sıcak ilginin oracıkta da vuku bulmasını isteyerek;
“…Biz size uyan kimseler idik. Şimdi ateşin bir kısmını olsun bizden kaldırabilir misiniz.” derler.
Gerçek dost o ateşi oradan kaldırıp uzaklaştırmaya kadir olandır.
Kendisi acizken, bir şekilde cehennem çukuruna düşüp çıkamazken, derisini eriten ateşin derecesini düşüremezken dostuna nasıl yardımcı olsun? O’nun derdi başından aşkındır. Kandırıldığına mı yansın kandırdığına mı?
Bir defa da olsa cehennem sakininin ağzından hak cümleler çıkar;
“… Muhakkak biz, hepimiz bunun içindeyiz. Şüphesiz Allah kullar arasında hüküm vermiş bulunuyor.” (Mü’min: 40/47-48)
Tabi ki dostunun bu söylediklerini;
“Kör mü dost seçerken dikkatli olsaydın? Kör mü ahiretin için yatırımını yaptığın kalp ve nasihatlere dikkat etseydin.” olarak algılar.
Tabi ki iş işten geçmiştir artık. Hem birbirlerini suçlarlar hem de hep bir ağızdan;
“Keşke peygamberlerle birlikte hak yolu tutmuş olsaydım.” derler…” (Furkan: 25/27)
Bir de dost seçiminde isabetli kararlar verenler vardır. İşte onlar ebedi dostluk (kardeşlik)larının temelini geçici dünyada atarlar.
Hep kendisinden iyi olan ve oksijenini cennetten teneffüs etmişlerin sesine kulak verirler. Bilirler ki onlardan yamukluk gelmez. Yine bilirler ki yüzlerindeki tebessüm tamamen Rabbinin rızasını kazanmak için… ve sürekli Cennetle müjdeleyip Cehennemle korkuturlar. Şeytan ve dostlarına aman vermemeye çalışırlar. Dostlukları tüm hücreleri ile Rabbinin rızasına uyumludur.
Öteki tarafta ebediyyen komşu olmak için nasihatleşir dururlar… Bu tür dostlar ırk, soy, sop, zenginlik, fakirlik dinlemezler…
Ve el ele Cennetin kapısından içeriye girerek dostluklarını pekiştirirler.
(Bir Mükafat) Adn Cennetleridir ki oraya girerler. Orada altın bileziklerle ve incilerle süslenirler. Orada elbiseleri de ipektir.
“Diyeceklerdir ki: Bizden üzüntüyü gideren Allah’a hamd olsun. Muhakkak Rabbimiz, mağfiret edicidir, mükâfat vericidir.”
“O ki, lutfu ile bizleri ebedi kalıcılık yurduna yerleştirdi. Burada bize hiçbir yorgunluk değmeyecek, burada bize hiçbir usanç da dokunmayacak.” (Fatır: 35/33-35)
Cennet nimetleri içinde günlerini gün ederken bir ara kendilerine dost olmaya çağıranlara, alay edercesine;
“… ‘Rabbimizin bize va’dettiğini hak bulduk. Siz de Rabbinizin va’dettiğini gerçek buldunuz mu?’ diye seslenirler…” (Araf: 7/44)
Ateşin derecesini unutup dostluklarını menfaatlerine bina edenler, nefislerinin buyruklarına kul olanlar, kendileriyle beraber yanmalarına sebep olmak isteyenler çok kısa ve net bir şekilde cevap verirler;
‘…evet…’ (Araf: 7/44)
Diyalog devam eder ve;
‘… Vallahi, az kalsın beni de helak edecektin.’
‘Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de (Cehennemde) azap görenlerden olurdum.’ (Saffat: 37/56-57)
derler, dostluklarını Rahmani sese bina edenler…
***
Evet okuyucu kardeşim… Yaratılışımız icabı zayıf ve güçsüzüz… Ve bizlere de ilmin çok az bir kısmı verildi… Ve bu şartlarda imtihan oluyoruz… Aklımıza güvenmeyen, dost seçiminde hata yapma oranımızın çok fazla olduğunu bilen Rabbimiz uyarıcılar (Peygamberler ve davetçiler) göndererek bizlere Rahmette bulundu…
Bir tarafta Allah (c.c.) ve dostları, diğer tarafta insan imanı ile beslenip Cehennemde kendisine komşular arayan şeytan ve dostları… Biri ateşe davet eder, diğeri Cennete…
Tüm kulak ve ‘irade’lere bu iki kanaldan yayınlar yapılır… Nefsini okşayan nasihatlara dost olanlar alıcılarını Cehenneme çevirirler…
Bu tür dostları dünyanın her yerinde görmek mümkün… Hem de çok yakını olduklarımız olabilirler;
‘Ey iman edenler, eğer küfrü imandan sevimli bulurlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veli edinmeyin. İçinizden kim onları veli edinirse; Onlar zalimlerin ta kendileridirler.’ (Tevbe: 9/23)
Düşünsene bir; Seni büyüten, yedirip içiren (Allah’ın izni ile tabi!) baban seni cehenneme davet ediyor!..
Dünyada iken en yakınındı… Demek ki kan bağı cennete girmek için yeterli bir sebep olmuyormuş…
Bir de böyle bir vak’anın yaşandığı Peygamberlerden bir misal verelim… Görelim bakalım davet hangi kanaldan geliyor ve tercihini hangi dost’a kullanıyor… Okuyalım;
‘Hani babasına: Babacığım demişti, işitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeye niçin ibadet edersin?
Babacığım ilimden sana gelmeyen bana geldi, bana uy ki, seni dosdoğru yola ileteyim.
Babacığım şeytana ibadet etme! Muhakkak şeytan Rahmana asi olmuştur.
Babacığım, doğrusu Rahmanın azabı sana dokunur da şeytanın velisi (dost) olursun diye korkarım!
Dedi ki: “Ey İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, seni mutlaka taşlarım. Bir süre benden uzaklaş, yanımdan git.” (Meryem: 19/42-46)
Dostluğunu şeytandan yana kullanmış bir Peygamber babasının, evladına olan tepkisi…
Evlat, babasının cennetini düşünerek dostlarını terkedip Rahmani sese kulak vermesini istiyor, küfründe samimi olan ve safını netleştiren baba da öfkesinden tehditler savuruyor… Dostlarına, laf gelmesini istemiyor… Bu küfri inat karşısında evladı da tarafı olduğu dostundan bahsediyor;
‘Dedi ki: Selam olsun sana! Ben, Rabbimden senin için mağfiret isteyeceğim. Çünkü Rabbim bana gerçekten merhametli ve lutufkârdır.
Ben, sizi de sizin Allah’dan başka taptıklarınızı da terkediyorum; Yalnız Rabbime dua ediyorum. Rabbime dua etmekle bedbaht olmayacağımı ümit ederim.’ (Meryem: 19/47-48)
Bir de tarihe altın harflerle yazılmış sahabe neslinden Mus’ab bin Umeyr’den bir misal verelim…[1]
Mus’ab bin Umeyr
Mekke’nin en yakışıklı ve en zenginlerinden biri olan Mus’ab bin Umeyr şaşalı bir hayat sürerken, sonra nasıl olduysa gözle görülmeyen bir ilaha top yekun kul olma teklifi ile karşı karşıya kaldı…
Bir tarafta nefsinin isteklerine prangalar vurulmayan bir hayat ve o hayatın figüranları, diğer tarafta her adımına tavsiye ve müdahalelerde (helal-haram, mübah) bulunan bir hayat şekli ve zengin-fakir, köle dinlemeyen, üstünlüğün takvada olduğu bir dostluk…
Bir tarafta görünen nimetler ve nefsinin tüm isteklerinin pratik alanı olan bir hayat diğer tarafta zorluklarla mücadele olan ve karşılığında cennet vaad edilen bir hayat…
Daha doğrusu bir tarafta Rahmani yol ve Rahmani dostluklar, diğer tarafta şeytani bir hayat ve şeytani dostluklar…
Rahman’ın onayını almayan tüm dostlukların ‘şeytani’ olarak adlandırıldıkları dostluklar…
Elbetteki her yolun yolcularının karakterleri ve hayata bakışları birbirlerine benzer olacaktı…
Hangi saf’a geçse diğerine cephe almış olacaktı…
En sevdiği annesine;
‘İstediğin yere git. Artık ben senin annen değilim!’ dedirtecek bir yolu ve o yolun yolcularına dost olmayı seçti…
Bu kitapçıkta Mus’ab bin Umeyr’in kahramanlıklarını, savaşlarını ve hayatını anlatacak değilim. Benim için en önemli (sahne); görünen nimetleri terkedip görünmeyen nimetlere talip olunan hayatı seçmesine sebep olan ‘ruh’un adı…
Kendinizi bir anlık Mus’ab bin Umeyr’in yerine koyun…
İstediğinizi köle olarak alabiliyor (köle adayları içinde tabi…) dilediğinizi azad edebiliyorsunuz… Hemen hemen her gün evlenme teklifleri… Elit bir tabaka… Saygınlık… En güzel giysiler, güzel kokular… Sıkıntısı olmayan bir hayat… Aile içinde en ufak bir dargınlık, kırgınlık da yok… Böyle bir hayatı yaşadığınızı hayal edin…
Sonra her nasılsa böyle bir hayata ve içindekilerine cephe alıp mazlumlar safına geçiyorsunuz!
Bu tercihi hiçbir (ahiret bağlanışı kesik) akıl kabul etmez…
Seni doğuran annen; dostlarından ve seçtiğin dinden dönmen için mum gibi eriyecek ve sen de inat edip kararından dönmeyeceksin!
Vallahi bunun tek bir izahı var!..
O da;
Menfaat üzerine bina edilen dostlukları bir tarafa atıp gerçek dost olan Allah sevgisini kalbe yerleştirmek…
Bir de Allah ile dostluğunu kanı ile ispat etmiş yakın tarih şehidimizden bahsedelim: …
Yaşantısıyla, mücadelesiyle ve yazılarıyla ümmetin gaflet uykusundan uyanmasına vesile olan, gençlere cihad ruhunu aşılayan, inancını ve Allah’a olan aşkını ipte sallanarak ispatlayan Seyyid Kutub’tan bahsedelim…
Aynı yolun yolcularından Abdullah Azzam (r.a.)’ın kitabında okumuştum; Seyyid Kutub’un son saatlerini… olduğu gibi aktarıyorum;
Seyyid Kutub’a şöyle diyorlardı: “Hiç olmazsa idamının kalkması için gel” (devlet başkanından özür dilediği ya da hiç olmazsa ona bir nezaket ziyareti yaptığı takdirde hakkındaki idam kararının kaldırılacağı söyleniyordu). Seyyid Kutub’un bunlara cevabı ise şu oluyordu: “Namazda yüce Allah’ın vahdaniyetine şehadet eden bu parmağım, tağutun hükmünü onaylayan tek harf dahi yazmayı red etmektedir. Tağuttan neden af dileyeyim. Eğer ben hak ile mahkum edilmişsem, hakkın hükmüne razıyım. Yok eğer, batılla mahkum edilmişsem, ben batıldan af dileyecek kadar alçalamam.”
Düşünsene bir; yıllarca dört duvar arasında kalacaksın, işkencenin her çeşidinden tadacaksın, aile, akraba ve dava kardeşlerinden bi-haber olacaksın ve sana iki farklı teklif gelecek…
İp ya da Özgürlük!
Eminim ki şeytan; Seyyid Kutub’un kulağına şunları fısıldadı:
“Eğer söylediklerinden vaz geçersen özgürlüğüne kavuşur, davandaki yerini alır, yarım kalan eserlerini tamamlayarak davana daha çok hizmet etmiş olursun…
Ama eğer ip’i tercih edersen davana kim hizmet eder?”
Şeytan bu… Nereden bilecek ki önceden kalbine ektiği Allah sevgisinin filizlenip olgunlaştığını…
Yine nereden bilecekti ki?.. Aşk bu… Bir defa aşık oldun mu gözler kör olur, kulaklar sağır…
İnanıyorum ki Seyyid Kutub ipi tercih ettiği anda Cennetini gördü…[2]
İşte burada duralım! Konumuz gereği duralım! İp’te sallanmak ya da özgürlük…
Diyorum ki;
Seyyid Kutub Allah’ın (c.c.) hidayetiyle müslüman oldu, Dava aşkı ile mücadele etti ve Allah sevgisi ile de ipi tercih etti…
Vallahi İP’i tercih etmesinin altında Mus’ab misali Allah aşkı vardı!..
Şehidlerden misaller vererek kitabı kalınlaştırmak istemiyorum. Sadece; bedeni, ipe götüren cesaretin altındaki gerçeklere nasıl ulaşabiliriz’e cevap bulabilmek istiyorum. [3]
Niçin Allah Sevgisi Üzerinde Duruyorum?
Buna inanın ki yapacağımız ibadetlerde istikrarlı olup lezzet almanın, olaylara ve hayata ilahi açıdan bakmanın, imtihanda uyanık olmanın, cennet yolunda emin adımlarla ilerlemenin İbrahim (a.s.) imtihanı misali en çok sevdiklerimizi bıçak altına almanın ve nihayetinde hesap gününde alnı ak çıkmanın yolu; Allah’a dost olmaktan geçer.
Allah ile dost olunduğunda cennet yolunda emin adımlarla ilerlenebileceği anlaşılmışsa ara bir başlık atarak konumuza giriş yapalım. [4]
Kaç Çeşit Dostluk Vardır?
İki tür dostluk vardır: İyi ve kötü… İyi dostluklar;
Bir müslümanın müslümanla, Peygamberle ve Allah ile yapmış olduğu dostluklardır. Kötü dostluklar ise şeytan ve yardımcıları ile yapılan dostluklardır.
Cehennem Cennet
Şeytani rıza İlahi rıza
Kötü arkadaşlar Müslümanlar
Nefis Peygamber
Allah
Şeytani dostluklar Rahmani dostluklar
Bu tablo dünyanın her yerinde geçerlidir. [5]
Müslümanın Müslümanla olan Dostluğu
Bir müslümanın başka bir müslümanı kendisine dost seçmesi ilahi rızayı kazandıran amellerdendir. Çünkü kendisine dost olmaya çalıştığımız büyük yaratıcı:
“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah’a ve Rasulune itaat ederler…” (Tevbe/71) diyor…
Konumuz ‘Allah ile dostluk nasıl kurulabilir?’ olduğu için bu başlığımızı şimdilik pas geçiyoruz. [6]
Müslümanın Peygamberlerle olan Dostluğu
Bir müslümanın Peygamberi dost seçmesi demek; tek cümle ile:
Peygamberin yaşantısını adım adım takip ederek her şeyde O’nu örnek almak demektir. Ama her şeyde…
Bu başlığımıza da şimdilik nokta koyuyoruz.[7]
Müslümanın Allah ile olan Dostluğu
Konumuza giriş yapmadan önce cevaplanması gereken sorular olmalı…
1. Allah’ı dost edinmek zorunda mıyız?
2. Allah ile dostluğun getirisi nelerdir?
3. Allah’ı dost seçmemenin ne tür bir götürüsü olabilir?
Bu sorularımıza tatminkâr bir cevap bulabilirsek Allah ile dostluk yolunda hatırı sayılır bir mesafe kat etmiş oluruz… Kısaca değinelim: [8]
ALLAH’I DOST EDİNMEK ZORUNDA MIYIZ?
İnsanoğluna her noktada ‘seçme’ hakkı veren Allah-u Teala dost seçiminde de hiçbir zorlama yapmamıştır… İstediğin an istediğin varlığı dost seçebilirsin…
İster kendine Allah’ı ve dostlarını dost seç, ister şeytanı ve dostlarını… Ama unutmayalım ki seçeceğimiz dost kim olursa olsun Ya Allah’ın dostudur ya da şeytanın.
Basit bir sıvıdan yaratılan, doğum öncesinden ölüm sonrasına kadar her noktada Allah’ın sevgisine, korumasına ve rahmetine muhtaç olan insanoğlu her konuda hata yapmaya müsait yaratılmıştır… Durum böyle olunca da Yüce Yaratıcı yer yer uyarıcılar göndererek kullarının doğru yolu bulmalarını istemiştir. Mesela;
Hayata gözlerini açan insanoğlunu bir çok din ile tanışma imkanı bulmuştur… Bu dinlerin biri dışındakilerinin tamamı kişiyi Cehenneme ulaştırır… İşte tam bu sırada ilahi rahmet devreye girerek;
“… Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar?..” (Al-i İmran: 3/83) diye dikkatini kendine çeker…
Kendisinin yardımı olmadan kulunun hata yapacağını bilen yaratıcı fıtratı muhatap alan dinin adını söyler:
“Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.” (Rum: 30/30)
Din seçiminde insanlara özgürlüğün verildiğini ‘Dinde zorlama yoktur…’ (Bakara: 2/256) ayetinde okuyabiliriz…
Bu anlattıklarımız dost seçimi için de geçerli… Bakın Yaratıcımız ne diyor:
“Kim Allah’ı Rasulunu ve iman edenleri dost edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah’ın taraftarlarıdır.” (Maide: 5/56)
Bu sese kulak verip vermemek tamamen insanların özgürlüğüne bırakılmış…
Her ne kadar da dostluk için zorlama olmasa da ben şahsen sizler gibi cennetimi düşündüğüm için; en güçlü, en şefkatli ve en sabırlıya dost olmak istiyorum…
O’nun benim dostluğuma hiç, ama hiç ihtiyacı olmamasına rağmen…
O’nun dostluğunu kazananların hem dünyada hem de ahirette başlarının ağrımayacağını ve korkulardan emin olunacağını biliyorum… Bu sebeple O’na dost olmak için ne gerekiyorsa onun yapılması lazım… Çünkü;
‘… Sizin Allah’tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.’ (Tevbe: 9/116)
Madem O’ndan başka dostumuz yok o halde ne duruyoruz! [9]
ALLAH İLE DOSTLUĞUN GETİRİSİ NELERDİR?
Giriş
Egoist ve bencil yaratılan insanoğlu her bir amel sonrası ille de prim ister… Bu insanoğlunun fıtratında vardır… Şunu yaparsam bana ne var! Şöyle yaparsam bana ne var? gibi…
Siyer sayfalarını şöyle bir karıştırdığımızda böyle bir diyaloğun yaşandığını Rasulullah (s.a.v.)’ın amcasına yapmış olduğu davet sonrasında görebiliyoruz:
– Rasulullah (s.a.v.) amcasına;
“La ilahe illallah de, kurtul!” dediğinde,
“La ilahe illallah dersem bana ne var?” diyor… Yine benzer bir misal;
II. Akabe beyatında Peygamber (s.a.v.) hac mevsiminde medinelerle buluştu. Ve Peygamber (s.a.v.) beyat için medinelilerle anlaşmak istedi. O arada bazı medineliler dediler ki:
– Ya Resulallah! Biz sözümüzde bulunursak karşılığı ne olur?.. Resulullah (s.a.v.)
– ‘Cennet’ dedi. Bu söz üzerine Medineliler:
‘Elini uzat, beyat edelim’ dediler.[10]
Bizler de benzer bir talepte bulunarak;
“Allah ile kurulacak bir dostluğun ne tür bir getirisi olur? (hem bu dünyada, hem de öteki alemde)” diyoruz.
Yeni bir bölüm açarak bu sorumuza cevap bulmaya çalışalım. [11]
1. Cehaletten Kurtulurlar.
Allah ile dostluğunu kurmaya çalışanlar, büyük bir ihtimalle geleceklerini garanti altına almış olurlar;
‘Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)’dir. Onları karanlıktan nura çıkarır… (Bakara: 2/257)
Yani, cehennem güzergahında cahil cahil giden kuluna, bir şekilde hidayet nimetinden tattırarak hat değiştirmesini sağlar… Yeni hat’tın adı;
– Kendisine, çevresine ve Yaradanına saygılı, adaletli ve elinden ve dilinden emin olunan bir insan’dır. Ve bu hattın yolcuları hiçbir durakta durmaksızın direk cennete giderler… Çünkü gerçek dost hiçbir vaadinden dönmez;
“Rabbimiz! Bize, Peygamberlerin vasıtasıyla va’dettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil rüsvay etme; şüphesiz sen va’dinden caymazsın!” (Al-i İmran: 3/194) [12]
2. Şeytanın Vesveselerine Karşı Uyanık Olurlar
Allah’a dost olmanın belki de en büyük getirisi… Dostunun (Allah’ın) yardımıyla en büyük düşmana karşı uyanık olabiliyorsun…
Düşmana karşı uyanık olmak demek onun saldırı zamanı ve taktiğini önceden bilmek demektir.
‘Takvaya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah’ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler.’ (A’raf: 7/201)
Allah’a dost olanlar, şeytanın her vesvesesin de Gerçek dostlarının şu nasihatını hatırlayıp Allah’ı zikrederek Şeytanı, def ederler.
‘Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah’a sığın. Çünkü o, işitendir, bilendir.’ (A’raf: 7/200)
Çünkü Allah-u Teala her zaman kendi dostlarının yanındadır.
‘Şüphesiz ki benim koruyanım Kitab-ı indiren Allah’tır. Ve O bütün salih kullarını görüp gözetir.’ (Araf : 7/196)
Dostluğunu Allah’tan yana kullanmayanlar şeytanın ağına takılırlar;
‘(Şeytanların) dostlarına gelince, şeytanlar onları azgınlığa sürüklerler. Sonra da yakalarını bırakmazlar…’ (Araf: 7/202) [13]
3. Huzurlu Olurlar
Yaşamayı çok seven insanoğlu yeşiliyle göz boyayan bu dünyadan ayrılmak istemez… Hayatı dolu dolu yaşamak için çırpınır durur… Rahat yaşamak ve ölmemek için her türlü tedbire başvurur…
Fakat bir türlü yaşlılığı başından savamaz… her saç telleri sırasıyla beyazlaşarak ‘kefen’ rengini verirler… Böylece muhataplarını huzursuz ederler… Hele de can ve maldan eksilmeyle sınandıklarında huzursuzlukları tavan yapar!
İşte tam bu sırada ilahi nasihata kulak veren insanoğlu şu vaadlerin muhatabı olur;
‘… Her kim Allah’a bağlanırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir.’ (Al-i İmran: 3/101)
Dostluk tercihini huzur verende kullananlar hayatlarından emin olurlar… Böylelikle onlar;
‘… Allah’ın dostlarına korku yoktur; Onlar üzülmeyecekler de.’ (Yunus: 10/62)
Hem neden korksunlar ki?! Nasıl olsa Allah’ın yazdığı isabet edecek…
Böylelikle her halukârda huzurlu olurlar… Hastalık gelir; sabrederler, günahları dökülür… Can ve maldan imtihan edilirler; sabrederler, sevap kazanırlar… Çünkü Allah dostları şunu çok iyi bilir;
‘Doğrusu güldüren de ağlatan da O’dur. Öldüren de dirilten de O’dur.’ (Necm: 53/43-44) [14]
4. Gelecek Kaygıları Olmaz
İnsanları ümitsizliğe, cimriliğe ve vaktin büyük bir kısmını dünyaya harcamasına sebep olan, belki de tek sebep ‘Gelecekten endişe’ korkusudur.
Bu korku birçok haramlara da gebedir:
– Malın artması için olası bir; Yalan, hırsızlık, haksızlık, adaletsizlik, rüşvet ve hatta yeri geldiğinde cinayet…
Bir de var olanın eksilmesi korkusu var… Bu korku da geleceği bir hayli endişelendirir;
– Cimrilik
– Sömürücülük
– Terazide hilelik…
Gelecek kaygısını taşıyan bir insan kolay kolay kanaat sahibi olamayacağından hayatının her keresinde endişeye rastlanır;
– Nasıl artırabilirim?
– Mevcudu nasıl korurum?
Tabiri caizse odun gibi bir hayat! Ve bu hayat dostluğa zarar verir;
‘Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymayın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.’ (Münafikun: 63/9)
Böyle bir endişeyi taşıyanlar vakitlerinin büyük bir çoğunluğunu malları ve evlatlarıyla geçirecekleri için Allah’a pek vakit ayıramazlar.[15]
Peki nasıl olurda Allah’a dost olanlar böyle bir endişeyi yaşamazlar.
Kanaatimce; Allah, kimi dost kabul etmişse Ona, vaadlerine karşı müthiş bir güven ve tevekkül bilinci vermiştir. Haliyle, Allah’a dost olan kişi, hem ölüm öncesi, hem de ölüm sonrası rızıklanacağını bilir;
‘… Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir… (Talak: 65/3)
‘Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler va’detti. Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluşta budur.’ (Tevbe: 9/72)
Hz. Ebu Bekr (r.a) ve Hz. Ömer (r.a.)’ın infaktaki yarışı ve Rasulullah’ın: Tebük cihadına katılanlardan; Hz. Ebu Bekir (r.a.)’ya:
‘Ailene ne bıraktın?’ sorusu üzerine;
‘Allah ve Rasulünü’ demesinin arkasındaki sır ne acaba? [16]
5. Yardım Sever Olurlar
Gelecek endişesi olmayan bir insan mal’ı sevmez. Hele de biriktirmeyi hiç sevmez. Hem ne diye biriktirsin ki! Biriktiripte şu ikaza mı muhatap olsun;
‘… Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele.’
‘(Bu paralar) Cehennem ateşinde kızdırılıp bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün (onlara denilir ki): “İşte bu kendiniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık yığmakta olduğunuz şeylerin (azabını) tadın!” (Tevbe: 9/34-35)
Allah-u Teala, kendisine dost seçtikleri kişilerden, ‘gelecek endişesi’ korkusunu alır. Onun yerine cömertliği ve yardım severliliği verir.
Böylelikle Allah dostlarına dünya malı farklı bir boyut kazanır;
– Biriktirdikçe azalan,
– Verdikçe çoğalan.
Dünyaya karşı böyle bir bakış açısı yakalayan bir insan ecir avcısı olacağı için çevresine karşı oldukça yardım sever olur… Daha da ileriye giderek Resulullah’ın (s.a.v.) şu hadisindeki bahsettiği ecre de talip olurlar:
Hz. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor:
“Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki:
“Sizden önce yaşayanlardan bir tüccar vardı. Halka borç verirdi. Borçluları arasında fakir görürse hizmetçilerine: ‘Onun burcundan vazgeçiverin, böylece Allah’ın da bizim günahlarımdan vazgeçeceğini umarız” derdi. Allah da onun günahlarından vazgeçti.”[17]
6. İnsanlardan Sevgi ve Saygı Görürler
Kendisine küsmeyen her insan, çevresi tarafından sevilmek ve saygı duyulmak ister. Bu, insanın doğasında var olan fıtri bir istektir.
Fıtratın bu sesine kulak vermek isteyenler menfaatleri icabı ya yalakalık yaparak insanların sevgisini isterler ya da amellerine riya mikrobu bulaştırırlar.
Allah-u Teala kendisine dost olmak isteyenleri böyle bir sıkıntıdan kurtararak diğer insanların kalbine ilham edip (dost seçtiklerine) sevgi beslemelerini sağlar:
‘İman edip te iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli olan Allah, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.’
Bir Allah dostu Resulullah’ın (s.a.v.) yanına gelerek:
– Ey Allah’ın Resulü! Bana bir amel söyle ki - göster ki yaptığım zaman Allah da beni sevsin, insanlar da beni sevsinler.
Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki:
‘Dünyada zahid ol; Allah seni sever ve insanların elindekilerine göz dikme, insanlar da seni sever.’[18]
Subhanallah!
– Allah’ı sev; İnsanlar seni sevsin,
– Allah’a değer ver; İnsanlar sana değer versin,
– Allah’ın sevgisini kazanmak için salih ameller işle;[19] İnsanlar seni sevsin…
Gerçekten de Allah-u Teala; dostlarına iyi bir prim vaad ediyor;
‘Bana dost ol, insanlar seni sevsin…’[20]
7. Zamanları Bereketlenir
Allah-u Teala her insana günlük, 24 saatlik bir kredi kartı verir. Kredi kartının kullanım alanlarında hiçbir zorlama yapmaz. İsteyen istediği yerde ve istediği şekilde kredilerini tüketebilir…
Bu kartı ister piknikte kullan, ister Tv izleyerek, ister seyahatte, ister eğlencede, ister nefsini sakinleştirmek için ne gerekiyorsa o yerde kullan…
Her yerde kullanabilinen bu kartın ilginç bir özelliği vardır… Yanlış kullanıldığında ya da gereksiz harcamalar yapıldığında öteki tarafta problem çıkarır…
Kredi kartı sahibine bir an önce kavuşmak isteyenler kartın arkasındaki şu uyarıyı dikkatle okurlar;
‘… her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş[21] yapsın…’ (Kehf: 18/110)
Allah’a dost olanlar, zamanlarını en iyi şekilde değerlendirip Rablerinin rızasını kazanmak isteyeceklerdir… Bunun için de;
‘… boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler.’ (Furkan: 25/72)
Daha çok salih amel işlemeleri için uykularından ve nefsi arzularından fedakarlık yaparak zamanlarını bereketlendirirler… Çünkü Allah dostları için;
‘Ne kadar çok zaman; o kadar çok soru çözmek’ demektir. [22]
8. Kanaatkâr Olurlar
Allah ile dostluğunu kuranlar sahip oldukları mülkü ya da günlük kazançlarını zenginlerin mal varlıklarıyla kıyas yapmayarak her halukârda kanaatkâr olurlar:
Bu bilinç onlara farklı anlayışlar da kazandırır:
– Sabrederler
– Şükrederler
– Sadece Allah’tan isteyecekleri için kimsenin eline bakmazlar.
– Hiç kimseye yük olmak istmezler.
Rabbin rızasını kazandıran bu tavır diğer insanların da sevgisini kazandırır… Biraz düşünüldüğünde Allah ile dost olmanın müthiş bir getirisi olduğu anlaşılır.
Allah ile dostluğunu kuramayanlar ise pek de kanaatkâr olamazlar. Mal varlıklarını sürekli zenginlerin mal varlıklarıyla kıyas yaparlar… Ve her halukârda kendilerini fakir hissederler… Böylelikle bir taraftan isyan ederken diğer taraftan zengin olmanın yollarını ararlar… Haliyle de vakitlerin büyük bir bölümünü dünyaya adamış olurlar.. [23]
9. Kötü Alışkanlıklardan Uzaklaşırlar.
Allah’u Teala yarattığı her insanın fıtratına iyilik ve kötülüğe giden yolları programlamıştır:
‘…, nefse ve ona bir takım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir. (Şems: 91/8-10)
Kötülükler İyilikler
Allah’a şirk koşmak
Düşmanlık Ziyaretleşmeler
Kin Tefekkür
İftira Cömertlik
Kumar Sabır
İçki Güzel ahlak
Dedikodu Kardeşini nefsinden üstün tutma
Zina
Hırsızlık Doğru sözlülük
Yalan Yardımseverlik
Allah’a dost olmak istemeyenlere ya da Allah’a dost olmayı düşünemeyenlere; ister istemez kötülükler güzel gözükecektir.
Dostluğunu Allah’tan yana kullananlar Allah’ın sevmediği amellerden nefret edeceklerinden kötülüklerden uzaklaşırlar.[24]
Böylelikle hayatlarının her karesinde doğruluk ve yardımseverlik görülür. [25]
10. Konuklarına Sınırsız İkram Edilen Beldelerde Ebedi Bir Hayat Yaşarlar
Yani cennete girerler…Allah ile kurulacak dostluğun getirisinin son noktası da diyebiliriz buna…
Hastalığın olmadığı, alacak-vereceğin olmadığı, bunaltıcı sıcağın ve dondurucu soğuğun olmadığı, üzüntü, keder, kin, adam kayırma, adaletsizliğin olmadığı, tamamen zevkin ve sefanın hüküm sürdüğü beldelere konuk olmak!?
Böylesine büyük ve emsalsiz bir ödüle sahip olmak ancak ve ancak ona dost olmakla mümkündür…
İşte Allah’a dost olmaya çalışanlar hayatlarını Allah’ın rızası + cennete endeksledikleri için cennette derecelerinin artması için olanca gücünü harcarlar… Ve sonunda şu sesi işitirler;
‘… işte size cennet; yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık ona varis kılındınız…’ (Araf: 7/43)
O Beldelere Bir Göz Atalım;
‘Allah ta onları bu yüzden o günün fenalığından korur, onların yüzüne parlaklık ve neşe verir. Sabırlarının karşılığı cennet ve oradaki ipeklerdir. Orada tahtlara yaslanırlar, orada yakıcı sıcak ve dondurucu soğuk görmezler. Meyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış ve onların koparılması kolaylaştırılmıştır.’ (İnsan: 76/11-14)
‘… onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan su kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasındadır.’ (Vakıa: 56/27-33).
‘Şüphesiz muttakiler (ise) güvenilir bir makamdadır. Bahçelerde ve çeşme başlarında, ince ipekten ve parlak atlastan (elbiseler) giyerek karşılıklı otururlar. Böyle olduğu gibi (ayrıca) onları, iri gözlü hurilerle de evlendirmişizdir.Güven içinde (canlarının çektiği) her meyveyi isterler. Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar. (Sürekli yaşarlar) ve Allah onları cehennem azabından korumuştur.’ (Duhan: 44/51-56).
‘Rahmanın kullarına vadettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz Onun sözü yerini bulacaktır. Orada boş söz değil, sadece esenlik veren sözler işitirler. Orada rızıklarını sabah akşam hazır bulurlar. Kullarımızdan Allah’a karşı gelmekten sakınanları mirasçı kılacağımız cennet işte budur.’ (Meryem: 19/61-63). [26]
ALLAH’A DOST OLAMAMANIN GÖTÜRÜSÜ NELERDİR?
Allah ile dost olmanın getirileri bunlarla sınırlı değil şüphesiz. Sadece önemli gördüğümüz konulara değindik…
Allah’a dost olmanın getirisini öğrenmek dostluk yolunda önemli bir adım; ancak bu işin bir de ‘dost olamamanın götürüsü’ gerçeği var…
Bir şeyin elde edilememesinin neye mal olacağını bilmek O şeyin önemini dile getirir.
Buradan hareketle Allah’a dost olamamanın ne tür bir götürüsü olduğunu bilmek Allah’a dost olmanın önünü açabilir diyebiliriz.
Yeni bir dosya açarak maddeler halinde konumuzu aydınlatmaya çalışalım[27]:
Giriş
Kazancı büyük olan yatırımdan mahrum kalmanın götürüsü de aynı derecede büyük olmalı…
Dostluğunu kazananlara bu dünyada ve öteki alemde huzur ve mutluluk vaad eden Allah-u Teala, kendisinin dostluğuna ihtiyaç hissetmeyenlere de bazı vaadlerde bulunur… Özellikle de seçmiş olduğu yolun dikenlerinden ve nelere mal olacağından uzun uzun bahseder:
‘Allah’ın dışında başka veliler edinenlerin örneği kendine ev edinen örümcek örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en dayanıksız olanı örümcek evidir; bir bilselerdi!’ (Ankebut: 29/41)
Dostluk yatırımını Allah dışında kullananların misali örümcek yuvası sağlamlığında… Yani ufak bir üflemeyle bozulan bir dostluk…
Bu satırları yazarken kendisine dost olmak istediğim yaratıcımın şu örneklendirmesi geldi aklıma;
“Onlar gemiye bindikleri zaman, dini yalnızca O’na ‘halis kılan gönülden bağlılar’ olarak Allah’a yalvarıp yakarırlar. Ama onları karaya çıkarıp kurtarınca, hemen şirk koşarlar.” (Ankebut: 29/65)
Dostluk kavramının daha iyi anlaşılması için kendimizi bir anlık bahsedilen gemide hissedelim. Karadan yüzlerce mil uzaklıkta denizin tam ortasında bir nokta gibi olan gemide…
Aniden gök kararıyor, deniz; durgunluğunu devasa dalgalara bırakıyor… Ve müthiş bir fırtına! hemen arkasında fıtri bir korku;
– N’oluyoruz?!
Cevap çok açık;
– ‘Dostluk’ dersinden imtihan oluyorsunuz…
Dostluğunu Allah’tan yana kullananlar kısa süren fıtri bir panikten sonra tevekkül ederler… Bilirler ki denizin sahibi de O, dalgaların sahibi de O, geminin sahibi de O… Yarattıklarının her türlü tasarruf yetkisinin sahibi de O…
Yine bilirler ki Allah’tan başka hiçbir dost kendilerini o girdaptan kurtaramaz…
Gemiye binmeden önceki dua ve tevekkülün aynısını gemide de sergilerler, inince de sergilerler… Sadece, başları sıkışınca Rablerine müracaat etmezler…
Çünkü onlar çok iyi bilirler ki gerçek dost iyi zamanda da hatırlayan ve hatırlanandır…
Dostluğunu şeytan ve dostlarına yatırım yapanlar da Allah’a yalvarırlar… Hem de ne yalvarış! Ellerini açıp Allah’a yalvarmalarıyla farkında olmadan bir gerçeği haykırırlar… Sanki Onlar şöyle derler;
– Allah’ım! Geminin sallanmasıyla örümcek yuvası misali sen dışında dost seçtiğimiz insanlar bizleri ne görür, ne yalvarmalarımıza kulak verir ne de bizleri bu sıkıntıdan kurtarır!
– Allah’ım! Sen bizleri gören ve işitensin!
– Allah’ım! Durgun denizi harekete geçirmeye gücü yeten ve tekrar sakinleştirmeye kadir olan bir tek sensin!
Yalvarmalar, kara görününceye kadar devam eder. [28]
1. Allah’ı Dost Seçmeyenlerin Duaları Yanlış Adrese Gider.
Yaratılışı gereği her noktada Allah’a muhtaç yaratılan insanoğlu -imtihan için- sıkıntı ve musibetlerle denenir… Sıkıntılara ve el açıp yalvarmalara cevap verebilen tek merci; kullarının tercihlerine bakar…
Kimi eller, dua güzergahından sapmadan Rableriyle iletişim kurarken kimi eller de devayı başka adreslerde ararlar… İşte burada dost seçiminin getirisi ve götürüsüne rastlanır:
‘El açıp yalvarmaya layık olan ancak O’dur. O’nun dışında el açıp dua ettikleri onların isteklerini hiçbir şeyle karşılayamazlar. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Halbuki (suya ağzına götürmedikçe) su onun ağzına girecek değildir. Kafirlerin duası hedefini şaşırmıştır.’ (Rad: 13/14) [29]
2. Allah’a Dost Olmayanlar Cehaletten Kurtulamazlar.
Tarihin hangi dönemine bakarsanız bakın, Vahye kulak vermeyenlerin ferdi ve sosyal yaşantılarında birbirlerinden ilginç cehaletlere rastlarsınız…
Bir insan düşünün; konuşamayan, düşünemeyen ve saman yiyen bir hayvana, yani ineğe tapıyor!
Bir insan düşünün; yine bir insan eliyle yapılan camdan yapılan -nazar boncuğu- bir boncuğun nazarı def edeceğine inanıyor.[30]
Yine bir insan düşünün[31]; Aşağılık kompleksinden ciğer paresi kız çocuğunu diri diri gömebiliyor… Ya da açlık korkusuyla çocuklarını öldürebiliyor…
Aslında vahyi ihtiyaç hissetmeyen akıl, cehalet içinde yüzmek zorunda… Çünkü;
‘Allah, inananların dostudur, Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlere gelince, onların dostları da tağuttur, onları aydınlıktan alıp karanlığa! götürür…’ (Bakara: 2/257)
Hem de kapkaranlığa!
Allah’ın sözlerine kulak vermeyecek kadar karanlığa! Allah’ın var olan hükümlerini takmayıp unutkan[32] olan akılla hüküm koyacak kadar karanlığa!!
Sünnetullah, dünyanın her yerinde ve çağın her saniyesinde hiç aksamadan işler;
Allah; kendisini dost seçmeyenleri karanlığın ortasında yanlız bırakır… Ve hiçbir güç (kendisi dışında) Onları orada aydınlığa çıkaramaz…
Çünkü;
‘… Sizin için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.’ (Tevbe: 9/116) [33]
3. Allah’a Dost Olmayanlarda Rızık Endişesi Görülür.
Allah’a dost olanlar daha kendileri doğmadan önce dünyadaki yiyecek ve içecek miktarlarının önceden yazıldığına iman ettikleri için rızık endişesi yaşamazlar… Bilirler ki,
“Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah’ın üzerinedir…” (Hud: 11/6)
İmtihanları gereği gelen rızıkta bir azalma ya da artma olduğunda, akıllarını suçlayıp -övmezler… Bilirler ki o an gelen sorunun cevabı 3 seçeneklidir:
– Sabır
– Şükür
– Ve isyan…
Onlar ilk ikiyi işaretlerler…
Allah’a dost olmayanlar rızık veren mercinin -her ne kadar da rızkı veren Allah olduğunu söyleseler de- Akılları, devletleri ya da patronları olduğuna inanırlar…
Böylelikle rızık konusunda şirk virüsüne müptela olmuş olurlar…
En ufak bir sıkıntıda, ‘aç kalırım’ korkusu iradelerinin önüne geçer ve çorbadaki kaşık sayısını azaltmak için çocuklarını öldürürler… Böylelikle rızıklarının azalmayacağına inanmış olurlar… Oysa ki;
‘Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah’a aittir…’ (Hud: 11/6)
Dünkü cahiliyye aç kalırım diye çocuklarını öldürürken, bu günkü cahiliyye bakamam korkusuyla bir ya da iki taneyle yetinmek durumunda kalıyor…
Dostluğunu ‘ER-REZZAK’tan yana kullananlar;
‘… (Allah rızası için) harcayan kimselere büyük mükâfat vardır.’ (Hadid: 57/7)
İlahi piriminden yola çıkarak;
‘… mallarını gece, gündüz, gizli ve açık infak ederler.’ (Bakara: 2/274)
Hem de;
‘… bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar…’ (Bakara: 2/236)
‘Er-Rezzak’a dost olmayanlar geleceklerini kurtarmak adına mal üstüne mal yığarlar… Haliyle de azalır korkusuyla cimrileşirler…
Bakalım en büyük dost cimrizedeler için ne diyor;
‘Allah’ın kereminden kendilerine verdiklerini (infakta) cimrilik gösterenler, sanmasınlar ki o, kendileri için hayırlıdır; tersine bu onlar için pek fenadır. Cimrilik ettikleri şey de kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.’ (Al-i İmran: 3/180) [34]
4. Allah’ı Dost Seçmeyenlerin Yapmış Oldukları Hayırlar Boşa Gider:
İnsanları yaratarak kendisine -her konuda- itaat edilmesini isteyen büyük yaratıcı, insanların fıtratına bazı şeyler programlamıştır:
Güçlüye karşı boyun eğme
Mazluma karşı acıma hissi…
Yardımlaşma duygusu
Cinsellik vs.
Dünyanın her yerinde -ihtiyaç sahibine karşı- yardım etmek isteyen insanlara rastlamak mümkün…
Kimi insan vardır fıtratın devreye girmesiyle pamuk ellerini cebine götürürken, kimi de; Fıtrat + Sevap mantığıyla hayır işlemeye çalışır…
Sadece fıtratın devreye girmesi ‘riya’ya gebedir… Yapılan hayırlarda daha çok gösteriş ve adının anılması vardır…
– Cami yaptırırlar; Adı konur.
– Okul yaptırırlar; Adı konur.
– Çeşme yaptırırlar; Adı konur.
Akılları sıra bazen;
– Namazımız yok ama; Yapmış olduğumuz hayırları hangi müslümanlar yapıyor!’
Ya da
– Yaptıklarımız ibadet değil mi? diyerek vicdanlarını rahatlatmaya çalışırlar…
Oysa ki bir amelin Allah katında kabul edilebilmesi için
Kur’an ve Sünnet ‘kanunlara uygunluk + İhlas’ şartı vardır…
Allah ile dostluk kurmayanlar –kuramayanlar- ömürlerinin sonlarına doğru biriktirmiş oldukları malların tamamına yakınını hayır! kurumlarına hibe ederler…[35]
Yapmış oldukları hibe, Allah katında şöyle karşılanır:
“Onların harcamalarının kabul edilmesini engelleyen, Onların Allah ve Rasulünü inkar etmeleri, namaza ancak üşenerek gelmeleri ve istemeyerek harcamalarından başka birşey değildir.” (Tevbe: 9/54)
‘Biz onların işlediği her ameli ele alıp saçılmış toz zerreleri yaparız.’
Onlar, yapmış oldukları hayır! ameline karşılık -dünyada- bir ‘Plaket’le ödüllendirilirken, Allah ile dostluğunu sağlam temellere atanların hayır amellerinin dünyadaki karşılığı;
‘Siz hayra ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir…’ (Sebe: 34/39)
iken,
Ahiretteki karşılığı ise;
“Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz danedir.” [36]
5. Allah İle Dostluğunu Kuramayanlar Nefs’lerinin Dostu Olurlar.
Yüce yaratıcı yarattığı her insana; kötülüğü emreden nefs ile, iyiyi kötüden ayırd edebilecek bir akıl vermiştir.[37]
Vahiyle desteklenen akıl; nefsin dizginlerini ellerinde tutar. Her kötülüğü emredişte, gerçek dostunun bir uyarısı -nasihatı ile susturmaya çalışır… Ve genelde nefsine karşı galip gelir…
Aynı başarıyı Allah ile dostluğunu kuramayanlarda göremezsiniz… Onlar için, nefs ne diyorsa O!
Bakalım Allah-u Teala nefs’i nasıl tanımlıyor:
“… Nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefs aşırı şekilde kötülüğü emreder; Rabbim acıyıp korumuş başka…” (Yusuf: 12/53)
Hz. Yusuf’un ağzından çıkan cümleler;
“… Nefs aşırı şekilde kötülüğü emreder…”
Hele de ilahi yardım yoksa! O nefs kişiyi cehenneme kadar sürükler… Çünkü nefsin dini yoktur… Çünkü nefs kişinin hayvanlar gibi -hatta daha da aşağılık bir şekilde yaşamasını ister… Çünkü nefsin işi bu…
Kötülüğü emreden nefsin muhatabı Peygamber bile olsa,[38] -dostluk eli uzatılmadığında- başarılı olması için hiçbir sebep yok…
Bir Peygamberin nefsi ile mücadelesi Kur’an’da şöyle dile geliyor:
‘Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi, kapıları iyice kapattı ve “Haydi gel.” dedi. O da “Haşa, Allah’a sığınırım! Zira kocanız benim velinimetimdir, bana güzel davrandı. Gerçek şu ki, Zalimler iflah olmaz!” dedi.’
‘Andolsun ki, kadın O’na meyletti. Eğer Rabbinin işaret ve ikazını görmeseydi o da kadına meyletmişti. İşte böylece biz, kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için (delilimizi gösterdik) Şüphesiz O ihlaslı kullarımızdandı. (Yusuf: 12/23-24)
Kendinizi bir anlık Hz. Yusuf yerine koyun…[39] Aynı odada… Allah’tan başka gören yok… Tövbe kapısı ardına kadar açık… İnsanlara örnek olmaya çalışan bir uyarıcısınız…
Çok çok dikkatli olmanız gerekmesine rağmen o bayana meylediyorsunuz…
Nefsiniz bir - sıfır öne geçecekken ilahi bir uyarıyla kendinize geliyorsunuz… Daha doğrusu;
‘… Kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir!..’ (Kasas: 28/50)
ayetine muhatap olacakken, dostluk yatırımını ilahi güçten yana kullandığınız için O sizi nefsinizle baş başa bırakmıyor ve
‘… Allah’tan bir uyarıcı olmaksızın…’ (Kasas: 28/50) la destekliyor.
Hülasa; Allah ile iletişim halinde olmayan her irade, nefsin sesine kulak verir. Kişinin, kendi nefsi ile dostluğu Onu ilahlaştırmaya kadar vardırır…
‘Heva ve hevesini tanrı edinen ve Allah’ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ ibret almayacak mısınız?’ (Casiye: 45/23)
Aman Allah’ım! Allah’ı kendilerine dost seçemeyenler -seçmeyenler ne kadar da zarardalar!.. Hakka karşı kulağın sağır, gerçeklere karşı gözün kör ve inanışa karşı kalbin mühürlü! [40]
6. Allah İle Dostluğunu Kuramayanlar ‘Huzur’suz Olurlar.
Allah ile dostluğunu kuranlar kendilerine isabet eden her türlü musibete sabrederler… Bilirler ki yapacakları sabrın karşılığında Allah ile beraber olmak var;
Giriş:
Yeryüzüne bir damla olarak düşen ve daha sonra Rabbi tarafından kendisine hayat hakkı tanınan insanoğlu dünyaya merhaba der demez farklı tip ve karakterde insanlarla karşılaşır.
İleriki yaşlarda; İnsanlardaki mizaç ve değer yargılarının kendi karakterine en yakın olana karşı sıcak bir ilgi besler.
Aynı karaktere sahip olmanın ya da hayata ve olaylara aynı pencereden bakmanın verdiği referans tüm sırlarını paylaşmaya kadar vardırır.
En ufak bir sıkıntıya düştüğünde kalbine demir attığı kimseden bir ‘alo’ bekler. Kendisini ilk ziyaret eden, hiçbir menfaat beklemeden aynı sancıyı yüreğinde hissedip derdine derman olmaya çalışan kişi en yakın dost olmuştur artık.
Artık hayatın büyük bir bölümüne dostunun da penceresinden bakmaya, sesleri dostunun da kulağından işitmeye, herhangi bir mesele karşısında dostunun da düşüncelerini paylaşmaya çalışır.
Bu birliktelik tek yürek çift beden olarak el ele cennet ya da cehennem yolculuğuna kadar devam eder.
Ve dostluk nasıl başlamışsa; Cennet ya da Cehennem de öylece devam eder. Ya beraberce yanarlar ya da Cennet nimetlerinde yüzerler…
Yanlış dost seçenler ateş içinde yanarken birbirlerini suçlayıp;
“… keşke peygamberlerle birlikte hak yolu tutmuş olsaydım.”
“Eyvah bana, keşke filanı dost edinmeseydim…” derler. (Furkan: 25/27-28)
Keşkenin fayda vermediği bu beldede (cehennemde) yanlış dost seçiminden doğan pişmanlığa da kulak verilmez.
“Defolu” dost seçenler bir taraftan yanarken diğer taraftan da aynı sıcak ilginin oracıkta da vuku bulmasını isteyerek;
“…Biz size uyan kimseler idik. Şimdi ateşin bir kısmını olsun bizden kaldırabilir misiniz.” derler.
Gerçek dost o ateşi oradan kaldırıp uzaklaştırmaya kadir olandır.
Kendisi acizken, bir şekilde cehennem çukuruna düşüp çıkamazken, derisini eriten ateşin derecesini düşüremezken dostuna nasıl yardımcı olsun? O’nun derdi başından aşkındır. Kandırıldığına mı yansın kandırdığına mı?
Bir defa da olsa cehennem sakininin ağzından hak cümleler çıkar;
“… Muhakkak biz, hepimiz bunun içindeyiz. Şüphesiz Allah kullar arasında hüküm vermiş bulunuyor.” (Mü’min: 40/47-48)
Tabi ki dostunun bu söylediklerini;
“Kör mü dost seçerken dikkatli olsaydın? Kör mü ahiretin için yatırımını yaptığın kalp ve nasihatlere dikkat etseydin.” olarak algılar.
Tabi ki iş işten geçmiştir artık. Hem birbirlerini suçlarlar hem de hep bir ağızdan;
“Keşke peygamberlerle birlikte hak yolu tutmuş olsaydım.” derler…” (Furkan: 25/27)
Bir de dost seçiminde isabetli kararlar verenler vardır. İşte onlar ebedi dostluk (kardeşlik)larının temelini geçici dünyada atarlar.
Hep kendisinden iyi olan ve oksijenini cennetten teneffüs etmişlerin sesine kulak verirler. Bilirler ki onlardan yamukluk gelmez. Yine bilirler ki yüzlerindeki tebessüm tamamen Rabbinin rızasını kazanmak için… ve sürekli Cennetle müjdeleyip Cehennemle korkuturlar. Şeytan ve dostlarına aman vermemeye çalışırlar. Dostlukları tüm hücreleri ile Rabbinin rızasına uyumludur.
Öteki tarafta ebediyyen komşu olmak için nasihatleşir dururlar… Bu tür dostlar ırk, soy, sop, zenginlik, fakirlik dinlemezler…
Ve el ele Cennetin kapısından içeriye girerek dostluklarını pekiştirirler.
(Bir Mükafat) Adn Cennetleridir ki oraya girerler. Orada altın bileziklerle ve incilerle süslenirler. Orada elbiseleri de ipektir.
“Diyeceklerdir ki: Bizden üzüntüyü gideren Allah’a hamd olsun. Muhakkak Rabbimiz, mağfiret edicidir, mükâfat vericidir.”
“O ki, lutfu ile bizleri ebedi kalıcılık yurduna yerleştirdi. Burada bize hiçbir yorgunluk değmeyecek, burada bize hiçbir usanç da dokunmayacak.” (Fatır: 35/33-35)
Cennet nimetleri içinde günlerini gün ederken bir ara kendilerine dost olmaya çağıranlara, alay edercesine;
“… ‘Rabbimizin bize va’dettiğini hak bulduk. Siz de Rabbinizin va’dettiğini gerçek buldunuz mu?’ diye seslenirler…” (Araf: 7/44)
Ateşin derecesini unutup dostluklarını menfaatlerine bina edenler, nefislerinin buyruklarına kul olanlar, kendileriyle beraber yanmalarına sebep olmak isteyenler çok kısa ve net bir şekilde cevap verirler;
‘…evet…’ (Araf: 7/44)
Diyalog devam eder ve;
‘… Vallahi, az kalsın beni de helak edecektin.’
‘Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de (Cehennemde) azap görenlerden olurdum.’ (Saffat: 37/56-57)
derler, dostluklarını Rahmani sese bina edenler…
***
Evet okuyucu kardeşim… Yaratılışımız icabı zayıf ve güçsüzüz… Ve bizlere de ilmin çok az bir kısmı verildi… Ve bu şartlarda imtihan oluyoruz… Aklımıza güvenmeyen, dost seçiminde hata yapma oranımızın çok fazla olduğunu bilen Rabbimiz uyarıcılar (Peygamberler ve davetçiler) göndererek bizlere Rahmette bulundu…
Bir tarafta Allah (c.c.) ve dostları, diğer tarafta insan imanı ile beslenip Cehennemde kendisine komşular arayan şeytan ve dostları… Biri ateşe davet eder, diğeri Cennete…
Tüm kulak ve ‘irade’lere bu iki kanaldan yayınlar yapılır… Nefsini okşayan nasihatlara dost olanlar alıcılarını Cehenneme çevirirler…
Bu tür dostları dünyanın her yerinde görmek mümkün… Hem de çok yakını olduklarımız olabilirler;
‘Ey iman edenler, eğer küfrü imandan sevimli bulurlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veli edinmeyin. İçinizden kim onları veli edinirse; Onlar zalimlerin ta kendileridirler.’ (Tevbe: 9/23)
Düşünsene bir; Seni büyüten, yedirip içiren (Allah’ın izni ile tabi!) baban seni cehenneme davet ediyor!..
Dünyada iken en yakınındı… Demek ki kan bağı cennete girmek için yeterli bir sebep olmuyormuş…
Bir de böyle bir vak’anın yaşandığı Peygamberlerden bir misal verelim… Görelim bakalım davet hangi kanaldan geliyor ve tercihini hangi dost’a kullanıyor… Okuyalım;
‘Hani babasına: Babacığım demişti, işitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeye niçin ibadet edersin?
Babacığım ilimden sana gelmeyen bana geldi, bana uy ki, seni dosdoğru yola ileteyim.
Babacığım şeytana ibadet etme! Muhakkak şeytan Rahmana asi olmuştur.
Babacığım, doğrusu Rahmanın azabı sana dokunur da şeytanın velisi (dost) olursun diye korkarım!
Dedi ki: “Ey İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, seni mutlaka taşlarım. Bir süre benden uzaklaş, yanımdan git.” (Meryem: 19/42-46)
Dostluğunu şeytandan yana kullanmış bir Peygamber babasının, evladına olan tepkisi…
Evlat, babasının cennetini düşünerek dostlarını terkedip Rahmani sese kulak vermesini istiyor, küfründe samimi olan ve safını netleştiren baba da öfkesinden tehditler savuruyor… Dostlarına, laf gelmesini istemiyor… Bu küfri inat karşısında evladı da tarafı olduğu dostundan bahsediyor;
‘Dedi ki: Selam olsun sana! Ben, Rabbimden senin için mağfiret isteyeceğim. Çünkü Rabbim bana gerçekten merhametli ve lutufkârdır.
Ben, sizi de sizin Allah’dan başka taptıklarınızı da terkediyorum; Yalnız Rabbime dua ediyorum. Rabbime dua etmekle bedbaht olmayacağımı ümit ederim.’ (Meryem: 19/47-48)
Bir de tarihe altın harflerle yazılmış sahabe neslinden Mus’ab bin Umeyr’den bir misal verelim…[1]
Mus’ab bin Umeyr
Mekke’nin en yakışıklı ve en zenginlerinden biri olan Mus’ab bin Umeyr şaşalı bir hayat sürerken, sonra nasıl olduysa gözle görülmeyen bir ilaha top yekun kul olma teklifi ile karşı karşıya kaldı…
Bir tarafta nefsinin isteklerine prangalar vurulmayan bir hayat ve o hayatın figüranları, diğer tarafta her adımına tavsiye ve müdahalelerde (helal-haram, mübah) bulunan bir hayat şekli ve zengin-fakir, köle dinlemeyen, üstünlüğün takvada olduğu bir dostluk…
Bir tarafta görünen nimetler ve nefsinin tüm isteklerinin pratik alanı olan bir hayat diğer tarafta zorluklarla mücadele olan ve karşılığında cennet vaad edilen bir hayat…
Daha doğrusu bir tarafta Rahmani yol ve Rahmani dostluklar, diğer tarafta şeytani bir hayat ve şeytani dostluklar…
Rahman’ın onayını almayan tüm dostlukların ‘şeytani’ olarak adlandırıldıkları dostluklar…
Elbetteki her yolun yolcularının karakterleri ve hayata bakışları birbirlerine benzer olacaktı…
Hangi saf’a geçse diğerine cephe almış olacaktı…
En sevdiği annesine;
‘İstediğin yere git. Artık ben senin annen değilim!’ dedirtecek bir yolu ve o yolun yolcularına dost olmayı seçti…
Bu kitapçıkta Mus’ab bin Umeyr’in kahramanlıklarını, savaşlarını ve hayatını anlatacak değilim. Benim için en önemli (sahne); görünen nimetleri terkedip görünmeyen nimetlere talip olunan hayatı seçmesine sebep olan ‘ruh’un adı…
Kendinizi bir anlık Mus’ab bin Umeyr’in yerine koyun…
İstediğinizi köle olarak alabiliyor (köle adayları içinde tabi…) dilediğinizi azad edebiliyorsunuz… Hemen hemen her gün evlenme teklifleri… Elit bir tabaka… Saygınlık… En güzel giysiler, güzel kokular… Sıkıntısı olmayan bir hayat… Aile içinde en ufak bir dargınlık, kırgınlık da yok… Böyle bir hayatı yaşadığınızı hayal edin…
Sonra her nasılsa böyle bir hayata ve içindekilerine cephe alıp mazlumlar safına geçiyorsunuz!
Bu tercihi hiçbir (ahiret bağlanışı kesik) akıl kabul etmez…
Seni doğuran annen; dostlarından ve seçtiğin dinden dönmen için mum gibi eriyecek ve sen de inat edip kararından dönmeyeceksin!
Vallahi bunun tek bir izahı var!..
O da;
Menfaat üzerine bina edilen dostlukları bir tarafa atıp gerçek dost olan Allah sevgisini kalbe yerleştirmek…
Bir de Allah ile dostluğunu kanı ile ispat etmiş yakın tarih şehidimizden bahsedelim: …
Yaşantısıyla, mücadelesiyle ve yazılarıyla ümmetin gaflet uykusundan uyanmasına vesile olan, gençlere cihad ruhunu aşılayan, inancını ve Allah’a olan aşkını ipte sallanarak ispatlayan Seyyid Kutub’tan bahsedelim…
Aynı yolun yolcularından Abdullah Azzam (r.a.)’ın kitabında okumuştum; Seyyid Kutub’un son saatlerini… olduğu gibi aktarıyorum;
Seyyid Kutub’a şöyle diyorlardı: “Hiç olmazsa idamının kalkması için gel” (devlet başkanından özür dilediği ya da hiç olmazsa ona bir nezaket ziyareti yaptığı takdirde hakkındaki idam kararının kaldırılacağı söyleniyordu). Seyyid Kutub’un bunlara cevabı ise şu oluyordu: “Namazda yüce Allah’ın vahdaniyetine şehadet eden bu parmağım, tağutun hükmünü onaylayan tek harf dahi yazmayı red etmektedir. Tağuttan neden af dileyeyim. Eğer ben hak ile mahkum edilmişsem, hakkın hükmüne razıyım. Yok eğer, batılla mahkum edilmişsem, ben batıldan af dileyecek kadar alçalamam.”
Düşünsene bir; yıllarca dört duvar arasında kalacaksın, işkencenin her çeşidinden tadacaksın, aile, akraba ve dava kardeşlerinden bi-haber olacaksın ve sana iki farklı teklif gelecek…
İp ya da Özgürlük!
Eminim ki şeytan; Seyyid Kutub’un kulağına şunları fısıldadı:
“Eğer söylediklerinden vaz geçersen özgürlüğüne kavuşur, davandaki yerini alır, yarım kalan eserlerini tamamlayarak davana daha çok hizmet etmiş olursun…
Ama eğer ip’i tercih edersen davana kim hizmet eder?”
Şeytan bu… Nereden bilecek ki önceden kalbine ektiği Allah sevgisinin filizlenip olgunlaştığını…
Yine nereden bilecekti ki?.. Aşk bu… Bir defa aşık oldun mu gözler kör olur, kulaklar sağır…
İnanıyorum ki Seyyid Kutub ipi tercih ettiği anda Cennetini gördü…[2]
İşte burada duralım! Konumuz gereği duralım! İp’te sallanmak ya da özgürlük…
Diyorum ki;
Seyyid Kutub Allah’ın (c.c.) hidayetiyle müslüman oldu, Dava aşkı ile mücadele etti ve Allah sevgisi ile de ipi tercih etti…
Vallahi İP’i tercih etmesinin altında Mus’ab misali Allah aşkı vardı!..
Şehidlerden misaller vererek kitabı kalınlaştırmak istemiyorum. Sadece; bedeni, ipe götüren cesaretin altındaki gerçeklere nasıl ulaşabiliriz’e cevap bulabilmek istiyorum. [3]
Niçin Allah Sevgisi Üzerinde Duruyorum?
Buna inanın ki yapacağımız ibadetlerde istikrarlı olup lezzet almanın, olaylara ve hayata ilahi açıdan bakmanın, imtihanda uyanık olmanın, cennet yolunda emin adımlarla ilerlemenin İbrahim (a.s.) imtihanı misali en çok sevdiklerimizi bıçak altına almanın ve nihayetinde hesap gününde alnı ak çıkmanın yolu; Allah’a dost olmaktan geçer.
Allah ile dost olunduğunda cennet yolunda emin adımlarla ilerlenebileceği anlaşılmışsa ara bir başlık atarak konumuza giriş yapalım. [4]
Kaç Çeşit Dostluk Vardır?
İki tür dostluk vardır: İyi ve kötü… İyi dostluklar;
Bir müslümanın müslümanla, Peygamberle ve Allah ile yapmış olduğu dostluklardır. Kötü dostluklar ise şeytan ve yardımcıları ile yapılan dostluklardır.
Cehennem Cennet
Şeytani rıza İlahi rıza
Kötü arkadaşlar Müslümanlar
Nefis Peygamber
Allah
Şeytani dostluklar Rahmani dostluklar
Bu tablo dünyanın her yerinde geçerlidir. [5]
Müslümanın Müslümanla olan Dostluğu
Bir müslümanın başka bir müslümanı kendisine dost seçmesi ilahi rızayı kazandıran amellerdendir. Çünkü kendisine dost olmaya çalıştığımız büyük yaratıcı:
“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah’a ve Rasulune itaat ederler…” (Tevbe/71) diyor…
Konumuz ‘Allah ile dostluk nasıl kurulabilir?’ olduğu için bu başlığımızı şimdilik pas geçiyoruz. [6]
Müslümanın Peygamberlerle olan Dostluğu
Bir müslümanın Peygamberi dost seçmesi demek; tek cümle ile:
Peygamberin yaşantısını adım adım takip ederek her şeyde O’nu örnek almak demektir. Ama her şeyde…
Bu başlığımıza da şimdilik nokta koyuyoruz.[7]
Müslümanın Allah ile olan Dostluğu
Konumuza giriş yapmadan önce cevaplanması gereken sorular olmalı…
1. Allah’ı dost edinmek zorunda mıyız?
2. Allah ile dostluğun getirisi nelerdir?
3. Allah’ı dost seçmemenin ne tür bir götürüsü olabilir?
Bu sorularımıza tatminkâr bir cevap bulabilirsek Allah ile dostluk yolunda hatırı sayılır bir mesafe kat etmiş oluruz… Kısaca değinelim: [8]
ALLAH’I DOST EDİNMEK ZORUNDA MIYIZ?
İnsanoğluna her noktada ‘seçme’ hakkı veren Allah-u Teala dost seçiminde de hiçbir zorlama yapmamıştır… İstediğin an istediğin varlığı dost seçebilirsin…
İster kendine Allah’ı ve dostlarını dost seç, ister şeytanı ve dostlarını… Ama unutmayalım ki seçeceğimiz dost kim olursa olsun Ya Allah’ın dostudur ya da şeytanın.
Basit bir sıvıdan yaratılan, doğum öncesinden ölüm sonrasına kadar her noktada Allah’ın sevgisine, korumasına ve rahmetine muhtaç olan insanoğlu her konuda hata yapmaya müsait yaratılmıştır… Durum böyle olunca da Yüce Yaratıcı yer yer uyarıcılar göndererek kullarının doğru yolu bulmalarını istemiştir. Mesela;
Hayata gözlerini açan insanoğlunu bir çok din ile tanışma imkanı bulmuştur… Bu dinlerin biri dışındakilerinin tamamı kişiyi Cehenneme ulaştırır… İşte tam bu sırada ilahi rahmet devreye girerek;
“… Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar?..” (Al-i İmran: 3/83) diye dikkatini kendine çeker…
Kendisinin yardımı olmadan kulunun hata yapacağını bilen yaratıcı fıtratı muhatap alan dinin adını söyler:
“Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.” (Rum: 30/30)
Din seçiminde insanlara özgürlüğün verildiğini ‘Dinde zorlama yoktur…’ (Bakara: 2/256) ayetinde okuyabiliriz…
Bu anlattıklarımız dost seçimi için de geçerli… Bakın Yaratıcımız ne diyor:
“Kim Allah’ı Rasulunu ve iman edenleri dost edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah’ın taraftarlarıdır.” (Maide: 5/56)
Bu sese kulak verip vermemek tamamen insanların özgürlüğüne bırakılmış…
Her ne kadar da dostluk için zorlama olmasa da ben şahsen sizler gibi cennetimi düşündüğüm için; en güçlü, en şefkatli ve en sabırlıya dost olmak istiyorum…
O’nun benim dostluğuma hiç, ama hiç ihtiyacı olmamasına rağmen…
O’nun dostluğunu kazananların hem dünyada hem de ahirette başlarının ağrımayacağını ve korkulardan emin olunacağını biliyorum… Bu sebeple O’na dost olmak için ne gerekiyorsa onun yapılması lazım… Çünkü;
‘… Sizin Allah’tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.’ (Tevbe: 9/116)
Madem O’ndan başka dostumuz yok o halde ne duruyoruz! [9]
ALLAH İLE DOSTLUĞUN GETİRİSİ NELERDİR?
Giriş
Egoist ve bencil yaratılan insanoğlu her bir amel sonrası ille de prim ister… Bu insanoğlunun fıtratında vardır… Şunu yaparsam bana ne var! Şöyle yaparsam bana ne var? gibi…
Siyer sayfalarını şöyle bir karıştırdığımızda böyle bir diyaloğun yaşandığını Rasulullah (s.a.v.)’ın amcasına yapmış olduğu davet sonrasında görebiliyoruz:
– Rasulullah (s.a.v.) amcasına;
“La ilahe illallah de, kurtul!” dediğinde,
“La ilahe illallah dersem bana ne var?” diyor… Yine benzer bir misal;
II. Akabe beyatında Peygamber (s.a.v.) hac mevsiminde medinelerle buluştu. Ve Peygamber (s.a.v.) beyat için medinelilerle anlaşmak istedi. O arada bazı medineliler dediler ki:
– Ya Resulallah! Biz sözümüzde bulunursak karşılığı ne olur?.. Resulullah (s.a.v.)
– ‘Cennet’ dedi. Bu söz üzerine Medineliler:
‘Elini uzat, beyat edelim’ dediler.[10]
Bizler de benzer bir talepte bulunarak;
“Allah ile kurulacak bir dostluğun ne tür bir getirisi olur? (hem bu dünyada, hem de öteki alemde)” diyoruz.
Yeni bir bölüm açarak bu sorumuza cevap bulmaya çalışalım. [11]
1. Cehaletten Kurtulurlar.
Allah ile dostluğunu kurmaya çalışanlar, büyük bir ihtimalle geleceklerini garanti altına almış olurlar;
‘Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)’dir. Onları karanlıktan nura çıkarır… (Bakara: 2/257)
Yani, cehennem güzergahında cahil cahil giden kuluna, bir şekilde hidayet nimetinden tattırarak hat değiştirmesini sağlar… Yeni hat’tın adı;
– Kendisine, çevresine ve Yaradanına saygılı, adaletli ve elinden ve dilinden emin olunan bir insan’dır. Ve bu hattın yolcuları hiçbir durakta durmaksızın direk cennete giderler… Çünkü gerçek dost hiçbir vaadinden dönmez;
“Rabbimiz! Bize, Peygamberlerin vasıtasıyla va’dettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil rüsvay etme; şüphesiz sen va’dinden caymazsın!” (Al-i İmran: 3/194) [12]
2. Şeytanın Vesveselerine Karşı Uyanık Olurlar
Allah’a dost olmanın belki de en büyük getirisi… Dostunun (Allah’ın) yardımıyla en büyük düşmana karşı uyanık olabiliyorsun…
Düşmana karşı uyanık olmak demek onun saldırı zamanı ve taktiğini önceden bilmek demektir.
‘Takvaya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah’ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler.’ (A’raf: 7/201)
Allah’a dost olanlar, şeytanın her vesvesesin de Gerçek dostlarının şu nasihatını hatırlayıp Allah’ı zikrederek Şeytanı, def ederler.
‘Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah’a sığın. Çünkü o, işitendir, bilendir.’ (A’raf: 7/200)
Çünkü Allah-u Teala her zaman kendi dostlarının yanındadır.
‘Şüphesiz ki benim koruyanım Kitab-ı indiren Allah’tır. Ve O bütün salih kullarını görüp gözetir.’ (Araf : 7/196)
Dostluğunu Allah’tan yana kullanmayanlar şeytanın ağına takılırlar;
‘(Şeytanların) dostlarına gelince, şeytanlar onları azgınlığa sürüklerler. Sonra da yakalarını bırakmazlar…’ (Araf: 7/202) [13]
3. Huzurlu Olurlar
Yaşamayı çok seven insanoğlu yeşiliyle göz boyayan bu dünyadan ayrılmak istemez… Hayatı dolu dolu yaşamak için çırpınır durur… Rahat yaşamak ve ölmemek için her türlü tedbire başvurur…
Fakat bir türlü yaşlılığı başından savamaz… her saç telleri sırasıyla beyazlaşarak ‘kefen’ rengini verirler… Böylece muhataplarını huzursuz ederler… Hele de can ve maldan eksilmeyle sınandıklarında huzursuzlukları tavan yapar!
İşte tam bu sırada ilahi nasihata kulak veren insanoğlu şu vaadlerin muhatabı olur;
‘… Her kim Allah’a bağlanırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir.’ (Al-i İmran: 3/101)
Dostluk tercihini huzur verende kullananlar hayatlarından emin olurlar… Böylelikle onlar;
‘… Allah’ın dostlarına korku yoktur; Onlar üzülmeyecekler de.’ (Yunus: 10/62)
Hem neden korksunlar ki?! Nasıl olsa Allah’ın yazdığı isabet edecek…
Böylelikle her halukârda huzurlu olurlar… Hastalık gelir; sabrederler, günahları dökülür… Can ve maldan imtihan edilirler; sabrederler, sevap kazanırlar… Çünkü Allah dostları şunu çok iyi bilir;
‘Doğrusu güldüren de ağlatan da O’dur. Öldüren de dirilten de O’dur.’ (Necm: 53/43-44) [14]
4. Gelecek Kaygıları Olmaz
İnsanları ümitsizliğe, cimriliğe ve vaktin büyük bir kısmını dünyaya harcamasına sebep olan, belki de tek sebep ‘Gelecekten endişe’ korkusudur.
Bu korku birçok haramlara da gebedir:
– Malın artması için olası bir; Yalan, hırsızlık, haksızlık, adaletsizlik, rüşvet ve hatta yeri geldiğinde cinayet…
Bir de var olanın eksilmesi korkusu var… Bu korku da geleceği bir hayli endişelendirir;
– Cimrilik
– Sömürücülük
– Terazide hilelik…
Gelecek kaygısını taşıyan bir insan kolay kolay kanaat sahibi olamayacağından hayatının her keresinde endişeye rastlanır;
– Nasıl artırabilirim?
– Mevcudu nasıl korurum?
Tabiri caizse odun gibi bir hayat! Ve bu hayat dostluğa zarar verir;
‘Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymayın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.’ (Münafikun: 63/9)
Böyle bir endişeyi taşıyanlar vakitlerinin büyük bir çoğunluğunu malları ve evlatlarıyla geçirecekleri için Allah’a pek vakit ayıramazlar.[15]
Peki nasıl olurda Allah’a dost olanlar böyle bir endişeyi yaşamazlar.
Kanaatimce; Allah, kimi dost kabul etmişse Ona, vaadlerine karşı müthiş bir güven ve tevekkül bilinci vermiştir. Haliyle, Allah’a dost olan kişi, hem ölüm öncesi, hem de ölüm sonrası rızıklanacağını bilir;
‘… Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir… (Talak: 65/3)
‘Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler va’detti. Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluşta budur.’ (Tevbe: 9/72)
Hz. Ebu Bekr (r.a) ve Hz. Ömer (r.a.)’ın infaktaki yarışı ve Rasulullah’ın: Tebük cihadına katılanlardan; Hz. Ebu Bekir (r.a.)’ya:
‘Ailene ne bıraktın?’ sorusu üzerine;
‘Allah ve Rasulünü’ demesinin arkasındaki sır ne acaba? [16]
5. Yardım Sever Olurlar
Gelecek endişesi olmayan bir insan mal’ı sevmez. Hele de biriktirmeyi hiç sevmez. Hem ne diye biriktirsin ki! Biriktiripte şu ikaza mı muhatap olsun;
‘… Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele.’
‘(Bu paralar) Cehennem ateşinde kızdırılıp bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün (onlara denilir ki): “İşte bu kendiniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık yığmakta olduğunuz şeylerin (azabını) tadın!” (Tevbe: 9/34-35)
Allah-u Teala, kendisine dost seçtikleri kişilerden, ‘gelecek endişesi’ korkusunu alır. Onun yerine cömertliği ve yardım severliliği verir.
Böylelikle Allah dostlarına dünya malı farklı bir boyut kazanır;
– Biriktirdikçe azalan,
– Verdikçe çoğalan.
Dünyaya karşı böyle bir bakış açısı yakalayan bir insan ecir avcısı olacağı için çevresine karşı oldukça yardım sever olur… Daha da ileriye giderek Resulullah’ın (s.a.v.) şu hadisindeki bahsettiği ecre de talip olurlar:
Hz. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor:
“Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki:
“Sizden önce yaşayanlardan bir tüccar vardı. Halka borç verirdi. Borçluları arasında fakir görürse hizmetçilerine: ‘Onun burcundan vazgeçiverin, böylece Allah’ın da bizim günahlarımdan vazgeçeceğini umarız” derdi. Allah da onun günahlarından vazgeçti.”[17]
6. İnsanlardan Sevgi ve Saygı Görürler
Kendisine küsmeyen her insan, çevresi tarafından sevilmek ve saygı duyulmak ister. Bu, insanın doğasında var olan fıtri bir istektir.
Fıtratın bu sesine kulak vermek isteyenler menfaatleri icabı ya yalakalık yaparak insanların sevgisini isterler ya da amellerine riya mikrobu bulaştırırlar.
Allah-u Teala kendisine dost olmak isteyenleri böyle bir sıkıntıdan kurtararak diğer insanların kalbine ilham edip (dost seçtiklerine) sevgi beslemelerini sağlar:
‘İman edip te iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli olan Allah, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.’
Bir Allah dostu Resulullah’ın (s.a.v.) yanına gelerek:
– Ey Allah’ın Resulü! Bana bir amel söyle ki - göster ki yaptığım zaman Allah da beni sevsin, insanlar da beni sevsinler.
Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki:
‘Dünyada zahid ol; Allah seni sever ve insanların elindekilerine göz dikme, insanlar da seni sever.’[18]
Subhanallah!
– Allah’ı sev; İnsanlar seni sevsin,
– Allah’a değer ver; İnsanlar sana değer versin,
– Allah’ın sevgisini kazanmak için salih ameller işle;[19] İnsanlar seni sevsin…
Gerçekten de Allah-u Teala; dostlarına iyi bir prim vaad ediyor;
‘Bana dost ol, insanlar seni sevsin…’[20]
7. Zamanları Bereketlenir
Allah-u Teala her insana günlük, 24 saatlik bir kredi kartı verir. Kredi kartının kullanım alanlarında hiçbir zorlama yapmaz. İsteyen istediği yerde ve istediği şekilde kredilerini tüketebilir…
Bu kartı ister piknikte kullan, ister Tv izleyerek, ister seyahatte, ister eğlencede, ister nefsini sakinleştirmek için ne gerekiyorsa o yerde kullan…
Her yerde kullanabilinen bu kartın ilginç bir özelliği vardır… Yanlış kullanıldığında ya da gereksiz harcamalar yapıldığında öteki tarafta problem çıkarır…
Kredi kartı sahibine bir an önce kavuşmak isteyenler kartın arkasındaki şu uyarıyı dikkatle okurlar;
‘… her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş[21] yapsın…’ (Kehf: 18/110)
Allah’a dost olanlar, zamanlarını en iyi şekilde değerlendirip Rablerinin rızasını kazanmak isteyeceklerdir… Bunun için de;
‘… boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler.’ (Furkan: 25/72)
Daha çok salih amel işlemeleri için uykularından ve nefsi arzularından fedakarlık yaparak zamanlarını bereketlendirirler… Çünkü Allah dostları için;
‘Ne kadar çok zaman; o kadar çok soru çözmek’ demektir. [22]
8. Kanaatkâr Olurlar
Allah ile dostluğunu kuranlar sahip oldukları mülkü ya da günlük kazançlarını zenginlerin mal varlıklarıyla kıyas yapmayarak her halukârda kanaatkâr olurlar:
Bu bilinç onlara farklı anlayışlar da kazandırır:
– Sabrederler
– Şükrederler
– Sadece Allah’tan isteyecekleri için kimsenin eline bakmazlar.
– Hiç kimseye yük olmak istmezler.
Rabbin rızasını kazandıran bu tavır diğer insanların da sevgisini kazandırır… Biraz düşünüldüğünde Allah ile dost olmanın müthiş bir getirisi olduğu anlaşılır.
Allah ile dostluğunu kuramayanlar ise pek de kanaatkâr olamazlar. Mal varlıklarını sürekli zenginlerin mal varlıklarıyla kıyas yaparlar… Ve her halukârda kendilerini fakir hissederler… Böylelikle bir taraftan isyan ederken diğer taraftan zengin olmanın yollarını ararlar… Haliyle de vakitlerin büyük bir bölümünü dünyaya adamış olurlar.. [23]
9. Kötü Alışkanlıklardan Uzaklaşırlar.
Allah’u Teala yarattığı her insanın fıtratına iyilik ve kötülüğe giden yolları programlamıştır:
‘…, nefse ve ona bir takım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir. (Şems: 91/8-10)
Kötülükler İyilikler
Allah’a şirk koşmak
Düşmanlık Ziyaretleşmeler
Kin Tefekkür
İftira Cömertlik
Kumar Sabır
İçki Güzel ahlak
Dedikodu Kardeşini nefsinden üstün tutma
Zina
Hırsızlık Doğru sözlülük
Yalan Yardımseverlik
Allah’a dost olmak istemeyenlere ya da Allah’a dost olmayı düşünemeyenlere; ister istemez kötülükler güzel gözükecektir.
Dostluğunu Allah’tan yana kullananlar Allah’ın sevmediği amellerden nefret edeceklerinden kötülüklerden uzaklaşırlar.[24]
Böylelikle hayatlarının her karesinde doğruluk ve yardımseverlik görülür. [25]
10. Konuklarına Sınırsız İkram Edilen Beldelerde Ebedi Bir Hayat Yaşarlar
Yani cennete girerler…Allah ile kurulacak dostluğun getirisinin son noktası da diyebiliriz buna…
Hastalığın olmadığı, alacak-vereceğin olmadığı, bunaltıcı sıcağın ve dondurucu soğuğun olmadığı, üzüntü, keder, kin, adam kayırma, adaletsizliğin olmadığı, tamamen zevkin ve sefanın hüküm sürdüğü beldelere konuk olmak!?
Böylesine büyük ve emsalsiz bir ödüle sahip olmak ancak ve ancak ona dost olmakla mümkündür…
İşte Allah’a dost olmaya çalışanlar hayatlarını Allah’ın rızası + cennete endeksledikleri için cennette derecelerinin artması için olanca gücünü harcarlar… Ve sonunda şu sesi işitirler;
‘… işte size cennet; yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık ona varis kılındınız…’ (Araf: 7/43)
O Beldelere Bir Göz Atalım;
‘Allah ta onları bu yüzden o günün fenalığından korur, onların yüzüne parlaklık ve neşe verir. Sabırlarının karşılığı cennet ve oradaki ipeklerdir. Orada tahtlara yaslanırlar, orada yakıcı sıcak ve dondurucu soğuk görmezler. Meyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış ve onların koparılması kolaylaştırılmıştır.’ (İnsan: 76/11-14)
‘… onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan su kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasındadır.’ (Vakıa: 56/27-33).
‘Şüphesiz muttakiler (ise) güvenilir bir makamdadır. Bahçelerde ve çeşme başlarında, ince ipekten ve parlak atlastan (elbiseler) giyerek karşılıklı otururlar. Böyle olduğu gibi (ayrıca) onları, iri gözlü hurilerle de evlendirmişizdir.Güven içinde (canlarının çektiği) her meyveyi isterler. Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar. (Sürekli yaşarlar) ve Allah onları cehennem azabından korumuştur.’ (Duhan: 44/51-56).
‘Rahmanın kullarına vadettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz Onun sözü yerini bulacaktır. Orada boş söz değil, sadece esenlik veren sözler işitirler. Orada rızıklarını sabah akşam hazır bulurlar. Kullarımızdan Allah’a karşı gelmekten sakınanları mirasçı kılacağımız cennet işte budur.’ (Meryem: 19/61-63). [26]
ALLAH’A DOST OLAMAMANIN GÖTÜRÜSÜ NELERDİR?
Allah ile dost olmanın getirileri bunlarla sınırlı değil şüphesiz. Sadece önemli gördüğümüz konulara değindik…
Allah’a dost olmanın getirisini öğrenmek dostluk yolunda önemli bir adım; ancak bu işin bir de ‘dost olamamanın götürüsü’ gerçeği var…
Bir şeyin elde edilememesinin neye mal olacağını bilmek O şeyin önemini dile getirir.
Buradan hareketle Allah’a dost olamamanın ne tür bir götürüsü olduğunu bilmek Allah’a dost olmanın önünü açabilir diyebiliriz.
Yeni bir dosya açarak maddeler halinde konumuzu aydınlatmaya çalışalım[27]:
Giriş
Kazancı büyük olan yatırımdan mahrum kalmanın götürüsü de aynı derecede büyük olmalı…
Dostluğunu kazananlara bu dünyada ve öteki alemde huzur ve mutluluk vaad eden Allah-u Teala, kendisinin dostluğuna ihtiyaç hissetmeyenlere de bazı vaadlerde bulunur… Özellikle de seçmiş olduğu yolun dikenlerinden ve nelere mal olacağından uzun uzun bahseder:
‘Allah’ın dışında başka veliler edinenlerin örneği kendine ev edinen örümcek örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en dayanıksız olanı örümcek evidir; bir bilselerdi!’ (Ankebut: 29/41)
Dostluk yatırımını Allah dışında kullananların misali örümcek yuvası sağlamlığında… Yani ufak bir üflemeyle bozulan bir dostluk…
Bu satırları yazarken kendisine dost olmak istediğim yaratıcımın şu örneklendirmesi geldi aklıma;
“Onlar gemiye bindikleri zaman, dini yalnızca O’na ‘halis kılan gönülden bağlılar’ olarak Allah’a yalvarıp yakarırlar. Ama onları karaya çıkarıp kurtarınca, hemen şirk koşarlar.” (Ankebut: 29/65)
Dostluk kavramının daha iyi anlaşılması için kendimizi bir anlık bahsedilen gemide hissedelim. Karadan yüzlerce mil uzaklıkta denizin tam ortasında bir nokta gibi olan gemide…
Aniden gök kararıyor, deniz; durgunluğunu devasa dalgalara bırakıyor… Ve müthiş bir fırtına! hemen arkasında fıtri bir korku;
– N’oluyoruz?!
Cevap çok açık;
– ‘Dostluk’ dersinden imtihan oluyorsunuz…
Dostluğunu Allah’tan yana kullananlar kısa süren fıtri bir panikten sonra tevekkül ederler… Bilirler ki denizin sahibi de O, dalgaların sahibi de O, geminin sahibi de O… Yarattıklarının her türlü tasarruf yetkisinin sahibi de O…
Yine bilirler ki Allah’tan başka hiçbir dost kendilerini o girdaptan kurtaramaz…
Gemiye binmeden önceki dua ve tevekkülün aynısını gemide de sergilerler, inince de sergilerler… Sadece, başları sıkışınca Rablerine müracaat etmezler…
Çünkü onlar çok iyi bilirler ki gerçek dost iyi zamanda da hatırlayan ve hatırlanandır…
Dostluğunu şeytan ve dostlarına yatırım yapanlar da Allah’a yalvarırlar… Hem de ne yalvarış! Ellerini açıp Allah’a yalvarmalarıyla farkında olmadan bir gerçeği haykırırlar… Sanki Onlar şöyle derler;
– Allah’ım! Geminin sallanmasıyla örümcek yuvası misali sen dışında dost seçtiğimiz insanlar bizleri ne görür, ne yalvarmalarımıza kulak verir ne de bizleri bu sıkıntıdan kurtarır!
– Allah’ım! Sen bizleri gören ve işitensin!
– Allah’ım! Durgun denizi harekete geçirmeye gücü yeten ve tekrar sakinleştirmeye kadir olan bir tek sensin!
Yalvarmalar, kara görününceye kadar devam eder. [28]
1. Allah’ı Dost Seçmeyenlerin Duaları Yanlış Adrese Gider.
Yaratılışı gereği her noktada Allah’a muhtaç yaratılan insanoğlu -imtihan için- sıkıntı ve musibetlerle denenir… Sıkıntılara ve el açıp yalvarmalara cevap verebilen tek merci; kullarının tercihlerine bakar…
Kimi eller, dua güzergahından sapmadan Rableriyle iletişim kurarken kimi eller de devayı başka adreslerde ararlar… İşte burada dost seçiminin getirisi ve götürüsüne rastlanır:
‘El açıp yalvarmaya layık olan ancak O’dur. O’nun dışında el açıp dua ettikleri onların isteklerini hiçbir şeyle karşılayamazlar. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Halbuki (suya ağzına götürmedikçe) su onun ağzına girecek değildir. Kafirlerin duası hedefini şaşırmıştır.’ (Rad: 13/14) [29]
2. Allah’a Dost Olmayanlar Cehaletten Kurtulamazlar.
Tarihin hangi dönemine bakarsanız bakın, Vahye kulak vermeyenlerin ferdi ve sosyal yaşantılarında birbirlerinden ilginç cehaletlere rastlarsınız…
Bir insan düşünün; konuşamayan, düşünemeyen ve saman yiyen bir hayvana, yani ineğe tapıyor!
Bir insan düşünün; yine bir insan eliyle yapılan camdan yapılan -nazar boncuğu- bir boncuğun nazarı def edeceğine inanıyor.[30]
Yine bir insan düşünün[31]; Aşağılık kompleksinden ciğer paresi kız çocuğunu diri diri gömebiliyor… Ya da açlık korkusuyla çocuklarını öldürebiliyor…
Aslında vahyi ihtiyaç hissetmeyen akıl, cehalet içinde yüzmek zorunda… Çünkü;
‘Allah, inananların dostudur, Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlere gelince, onların dostları da tağuttur, onları aydınlıktan alıp karanlığa! götürür…’ (Bakara: 2/257)
Hem de kapkaranlığa!
Allah’ın sözlerine kulak vermeyecek kadar karanlığa! Allah’ın var olan hükümlerini takmayıp unutkan[32] olan akılla hüküm koyacak kadar karanlığa!!
Sünnetullah, dünyanın her yerinde ve çağın her saniyesinde hiç aksamadan işler;
Allah; kendisini dost seçmeyenleri karanlığın ortasında yanlız bırakır… Ve hiçbir güç (kendisi dışında) Onları orada aydınlığa çıkaramaz…
Çünkü;
‘… Sizin için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.’ (Tevbe: 9/116) [33]
3. Allah’a Dost Olmayanlarda Rızık Endişesi Görülür.
Allah’a dost olanlar daha kendileri doğmadan önce dünyadaki yiyecek ve içecek miktarlarının önceden yazıldığına iman ettikleri için rızık endişesi yaşamazlar… Bilirler ki,
“Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah’ın üzerinedir…” (Hud: 11/6)
İmtihanları gereği gelen rızıkta bir azalma ya da artma olduğunda, akıllarını suçlayıp -övmezler… Bilirler ki o an gelen sorunun cevabı 3 seçeneklidir:
– Sabır
– Şükür
– Ve isyan…
Onlar ilk ikiyi işaretlerler…
Allah’a dost olmayanlar rızık veren mercinin -her ne kadar da rızkı veren Allah olduğunu söyleseler de- Akılları, devletleri ya da patronları olduğuna inanırlar…
Böylelikle rızık konusunda şirk virüsüne müptela olmuş olurlar…
En ufak bir sıkıntıda, ‘aç kalırım’ korkusu iradelerinin önüne geçer ve çorbadaki kaşık sayısını azaltmak için çocuklarını öldürürler… Böylelikle rızıklarının azalmayacağına inanmış olurlar… Oysa ki;
‘Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah’a aittir…’ (Hud: 11/6)
Dünkü cahiliyye aç kalırım diye çocuklarını öldürürken, bu günkü cahiliyye bakamam korkusuyla bir ya da iki taneyle yetinmek durumunda kalıyor…
Dostluğunu ‘ER-REZZAK’tan yana kullananlar;
‘… (Allah rızası için) harcayan kimselere büyük mükâfat vardır.’ (Hadid: 57/7)
İlahi piriminden yola çıkarak;
‘… mallarını gece, gündüz, gizli ve açık infak ederler.’ (Bakara: 2/274)
Hem de;
‘… bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar…’ (Bakara: 2/236)
‘Er-Rezzak’a dost olmayanlar geleceklerini kurtarmak adına mal üstüne mal yığarlar… Haliyle de azalır korkusuyla cimrileşirler…
Bakalım en büyük dost cimrizedeler için ne diyor;
‘Allah’ın kereminden kendilerine verdiklerini (infakta) cimrilik gösterenler, sanmasınlar ki o, kendileri için hayırlıdır; tersine bu onlar için pek fenadır. Cimrilik ettikleri şey de kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.’ (Al-i İmran: 3/180) [34]
4. Allah’ı Dost Seçmeyenlerin Yapmış Oldukları Hayırlar Boşa Gider:
İnsanları yaratarak kendisine -her konuda- itaat edilmesini isteyen büyük yaratıcı, insanların fıtratına bazı şeyler programlamıştır:
Güçlüye karşı boyun eğme
Mazluma karşı acıma hissi…
Yardımlaşma duygusu
Cinsellik vs.
Dünyanın her yerinde -ihtiyaç sahibine karşı- yardım etmek isteyen insanlara rastlamak mümkün…
Kimi insan vardır fıtratın devreye girmesiyle pamuk ellerini cebine götürürken, kimi de; Fıtrat + Sevap mantığıyla hayır işlemeye çalışır…
Sadece fıtratın devreye girmesi ‘riya’ya gebedir… Yapılan hayırlarda daha çok gösteriş ve adının anılması vardır…
– Cami yaptırırlar; Adı konur.
– Okul yaptırırlar; Adı konur.
– Çeşme yaptırırlar; Adı konur.
Akılları sıra bazen;
– Namazımız yok ama; Yapmış olduğumuz hayırları hangi müslümanlar yapıyor!’
Ya da
– Yaptıklarımız ibadet değil mi? diyerek vicdanlarını rahatlatmaya çalışırlar…
Oysa ki bir amelin Allah katında kabul edilebilmesi için
Kur’an ve Sünnet ‘kanunlara uygunluk + İhlas’ şartı vardır…
Allah ile dostluk kurmayanlar –kuramayanlar- ömürlerinin sonlarına doğru biriktirmiş oldukları malların tamamına yakınını hayır! kurumlarına hibe ederler…[35]
Yapmış oldukları hibe, Allah katında şöyle karşılanır:
“Onların harcamalarının kabul edilmesini engelleyen, Onların Allah ve Rasulünü inkar etmeleri, namaza ancak üşenerek gelmeleri ve istemeyerek harcamalarından başka birşey değildir.” (Tevbe: 9/54)
‘Biz onların işlediği her ameli ele alıp saçılmış toz zerreleri yaparız.’
Onlar, yapmış oldukları hayır! ameline karşılık -dünyada- bir ‘Plaket’le ödüllendirilirken, Allah ile dostluğunu sağlam temellere atanların hayır amellerinin dünyadaki karşılığı;
‘Siz hayra ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir…’ (Sebe: 34/39)
iken,
Ahiretteki karşılığı ise;
“Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz danedir.” [36]
5. Allah İle Dostluğunu Kuramayanlar Nefs’lerinin Dostu Olurlar.
Yüce yaratıcı yarattığı her insana; kötülüğü emreden nefs ile, iyiyi kötüden ayırd edebilecek bir akıl vermiştir.[37]
Vahiyle desteklenen akıl; nefsin dizginlerini ellerinde tutar. Her kötülüğü emredişte, gerçek dostunun bir uyarısı -nasihatı ile susturmaya çalışır… Ve genelde nefsine karşı galip gelir…
Aynı başarıyı Allah ile dostluğunu kuramayanlarda göremezsiniz… Onlar için, nefs ne diyorsa O!
Bakalım Allah-u Teala nefs’i nasıl tanımlıyor:
“… Nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefs aşırı şekilde kötülüğü emreder; Rabbim acıyıp korumuş başka…” (Yusuf: 12/53)
Hz. Yusuf’un ağzından çıkan cümleler;
“… Nefs aşırı şekilde kötülüğü emreder…”
Hele de ilahi yardım yoksa! O nefs kişiyi cehenneme kadar sürükler… Çünkü nefsin dini yoktur… Çünkü nefs kişinin hayvanlar gibi -hatta daha da aşağılık bir şekilde yaşamasını ister… Çünkü nefsin işi bu…
Kötülüğü emreden nefsin muhatabı Peygamber bile olsa,[38] -dostluk eli uzatılmadığında- başarılı olması için hiçbir sebep yok…
Bir Peygamberin nefsi ile mücadelesi Kur’an’da şöyle dile geliyor:
‘Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi, kapıları iyice kapattı ve “Haydi gel.” dedi. O da “Haşa, Allah’a sığınırım! Zira kocanız benim velinimetimdir, bana güzel davrandı. Gerçek şu ki, Zalimler iflah olmaz!” dedi.’
‘Andolsun ki, kadın O’na meyletti. Eğer Rabbinin işaret ve ikazını görmeseydi o da kadına meyletmişti. İşte böylece biz, kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için (delilimizi gösterdik) Şüphesiz O ihlaslı kullarımızdandı. (Yusuf: 12/23-24)
Kendinizi bir anlık Hz. Yusuf yerine koyun…[39] Aynı odada… Allah’tan başka gören yok… Tövbe kapısı ardına kadar açık… İnsanlara örnek olmaya çalışan bir uyarıcısınız…
Çok çok dikkatli olmanız gerekmesine rağmen o bayana meylediyorsunuz…
Nefsiniz bir - sıfır öne geçecekken ilahi bir uyarıyla kendinize geliyorsunuz… Daha doğrusu;
‘… Kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir!..’ (Kasas: 28/50)
ayetine muhatap olacakken, dostluk yatırımını ilahi güçten yana kullandığınız için O sizi nefsinizle baş başa bırakmıyor ve
‘… Allah’tan bir uyarıcı olmaksızın…’ (Kasas: 28/50) la destekliyor.
Hülasa; Allah ile iletişim halinde olmayan her irade, nefsin sesine kulak verir. Kişinin, kendi nefsi ile dostluğu Onu ilahlaştırmaya kadar vardırır…
‘Heva ve hevesini tanrı edinen ve Allah’ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ ibret almayacak mısınız?’ (Casiye: 45/23)
Aman Allah’ım! Allah’ı kendilerine dost seçemeyenler -seçmeyenler ne kadar da zarardalar!.. Hakka karşı kulağın sağır, gerçeklere karşı gözün kör ve inanışa karşı kalbin mühürlü! [40]
6. Allah İle Dostluğunu Kuramayanlar ‘Huzur’suz Olurlar.
Allah ile dostluğunu kuranlar kendilerine isabet eden her türlü musibete sabrederler… Bilirler ki yapacakları sabrın karşılığında Allah ile beraber olmak var;