İhlâs (Allah’ın rızâsını esas yapmak) ve hakperestlik ise, Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifâdelerine tarafdâr olmaktır. Benden ders alıp sevab kazandırsınlar düşüncesi, nefsin ve enâniyetin (benliğin) bir hilesidir.
Ey sevaba hırslı ve a‘mâl-i uhreviye de (âhirete âit amellerde) kanâatsiz insan! Bazı peygamberler gelmişler ki, mahdûd (sınırlı) birkaç kişiden başka kendilerine ittibâ‘ edenler (tâbi‘ olanlar) olmadığı halde, yine o peygamberlik vazîfe-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almışlar. Demek hüner, kesret-i etbâ‘ (tâbi‘ olanların çokluğu) ile değildir. Belki hüner, rızâ-yı İlâhîyi kazanmakladır.
Lem‘alar
Habîbullah (asm) Efendimiz şöyle buyurdular: “Muhlislere (ihlâslı olanlara) ne mutlu! Onlar hidâyet kandilleridir. Karanlıklı her fitne, onlar sayesinde aydınlanır. ” Beyhakî
İMÂM-I ŞÂFİÎ’DEN
Çok büyük bir İslâm âlimi olan İmâm-ı Şâfiî, ilmi istemek hakkında şöyle dedi: “İlmi, kibirlenmek, kendini büyük görmek için isteyenlerden hiçbiri felâh bulmuş değildir. Ama ilmi; tevâzu‘ için, âlimlere ve insanlara hizmet için isteyen, elbette felâh bulur, kurtulur.”