Tevbe-23 – Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi bile veli edinmeyin.
İçinizden onları dost edinenler, zalimlerin ta kendileridir.
Veli: hâmi, koruyucu, birinin işlerini deruhde eden kimse, yönetici, destek veren yardımcı, dost anlamlarına gelir.
24 – De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım ve akrabanız, ter dökerek kazandığınız mallar, kesada uğramasından endişe ettiğiniz ticaret, hoşunuza giden konaklar, size Allah’tan ve Resûlünden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ve önemli ise...
o halde Allah emrini gönderinceye kadar bekleyin!
Allah öyle fâsıklar güruhunu hidâyet etmez, umduklarına eriştirmez.
114 – İbrâhim’in, babası için af dilemesi ise, sırf ona yaptığı vaadi yerine getirmek için olmuştu.
Fakat onun Allah düşmanı olduğu kendisine belli olunca, onunla ilgisini kesti.
Gerçekten İbrâhim çok yumuşak huylu ve pek sabırlı idi.
Yusuf-4 – Bir zaman Yusuf babasına, “Babacığım!” dedi. “Ben rüyamda on bir yıldızın, güneş ve ayın bana secde ettiklerini gördüm.”
5 – “Evladım! dedi babası, sakın bu rüyanı kardeşlerine anlatma.
Sonra seni kıskandıklarından sana tuzak kurarlar.
Çünkü şeytan, insanın besbelli düşmanıdır.
6 – Rabbin seni öylece seçecek, sana rüya tabirini öğretecek, ve daha önce büyük babaların İbrâhim ile İshak’a olan nimetini tamamına erdirdiği gibi, sana ve Yâkub ailesine de nimetini kemale erdirecektir. Çünkü Rabbin her şeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.
Bu tabir, rüya tabirinden başka sezgi, basiret ve konuların gerçek mahiyetini kavramayı da içine almaktadır.
8-9 – Hani onlar “Yusuf ile öz kardeşi, babamıza daha sevimli geliyor.
Oysa biz daha güçlü bir grubuz.
Pek belli ki babamız bu işte yanılıyor.
Yusuf’u öldürün yahut onu uzak bir yere atın ki babanızın sevgi ve teveccühü yalnız size kalsın.
Ondan sonra da tövbe ederek salih kimseler olursunuz,
babanızla münasebetleriniz düzelir, işiniz yoluna girer.
Onun ana baba bir kardeşi Bünyamin’i kasdediyorlardı. Bünyamin’in dünyaya gelirken annesi ölmüş olduğundan, babaları onlara daha fazla şefkat duyardı. Diğerleri ise Yusuf’un baba cihetinden kardeşleri idi.
11-12 – Onlar buna karar verdikten sonra bir gün babalarına varıp:
“Sevgili Babamız! dediler, sen neden güvenip de Yusuf’u bize emanet etmiyorsun.
Oysa biz onu çok seviyoruz. Ona samimiyetle bağlıyız.”
“Yarın onu bizimle gönder, gezsin oynasın, biz ona çok iyi sahip çıkarız.”
13 – Babaları: “Onu götürmeniz beni meraklandırır.
Korkarım ki siz farkında olmadan, kurdun biri gelip onu yiyebilir” dedi.
16-17 – Yatsı vakti, ağlayarak babalarının yanına dönüp dediler ki:
“Sevgili babamız, biz yarışmak üzere bulunduğumuz yerden ayrılırken Yusuf’u da eşyalarımızın yanında bıraktık.
Bir de döndük ki onu kurt yemiş!
Şimdi biz doğru da söylesek sen bize inanmayacaksın!”
18 – Onlar Yusuf’un gömleğine sahte kan bulaştırarak getirmişlerdi.
Babaları Yâkub: “Hayır! dedi, nefisleriniz sizi aldatmış, bu işe sevketmiş.”
Artık bana düşen, ümitvar olarak güzelce sabretmektir.
Ne diyeyim, sizin bu anlattıklarınız karşısında, Allah’tan başka yardım edebilecek hiç kimse olamaz!”
59-60 – Yusuf onların zahîre yüklerini hazırlatınca dedi ki: “Siz, baba bir kardeşinizi de yanıma getirin,
gördüğünüz gibi ben size tam ölçek veriyorum ve ben dışardan gelen misafirleri ağırlamaya, başka herkesten fazla özen göstermekteyim.
Eğer onu getirmezseniz, iyi bilin ki artık bende size verecek bir ölçek erzak yoktur, hiç gözüme görünmeyin.”
Gelmeyen kardeşlerini istemesi şundan idi: Kıtlık sebebiyle zahire karneye bağlanmıştı, almak için şahsın bulunması gerekiyordu. Diğerleri, baba ve kardeşler için birer hisse isteyince, Hz. Yusuf, bu seferlik verip, yaşlı babayı mâzur sayarak, gelecek defa, o kontenjanı almak için, herkes gibi öbür kardeşin de gelmesinin şart olduğunu bildirmiş olmaktadır.
61 – Onlar: “Bakalım, babasından ona izin almanın bir yolunu bulup bu işi ayarlamaya çalışacağız dediler.”
63 – Babalarının yanına dönünce: “Sevgili babamız, dediler, ölçeğimiz, tahsisatımız kaldırıldı.
Gelecek sefer, öbür kardeşimizi de bizimle beraber gönder ki onu vesile ederek, daha çok tahsisat alalım.
Onu gözümüz gibi koruyacağımıza kesin söz veriyoruz.!”
65 – Yüklerini açınca da, zahîre bedellerinin yükleri içine geri konulduğunu gördüler ve:
“Baba, baba! dediler, daha ne istiyoruz, işte verdiğimiz zahîre bedellerimiz de bize geri verilmiş!
Gidelim, yine evimize erzak getiririz, kardeşimizi de koruruz, hem bir deve yükü de fazla alırız.
Çünkü bu sefer aldığımız, az bir ölçektir (ihtiyacımıza yetmez)”
66 – Yâkub şöyle cevap verdi: “Siz kendiniz helâk olmadıkça,
onu bana getireceğinize dair
Allah’ın huzurunda sağlam bir söz vermeden ben asla onu sizinle göndermem.”
Onlar kendisine kesin söz verince de dedi ki:
“Allah Teâla da bu söylediklerimize şahittir, gözeticidir.”
68 – Babalarının kendilerine emrettiği şekilde ayrı ayrı kapılardan girerek onun emrini yerine getirdiler.
Ama bu tedbir, Allah’ın kendileri hakkındaki takdiri karşısında hiç bir fayda sağlamadı.
Sadece Yâkub’un içindeki bir dileği açığa çıkarmış oldu.
O, kendisine Biz öğrettiğimizden ötürü ilim sahibi idi. (Bunun içindir ki “Allah’tan gelecek takdiri önleyemem” demişti.) Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.
78 – Yusuf’un kardeşini alıkoyması karşısında, onlar şöyle dediler:
“Aziz vezir! Onun babası iyice ihtiyar (Bu küçük evladını kaybetmeye dayanamaz),
onun yerine bizden istediğini alıkoy.
Gerçekten seni anlayış gösteren, iyiliksever insanlardan olarak görüyoruz!”
80 – Vakta ki Yusuf’un onu vermesinden ümitlerini kestiler. Bir yana çekilip aralarında fısıldaşarak şöyle konuşmaya başladılar. Ağabeyleri dedi ki:
“Allah’ı şahit tutarak babanıza kesin söz verdiğinizi ve daha önce Yusuf hakkında da işlediğiniz kusuru nasıl olur da bilmezlikten gelebilirsiniz? Ne yüzle döneceksiniz?
Ben katiyyen buradan bir adım atmam, ayrılmam; ancak babam bana izin verirse yahut hüküm verenlerin en hayırlısı olan Allah hükmünü bildirirse, o başka!”
81 – “Siz dönün, babanıza deyin ki:
“Sevgili babamız, bizler farkına varmadan
oğlun inan ki hırsızlık etmiş.
(Su kabının onun yükünde çıktığını gözlerimizle gördük)
Biz ancak bildiğimize şahitlik ediyoruz.
Söz verdiğimiz zaman, bu durumun ortaya çıkacağını nereden bilebilirdik?
Gayb bize emanet edilmiş değil ki!”
83 – Ama babaları Yâkub: “Hayır, hayır! Korkarım yine nefisleriniz size bir işi cazip gösterip ayağınızı kaydırmıştır.
Ne yapayım? Bu hale karşı sükûnet ve ümit içinde sabretmekten başka yapacak şey yok.
Ümidim var ki Allah bütün kaybettiklerimi bana lütfedecektir.
Çünkü O alîmdir, hakîmdir (benim de onların da hallerini bilir ve beni elbette hikmetini ortaya koymak için, bu imtihana tâbi tutmuştur)”
93 – Şu gömleğimi alın babamın yanına varıp onun yüzüne sürüverin, o zaman gözü açılacaktır.
Sonra da bütün çoluk çocuğunuzla buyurun, yanıma gelin.”
Bu âyette bildirilen “gömleği yüzüne sürmekle Hz. Yâkub (a.s.)’ın gözlerinin açılması” Tevrat’ta yer almaz.
94 – Kafile daha Mısır’dan ayrılır ayrılmaz, öteden babaları:
“Doğrusu, ben Yusuf’un kokusunu alıyorum, sakın beni bunak yerine koymaya kalkışmayın!” dedi.
97 – Evlatları ise şöyle dediler: “Ey bizim şefkatli babamız! Bizim günahlarımız için Allah’tan mağfiret dile. Doğrusu biz günahkârız”
99 – Yâkub ailesi Mısır’a gelip Yusuf’un yanına girdiklerinde Yusuf annesi ile babasını kucakladı ve: “Allah’ın dilemesiyle Mısır’a emin olarak girin” dedi. {KM, Tekvin 35,17-20}
100 – Annesi ile babasını tahtına oturttu. Hepsi onun önünde saygı ile eğildiler.
Yusuf: “Babacığım! dedi, işte küçükken gördüğüm rüyanın tabiri! Rabbim o rüyayı gerçekleştirdi.
O, bana nice ihsanlarda bulundu: Beni zindandan kurtardı ve nihayet,
Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra
sizi çölden getirip bana kavuşturmakla da beni ihsanına mazhar etti.
Gerçekten Rabbim dilediği kimse hakkında latifdir (dilediği hususları çok güzel, pek ince bir tarzda gerçekleştirir). Şüphesiz O alîmdir, hakîmdir (herşeyi hakkıyla bilen, tam hikmet sahibidir)”