Huseyni
Müdavim
Selâm
Nisan ayının toprağına basalı birkaç gün olmuştu. İlkbaharın torbası açılmış çiçekler ve böcekler çıkmıştı içinden. Resmîgeçit sergileniyordu zemin yüzünde. Baharda çiçekler karşılıklı selâmlar veriyorlar birbirlerine. Kuşlar her güne bir selâm yolluyor seher vakitlerinde. Unutulmuyor ve ihmal edilmiyordu. Böylelikle her şeyde bir sevincin ahengi tek tek dolaşıyordu. Ama ben bir ikindi vakti selâmın yanımdan uçup gittiğini hissettim. Ne aldım ne verebildim. Çocuksu isyanlarım bile onu tutamadı. Belki büyüklerin vurdumduymazlığına duçar olduğu için. Bilmem ki başka hangi sebep olabilir.
Caddede babamla beraber yürüyorduk. Ellerim başka bir elin avucunda olduğu için parmaklarımın araları terliyordu. Bir marketin önünden geçmek üzereydik. Birkaç adam iskemlelerine kurulmuş sohbet ediyorlardı. Semada gezen gözlerim babamın selâm vermesiyle onlara çevrildi. Selâm ulaşmamış gibiydi karşıya. Babamın elleri havada kaldığı gibi sözleri de havada kaldı. Selâmına mukabele etmediler. Bakakaldım öylece. Yavaş yavaş adımlarımızı atıyorken belirli belirsiz bir sızlanma dolaştı bizde. Babamın ruh hali bana sirayet etmişti. Onun aklında ya da kalbinde nasıl bir duygu yeşerdiğini bilmiyordum ama ellerimi sıkıca tutmasından bir şeyler seziyordum. Onlar hâlâ konuşmalarına devam ediyorlardı. Yüzleri bir yerlerden gelen bu selâma yabancı kesilmişti. Duymamış gibi davranmanın rolü bu kadar yapmacık olamazdı. Yolumuza devam ederken bu adamlar bizden uzaklaşıyordu. Ben gökyüzüne yeniden bakmayı unutmuştum. Çocuk aklım kavrayamamıştı bu hali.
Aynı yoldan geri dönüyorduk. Neyse ki işimiz fazla uzun sürmemişti. Babamın ellerini tutmuyor yanında yürüyordum. O markete yaklaşmak üzereydik. Az öncesine kadar aklımdan silinmiş hadise yeniden yazılmış gibi hatırladım. Bir tedirginlik aynı olayı yeniden yaşama endişesi etrafımda dönmeye başlamıştı. O insanların yüzlerini görmek zoruma gidecekti. Bir selâmın havada kalmasına sebep olmuşlardı. Yavaş yavaş gözlerime daha net görünen bu adamlara bakıyordum. Sanırım bir tek ben bakıyordum. Babamın adımları biraz hızlandı. Onların önünden hızlıca geçen iki kişi olacaktık. Öylede oldu. Tam bu adamları arkamızda bırakacaktık ki babama selâm verdiler. Babam yerine ben dönüp baktım. O ısrarla kendisine daha önce selâm vermeyenlere karşılık vermedi. Hiç oralı olmadı bile. Beklenmedik bu selâm onunkine ne çok benziyordu. Her an öksürük tutacak bir sesle söylenmiş gibiydi. Yine de aldırmadı. Babam yerine benim dönüp bakmamı şaşkınlıkla karşıladılar.
Karşılıklı yaşanan pişmanlık sadece bende zuhur etti. Ucu sivrilmiş bir kalemin kâğıda değen dokunuşları kadar hassastı. O hassaslığın içinde kaldığımı hissettim. Adamlar yine kendi aralarında konuşmaya başladılar biz uzaklaşırken. Dudaklar hareket ediyor, gırtlak yardım ediyor ama gerçekten konuşuyorlar mıydı? Bundan sonrasını bilmiyorum. Kalplerinden geçenler artık kendilerine aitti. Benim tek derdim havada kalan selâmdı. Asıl sahiplerine ulaşmadan.
Babamın tanıdık olsun ya da olmasın yolda karşılaştığı bütün erkeklere selâm verirdi. Çocukken babamın hep bu adamları tanıdığını zannederdim. Şimdi biliyorum ki babam çoğunu tanımıyordu.
FADİME KAYA
13.06.2009
Yeniasya
13.06.2009
Yeniasya