14 nisancilara hos goru bas ortululere cop
Başta لآاِكْرَاهَ فِى الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ cümlesi makam-ı cifrî ve ebcedi ile binüçyüz elli (1350) tarihine parmak basar ve mâna-yı işâri ile der:
Gerçi o tarihte, dini dünyadan tefrik ile dinde ikraha ve icbara ve mücâhede-i diniyeye ve din için silâhla cihada muarız olan hürriyet-i vicdan, hükûmetlerde bir kanun-u esâsî, bir düstur-u siyasî oluyor. Ve hükûmet, "Lâik Cumhuriyet"e döner.
Fakat ona mukabil mânevî bir cihad-ı dînî, îman-ı tahkiki kılıncıyla olacak. Çünki, dindeki rüşd-ü irşad ve hak ve hakikatı gözlere gösterecek derecede kuvvetli bürhanları izhar edip tebyin ve tebeyyün eden bir Nur Kur'andan çıkacak diye haber verip bir lem'a-i i'caz gösterir.
Hem, ta خَالِدُونَ kelimesine kadar Risale-i Nur'daki bütün muvazenelerin aslı, menbaı olarak aynen o muvazeneler gibi mükerreren Nur ve zulümat, ve îman ve karanlıkları karşılaştırmasiyle gizli bir emâredir ki, o tarihte bulunan cihad-ı mânevi mübarezesinde büyük bir kahraman, Nur namında Risale-i Nur'dur ki, dinde bulunan yüzer tılsımları keşfeden onun mânevî elmas kılıncı maddî kılınçlara ihtiyaç bırakmıyor.
Evet hadsiz şükürler olsun ki, yirmi senedir Risale-i Nur bu ihbar-ı gaybı ve lem'a-i i'câzı bilfiil göstermiştir. Ve bu sırr-ı azîm içindir ki,
Risale-i Nur Şâkirdleri, dünya siyasetine ve cereyanlarına ve maddî mücadelelerine karışmıyorlar. Ve ehemmiyet vermiyorlar ve tenezzül etmiyorlar. Ve hakiki şâkirdleri en dehşetli bir hasmına ve hakaretli tecâvzüne karşı ona der :
"Ey bedbaht; ben seni îdam-ı ebedîden kurtarmaya ve fâni hayvaniyetin en süflî ve elîm derecesinden bir bâki insaniyet saadetine çıkarmaya çalışıyorum.
Sen benim ölümüme ve îdamıma çalışıyorsun. Senin bu dünyada lezzetin pek az, pek kısa ve âhirette ceza ve belâların pekçok ve pek uzundur. Ve benim ölümüm bir terhistir. Haydi def ol; senin ile uğraşmam, ne yaparsan yap." Der.
O zalim düşmanına hiddet değil, belki acıyor, şefkat ediyor; keşki kurtulsa idi, diyerek ıslahına çalışır.