İnsan, kendisine tevdi edilen vazifeleri, sahip olduğu şuura göre yapar. Bununla birlikte, evvel ve ahir tavsiyem: Dine, vatana, millete, devlete ve insanlığa hangi seviyede hizmet yaparsak yapalım, karşılığında hiçbir şey beklememeliyiz. İnsan, yaptığı hizmete karşılık olarak hayalinde birtakım beklentiler içine girerse, beklediklerini bulamayınca -hafizanallah- küsüp gidebilir. Ben duâlarımda sürekli "Ya Rabbi, beni arkadaşlarımla, arkadaşlarımla da beni mahcup etme!" diyorum. Zira dünya genelinde belirli bir bakış ve kabulleniş var ve bizler onu korumak zorundayız. Evet, insan yapacağı murakabeler ile kendisinin manen "sıfır" olduğunu sonucuna mutlak ulaşmalı, kendini buna inandırmalı ve büyük veya küçük yaptıklarına kat’iyen sahip çıkmamalıdır. "Bediüzzaman’ın bile kendisini bir "memerr" (bu bazı iyiliklerin uğrağı demektir) olarak gördüğü yerde biz kim oluyoruz ki?" demelidir. Aksi takdirde hayalî düşünceler ve beklentiler içinde boğulup gidebiliriz.
Fethullah Gülen hocamızdan.....
Maddi kaygılarla yapılan işlerde maddi faydalar beklenir. Dökülen bir emek vardır, harcanan bir zaman vardır, kullanılan bir enerji vardır. Ama bir de semeresi ötede beklenen, beklenmesi gereken işler de vardır. Koşturmuşşunuzdur bir hayır işinde, omuz vermişsinizdir bir yardım yükünde, nefes nefese kalmışsınızdır bir güzellik kervanında. İşiniz bitmiş ise durmayın orada. Arayın başka bir iş, başka bir yük, başka bir kervan. Çünkü beklerseniz O’nun rızasından başka bir şey, boşa gider yapılan her şey. “Ücrette değil, hizmette önde olmak” dedikleri de bu değil midir sizce?
Büyüyen şeylerdir insanı beklentilere salan, geçen günlerdir nefsi zorlayan. Yaşınız büyür, abi olursunuz, abla olursunuz belki daha büyüğü de olursunuz. Abilik hakkı, ablalık hakkı der, beklentiye girersiniz. Makamınız büyür, mansıbınız değişir. Kıdem dersiniz, şunca yıldır bu işin içinde olmaktan bahseder, beklentiye girersiniz. Bilginiz artar, görgünüz gelişir. Tecrübe dersiniz, “biliyoruz” der, beklentiye girersiniz. Yaratan bir kabiliyet vermiştir, az çalışma ile geliştirmişsinizdir. “Yaptık, ettik, tuttuk” der, kendinizden bilir, beklentiye girersiniz.
İnsan bu; nefis taşır. Nefis bu; dünyayı taşır. Taşıyan da taşıttıran da, yapan da yaptıran da Allah’tır. Ne zaman ki bunu anladık, o zaman bir ümit bekleriz; bekleriz de O’nun rızasına ereriz.
Esat Gürbüz
KEŞKE HAYAT BOYU BEKLENTİSİZ OLARAK HİZMET EDEBİLSEK
Keşke!.. hiçbir zaman, farklılık ve üstünlük mülahazasına girmeden düz bir insan gibi hizmet etsek.Keşke dünyanın dört bir yanında dolaşsak; din, dil, ırk ve renk ayırımı yapmadan insanların yardımına koşsak; dinimizi, doğru bildiğimiz hakikatleri anlatsak; ama bunu yaparken tamamen beklentisiz olsak.Keşke!.. dupduru duygu ve düşüncelerimizi makam, mansıp, şan ve şöhret gibi şeylerle hiç bulandırmadan kulluğumuzun gereğini edâ etsek. Hayatımızı sadece dinimizi anlatmaya, Rabb’imizi tanıtmaya bağlasak. Nerede yaşıyor ve nerede duruyorsak duralım; bulunduğumuz yerde sadece ve sadece insanlığın muhtaç olduğu ilâhî mesajı daha bir gürül gürül anlatmak için bulunsak. Duruşumuzu kendi geleceğimize değil insanlığın mutluluk ve huzuruna bağlasak. Ve sürekli O’nu düşünsek; O’nunla oturup kalksak. Gözlerimizin içine başka hayalin girmesine meydan vermesek. Keşke… Cenâbı Allah’ın rızasını aradığımız bu yolda, maddî menfaatler bir yana, manevî füyuzât hislerini bile hesaba katmadan bir nefer olarak hizmet etmek hepimizin hedefi olmalıdır. Samimi bir kul olarak O’nun rızasını aramak hiçbir şeye değiştirilemeyecek bir nimettir. Manevî makamlar, keramet, keşif, iç okuma ve bu şekilde insanlara müessir olma.. bunların hiçbiri bizim ardına düştüğümüz hedefler olamaz. Rabb’imizin lütfu olarak bu türden bir nimete mazhar olursak, onu da derin bir şükür mülahazasıyla karşılar; meseleyi yine her nimetin asıl Sahibine bağlar ve hatta bir istidraca maruz kaldığımız korkusuyla tir tir titreriz.. titreriz de ayağımızı kaydırmaması için yine O’nun engin rahmetine sığınırız.
İnsan her zaman bu çizgisini koruyamayabilir; fakat temelde böyle bir duyguya bağlı olursa asla kaybetmez. Evet, insan bazen hata edebilir. Hata etmemek değil, bağlandığı kapıya sıkıca yapışmak ve oradan ayrılmamak esastır. Zaten Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) de “Her insan hata edebilir. Hata işleyenlerin en hayırlısı tevbe edenlerdir.” buyurmuyor mu? Cenâb-ı Allah günah işleyenleri kapısından kovmamış; tevbe etmeleri için onlara fırsatlar vermiştir. Bir anlık sürçmesine rağmen tekrar doğrulup kulluk yoluna râm olanlar rahmet kapısının kendilerine daima açık olduğunu görmüşlerdir. Fakat verilen bu fırsatları değerlendiremeyip hata ve günahta ısrar edenler O’nun rahmet kapısından kopup gitmiştir
Fethullah Gülen...kürsü..
Fethullah Gülen hocamızdan.....
Maddi kaygılarla yapılan işlerde maddi faydalar beklenir. Dökülen bir emek vardır, harcanan bir zaman vardır, kullanılan bir enerji vardır. Ama bir de semeresi ötede beklenen, beklenmesi gereken işler de vardır. Koşturmuşşunuzdur bir hayır işinde, omuz vermişsinizdir bir yardım yükünde, nefes nefese kalmışsınızdır bir güzellik kervanında. İşiniz bitmiş ise durmayın orada. Arayın başka bir iş, başka bir yük, başka bir kervan. Çünkü beklerseniz O’nun rızasından başka bir şey, boşa gider yapılan her şey. “Ücrette değil, hizmette önde olmak” dedikleri de bu değil midir sizce?
Büyüyen şeylerdir insanı beklentilere salan, geçen günlerdir nefsi zorlayan. Yaşınız büyür, abi olursunuz, abla olursunuz belki daha büyüğü de olursunuz. Abilik hakkı, ablalık hakkı der, beklentiye girersiniz. Makamınız büyür, mansıbınız değişir. Kıdem dersiniz, şunca yıldır bu işin içinde olmaktan bahseder, beklentiye girersiniz. Bilginiz artar, görgünüz gelişir. Tecrübe dersiniz, “biliyoruz” der, beklentiye girersiniz. Yaratan bir kabiliyet vermiştir, az çalışma ile geliştirmişsinizdir. “Yaptık, ettik, tuttuk” der, kendinizden bilir, beklentiye girersiniz.
İnsan bu; nefis taşır. Nefis bu; dünyayı taşır. Taşıyan da taşıttıran da, yapan da yaptıran da Allah’tır. Ne zaman ki bunu anladık, o zaman bir ümit bekleriz; bekleriz de O’nun rızasına ereriz.
Esat Gürbüz
KEŞKE HAYAT BOYU BEKLENTİSİZ OLARAK HİZMET EDEBİLSEK
Keşke!.. hiçbir zaman, farklılık ve üstünlük mülahazasına girmeden düz bir insan gibi hizmet etsek.Keşke dünyanın dört bir yanında dolaşsak; din, dil, ırk ve renk ayırımı yapmadan insanların yardımına koşsak; dinimizi, doğru bildiğimiz hakikatleri anlatsak; ama bunu yaparken tamamen beklentisiz olsak.Keşke!.. dupduru duygu ve düşüncelerimizi makam, mansıp, şan ve şöhret gibi şeylerle hiç bulandırmadan kulluğumuzun gereğini edâ etsek. Hayatımızı sadece dinimizi anlatmaya, Rabb’imizi tanıtmaya bağlasak. Nerede yaşıyor ve nerede duruyorsak duralım; bulunduğumuz yerde sadece ve sadece insanlığın muhtaç olduğu ilâhî mesajı daha bir gürül gürül anlatmak için bulunsak. Duruşumuzu kendi geleceğimize değil insanlığın mutluluk ve huzuruna bağlasak. Ve sürekli O’nu düşünsek; O’nunla oturup kalksak. Gözlerimizin içine başka hayalin girmesine meydan vermesek. Keşke… Cenâbı Allah’ın rızasını aradığımız bu yolda, maddî menfaatler bir yana, manevî füyuzât hislerini bile hesaba katmadan bir nefer olarak hizmet etmek hepimizin hedefi olmalıdır. Samimi bir kul olarak O’nun rızasını aramak hiçbir şeye değiştirilemeyecek bir nimettir. Manevî makamlar, keramet, keşif, iç okuma ve bu şekilde insanlara müessir olma.. bunların hiçbiri bizim ardına düştüğümüz hedefler olamaz. Rabb’imizin lütfu olarak bu türden bir nimete mazhar olursak, onu da derin bir şükür mülahazasıyla karşılar; meseleyi yine her nimetin asıl Sahibine bağlar ve hatta bir istidraca maruz kaldığımız korkusuyla tir tir titreriz.. titreriz de ayağımızı kaydırmaması için yine O’nun engin rahmetine sığınırız.
İnsan her zaman bu çizgisini koruyamayabilir; fakat temelde böyle bir duyguya bağlı olursa asla kaybetmez. Evet, insan bazen hata edebilir. Hata etmemek değil, bağlandığı kapıya sıkıca yapışmak ve oradan ayrılmamak esastır. Zaten Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) de “Her insan hata edebilir. Hata işleyenlerin en hayırlısı tevbe edenlerdir.” buyurmuyor mu? Cenâb-ı Allah günah işleyenleri kapısından kovmamış; tevbe etmeleri için onlara fırsatlar vermiştir. Bir anlık sürçmesine rağmen tekrar doğrulup kulluk yoluna râm olanlar rahmet kapısının kendilerine daima açık olduğunu görmüşlerdir. Fakat verilen bu fırsatları değerlendiremeyip hata ve günahta ısrar edenler O’nun rahmet kapısından kopup gitmiştir
Fethullah Gülen...kürsü..