Tabiat'ın Tevhidi Okunuşu
Beklenecegi gibi Bediüzzaman düşüncesinin odağına tevhıd ı yerleştırır. Gerçekten düşünürde `bütün yollar "tevhid"e çıkar'. Sosyal, siyasal, ekonomik, kozmolojik, felsefi, psikolojik, ontolojik..tüm yorum ve yakhaşımları, doğrudan ve katıksız tevhid hassasiyetli ve tevhid eksenlidir. Tevhid'i bulanıklaştıracak, perdeleyecek, zedeleyecek her türlü felsefı bakış açısı onun düşünce sistemi ve külliyatında savaşılacak bir "zorlu düşman"dır. Atom-altı dünyadan, basit organizmalara, nazik bir çiçekten bahar ve cennete, yerküreden güneş sistemlerine kadar her şey ve her olay tevhid ekseninde anlam ve deger kazanır. Bediüzzaman'ın tabiat olayları ve yasalarına yaklaşımı da bu eksen üzerindedir. Aslında üzerinde bulundugumuz konu son derece komplike olan, uzun zihin faaliyeti gerektiren, ama o kadar da anlamlı ve önemli bir konudur. Bir kerre Bediüzzaman'ı felsefı geri-plan açısından tarihi süreçte nereye yerleştirecegiz? Bir tarafta maddenin ezeliyet ve kıdemini esas alarak Cenab-ı Hakk'ı devre dışı bırakan Aristotelestçi, kartezyen, deist, materyalist ve ateist gelenek: beri tarafta Aristotelestçi yaklaşımın belli unsurlarını alarak İslami vahyle karıştıran ve geniş ölGüde tevhidi yaklaşımı perdeleyen İbn-i Sina, Suhreverdi, Molla Sadra'nın temsil ettiği "yarı-mekanistik" diyebilecegimiz gelenek; diger tarafta da sembolizmi ön-plana çıkararak belli noktalarda tevhidi zedeler çıkışlarda bulunan tasavvuf eksenli Vahdet-i Vucudçu gelenek. Aynı şekilde tevhidi duyarlılıgı son derece şiddetli EşariGazali gelenegi. Bediüzzaman'ın külliyatı dikkatle incelendiğinde sözü edilen geleneklerin hemen hepsinden haberdar oldugu, bazılarından önemli ölçüd,e etkilendigi ve bazılarıyla da derinden hesaplaştıgı görülür. Burada şunu hemen vurgulamak gerekir: Bediüzzaman, tevhid duyarlı yaklaşımlarında İmam-ı Gazali ile geniş bir düzlemde buluşmaktadır. Ancak, iki imam da kullandıkları yöntem ve seçtikleri çıkış noktası bakımından belli ölçüde farklılaşırlar. Şerif Mardin hocanın da dikkat çektigi gibi Bediüzzaman'da geleneksel ilmihal ve ahlaki konulara verilen önem azalmakta, fızik dünyaya ve fizik dünyanın unsurlarına yeni bir vurgu görülmektedir. Risaleler, atomdan gezegenlere, çiçeklerden bahar mevsimlerine, yagmur damlasından hava hareketlerine, fızik dünyanın temel unsurlarını konu alan temalarla doludur. Gerçekten de Bediüzzaman'da geleneksel İslami usulllerde görülen insan-Allah(cc) ilişkisinin ezici ağırlığı, yerini Allah-İnsan-Tabiat ilişkisine bırakmıştır. Düşünürde tabiatın tüm alt birimleri birer tevhid âyeti olarak ön-plana çıkmıştır:
"Mesela bir çiçek kendince bir nakş-ı sanatı gösterip lisanı haliyle esma-i fatırı (Allah'ın isimleri) zikrettiği gibi küre-i arz bahçesi dahi bir çiçek hükmündedir. (Onun da) gayet muntazam külli vazife-i tesbihiyyesi vardır... Knca bir agacın (da)·..ubudiyyeti vardır. Nasıl bir agaç yaprak, meyve ve çiçeklerinin kelimatı ile bir tesbihatı var. Öyle de koca semavat denizi dahi kelimatı hükmünde olan güneşler, yıldızlar ve aylar ile Fatır-ı Zülcelal'ine tesbihat yapar...Mevcudat-ı hariciyyenin her biri sureten şuursuz, camid iken, gayet hayattarane ve şuurdarane vazifeleri ve tesbihatları vardır..."27
Aynı şekilde sürekli hareket halinde olan atom-altı dünya da tevhid çerçevesi içinde risalelerde geniş yer alır:
"Tahavvülat-ı zerrat(atom hareketleri) Nakkaş-ı Ezeli'nin (Allah cc'nün) kalem-i kudreti, kitab-ı kainatta yazdığı ayat-ı tekviniyyesi hengamındaki ihtizazat ve cevelanıdır. Yoksa; maddiyyun ve tabiyyunların tevehhüm ettikleri gibi tesadüf oyuncağı ve karışık, manasız bir hareket değildir. Çünkü bütün mevcudat gibi zerreler... mebde-i hareketinde "bismillah" der: Çünkü... bugday tanesi kadar bir çekirdegin koca bir çam agacı gibi bir yükü omuzuna alması gibi...(agır bir yükü yüklenir). Hem vazifesinin hitamında "elhamdülillah" der: Çünkü bütün ukulü (akılları) hayrette bırakan hikmetli bir cemal-i sanat, faideli bir hüsn-ü nakş göstererek Sani-i Zülcelal'in (Allah cc'nün) medahihine bir kaside-i medhiyye gibi bir eser gösterir."
Bediüzzaman bir taraftan tüm varlıklarda tevhide yönelik nitelik ve özellikleri ısrarla vurgularken diğer taraftan da tabiattaki düzen ve intizama önemle dikkat çeker. Kainatı bir "fabrika", bir "makinâ' ve bir "eczehane" şeklinde algılaması Şerif Mardin hocanın iddia ettiği gibi Newtoncu mekanigi kabul ettiğinden değil,28 O ancak başka bir düzlemde kainattaki "sünnetullah"ın Cenab-ı Hakk'ın "hikmet"ine uygun hareket ettigini vurgulamak istemesindendir. Düşünüre göre kainatta akıl almaz bir düzen ve nizam vardır. Hiç bir şey ihmal edilmeden. unutulmadan, karıştırılmadan planlandığı şekilde sürekli yeniden yaratılmaktadır. Mesela bir· birinden hem şekil, renk ve desen bakımındar hem de yapı ve nitelik bakımından farklı yüzbinlerce çiçek ve töhum, her bahardı yeniden yaratılmakta ve teşhir edilmektedir `...agaç, çiçek ve otların muhtelif tohumlarındaı bir kabza al...(onları) karantıkta, karanlık, basi ve camit bir toprak içine...serp. Sonra mizansı ve eşyayı fark etmeyen ve yüzünü nerey çevirirsen oraya giden basit su ile sula... sonr bahar mevsiminde gel, bak!... nihayet dereced karışık ve (birbirine) karışmış tohumcuklar, İsm-i Hafiz'in tecellısi altında kemal-i intizam ile (Allah cc'nün) emirlerine imtisal ediyorlar. Öyle...hareket ediyorlar ki, onların o hareketlerinde bir şuur, bir basiret, bir kasd, bir irade, bir ilim, bir kemal, bir hikmet(in) parladıgı görünüyor. Çünkü, görüyorsun ki o birbirine benzeyen tohumcuklar, birbirinden temayüz ediyor (farklılaşıyor), ayrılıyor."29
Bediüzzaman'a göre kainattaki olaganüstü düzenlilik ve intizamın geri-planında Cenab-ı Hakk'ın kudreti, iradesi ve binbir esması bulunmaktadır:
"Her şey(in), vücudunda... sıfat ve şuunatında(ki) kemal-i sanat ve intizam, gösteriyor ki: (her şey)bir kudret-i kâmilenin desatiri... ve bir irade-i nafızenin kavanini ile vücud giydiriliyor. Suretleri tayin, teşhis edilip, birer miktar-ı muayyen, birer şekl-i mahsus veriliyor. Demek o kudret ve iradenin külli ve umumi bir mecma-i kavanini, bir defter-i ekberi vardır ki, her bir şeyin hususi vücutları ve mahsus suretleri ona göre dikilir giydirilir... felsefenin ahmaklıgına bak ki, kudret-i fatıranın o Levh-i Mahfuz'unu, hikmet ve irade-i Rabbaniyenin o basirane kitabının eşyadaki cilvesini, aksini, misalini hissetmişler, haşa, "tabiat" namıyla tesmiye etmişler, körletmişler. İşte... kaderin hükmü ve düsturu ile kudret-i İlahiyye icad-ı eşyada her biri birer âyet olan silsile-i mevcudatı Levh-ı Mahv-ı İsbat denilen zamanın sahife-i misaliyesinde yazıyor, icad ediyor, zerratı tahrik ediyor. Demek harekat-ı zerrat(atomların hareketi)... mevcudat(ın) alemi gaybdan, alemi şehadete ve ilimden kudrete geçmeleri (sürecinde) bir harekattır."30
Dikkat edilecegi gibi Bediüzzaman yukarıdaki izah ve çözümlemesinde iki önemli olguyu vurguluyor. Bunlardan biri, tüm varlıkların Cenab-ı Hakk'ın ezeli ilmiyle bilinip, kader programıyla programlanıp, vücuda gelme zamanında kudret kalemiyle atomlar tahrik edilerek yaratıldıgıdır. Buna göre kainatta hiç bir şey Allah (cc)'ın ilminden, kudretinden ve iradesinden bagımsız degildir. Yani kâinatta hiç bir varlık "otonom" bir yapıda degildir. Külli ilim ve irade her şeyi kuşatmakta ve ihata etmektedir. İkinci nokta ise, yaratılan her varlıgın olabilecek en güzel şekilde, formda ve estetikte yaratılmasıdır. Her şey belli bir planda yaratıldıgına göre hiç bir şeyde tesadüf,ihmal, savurukluk,abes ve israf yoktur. İlginçtir ki, Bediüzzaman burada tabiat kanunlarına İslamiEşari-Sünni düşüncede daha önce müşahede edilmedigi agırlıkta bir önem atfediyor. Ancak bu kanunların Allah (cc)'ın kudretini sınırlayacak şekilde kesin (vacip) yasalar olmadıgını da ayrıca vurguluyor.
"..O Kadir-i Mutlak'ın ne ihtiyacı var ki, aciz vesaiti (sebepleri) rububiyetine ve icadına teşrik(ortak) etsin... Belki dogrudan dogruya müsebbibi, sebep ile beraber halkederek, cilve-i esmasını ve hikmetini göstermek için bir tertip ve tanzim ile zahiri bir sebebiyet, bir mukarenet vermekle, eşyadaki zahiri kusurlara merhametsizliklere ve noksaniyetlere merci olmak için esbab ve tabiatı dest-i kudretine perde etmiş, izzetini o suretle muhafaza etmiş"tir.31
Görüleceği gibi Bediüzzaman da İmam-ı Gazali gibi sebep-sonuç arasındaki ilişkinin sadece birarada olma olayından başka bir şey olmadıgı, bunun ise kudret-i İ(ahiyyeyi sınırlayıcı ve devre-dışı bırakıcı bir süreç olmadıgı konusunda ısrarlıdır.
Bediüzzaman fızik dünya ve unsurlarına vurgusu ile İmam-ı Gazali ve benzeri selet7erinden ayrılırken tevhid duyarlılıgında selefiyle adeta rampalanır. Sünni-Eş'ari çizgisini çagımıza bütün anlamlılıgıyla taşır. Kainatta hiç bir şeyin Allah(cc)'ın iradesi, kudreti ve ilmi dışında cereyan edemiyecegini haykırır. Newtoncu mekanik fideliginde yeşeren ve Allah (cc)'ı devre dışı bırakan deist düşünceye "Kayyumiyet Prensibi" ile meydan okur. Yukarıda kısaca deginildigi gibi deist düşünce, Allah'ın kainatı mükemmel bir makina tarzında yaraİtıgı ve rasyonel-degişmez kanunlarla kendi işleyişine bıraktıgı anlayışı ekseninde şekilleniyordu. Bediüzzaman ise bu yaklaşıma karşı, bir saniye bile kainatın Külli İrade ve Meşietten bagımsız kalamıyacağını ortaya koyar:
"..Şu kainattaki ecram-ı semaviyenin kıyamları ve bekaları; sırr-ı kayyumiyetle baglıdır. Eger o cilve-i kayyumiyet bir dakika yüzünü çevirse...milyonlarla küreler feza(da) dağılacak, birbirine çarpacak, adeta dökülecekler...O Zat-ı Kayyum-u Zülcelalin madde-i esiriyye (esir maddesi) içinde hadsiz ecram-ı semaviyyeye nihayet derecede intizam ve mizan içinde sırr-ı kayyumiyetle bir kıyam, bir beka, bir devam vererek...küreleri direksiz, istinatsız, boşlukta durdurmakla beraber, her birini bir vazife ile tavzif edip gayet muhteşem bir ordu şeklinde "Emr-i Kün feyekün"den gelen fermanlara kemal-i inkıyatla itaat ettirmesi..."32 yoluyla her an Allah'ın kâinata müdahalede bulundugunu gösterir.
Benzer olay atom dünyasında da geçerlidir. Mesela bir hava zerresi o kadar anlamlı ve komplike faaliyetler icra eder ki, ya bu zerrenin dünyadaki tüm dil ve aksanları bilmesi, ya da Halık'ının "emirber bir neferi" olması gerekir.
"Evet nasıl ki bir avuç toprak yüzer çiçeklere nöbetle saksılık eden kabında eger tabiata ve esbaba havale edilse lazım gelir ki ya o kapta küçük mikyasta yüzer, belki çiçekler adedince manevi makinalar, fabrikalar bulunsun veyahut o parçaçık topraktaki her bir zerere bütün o ayrı ayrı çiçekleri muhtelif hasiyetleriyle ve hayattar cihazatıyla... bilsin; adeta bir ilah gibi hadsiz ilmi ve nihayetsiz iktidarı bulunsun. Aynen öyle de: emr ve iradenin bir arşı olan havanın,rüzgarın her bir parçası ve nefes ve tırnak kadar olan "hüve" lafzındaki havada; küçücük mikyasta, bütün dünyada mevcut telefonların, telgrafların radyoların ve hadsiz muhtelif konuşmaların merkezteri, santralleri ahize ve nakileleri bulunsun ve o hadsiz işleri beraber ve bir anda yapabilsin. Veyahut o "hüve"deki havanın belki unsuru havadaki her bir parçasının her bir zerresi, bütün telefoncular ve ayrı ayrı umum telgrafçılar ve radyo ile konuşanlar kadar manevi şahsiyetleri ve kabiliyetleri bulunsun ve onların umum dillerini bilsin ve aynı zamanda başka zerrelere de bildirsin neşretsin. Çünkü bilfiil o vaziyet kısmen görünüyor ve havanın bütün eczasında o kabiliyet var. İşte ehl-i küfrün. tabiyyun ve maddiyyunların mesleklerinde degil bir muhal belki zerreler adedince 'muhaller ...ve müşkilatlar aşikâre g6rünüyor. Eger (bu faaliyetler) Sani-i Zülcelal'e verilse hava bütün zerratıyle onun emirber neferi olur. Bir tek zerrenin muntazam bir tek vazifesi kadar kolayca, hadsiz külli vazifelerini Hâlıkının kuvvetiyle...bir anda şimşek süratinde yapabilir."33
Öte yandan atom-altı dünyadaki varlıklarda görülen son derece karmaşık ve hassas hareket ve fiillerin kendi kendine tesadüfen olması düşünüre göre kesinlikle mümkün degildir. Gerçekten de günümüzde atom-altı dünyada atomların çok sayıda seçenekten belli seçenekleri tercih etmelerinin nedenleri kesinlikle bilinememektedir. Bununla birlikte her atom sanki son derece gelişmiş bir irade ve zekaya sahipmiş gibi tutarlı davranışlar sergilemektedir. Atomlardaki bu irade ve ihtiyar belirtisi en sonunda ünlü Quantum fizigini kuran Arthur Eddington'u "atomların iradesi" düşüncesi sonucuna kadar götürmüştür.34 Bediüzzaman'â göre ise atomlardaki bu irade ve ihtiyar belirtisi, onların irade ve ihtiyara sahip olmalarından degil, her an Allah (cc)'ın her bir atoma ilmi, iradesi, kudreti ile tecelli etmesinden kaynaklanır.
"..hem maddiyyun denilen bir kısım ehli dalalet zerrattaki(atomlardaki) tahavvülat-ı muntazama içinde Hallakiyyet-i İlahiyyenin ve Kudret-i Rabbaniyyenin bir cilve-i azamını hissettiklerinden (ve) o cilvenin nereden geldigini bilemediklerinden ve kudret-i Samedaniyyenin (Allah'ın kudreti) cilvesinden gelen umumi kuvvetin nereden geldigini anlayamadıklarından madcje ve kuvveti ezeli tevehüm ederek zerrelere ve hareketlerine âsar-ı İlahiyyeyi(İlahi güç) isnad etmeye başlamışlar...İnsanlarda bu derece hadsiz cehalet olabilir mi ki, mekândan münezzeh olmakla beraber, her yerde, her şeyin icadında,her şeyi görecek, bilecek, idare edecek bir tarzda bulunur bir tarzda yaptıgı fiilleri ve eserleri; camid, kör, şuursuz, iradesiz, mizansız ve tesadüf fırtınaları içinde çalkalanan zerrata ve harekâtına vermek ne kadar cahilane.. bir tlkir oldugunu..(aklı olanın) bilmesi gerekir."35
Oysa Bediüzzaman'a göre atomlar irade, ilim ve kudret sahibi olmadıklarından, bununla birlikte hareket ve fiillerinde anlamlı bir kasdın, iradenin ve kudretin eseri apaçık ortada oldugundan, ya camid, şuursuz, iradesiz varlıklara ilim, şuur ve kudret isnad edecegiz ya da onları bir mutlak kudret, ilim ve irade sahibine isnad edecegiz.
"Her zerrede hem harekâtında hem sükünetinde... güneş gibi iki nuru tevhid parlıyor. Her bir zerre eger memur-u İlahi olamazsa ve onun izni ve tasarrufu ile hareket etmezse ve ilim `ve kudretiyle tahavvül etmezse o vakit her bir zerrenin nihayetsiz bir ilmi hadsiz bir kudreti her şeyi görür bir gözü,her şeye bakar bir yüzü her eşeye geçer bir sözü bulunmak lazım gelir. Çünkü anasırın her bir zerresi, her bir cismi zihayatta muntazaman işler veya işleyebilir. Eşyanın intizamı ve teşekkülatı birbirine muhaliftir. Onların nizamatı bilinmezse işlenilmez. İşlenilse de yanlışsız yapılmaz. Halbuki yanlışsız yapılıyor. Öyleyse o hizmet eden zerreler ya bir ilmi muhid sahibinin izin ve emriyle ve ilim ve iradesiyle işliyorlar, veyahut kendilerinde öyle bir muhit ilim ve kudret bulunmak lazım geliyor."36 Böyle bir düşünce ise son derece saçma bir düşüncedir. O zaman her bir varlığın dogrudan Allah'ın emri, iradesi ve ilmi altında oldugu gerçeginin kabul edilmesi gerekiyor.