Bir yıldız daha koptu bağrımızdan Latif Erdoğan / SABAH Dersini öyle almıştı: Ölüm

harp

Well-known member
Bir yıldız daha koptu bağrımızdan Latif Erdoğan / SABAH Dersini öyle almıştı: Ölüm

[FONT=verdana,sans-serif]Bir yıldız daha koptu bağrımızdan[/FONT]
Latif Erdoğan / SABAH

[FONT=verdana,sans-serif] [/FONT]
[FONT=verdana,sans-serif] Dersini öyle almıştı: Ölüm bir yokluk, bir hiçlik değil, gerçek hayata, ebedi var oluşa bir geçiştir.
Normal 0 21 MicrosoftInternetExplorer4 Kabir, dünya zindanından Cennet bahçelerine açılan kapının adıdır. Orası bir bekleme salonudur; haşire, mizana, sırata, Cennet ya da Cehenneme uzanan yolculuğa çıkacaklar, ellerindeki bilet ve sermayeye göre, kıyamet sonrası binecekleri vasıtaya buradan binecek, yolculuklarının devamını bu duraktan başlayarak sürdüreceklerdir. Kıyameti bekleme müddeti içinde dostlar ve ahbap böylesi bir berzahta buluşacak, görüşecek, yalnızlığın yükleyeceği sıkıntı, tedirginlik ve korkudan kurtularak muhabbetin ruhani hazzına ereceklerdir. O şartla ki, dünya serüvenini iman ile, güzel amellerle değerlendirmiş ve kabre intikalini bu hal üzere gerçekleştirmiş bulunsunlar. Bahtiyarlık ki ne bahtiyarlık...[/FONT]
[FONT=verdana,sans-serif]
İnsan sadece cesetten ibaret bir varlık değildir. Belki insan, bir nakşı azam sıfatıyla kainatın küçük bir modeli olarak sayılamayacak kadar çok ve çeşitli varlık gerçekleriyle donanımlı yaratılmıştır. Ve insandaki bu varlık gerçekleri bir nüve, bir çekirdek halinde, kainatta dağılmış varlık gerçeklerinin tümüyle ilgili, alakalı ve irtibatlıdır. İnsan küçük bir alem; alem ise inkişaf etmiş, makro ve büyük bir insan suretindedir. Bu keyfiyet sebebiyledir ki, tek başına bir alem olabilmiş insanın kaybı, aynen bütün bir alemi kaybetmekle eş değerdir. Ne ki, şükür ki, mutlak anlamda böyle bir kayıp yoktur. Çünkü olan sadece bir intikal, bir yer değiştirmedir.Bu değişim esnasında, insan mahiyetinin dağılmasını, yokluğa yakın bir mücerrede dağılmasını önleyen güç ise kuşkusuz ruhtur, ruhun baki oluşu özelliğidir.[/FONT]
[FONT=verdana,sans-serif]
Ruh, dünyada inkişaf ve eğitimi adına, Rabbi tarafından kendisine tahsis edilen beden evinden, yine Rabbinin izni ve emriyle ayrılırken, misali bedenini bir elbise gibi giyer ve öyle ayrılır. Çoğunlukla bu bedeni misali, insanın dünya cesedine benzer olur. Fakat arada, iman ve güzel amellerin, bütün kötülüklerden arınarak iyiliklerle mücehhez olmanın, üstün ahlak verileriyle kıvamını en güzel şekle ulaştırmış bulunmanın devreye girmesiyle hasıl olan büyük bir keyfiyet farkı bulunur ki, gören göze bu fark, nurdan bir elbise, ışıktan bir urba şeklinde görülür...

Dünya ile berzah arasında ince bir perde vardır. Kalp gözü açık her gönül ehli, berzahı aynen dünya gibi müşahede eder, hikmet yurdunun şartlarını fazlaca zorlamamak şartıyla, bu kudret darına ziyaretlerde bulunur, ora ehliyle daha berzaha geçmeden görüşür, konuşur, ünsiyet eder. Böyle mübarek kişilere "Ehl-i Keşfe'l-Kubur Velisi" denir. Berzahtakilerin bu dünyayı algılamaları daha da kolaydır.Gerektiği zaman, o yetkiyi elde etmişlerin temessül yoluyla görünmeleri de çoklukla mümkündür, vakidir. Özellikle, nebilerin, şehitlerin, veli kulların bu noktada imtiyaz,ayrıcalıkları vardır. Öldükten sonra bile tasarrufları devam edenler, önemli vazifelerini bu dönemde de aynen sürdürürler...(Gavs-ı Azam Şeyh Abdulkadiri Geylani,Şeyh Hayati-i Harrani ve Şeyh Maruf-u Kerhi ölümlerinin ardından hala daha tasarrufu devam eden büyük evliyadandır.)


Ruh, cisim gibi zaman ve mekan kaydı altında değildir. Kalp ve ruhun derece-i hayatına çıkanlar için, zaman ve mekan sonsuz denecek ölçüde yeni boyutlar kazanır. Onlar geçmiş ve geleceği bir anda yaşarlar. Bedenleri burada iken, ruhları nice alemlerde seyran ederler..
Dersini böyle alan, böyle yaşayan bir veli kuldu şüphesiz Bediüzzaman Hazretleri'nin seçkin talebelerinden Ali İhsan Tola. Aldığı dersle şahsi istidat ve müktesebatını gayet ahenkli bir üslupla sentezlemiş ve varlığını insanların maddi manevi faydasına, hayrına bezletmişti. Bütün ömrünü böylesi bir adanmışlıkla tüketti. Münzevi yaşadı. Ya hayır söyledi ya sustu. Her türlü fitneden daim uzak durdu. Kucaklayıcı oldu, birleştirici oldu. Öylece de öldü. Melekleri bile gıptaya sevk edecek bir manevi yoğunlukla teşyi edildi, uğurlandı. Defin için kabrine inen kıymetli bir dostumun bana dediği şu oldu: Yüzünü açtım, yavru güneş gibi parlıyordu. Kokladım, burcu burcu cennet kokuyordu..


[/FONT]
 
Üst