BİZE YAKIN OLANLARDAN ÇOK UZAKLARDA YAŞAMAK
Bize çok yakın olanlardan çok uzaklarda yaşamak bir gaflet değilse, adı nedir? Bazen mutluluk, insana çok yakın bir yerdedir de, biz onu çok uzaklarda arar dururuz. Belki de bir an kendimizi tatmin etmek adına uçsuz bucaksız denizlere ve çöllere yelken açarız. Ne ömür yeter buna, ne de o çok aradığımız sevinç ve mutluluğu buluruz. Sanki bu, yüzme bilmeyen bir kimsenin korkunç denizlerde yüzmesi, bilinçsiz ve umutsuzca dalgaları kulaçlamasına benzer. İnsan biraz da, belki de daha fazla, macera heveslisi olmasından kaynaklanır herhalde.
Bir değer var, hemen yanı başınızda, dokunsanız sizin derdinize derman olacak kadar yakın bir yerde. Siz de fiziki olarak ona çok yakın bir yerdesinizdir. Sizin dokunmayı unuttuğunuz o değer size her gün her saat binler kere gülümserken siz ondan çok uzaklarda gerekli ve gereksiz meşguliyetlerle dönüp de onun gibi bir tebessüm etmeyi unutmuş kimseler oluvermişsinizdir.
Aslında kazançsa o, sevinçse o, acıyla karışık huzursa o, en temizi o, iffet ve saygınlıksa o, kurtuluş veya kurtuluşa kendisiyle yelken açılacak yine o…o.
Peki, insan neden hep bu değeri bırakır da olmadık hayallerin peşine takılır? Neden sonu acı ızdırap ve hüsran olacağını bile bile bir nebzecik geçici zevk uğruna bu değeri görmezden ve bilmezden gelir? Bütün şaşaasıyla bir hakikati ifade den bir doğru içinde, bir bütünün küçücük ve acı bir zerresinde, adı zehir den başka bir hakikat olamayan bir pişmanlık, sahi niçin hep peşinden koşulan şey olur?
Ben ne mi anlatıyorum?
İstedim ki, bir hayal deryasında hakikate bir yelken açalım. Allah’a meydan okuyan bir mucidin, sonu hüsran olacak, gafletin kuşattığı bir mürettebat olmak yerine, aynı denizlerde gemisini Allah adına yürüten bir kaptanın, zikir ve çığlık arasında tercihini yapan kutlu yolcuları olalım.
Biz neden uzaklardayız? Nelerden uzaklardayız? Çocukken elimize geçen küçük bir oyuncağın bir uçak kadar kıymeti olur. Ama bir gün, o gerçek, büyük uçağa sahip olduğumuzda, o çocuk kadar sevinçli ve o çocuk kadar temiz kalabiliyor muyuz? Kim buna evet diyebilir ki? Peki neden?
Çünkü çocuk o oyuncağı severken, oyuncağı kendisine vereni unutmaz. Çocuk o oyuncak uçakla kendi hayal dünyasında göğün en derin yerlerine kanat çırparken, yanındakileri unutmaz. Hile bilmez, kötü düşünmez. Çünkü fıtratı bozulmamıştır. Hatta o gökyüzüne uçağıyla kanat çırparken sevdikleri her daim yanındadır. Gerçek ve Hayal dünyasında kendine yakın olanlardan uzaklarda bir hayat sürmek korkutur onu. Belki bilir belki de bilmez ama bir gerçek var ki, asıl mutluk gerçekten kendisini sevenlerle aynı mekânda var olmak ve var kalmaktır.
Bizim çocuklarımız, eşlerimiz, dost, akraba ve komşularımız ve de sahip olduğumuz adını sayamayacağımız nice şeyler. Bugün bize yakın yerde duruyorlar. Ama bir gafletle bazen biz onlardan çok uzaklarda bir hayat sürüyoruz. Yanımızdalar deyip onların yanından gafletle geçip gidiyoruz, bizi bizden alıp götürecek çok uzaklara. Peki, ne oluyor sonra? Korktuğumuz şey oluyor. Kendi söz, davranış ve tutumlarımızla uzağında yaşadığımız bu şeyler, bize ellerini sallamadan veya ellerini sallarken bizim onları göremeyeceğimiz bir gaflet içerisinde yanı başımızdan geçip gidiyorlar. Bir, iki, üç… derken bir den yalnızlaşmaya başladığımızı bütün korkunçluğuyla görmeye başlıyoruz. Ne göz ama! Kör gözlerin açılmaya başladığı iki göz. Gördüğü manzara karşısında dehşetle irkilen bir varlığın geçici sahibi bu adam gözlerinin aradığı bütün sevdiklerini kaybetmiş. Eyvah!
Daha güzel günleri daha güzel dostluklarla yaşamak ve Rabbin rızasına ermek umut ve temennisiyle, sevdiklerinizle güzel ve hoş kalın.
Ramazan kaş
Bize çok yakın olanlardan çok uzaklarda yaşamak bir gaflet değilse, adı nedir? Bazen mutluluk, insana çok yakın bir yerdedir de, biz onu çok uzaklarda arar dururuz. Belki de bir an kendimizi tatmin etmek adına uçsuz bucaksız denizlere ve çöllere yelken açarız. Ne ömür yeter buna, ne de o çok aradığımız sevinç ve mutluluğu buluruz. Sanki bu, yüzme bilmeyen bir kimsenin korkunç denizlerde yüzmesi, bilinçsiz ve umutsuzca dalgaları kulaçlamasına benzer. İnsan biraz da, belki de daha fazla, macera heveslisi olmasından kaynaklanır herhalde.
Bir değer var, hemen yanı başınızda, dokunsanız sizin derdinize derman olacak kadar yakın bir yerde. Siz de fiziki olarak ona çok yakın bir yerdesinizdir. Sizin dokunmayı unuttuğunuz o değer size her gün her saat binler kere gülümserken siz ondan çok uzaklarda gerekli ve gereksiz meşguliyetlerle dönüp de onun gibi bir tebessüm etmeyi unutmuş kimseler oluvermişsinizdir.
Aslında kazançsa o, sevinçse o, acıyla karışık huzursa o, en temizi o, iffet ve saygınlıksa o, kurtuluş veya kurtuluşa kendisiyle yelken açılacak yine o…o.
Peki, insan neden hep bu değeri bırakır da olmadık hayallerin peşine takılır? Neden sonu acı ızdırap ve hüsran olacağını bile bile bir nebzecik geçici zevk uğruna bu değeri görmezden ve bilmezden gelir? Bütün şaşaasıyla bir hakikati ifade den bir doğru içinde, bir bütünün küçücük ve acı bir zerresinde, adı zehir den başka bir hakikat olamayan bir pişmanlık, sahi niçin hep peşinden koşulan şey olur?
Ben ne mi anlatıyorum?
İstedim ki, bir hayal deryasında hakikate bir yelken açalım. Allah’a meydan okuyan bir mucidin, sonu hüsran olacak, gafletin kuşattığı bir mürettebat olmak yerine, aynı denizlerde gemisini Allah adına yürüten bir kaptanın, zikir ve çığlık arasında tercihini yapan kutlu yolcuları olalım.
Biz neden uzaklardayız? Nelerden uzaklardayız? Çocukken elimize geçen küçük bir oyuncağın bir uçak kadar kıymeti olur. Ama bir gün, o gerçek, büyük uçağa sahip olduğumuzda, o çocuk kadar sevinçli ve o çocuk kadar temiz kalabiliyor muyuz? Kim buna evet diyebilir ki? Peki neden?
Çünkü çocuk o oyuncağı severken, oyuncağı kendisine vereni unutmaz. Çocuk o oyuncak uçakla kendi hayal dünyasında göğün en derin yerlerine kanat çırparken, yanındakileri unutmaz. Hile bilmez, kötü düşünmez. Çünkü fıtratı bozulmamıştır. Hatta o gökyüzüne uçağıyla kanat çırparken sevdikleri her daim yanındadır. Gerçek ve Hayal dünyasında kendine yakın olanlardan uzaklarda bir hayat sürmek korkutur onu. Belki bilir belki de bilmez ama bir gerçek var ki, asıl mutluk gerçekten kendisini sevenlerle aynı mekânda var olmak ve var kalmaktır.
Bizim çocuklarımız, eşlerimiz, dost, akraba ve komşularımız ve de sahip olduğumuz adını sayamayacağımız nice şeyler. Bugün bize yakın yerde duruyorlar. Ama bir gafletle bazen biz onlardan çok uzaklarda bir hayat sürüyoruz. Yanımızdalar deyip onların yanından gafletle geçip gidiyoruz, bizi bizden alıp götürecek çok uzaklara. Peki, ne oluyor sonra? Korktuğumuz şey oluyor. Kendi söz, davranış ve tutumlarımızla uzağında yaşadığımız bu şeyler, bize ellerini sallamadan veya ellerini sallarken bizim onları göremeyeceğimiz bir gaflet içerisinde yanı başımızdan geçip gidiyorlar. Bir, iki, üç… derken bir den yalnızlaşmaya başladığımızı bütün korkunçluğuyla görmeye başlıyoruz. Ne göz ama! Kör gözlerin açılmaya başladığı iki göz. Gördüğü manzara karşısında dehşetle irkilen bir varlığın geçici sahibi bu adam gözlerinin aradığı bütün sevdiklerini kaybetmiş. Eyvah!
Daha güzel günleri daha güzel dostluklarla yaşamak ve Rabbin rızasına ermek umut ve temennisiyle, sevdiklerinizle güzel ve hoş kalın.
Ramazan kaş