bu benim özel hayatımdır kimse karışamaz

nurhadimi

üye Sorumlusu
Sarfettiğimiz her sözden, yaptığımız her davranıştan dolayı hesap vereceğimiz ahiret gününe doğru yaklaşıyoruz... Her organımızı denetlemek zorundayız... Herkes farz-ı ayn olan ilimleri bilmekle yükümlüdür...

İslam düşmanları ortaya attıkları vesveselerle, kalplerdeki inancı tahrip ettiler... Tefekkürü yozlaştırdılar, insanları Allah'a isyankar hale getirdiler...

Bazıları diyorlar ki; '' Bu benim özel hayatımdır kimse karışamaz''

Bu ifade yanlıştır.. Müslümanın yaşantısında olması da düşünülemez... Özel hayat deyimi batıya has bir kavramdır... Müslümana yakışmayan bir lakırtıdır...

Çünkü müslümanın hususi hayatı olamaz... Zira müslüman heryerde müslümandır...
yatak odasında müslümandır,
misafirlikte müslümandır,
giyim kuşamda müslümandır,
banyoda müslümandır,
Alışverişte müslümandır,
sokakta müslümandır... vs....

Hayatı kaidelere bağlanmıştır, bu kaidelere göre yaşamak mecburiyetindedir...
Bir müslümanın kendi evinde dahi ' Bu benim özel hayatımdır kimse karışamaz' demesi mümkün değildir...

Kişinin evindeki hayatıda kaidelere bağlanmıştır..
- Evinde namahremlerle oturamaz,
- İçki içemez,
- Kumar oynayamaz,
- Alan memnun veren memnun diyerek zina edemez,
- Namazlarını terk edemez.. vs.

Evinde de Allahın hükümlerini uygulamak mecburiyetindedir...

Velhasılı kelam; İslam müslümanın tuvalete girişinden, kabeyi ziyaret edişine kadar herşeyi kaidelere bağlamıştır... Müslümanın umumi ve hususi hayatı olamaz... Müslüman heryerde müslümandır... Müslümanca hareket etmelidir...

alıntı.

 

nurhadimi

üye Sorumlusu
Bediüzzaman İslamiyeti İnsaniyet-i Kübra olarak isimlendirmiş...Böylece İnsan mahiyetinde olan özellikler..Hisler..ve muhakeme ve sosyal hayat olarak gereçek gereksinimleri..ve o ihtiyaçların yerine getirilmesinde toplum içerisinde.maddi hayatın mesleklerle tanzimi gibi..Manevi hayatında ancak islamiyetin gösterdiği..tarif ve talim ettiği hakikatlerle mümkündür kanaatine ve asliyetine ait beyanlar yapılmış...

İmanın tesisine ve zuhuruna ve hidayete mazhar olmanın delilli seyri ve irade-i cüziyyenin kabule meyliyle ortaya çıkacak tercihlerin yerinde hakkaniyetle kullanılmasına dersi ile cazibe ve ikna oluşturmuş..

İmanın en mühim fiili alanının İslamiyet olduğu..İnsan hayatının islamın ziyasıyla aydınlanacağını ifade etmiş..Eğer o aydınlanma olmayım muzır işlerle iştigalin beşerin insaniyet çekirdeğini tefessüh edip çürüteceği beyan edilmiş...

İslamiyetin Ali Ruhu ve İnsanlığın Umum memnuniyetini ve ebedi mesruriyetinin ancak iman ile imtizacını kazanmış islamiyetin yaşanması ile ilgili gerçekler..Hutbe-i şamiye gibi İslam-i şeriat ve şeriat olarak..Bir asır önce Arap dünyasına 10 bin kişiye hutbe verilmiş..Şimdi muhtelif dillerle dünya barışında formüle olarak harika hüviyetini hayattar bir tarzda göstermektedir..Münazarat ve muhakemat gibi eserlerde ..Hizmet-i diniye şecaat ve feraset ölçüleri ile ufki bir nzarla ibraz edilmiş..

hem Risale-i Nur talim ettirdiği nurlar vesilesiyle..Saniin azametini zihinlerde tesbit ettirip...onun emrine itaate şevk verici yanıyla ..bil kuvve olan kabiliyetleri bil fiil'e taşıyarak islamın iman ile şuurlu yaşayışını temin etmiştir..Etmektedir..

Hürriyeti asliyenin Allah'ın emirlerine itaatle asıl kimliği ifade edilmiş...Ahlak-ı aliyenin İslamda ve imanda ehemmiyeti..İnsanın Dine Hizmetindeki ulviyet..Ve Kardeşlik sorumlulkları eserlerin değişik ve bir çok yerinde anlatılmış...İnsanın başı boş olmadığı..Bütün vazifesini yapan mevcudata karşı sorumluluklarının içerikleri açıklanmış...

Dinin bu gibi sosyal emirlerini kolayca öğrenmek..ilmihat fıkıh gibi istifade etmek mümkün..Amma sarsılmamak ve ümid var olmakla ilgili istinad kaynağı ise Risale-i Nur'un iman dersleriyle sağlamlığını göstermektedir...islamiyetin bu asırla ilgili bazı hakikattar konumu işaret eden kısa bir kaç mevzu ekleyelim inşaallah...

Bu beyin fırtınaları başlığı altındaki tartışmaların pozisyonu..bizzat aldığımız dersleri talebelik mabeyninde kendi kabiliyetimizle burada bir birimize arz etmektir..Genelde NURLARDAN AYNEN İKTİBAS düşünülmemektedir...

Formumuzda açıklamalı dersler ve nur çalışmalrı ..yeni nurlarla tanışanlar başlığı altında konular mütalaa edilmektedir...

Şimdi konu mutabakatı noktasından yukarıda ifade ettiğimiz kısa bölümleri ilaveten İnşaallah nihayet vermiş olalım..


Üstadımız bediüzzaman demiş;

Ey Müslüman! Biri maddî, biri mânevî, Avrupa rüçhanının iki sebebinin şu netice-i müthişiyle, o neticenin tesir-i muharribanesine karşı, mevcudiyetimizin hâmisi olan İslâmiyetten elini gevşetme, dört elle sarıl. Yoksa mahvolursun!


Hem demiş;

Ey Müslüman, aldanma, başını indirme! Paslanmış bîhemtâ bir elmas, daima mücellâ cama müreccahtır. Zahiren olan İslâmiyetin zaafı, şu medeniyet-i hazıranın, başka dinin hesabına hizmet etmesidir. Halbuki şu medeniyet suretini değiştirmesi zamanı hulûl etmiştir. Suret değişirse, kaziye bilâkis olur. Nasıl şimdiye kadar bidayetinde söylenildiği gibi, nerede Müslüman varsa, Hıristiyana nispeten bedevî, medeniyete karşı müstenkif ve soğuk davranır ve kabulünde ıztırap çeker, suret değişse başkalaşır.

Muhakematta şu Asır başı ifadesiyle;


Amma ba'd: Şu fakir, garip Nursî ki, "Bid'atüz-zaman" lâkabıyla müsemmâ olmaya layık iken, haberi olmadan "Bediüzzaman" ile meşhur olan biçare, tedennî-i milletten ciğeri yanmış gibi feryad ü figan ederek, "Ah, ah, ah! Vâ esefâ!" der ki:

İslâmiyetin mağz ve lübbünü terk ederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık. Ve su-i fehim ve su-i edeple İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti ifa edemedik. Ta, o da bizden nefret ederek evham ve hayalatın bulutlarıyla sarılıp tesettür eyledi...

Hem de hakkı var. Zira biz İslamiyeti usulüne ve hikayatı akaidine ve mecezatı hakaikına karıştırarak kıymetini takdir edemedik. O da ceza olarak bizi dünyada te'dib için zillet ve sefalet içinde bıraktı. Bizi kurtaracak yine onun merhemetidir.

Öyleyse, ey ihvan-ı müslimîn! Geliniz, ona tarziye vereceğiz. Elbirliğiyle dest-i sadakati uzatacağız, biat edeceğiz. Onun hablü'l-metinine sarılacağız.

Hem de bilâ-perva olarak ilân ederim: Beni geçmiş asırların efkârına karşı mübarezeye heyecan ve şecaate getiren ve yüzer senelerden beri sevkü'l-ceyş ile kuvvet bulan hayâlât ve evhamın müdafaasına beni gayrete getiren itikadım ve yakînimdir ki: Hak neşvünema bulacaktır-eğer çendan toprakta gizlense... Ve taraftar ve mültezimleri muzaffer olacaklardır-eğer çendan zaman ve zeminin merhametsizliğinden az ve zayıf olsalar...

Hem de itikadımdır ki: İstikbale hüküm sürecek ve her kıt'asında hâkim-i mutlak olacak, yalnız hakikat-i İslâmiyettir. Evet, saadet saray-ı istikbalde taht-nişin hakaik ve maarif yalnız İslâmiyet olacaktır. Onu fethedecek yalnız odur; emareler görünüyorlar.

Bediüzzaman/Muhakemat… "
 
Üst