Cuma Namazı Halleri

Turab3

Well-known member
Cuma Namazı Halleri

Bugün Cuma, mübarek gün... Camilerin kapasitelerini aştıkları, doluluk oranının yükseklerde olduğu güzel gün. Bizim mahallenin camisi de olağan cuma telaşını yaşıyor. Kimi esnaf yarım saat önceden dükkânını kapatıp en ön saflardaki yerini aldı. Kimi öğrenciler öğle arasında internet kafeye giden arkadaşlarını reddedip, şadırvanın üzerinde bulunan askıya astı ceketini, kravatını. Arkalarında mesini kurutan dede, bir yandan da imrenerek onları seyrediyor.

Hava güneşli, caminin yarısı dolmuş, gelen cemaat saflardaki boşlukları doldurmak yerine daha tenha bir yere geçiyor. Durum böyle olunca da kapıda bekleyen ve safları düzenlemeyi kendisine görev bilmiş amca, aralardaki boşlukları doldurmak üzere sesleniyor: “Cemaat, boşlukları dolduralım, bakın şurada boş yerler var!”

Anonsu duyan cemaat yavaş yavaş da olsa sıkışmaya başlıyor. Henüz ezana on dakika var. Cami farza bir iki dakika kala dolmaya alışkın. Kilim desenli plastik halılar son dakika gelecek insanlar kolayca ulaşsın diye dışarıya istiflenmiş. Cemaat ufak ufak gelmeye devam ediyor. Kimisi yanındaki ile şakalaşıyor, kimisi kapıda tanıdığını karşılıyor, kimisi şadırvanda abdest sırasına giriyor. Safta yerini alan esnaf, cumaya gelmeyip dükkanı kapatarak içeride uyuklayan komşusu için dua ediyor: “İnşallah bir gün o da gelir.” diyor. Onun arkasında bir dede torununa talimat veriyor: “Ben ne yaparsam onu yap, sana öğrettiğim duaları oku ha!”

Onun biraz gerisinde oturan ve aralarında sessiz sessiz konuşup gülüşen iki liseli öğrenci başka bir adam tarafından uyarılıyor: “Şşşşt! Camide konuşulmaz!”

Ezana bir kaç dakika kaldı. Cemaat yoğunlaşarak gelmeye devam ediyor. Bir iki kamyonet kapının önüne yanaştı. Kamyonetin içinden çıkanlar camiye girmek yerine kamyonetin kasalarını açıp mallarını diziyorlar. Kimisi kuruyemiş paketlerini istifliyor, kimisi köyünden toplayıp getirdiği meyveleri... Herkes cuma vaktini farklı değerlendiriyor.
Ön saftakiler ayakta kalanlara yer açıyor, boş yerleri işaret eden amca gelenleri stratejik bir şekilde yerleştirmeye devam ediyor. Ezan okunuyor. Cemaat arttıkça cami önüne istiflenmiş hasırların, kilimlerin sayısı azalıyor. İlk sünnet kılınıyor, hutbe başlamak üzere. Geç gelenler birbirlerine telaşla “İlk sünnet yetişir mi?” diye soruyor, yetişeceğini düşünenler kılmaya başlıyor. Kilimler açılmaya devam ediyor, kimisi “Kilimi yan koyalım, daha çok kişi oturur.” diyor, kimisi “Onlar halletsin, ben geçer otururum.” diyerek ayakta dikiliyor. Kapının önündeki seyyar satıcılar satacakları şeyleri dizmeye devam ediyor. Hutbe başlıyor, cemaat dinliyor. Kimisi gözlerini kapamış, kimisi kafasını sallayarak imamı onaylıyor, kimileri imamın sözlerinden kendine pay biçerek ufaktan ufaktan irkiliyor. Tek tük de olsa hâlâ gelenler var.

Hutbe bitince cemaatten cami için yardım talep eden imamın sesi değişiyor, sanki kendisi için bir şey istermişçesine utanıp sıkılıyor. Farza geçiliyor. Kimisi huşu içinde namazını kılıyor, kimisi yeni aldığı ayakkabıya uzak olmanın tedirginliğiyle namaza katılıyor, kimisi de kafasında bin bir düşünceyle gaflete düştüğü için pişman olup, haftaya daha güzel bir cuma namazı kılacağına söz veriyor. Tüm bu hisler eşliğinde bir cuma vakti daha bitiyor.

Farzdan hemen sonra camiyi terk edenler yarı huzurlu yarı kibar bir biçimde ayakkabılarının üzerine basan insanlara ses etmemek için kendini tutuyor. Son sünneti beklemeyenler akın akın kapıya yığılıyor. Dışarıdan dilencilerin, seyyar satıcıların ve camiye yardım toplayan adamın sesi yükseliyor. Herkes milim milim öne geçmeye çalışıyor. İnsanlar işlerine dönmek için öyle acele ediyorlar ki kapıyı zorluyorlar. Çıkışın dibinde kilimde oturan bir dede yanındaki gence soruyor:

– Acaba Peygamberimiz bu telaşı görse ne derdi?

Genç bir an irkiliyor, önce cevap verecekmiş gibi oluyor, sonra susuyor. Cemaat dağılmaya devam ediyor...
 
Üst