Dante ile Yunus Farkı "Hümanizm"

ebrar172

Talebe
Hümanizm,aslında Latin kökenli bir kelime...

Türkçesi:insancıl,insanseverlik,veya insaniyetçilik gibi terimlerle karşılanmakta...Hümanizm sözlük anlamı ile;merkezini insanın oluşturduğu bir dünya görüşünü,bir düşünce akımını ifade ediyor...


Hümanizm,Latinceye tam anlamı ile M.Ö 80 yılında Cicero tarafından yerleştirilmiş...

Cicero kelimeyi,insanın nasıl ve ne tür bir eğitimden geçerek,topluma kazandırılması gerektiğini içeren düşünceleri doğrultusunda,bir sıfat olarak kullanmış.


Cicero tarafından açıklanan insanlık ülküsündeki bilgi,kültür,ahlak ve ruh eğitimi,ruh asaleti,cömertlik,kadirşinaslık,arkadaş ruhlu olmak, iyilik ve adalet duygusu ile,kısaca tüm erdemlerle donatılmış ölçülü bir kişiliğe sahip olmak gibi unsurların tamamı,hümanitas sıfatı ile pekiştirilmeğe çalışılıyor...Tekraren arzettiğimiz gibi o dönemlerde hümanizm kelimesi henüz bir terim değil, fakat sadece bir sıfat...


Hümanizm,terim olarak oldukça yeni bir tarihe sahip...Eldeki verilere göre hümanizm,terim anlamıyla ilk olarak Alman pedagogu Friedrich Immanuel Niethammer (1766-1848) tarafından kullanılmış.Terimin en bariz özelliği de,insanı sadece ruhtan ibaret sayan skolastik ortaçağ zihniyetine karşı çıkarak,ruh ve beden bütünlüğünü savunması ve Antik Yunan ve Latin kültürlerinden hareketle insanı,kendi dünya gerçeği ile barıştıran bir düşünce sistemini içermesinden kaynaklanıyor....


Bugün daha da genişleyen anlamıyla hümanizm; insanı din, dil, ırk farkı gözetmeden,hiçbir sosyal statükulüp ve lonca ayırımı yapmadan sevmek ve bu espri içinde ona yönelmektir...Ne var ki hümanizm zaman zaman, insanlık hizmetine yönelmenin gururunu, hatta onurunu taşıdıklarını iddia eden bazı kafalar tarafından, az önce sunduklarımızın aksine, katı bir taasubun örtülmesi, kamufle edilmesi şeklinde de kullanılmıştır:


Örneğin hümanist edebiyatın belli başlı isimlerinden sayılan İtalyan yazarı Dante ile İngiliz yazar Thomas More, hümanist olduklarını yani, insanı din, dil, ırk farkı gözetmeden sevdiklerini iddia ederek dünya edebiyatında prim yapmışlardır...


Oysa bu iki yazarın en bariz ve müşterek özellikleri,fanatik birer Hıristiyan oluşları...Bu fanatiklik Müslümanlığa ve Yahudiliğe karşı olduğu kadar, aynı dinden, fakat ayrı mezhepten olan Hıristiyanları da kapsayan bir öfke ve nefret halinde..Batılılarca belki de üstünlük komplekslerini ve egolarını tatmin için,hümanizmin kurucusu olarak ileri sürülen Dante Alighieri,İlahi Komedya (Divinna Comedia ),adlı eserinin ilk bölümünü hristiyan azizlerine ayırıyor ve onları oraya,yani Cennete yerleştirdikten sonra; kendi değerlendirmelerine göre günahkarları,bozguncu ve ayırımcıları,yalancıları ve saldırganları,korkak ve hainleri de,Cehennem ortamı olan üçüncü ciltte topluyor...


İlahi Komedya’da Cehennem Kudüs Şehrinin tam altında ve dünyanın merkezine kadar ulaşıyor..Bu merkezden uzatılacak bir hat bizi Araf’a götürür. Araf, Cehennem çukuruna nazire olan bir dağ.Dağın tepesinde “Yeryüzü Cenneti“ bulunmakta ve tam ortasında “İyilik ve Kötülük Ağacı “ yer alıyor....Yani Kudüs’ten Arz’ı katetmek suretiyle çizilecek hat,Cehennemden,Şeytanın ortasından geçiyor ve Araf’ın üstündeki “İyilik ve Kötülük Ağacı“na varıyor.Araf dağının üstünde ise asıl Cennet bulunuyor.Dolayısıyla Kudüs,Cehennem, Şeytan,Araf,İyilik ve Kötülük Ağacı ve Allah aynı hat ve mihver üzerinde bulunmaktadırlar.


Bu semboller arasında özellikle Teslisi ifade eden ve Bektaşi anlayışında da kullanılan 3 sayısı ile, bunun karesi olan 9 ve mükemmelin ifadesi olan 10 her yerde görülür...

Uhrevi alem Cehennem, Araf ve Cennet olmak üzere 3’e ayrılmış...
İlahi Komedya’da Dante’nin Cehennem’i de üç kısımdan oluşuyor:
Giriş, Yukarı Cehennem ve Aşağı Cehennem..


Bu bölünme, Dante’nin günahları, üç kısma bölmesinin bir sonucu...

Dante’nin Cehennem’indeki bütün ruhlar çıplak.Çünkü buradaki ruhlar,ateş yağmuru altında işkence çekmektedirler ve çıplak oluşlarıyla da acıları bir kat daha artmaktadır... Başka bir deyimle Dante’nin Cehennem’i, kutsal kitapların Cehennem’inden çok daha korkunç boyutlarda...

Dante’nin Cehennem’inde, ateş yağmuru altında, kiliseye ters düşen Rahip Dolcino’dan, İslamın Peygamberi Hz.Muhammed’e; damadı Hz. Ali’ye kadar,pek çok günahkar (!) var..Rahip Dolcino’nun günahı,kiliseye ters düşmesi;Muhammed ile Ali’ninki ise hristiyan olmamak...Bu yüzden Dante onları Cehennem’in en azgın tabakasında göstermekten çekinmiyor.


Prof.Sahir Erman Dante ve İlahi Komedya’nın Ezoterik Yorumu;

"Metinde Hz.Muhammed ve Hz.Ali için cehennemde seçilen yer,kullanılan sıfatlar ve reva görülen işkence;hiç de hümanizm kelimesinin esprisine uygun düşmüyor.. "

Böyle bir yazarın Avrupa’da hümanist,hem de hümanizmin kurucusu olarak tanınması ve dünya kamuoyuna da öylece lanse edilmesi,Avrupa’daki “insan gerçeği”nin ne denli sübjektif bir tarzda değerlendirildiğini gösteriyor...


Bu eserde Dante’de, hoşgörüden, yalın olarak insana saygıdan uzak bir görüş buluyoruz...Aslında ırk,din,dil farkını aşamayan Dante’nin,hümanizmin kurucusu olarak dünyaya tanıtılması, “modern” vasıflı bir Avrupa’nın, hala skolastik fanatizmden kurtulamadığını akla getirmiyor mu?...Dikkat buyurursanız mesele,tek yanlı ve sübjektif bir zihniyetle değerlendirilmekte...


Aynı zihniyetin,Thomas More’un “hümanist“ veya hümanizmin kurucularından olarak lanse edilmesinde de etkin bir rol oynadığını görmekteyiz.

Ütopya adlı eserinde insanlara hayali bir dünyanın fantezi rüyasını kuran; din,dil,ırk farkı gözetmeden insanları mutlu bir dünyada yaşatan Thomas More,gerçek hayatta,Sydney Lee’nin de belirttiği gibi (7):“ bir katolik olarak kendine tanıdığı vicdan özgürlüğünü, protestanlara da tanımaya hiçbir zaman yanaşmaz...Ayrıca katolik kilisesinden sapanlara eziyet eder,onları kırbaçlatır; hatta yanarak ölmek cezasına çarptırır. “

Yazar üzerine araştırmalar yapan Prof. Mina Urgan “Thomas More’un kendi kişisel yaşantısında,Tanrı’ya inançları ne denli candan olursa olsun,katolikliğe başkaldıranları kafir saydığı,onlarla ömrü boyunca uğraştığı doğrudur“der..


Prof Mina Urgan'dan;

"Burada da yine hoşgörü ve sevecenlikten uzak,fanatik bir insanla karşı karşıya bulunmaktayız.Ve bu insan,dolaylı yorumlarlaki adeta kırk dereden su getirilerek hümanizmin kurucusu, insanlığın banisi sayılmaktadır... Avrupalının üstünlük kompleksi,bu sefer başka bir kılıkla karşımıza çıkmaktadır...."


Gelecek yazımızda bu kez,Yunus Emre'nin bu konudaki görüşlerini dile getirmeğe çalışacağız...

Sağlıcakla kalın..

Ali Rıza Saysen

"www.drtuncayfiliz.com"

 

ebrar172

Talebe
Geçen sunumuzda,Dante ve Thomas More'un hümanistik düşüncelerinden bahsetmiştik..

Bu kez,sohbetimizin bu safhasında Anadolu erenlerinden Türkmen Kocası Yunus Emre'nin hümanistik düşüncelerine yer vermek istiyorum:


Bizim alçakgönüllü Yunus Emre’miz insanı, Kuran-ı Kerim’in “eşref-i mahlukat “diye nitelediği bir tarzda görür ve öylece sever...Gerçekte din,dil,ırk ayırımı yapmaz.Hiçbir sosyal sınıf,zümre ve statü farkı gözetmez..Buna mukabil Thomas More Ütopya’ da farklı ve ayrıcalıklı bir toplum oluşturur.Savaşçılar,kasaplar ve diğer basit işleri ya- panlar,başka toplumlardan getirtilen köle-insanlardır...Oysa Yunus Emre’de böyle bir ayırım yoktur...Çünkü Yunus’a göre insan,ilahi sırrın taşıyıcısı,Çalab’ın aynasıdır;do- layısıyla ona kin beslemek bile günahtır.



“ Kimseyi düşman tutmayız, ağyar ( yabancılar) dahi yardır bize.”

“ Adımız miskindir bizim, düşmanımız kindir bizim,
Biz kimseye kin tutmayız, kamu alem birdir bize...”

( Divan,s.182 )




Görüyoruz ki burada insanlardan ziyade,kötülüğün bizzat kendisi düşman sayılıyor... Bu düşmanın başı da “kin"..Kin,insanoğlunu riyakar,ikiyüzlü,içten pazarlıklı ve haset yapan,onun insani yönlerini körelten bir duygu...Dolayısıyla kin,insan tabiatındaki iyilik,doğruluk,samimiyet, hoşgörü gibi yüksek değerler manzumesini hedefleyen karşı bir güç olarak tezahür ediyor...


Yunus Emre,insanı bu karşı güçler etkisinden kurtarmak için,birlik felsefesinden hareket ediyor...İnsanı “Yetmiş iki millet“,“kamu alem“ ibarelerinde topluyor ve onlar ara- sında din, dil, ırk ayırımı yapmıyor...



“ Yetmişiki milletin ayağını öpmek gerek... “ ( Divan s.187 )

“ Sen sana ne sanursan ayruğa da anı san,
Dört kitab’ın ma’nisi budur, eğer var ise... “ ( Divan s.163 )

“ Bir kez gönül yıkdunısa, bu kıldığın namaz değül
Yetmişiki millet dahi elin yüzün yumaz değül “ ( Divan s.91.)




Bu örnekleri çoğaltmak mümkün..Yunus’un şiirlerinde görülen“Yetmişiki millet“,“Kamu alem“,“Cümle yaratılmış“,“Dört Kitap“,“Yetmişiki dil“ gibi ibareler “Vahdet-i Vücut- Varlık Birliği“ felsefesinin,dünya görüşü seviyesine ulaşmış fikri araştırmasını kanıt- lıyor...Dikkat buyrulursa burada skolastik fanatizm, ya da dini bir taassup yok.. Aksine hiçbir ayırım gözetmeyen bir sevgi ve hoşgörü var...



Görülüyor ki,Dante ve Thomas More’da değerler çok daha sübjektif-öznel ve gerçeği yansıtmaktan tamamiyle uzak...Yunus Emre,Dante ve More gibi mensup olduğu din veya mezhebi öne çıkarıp, bu değerleri “Tematik Güç“gurubuna almıyor.Yani “hedef obje" olarak göstermiyor. Yunus Emre’de kılavuz, yalın ve saf bir insan sevgisi... Bu yüzden de onda çatışma ve çekişme yok...



Zaten o, kendisinin “ dav’i “ için değil, fakat “ sevi “ için geldiğini söyler :

Ben gelmedim dav’i için,
Benim işim sevi için.
Dostun evi gönüllerdir,
Gönüller yapmağa geldim. “




Başka bir deyimle küçük kaygulardan uzaklaşmış;kendini büyük kaygulara adamış...

Yunus’un gönlü bütün insanları kucaklıyor ve bir çağlayan gibi serinletiyor...Ama ken- di gönlüne de sitemler yağdırıp,ayaklar altına almaktan ve ondan şikayet etmeden de duramıyor...Şikayeti gönlün kararsızlığından...Çünkü gönül ne yaptığını bilmiyor... Bazen yaz gibi sıcak ve kavurucu,bazen kış gibi soğuk ve dondurucu...Bazen çölleşi yor,bazen yeşillenip çiçek açıyor...Damla iken,bir bakarsınız derya olmuş...Cahil olup kendini bilmezcesine işler yapıyor; lokman olup,hikmetlere dalıyor...Zaman oluyor,bir bakıyorsunuz Hz.İsa gibi ölmüşleri diriltmiş;zaman oluyor Firavun gibi kibirlenmiş, yanına varılamıyor...Böylece halden hale giren gönül, sonunda kaçınılmaz sonla karşılaşıyor:ölüm..Ve kefene sarılıp, ağaç ata biniyor ve teneşire düşüyor...



Dikkat buyrulursa öğüt dinlemeyen,gönlünden şikayet eden Yunus, her işte kendini öne sürer.. İrşad (doğru yolu gösterme, uyarma) ve ikaz edilmeğe ilk önce kendinden başlar,kendi kendisiyle hesaplaşır...O her zaman bağrı yanık, kolukanadı, gönlü kırık; gözü yaşlı bir gönül eridir:

“ Acep şu yerde varm’ola
Şöyle garip bencileyin?
Bağrı, başı, gözü yaşlı
Şöyle garip bencileyin... “


Yunus’a göre gönül,insanın en değerli yanı..O,Allah’ın tahtı...O halde,bir gönül kazanmak,yüz defa Kabe’yi ziyaret etmekten daha önemli..Çünkü Kabe kul yapısı, gönül ise Tanrı yapısıdır..

“ Bir kez gönül yıkdın ise, bu kıldığın namaz değil.
Yetmişiki millet dahi elin yüzün yumaz değil.. “



Sohbetimizi az önce de arzetmeğe çalıştığımız şekilde özetlersek:

Yunus’umuzun kişiler seviyesinde:“insan”,“yetmişiki millet”, “cümle yaratılmış” gibi olgular yatarken ve kavramlar seviyesinde de:“sevgi”, “hoşgörü”, “gönül”, “birlik” gibi olgular varken;Dante ve Thomas More’da, kişiler seviyesinde Hz.İsa ile Hz.Muhammed;kavramlar seviyesinde ise hristiyanlık ile yahudilik ve müslümanlık; katolik mezhebi ile de protestanlık ve diğerleri,devamlı bir kavram çatışma ve çekişmesi içinde gösterilmektedirler...


Aslında özde böyle bir çatışma yok.Bütün mesele insana ve hayata bakışta tek yanlı ve skolastik bir fanatizme kaçılmış olmasından kaynaklanmakta.. Çatışmanın sebebi, hoşgörü unsurunun olmayışı ve bu iki hristiyan yazarın herkesi sevmeğe güçlerinin yetmeyişindendir...


Yunus Emre’deki hoşgörü,belki de tasavvufun mistik kavrayışından kaynaklanmaktadır...Tasavvufta insanın yüceltilmesinin sebebi:“ahsen-i takvim“üzere yaratılmış ol- masından ve “sıfat-ı ilahiyye“nin onda tecelli etmesinden dolayıdır
Yunus Emre insandaki bu ilahi sıfatlar yüzünden,hiçbir ayırım yapmadan insanları kucaklıyor:

“ Ak sakallı bir koca hiç bilmez, kim hal nice
Emek vermesin Hacc’a, bir gönül yıkar ise...
Gönül Çalab’ın tahtı, Gönül Çalab’a bahtı,
Dört Kitabın manası budur, eğer var ise.. “




Batı dünyası olarak adlandırdığımız kesim,insanlığın birliğini,buna bağlı olarak uygar- lıkların birliğini,evrensel bir medeniyetin varlığını kabul ve ilanda,galiba biraz geç kaldı...Neden?Çünkü Batı,kendinden başkasını pek insan yerine koymuyor...Dikkat buyu- rursanız,uygarlığın temelini oluşturduğu savunulan Roma Hukuku,insanları doğuştan hür ya da doğuştan köle diye ayırıyordu...

Batılıların arasında,gerçekleri keşfetmiş,tüm insanların birliğinden,dirliğinden yana olanlar yok mudur?Muhakkak ki vardır...Örneğin Fransız düşünür André Malraux,Tokyo Mektupları’nda şöyle diyor:

“Çağımızın kültür ve zihniyet alanında en büyük keşfi bir değil, fakat birçok uygarlığın varolduğuna ilişkin keşiftir... “


Toynbee,Erich Fromm,Leo Buscaglia,Garaudy gibi Batılı birçok yazar Malraux’nun benzer yaklaşımlarıyla yüreklerimizi ferahlatıyor... Batı bu düşünürler aracılığıyla,çağlar boyu uygarlıkların,dolayısıyla insanların birliği ilkesini inkar etmenin,adeta günahını çıkartıyor..

Ünlü İngiliz Bilgini Nickholson,bundan 700 yıl önce insanları birliğe,dirliğe çağıran Yüce Mevlana ile Dante’yi karşılaştırma cesaretini gösterebiliyor...



Mevlana’nın, Mesnevi’sinde:

“Sokak köşelerinde rastladığınız hristiyanlar küçük görülmemelidir.Onları itip kakar, kendinizden yani müslümanlardan-küçük görürseniz,Tanrı’yı gücendirecek bir davranışın içine girersiniz” mealindeki sözlerinin karşısında;Dante’nin İlahi Komedya’sın- da,Müslümanların Peygamberini,Cehennemin alt tabakalarına atmasına,insanlık adına adeta isyan ediyor...

Ve nihayet İnsan kişiliğini kuran faktörlerin başında maddi ve manevi mirasların önemli rolü olduğunu savunan Leo Buscaglia,“Yaşamak,Sevmek ve Öğrenmek” adlı eserin- de,“Sevecenlik,hoşgörü ve affetmeyi,ancak yüksek ruhlu insanlardan bekleyiniz.”
diyor.



Karşılaştırmalı olarak incelemeğe çalıştığımız bu araştırmamızda,hümanizmin bugünkü anlamı doğrultusunda yapılan yorumlara, değerlendirmelere,Yunus’ça göz atmağa çalıştık.. İncelememizin sonucunun Yunus’tan yana olmasının biraz da Fransa’daki dostlarımızın,kardeşinizi adeta tahrik etmelerinden kaynaklandığını da itiraf etmeliyim... Karar,bu araştırmayı okuma nezaketini gösteren siz değerli kardeşlerimin sağduyusuna ve takdirine bırakılmıştır...



Ali Rıza Saysen

"www.drtuncayfiliz.com"
 

Abidin1

Well-known member
Bu bölünme, Dante’nin günahları, üç kısma bölmesinin bir sonucu...

Dante’nin Cehennem’indeki bütün ruhlar çıplak.Çünkü buradaki ruhlar,ateş yağmuru altında işkence çekmektedirler ve çıplak oluşlarıyla da acıları bir kat daha artmaktadır... Başka bir deyimle Dante’nin Cehennem’i, kutsal kitapların Cehennem’inden çok daha korkunç boyutlarda...

Dante’nin Cehennem’inde, ateş yağmuru altında, kiliseye ters düşen Rahip Dolcino’dan, İslamın Peygamberi Hz.Muhammed’e; damadı Hz. Ali’ye kadar,pek çok günahkar (!) var..Rahip Dolcino’nun günahı,kiliseye ters düşmesi;Muhammed ile Ali’ninki ise hristiyan olmamak...Bu yüzden Dante onları Cehennem’in en azgın tabakasında göstermekten çekinmiyor.

Prof.Sahir Erman Dante ve İlahi Komedya’nın Ezoterik Yorumu;

"Metinde Hz.Muhammed ve Hz.Ali için cehennemde seçilen yer,kullanılan sıfatlar ve reva görülen işkence;hiç de hümanizm kelimesinin esprisine uygun düşmüyor.. "

hiç de hümanizm kelimesinin esprisine uygun düşmüyor..

Avrupalılarhiç bir zaman hümanist olmadılar ki. Böyle bir espiri yoktu yani.http://aygunhoca.com/images/harita2/22-4_6_yy_kadar_kavimler_gocu.jpg Avrupa budur klanlar savaşıdır. Rönesans ı başlatan etken Martin Luther olmuştur.. Rönesans akımı Avrupalı klanların aydın kesimleri tarafından Papalık ve Konsilleri dizginlemek amacıyla başlattığı bir akımdır.. Daha sonraları Bilimsel ve dolayısıyla Teknolojik gelişmelerin ardından Savaşçı Klan ruhu yenden yönetici kesimleri hakimiyet altına almış.. Bunun sonucunda da Emperyalizm ve Avrupalı klanlar tarafından Dünyanın işgal edilerek paylaşılması ortaya çıkmıştır.. Onlardaki Bu klan ruhu hiç kaybolmadı en yakın zamanlarda hatta farklı coğrafyalarda olsa bile mesela Ku Klux Klan gibi örneklerle hortladı.

Ben Avrupalıların ciğerini bilirim.. :005: Araştırmalarıma göre benim aile büyüklerim Müslüman olduğu için Balkanlardan kovulmuş muhacirler. Bu nedenle ben zaten onlardan pek hoşlanmıyorumdum.

Bu okuduklarımdan sonra dante den de hoşlanmıyorum artık.. Biz hollandalı karikatürcüye kızarken demek Yüzyıllar öncesinden beri Hz. Peygamber efendimizi böyle canlandırıyorlarmış.. :dft007: Yazıklar olsun, Hem Hz. Ali yi de eklemiş..
 

ebrar172

Talebe
Bu okuduklarımdan sonra dante den de hoşlanmıyorum artık.. Biz hollandalı karikatürcüye kızarken demek Yüzyıllar öncesinden beri Hz. Peygamber efendimizi böyle canlandırıyorlarmış.. :dft007: Yazıklar olsun, Hem Hz. Ali yi de eklemiş..

maalesef ki öyle,
bu makaleyi ekleme sebebime gelince dante'nin ilahi komedyasını okumayı düşünüyordum ve kitap hakkında önce netten bir araştırma yaptım okuyucu yorumlarını görünce pek tabi ki vaz geçtim.o esnada bu makaleyi görünce kardeşlerimizde okusun istedim...
 
Üst