Dilaver cebeci'den....

inþirah

Well-known member
En güzel şiirlerinden biridir:
“Konuş benimle ey Hümeyra
Serebatan Burcuna dokunuyor kanatlarım
Oysa bir evim var yeryüzünde
Sabah akşam güneşe karşı gerinen
Yakala beni teleklerimden çek beni aşağı
Konuş benimle Hümeyra”, ‘Uçlarda Dolaşan Bir Çakır Kuşunun Yakarışı’… (Sitare, sh.22, Ötüken).
Bazen Hz. Yusuf’un diliyle seslendi:
“Eğilin önümde çağdaş güneşler!
Kenanlı yıldızlar varın secdeye!
Issız çöllerde, derin kör kuyularda
Ben görürüm camgöbeği düşleri
Ve ben yorarım sırma şafaklarda,
Bulanık korkulu düşlerinizi…” (Dilaver Cebeci, Bütün Şiirleri, sh.93, Ötüken)
“Türkiyem’in, Sitare’nin” sevilen şairi, Prof. Dr. Zeki Arslantürk’ün tabiriyle “Muazzam Şair, millî kültür âbidesi” Dilaver Cebeci, Mayıs ayında Hakk’a yürüdü. Herhalde “Yalnız bir savaşçıydı”.
Onun niyazı hepimizin müşterek yakarışıydı:
“Rahmansın, Rahîmsin, teksin, yücesin,
Türk’ü birbirine kırdırma yâ Rab!
Al canını hemen şu münafığın,
Onu muradına erdirme yâ Rab!” (‘Kabul Edilmiş Eski Bir Dua’ şiirinden; Bütün Şiirleri, sh.71, Ötüken)
Bazen kendine tembihte bulunur: “Şairim semâya dalma bu kadar/ Sonsuzun ardında yine sonsuz var/Bir yaz gecesinde kalınca nâçâr/ Gider rüyalara siner gözlerim”
Ölmeden önce bizlere de teselli verir; yol da yolcu da yücedir:
“Bir derin ummana girmek üzere
Eşyanın sırrına ermek üzere
Başka âlemleri görmek üzere
Gün gelir kapanır söner gözlerim” (Gözlerim şiirinden, Sitare, sh.34, Ötüken)
Aynı dilden konuştuğumuz bir münevverimizdir, uydurmaca ve tasfiyecilik hakkındaki hükümlerine iştirak etmemek mümkün değildir:
“Kanaat ve tespitlerime göre, değiştirilerek yerine güya Türkçeleri getirilen kelimeler iki kısma ayrılıyor:
1- İslâmî hüviyeti olanlar. Başka bir ifadeyle, bize Kur’ân’ın öğrettiği kelimeler.
2- Millî hâtırası olan kelimeler.
Ekseriya, hayat, iman, imkân, fikir, akıl gibi dilimize ve düşünce dünyamıza Kur’ân-ı Kerîm ile girmiş olan kelimeler, ma’lûm çevrelerce atılıp yerlerine uydurmacaları konulmakta ve her vesile ile bunların reklamı yapılmaktadır. Özellikle, kaza haberleri verilirken, meselâ, “Beş kişi öldü” yerine, “Beş kişi yaşamını yitirdi” demek sûretiyle hem hayat hem de onun zıddı olan ölüm kelimeleri telaffuz edilmemiş olmaktadır.
Ekrana çıkmaları yasak olan kelime ve kavramlardan bir kısmı ise millî bir hatıra taşıyanlardır. Hürriyet, istiklâl, vatan, millet gibi kelimelerin artık Araplar tarafından bile kullanılmayıp bize kalmış olmaları bir yana, bunların babalarımız ve dedelerimiz indinde çok büyük bir değeri vardı. Bunlar için nice canlar verilmişti. İstiklâl savaşının, uğruna yüz binlerce şehit verilen yegâne parolası “ya istiklâl ya ölüm” idi. Onun için, bu istiklâl kelimesi son zamanlara kadar hepimizin zihninde kutsal bir kelime olarak duruyor, Türk kahramanlığını ve fedakârlığını temsil ediyordu. Bu kelime çok çetin bir mücadele içinde kutsallaşmıştı(…)
Bütün bunlarla Türk milletinin hafızası silinmek istenmekte, onun düşünce biçimi değiştirilmeye çalışılmaktadır.” (Dilaver Cebeci, Türk’e Dair, sh.29, Ötüken)
O aynı zamanda usta bir mizah yazarıdır.
Seyyah-ı Fakîr Evliya Çelebi’ye kulak verelim, bakalım “trafiğimiz” hakkında ne söyler:
“Şol tırafik” kelimesi vâsıta vü insan seyr ü seferi hakkında isti’mal olunan bir kelîmedür. Şöyle kim: Ulu şehirlerde begayet vâsi’ caddeler olup, bu caddelerden seyl misâli ÖTEBAS, TAKASÎ, KİMYON, TİRELİ HABÎS gibi birçok vesâit geçüb âdemlerin geçmesüne aslâ fırsat virmezler.
Lisâniyât ulemâsına göre bu trafik kelîmesünün aslı, DÜRREFÎK’ imiş. Dürr, zebân-ı fârisîde inci dimek olup, bâlâda zikridülen selâhiyyetlü âdemlerün başlaruna beyâz serpûş giymelerü vü ekserisünün REFİK isminü taşımalaru sebebiyle “İnci Refik” ma’nâsına “Dürr Refik” dirler imiş.
Kurûmî kabîlesi ulemâsı bu izâhı ma’kul bulmayup şöyle i’tiraz eylemüşlerdür: “İş bu isim temâmen Türkî’dür. Bu cadde kavşaklarunda duran beyaz serpûşlu âdemler, piyâdelerü ve vâsıtalaru durdurur iken şöyle hitâb iderler. Dur yâ refik! Ya’ni dur ey arkadaş dimek isterler. İşte bu hitâb, muhasaran “Durrefik” ba’dehû “tırafik”e inkılâb itmişdür.” (Dilaver Cebeci, Seyrânnâme, sh. 115, Ötüken)
Kimi kurultaylar farklıdır.
“Son eyyâmda diyâr-ı Türkün zimmî tâifesünden bir alay kösnekler, koncolozlar, molozlar ü yellozlar kendülerüne “Avret” sıfatun yakışdurup bir yirde kendülerünce divân kurdular. Bunlar âresünde bu misillû divânlara GÜRÜLTAY dinür. Çün kim burada nice mâlâyâniler söylenüb ulu gürültüler çıkarılur. Ânın içün Gürültay dirler. (Seyrânnâme,sh.73)
Mekânı Cennet olsun.
 
Üst