Dinî hassasiyet mi yoksa suizan mı?

HaberRss

Haber Robotu
zamanlogo.jpg
“Bizim gibi hassas yaşayanlara bir tavsiyeniz” diyor okuyucumuz cevaben yazdığı e-postasında. Basit bir cümle değil bu. Derinliğine düşündüğünüzde takdir edeceğiniz gibi tenkit de edebilirsiniz bu cümlenin altında yatan felsefeyi, bakış açısını, dünya görüşünü, hayat tarzını.Neden mi? Önce hikâyeyi anlatayım. Bu okuyucumuz önce finans meseleleri ile alakalı sorularını sordu. Ben de günümüz dünyasında çok tartışılan bu sorular üzerinde tatmin edeceğini düşündüğüm tarzda ve kısmen uzun da sayılabilecek cevaplar verdim. Kafasında oluşan şüpheler zail olmuştur diye de düşünmedim değil. Fakat o bana gönderdiği cevabî e–postasında teşekkür edip kafasındaki şüphelerin izale olduğunu ifade ettikten sonra “ama..” ile başlayan uzun cümlelerde kendi düşüncelerini anlattı ve en sonunda “bizim gibi hassas yaşayanlara başka tavsiyeniz olmaz mı” diyerek devam etti. Anlaşılan o ki, beklediği cevabı alamamış; başka bir ifadeyle ezber bozucu bir cevap olmuş. “ama…”lar bunun göstergesi.Öncelikle bu yaklaşımı İslâmî buluyorum. Çünkü Efendimiz (sas) hemen herkesin bildiği bir hadis-i şerifte “müftüler fetva verseler bile kalbine danış” buyuruyor. Aynı Nebiler Serveri (sas) bir başka hadislerinde “Şüpheli şeyleri bırak, şüphesiz şeylere yönel.” diyor. Akıl ve irade yanında vicdanı göreve çağırıyor Allah Rasulü (sas) bu hadislerinde. Çünkü vicdan en azından akıl ve irade kadar insan hayatını yönlendiren önemli bir mekanizmadır. Nitekim hukuki ahkâmı nihaî olarak beyan eden veya mesned teşkil eden birçok ayet-i kerimenin fezlekelerinde yer alan Allah’ın esma ve sıfatının vicdana çağrıda bulunduğu açıktır. “Allah Alim’dir; her şeyi bilir; Habir’dir; her şeyden haberdardır; Basir’dir her şeyi görür.” denmesini başka türlü izah etme mümkün değildir.Kaldı ki bu, İslam hukukunu sair hukuk sistemlerinden ayıran en önemli özelliklerinden biridir. Çünkü İslam hukuku hayata dünya ukba bütünlüğü içinde bakar. Dünyayı ahiretin mezrası, tarlası gören bir dinin hukukundan başka bir şey beklemek de zaten doğru değildir. “Kıyamet günü şu dört şeyden hesaba çekilmeden kulun ayakları kaymaz: Ömrünü nerede harcadığı, gençliğini nerede tükettiği, ilmi ile nasıl amel işlediği, malını nereden kazanıp nerelere harcadığı!” hadisi bile ifade etmeye çalıştığımız yaklaşımı isbat adına başlı başına bir delildir zaten.Fakat İslamî bulduğum ve takdirle karşıladığım bu yaklaşımın tenkit edilecek tarafı da var. Şöyle ki yıllardan beri sadece Türkiye’de değil İslam ülkeleri başta bazı Batı ülkelerinde uygulama alanı bulmuş ve hâlâ uygulanan söz konusu finans meseleleri ekonomi uzmanları ile fukahanın yerini aldığı konferanslarda, toplantılarda uzun müzakerelere konu olmuş ve ulaşılan sonuçlara bağlı önce sistemleşmiş, sonra kurumsallaşmış şeyler. Dinî literatürü kullanayım isterseniz; fetvası verilmiş bunların. Daha ötesi değişen ve gelişen şartlara bağlı olarak aynı kurullar bu görüşleri sürekli gözden geçiriyor. Haftalık, aylık, yıllık küçüklü-büyüklü toplantılarda yeni müzakereler yapıyor.Ayrıca bu meseleler zaten içtihadî meselelerdir. İçtihadî meselelerde usulüne uygun üretilmiş olmak kaydıyla bütün sonuçlar meşrudur. Eskilerin ifadesiyle “eşbeh bi’l hak”tır yani doğruya en yakındır.İmdi; Murad-ı İlâhi’yi anlama ve bulma adına bu kadar ince elenip sık dokunan, sistemleşen ve kurumsallaşan bir içtihadî görüşü/görüşleri kendi doğrularına uymuyor diye “Bizim gibi hassas yaşayan deme” bu konseylerde, kurullarda yer alan yıllarını bu işe vermiş bütün uzmanların, ulemaların, fakihlerin dini hassasiyetlerini itham manası taşır, suizanlara kapı açar. Kur’an “bilmiyorsanız ehl-i zikre sorun” diyor. Ehl-i zikir de, ehl-i ilim de oturup ellerindeki malzeme ve usullerle sorunlara çözüm üretiyor. Onlara itimad etmek zorundayız. Yoksa hayatı kendimize yaşanmaz kılarız.Not; gölgesi üzerimize düşen Ramazan’ın bütün insanlığa hayırlar, yümünler, bereketler getirmesi niyazıyla.

Devami...
 
Üst