Dur/ul.

Livza

Well-known member
Stop_by_dadouX.jpg




Durmasa, daha açıkçası bir yerde durmayı seçmese, insanoğlu konuşamaz. Her konuşma durup dururken yapılmak zorundadır; durmadıkça/durulmadıkça konuşulamaz çünkü. Konuşan durmalı ve durup dururken konuşmalı... Durdukça konuşur insan ve konuşabilmek için durmaya ve durulmaya ihtiyaç duyar. Binaenaleyh her adımda durmayı bilmeli, bilmiyorsa öğrenmeli... Bazı safdiller alay ededursunlar; kişi, yeri geldikde -Mehter-i Hümayun gibi- iki ileri, bir geri gidebilecek bir üslûba sahip olmanın derinliğini kavramalı...

Keşke hep "durup dururken" konuşabilsek! Keşke biraz durmayı, durulmayı bilsek!

Keşke durmadan durulamayacağımızı biraz olsun -evet, "biraz olsun"- idrak edebilsek!

Kimse durmak istemiyor; kimse durdurulmak da istemiyor... Nitekim Necip Fazıl merhûm, kollarını bir makas gibi iki yana açarak

"Durun ey kalabalıklar! Gittiğiniz bu yol çıkmaz sokak"

dediğinde, bu ihtarı duyanlar arasından kaç kişi hitabın kendisine yapıldığını varsaydı sanıyorsunuz?!? Kalabalıklar, gerçek muhatabın kendisinin kesinlikle içinde olmadığını zannettiği meçhûl bir gürûhun adı değil miydi?


Kalabalıklar, ah şu kalabalıklar!


D.cündioğlu yazısından bi bölüm...​
 
Üst