Durulacak Yer Burası Değil!

Huseyni

Müdavim
Dünya bize yâr değil

​

Her hâlinden belli ki, dünya bize yâr değil. “Bir üzüm tanesi yedirir, on tokat vurur”1 tarzında bir hayat! Yolu var, yokuşu var; düz gitmeyen yaşamaklar gönle cefâ, ruha bâr. Tûl-i emel, renkleri, tozpembemsi gösterir. “Daha daha” dedirtir, kanmak bilmez dünyada.



Gerçekçi olalım!
“Süleyman’a kalmayan sana mı kalacak sanki!”
Yel, sel, deprem, savaş; Deli Dana, Kuş Gribi, Kanamalı Kene, derken; grip olmuş domuz çıktı ortaya…Âdemoğlu yıllardır tiril tiril titriyor; “Ya gelirse?” diyerek. Devletler teyakkuzda; ilim, bilim ayakta; biyologlar, zoologlar canla başla çalışır. Musibeti yok etmek öyle kolay iş değil.



Hormonların ise haddi yok, hesabı yok ette, sütte, meyvede… Hayvânâta benziyor domates, biber, patlıcan. İnsan eli karışınca “karmaşık hâl” alıyor. Bu da ayrı bir manzara! Radyasyonun çeşitleri cepte, mutfakta, masada… Uzmanlar “aman!” diyor; kimi uyarıyor, kimi uyutuyor insanı. Teknoloji tepince tepetakla tersine; insan denen nesneye on paralık değer yok. Aman olsun, kese dolsun!



İmtihan içinde imtihan…
Astronomi hesapları işgal eder gündemi, kızıştırır günleri. Yazılı, sözlü, görüntülü medyada tansiyon üst perdede. “Halley” geldi gelecek, aman buradan geçecek. Korku sarar bacayı! Yine insan tiril tiril, beti benzi sapsarı.
Risâle-i Nur’da: “Böyle bir yıldızdan Amerika titredi. Çokları gece vakti hanelerini terk ettiler”2 deniyor.



Demek, dünya, rahat yeri değildir.
Her şeyin, Cenâb-ı Hakk’ın kudret elinde olduğunu düşünen, böyle de itikâd eden insan endişeden âzâde. Hesap kitap, öteye. Dünyamızın bir yanında açlık, kıtlık, tâun var; bir tarafta zülüm, terör, savaş diz boyu… Gel de rahat et bakalım, edebilmek mümkünse. Söz konusu önce insan, sonra mü’min kardeşin. Kimisinin vatanında “harp” ediliyor; kimisi Risâle-i Nur okuduğu için “darp” ediliyor; dört duvarda mahpuslar; “din”e gelmiş musibet.


Düşünmemek, üzülmemek ne mümkün?
Gam kasavet eksik olmaz başlarda. “Oh” diyecek bir yer arar cihanda. Yazda kışı, kışta yazı arar durur yani kendi burada, ruhu cennette olsun ister gönlümüz. Burası, orası değil; adres yanlış bir defa!


İnsan, akıl alâkadarlığı cihetiyle, bütün kâinata; dolayısıyla kâinatta cereyan eden bütün hâdiselere muhatap. Karaya çıkan kaplumbağanın tasasını çektiği gibi, Afrika’daki aç bîilaç insanların hüznü çöker gönlüne. Bir tarafta onlarca insanın bir kalemde katledilmesi, bir tarafta binlerce gencin uyuşturucu batağına terk edilmesi… Sokaktaki tinerciden korkup kaçmak çare mi?



Gerçekleri görmek gerek!
Fânî dünya her yönüyle hırpalıyor insanı; yıpratıyor, üzüyor. Hâl böyle olunca: Lâtifeler duygular kalbin arzusuna değil, kabrin arkasına yönelmeli; hakîki saadet ve lezzet diyarı olan kabrin arkası için çalışılmalı, ciddi gayret etmeli. Çünkü:
Bu diyarlar kimselere “dâr” değil.
Anlaşılan, bu memleket durulacak yer değil…




Dipnotlar:
1- Said Nursî, Şualar,413.
2- Said Nursî, Sözler,25.
ALİ RIZA AYDIN
25.06.2009​
 
Üst