EĞİtİm hakkinda

uður1

Well-known member
MESNEVİ-İ NURİYE DERSLERİ
Kur'an bilbedahe mahz-ı hidayettir. Çünki onun muhalifi, bilmüşahede küfrün dalaletidir. Hem bizzarure Kur'an envar-ı imaniyenin madenidir. Elbette envar-ı imaniyenin aksi, zulümattır. Çok Sözlerde bunu kat'i olarak isbat etmişiz.
Hem Kur'an bilyakin hakaikın mecma'ıdır. Hayalat ve hurafat, içine giremez. Teşkil ettiği hakikatlı alem-i İslamiyet, izhar ettiği esaslı şeriat ve gösterdiği ali kemalatın şehadetiyle, alem-i gayba ait olan bahislerinde dahi, alem-i şehadetteki bahisleri gibi, ayn-ı hakaik olduğunu ve içinde hilaf bulunmadığını isbat eder.

(Bediüzzaman Said Nursi - 19. Mektub'dan)

Lügatler
Aks :zıt, ters, muhalif, yankı
Âlem-i gayb :görünmeyen âlem, gizli âlem
Âlem-i İslamiyet :İslam âlemi
Âlem-i şehadet :görünen, hissedilen, yaşanan âlem
Âlî :üstün, yüce , çok büyük
Ayn-ı hakaik :gerçeklerin aynısı, ta kendisi
Bahis :konu, konuşulan şey
Bilbedahe :açık olarak, aşikar
Bilmüşahede :görerek, görmek suretiyle
Bilyakin :şüphesiz olarak açıklıkla bilerek
Bizzarure :zarureten, mecburen
Dalâlet :sapıklık, iman ve islamiyetten ayrılmak, Allah’a isyankâr olmak
Envar-ı imaniye :imandan gelen nurlar
Esas :asıl,temel, kök, şart
Hakaik :hakikatler, gerçekler
Hakikat: gerçek, doğru
Hayalat :zihnen tasarlanan şeyler
Hilaf :ters, karşı, zıt, muhalefet
Hurafat :hurafeler, aslı astarı olmayan iş ve rivayetler, batıl boş şeyler
İzhar :açığa vurmak, meydana çıkarmak, göstermek
Kat’î :kesin, mutlak, tereddütsüz, şüphesiz
Kemalat :faziletler, iyilikler, mükemmellikler
Küfr : Allah’ı veya Allah’ın kesin olarak bildirdiği herhangi bir şeyi inkâr etme, inançsızlık, dinsizlik
Maden :her şeyin asli kaynağı
Mahz-ı hidayet :tam bir hidayet kaynağı
Mecma’ :toplanılacak yer, kavuşulacak yer
Muhalif :zıt, birbirine uymayan, karşı duran, karşı
Şehadet : şahitlik, tanıklık
Şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, dosdoğru yol, kanun, İslam dini
Teşkil :şekil vermek, meydana getirmek
Zulümat :karanlıklar, dinsizlik ve zulüm devri

4.11.REŞHALAR(DEVAMI)
ONBİRİNCİ REŞHA(DEVAMI)
Bilhassa o zât, o cemaat-ı uzmâda umum zevilhayata şâmil pek şedit bir ihtiyac-ı azîm için dua eder. Ve onun duasına, yalnız o cemaat değil, belki arz ve semâ ve bütün mevcudat “Âmin” söyler. Yani, “Yâ Rabbenâ! onun duasını kabul eyle. Biz de o duayı ediyoruz. Biz de onun talep ettiğini talep ediyoruz.”

Bilhassa, o cemaat-i uzmâ önünde kıldırdığı namazda, öyle bir tazarru ve tezellül ile, öyle bir iştiyakla, öyle bir hüzünle niyaz ve dua eder ki, kâinat bile heyecana gelir, o zâtın duasına iştirâk eder. Evet, öyle bir maksat için niyaz eder ki, eğer o maksat husule gelmezse, yalnız mahlûkat değil, âlem bile kıymetsiz kalır, esfel-i sâfilîne düşer. Çünkü, o zâtın matlubuyla mevcudat yüksek kemâlâta erişir.

Acaba o zât, o matlubu kimden istiyor? Evet, öyle bir Zâttan talep eder ki, en gizli ve en küçük bir hayvanın cüz’î bir ihtiyacı için lisan-ı haliyle yaptığı duayı işitir, kabul eder, ihtiyacını yerine getirir. Ve keza, en ednâ bir emeli, en ednâ bir gaye için, en ednâ bir zîhayatta görür ve onu ona yetiştirmekle ikram ve merhamet eder. Bu duaların neticesinde yapılan terbiye ve tedbirler öyle bir intizamla cereyan eder ki, o terbiyelerin ancak bir Semî’ ve Basîr, bir Alîm ve Hakîmden olduğuna şüphe bırakmaz.

Acaba o zât, o minberde Arşa müteveccihen ellerini kaldırarak yaptığı dua ile ne istiyor ki bütün mahlûkat “Âmin” söylüyor?

Evet, o zât, Cenâb-ı Hakkın rızasını ve Cennette mülâkat ve rüyetiyle saadet-i ebediyeyi istiyor. Bu istenilen şeylerin icadına rahmet, hikmet, adalet gibi sayısız esbap olmadığı takdirde, o zât-ı nurânînin tek duası ve tazarru ile niyaz etmesi, Cennetin icadına ve îtâsına kâfidir. Binaenaleyh, o zâtın risaleti, imtihan ve ubudiyet için şu dünyanın kurulmasına sebep olduğu gibi, o zâtın ubudiyetinde yaptığı dua, mükâfat ve mücâzat için dâr-ı âhiretin îcadına sebep olur.

Evet, bu yüksek intizam ve geniş rahmet ve güzel san’at ve kusursuz cemâl ile zulüm ve çirkinlik arasında tezat vardır. İçtimaları mümkün değildir.

Evet, ednâ bir sesi, ednâ bir kimseden, âdi bir iş için işitip kabul etmekle, en yüksek bir savtı, en büyük bir iş için işitip kabul etmemek, emsalsiz bir kubh ve çirkinlik ve bir kusurdur. Bu ise mümkün değildir. Çünkü, hüsn-i zâtî, kubh u zâtîye inkılâp eder. İnkılâb-ı hakâik ise muhaldir.
Lügatler :
adalet : hak sahibine hakkını verme, haksızı terbiye etme ve cezalandırma
âdi : basit, sıradan
âlem : dünya
Alîm : her şeyi hakkıyla bilen, ilmi herşeyi kuşatan Allah
âmin : “Allah’ım kabul eyle”
Arş : Allah’ın hüküm ve egemenliğinin tecelli ettiği yer
Basîr : her şeyi gören Allah
bilhassa : özellikle
binaenaleyh : bundan dolayı
cemaat-i uzmâ : büyük cemaat, topluluk
cemâl : güzellik
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cereyan etmek : meydana gelmek
cüz'î : ferdî, küçük
dâr-ı âhiret : âhiret âlemi
ednâ : basit, küçük
emel : arzu, istek

emsalsiz : benzersiz
esbap : sebepler
esfel-i sâfilîn : aşağıların en aşağısı
Hakîm : her işini hikmetle yapan Allah
hikmet : gaye fayda
husule gelmek : meydana gelmek

hüsn-i zâtî : bir şeyin bizzat kendisinin güzel olması, güzelilği başkasından gelmemesi
îcad : var etme, yaratma
içtima : toplanma, bir araya gelme
ikram : bağış, ihsan

inkılâb-ı hakâik : gerçeklerin zıddına dönüşmesi
inkılâp etmek : değişmek, dönüşmek
intizam
: disiplin, düzen
iştirâk etmek : katılmak
iştiyak : şiddetli arzu ve istek
îtâ : aynen tekrar edilme, verilme
kâfi : yeterli
kemâlât : mükemmel özellik ve dereceler
keza : aynı, aynı biçimde

kubh : çirkinlik, kötülük
kubh-u zâtî : bir şeyin bizzat kendisinin çirkin olması

lisan-ı hal : hal dili
mahlûkat : yaratılmış varlıklar
matlub : istek, arzu
merhamet : şefkat, acıma
mevcudat : varlıklar
minber : câmide hutbe okunan yer

muhal : imkânsız
mücâzat : cezalandırma
mükâfat : ödül
mülâkat : kavuşma
müteveccihen : yönelmiş olarak
niyaz : dua etme, yalvarıp yakarma
rahmet : merhamet ve şefkat
rıza : memnuniyet, hoşnut olma
risalet : elçilik, peygamberlik
rüyet : Allah’ın cemâlini görme
saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk

savt : ses
semâ : gökyüzü
Semî' : herşeyi duyan ve işiten Allah
talep etmek : istemek
tazarru : dua, yakarış
tedbir : çekip çevirme, ihtiyacını karşılama
terbiye : belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, yetiştirme
tezat : zıtlık
tezellül : Allah'ın huzûrunda boyun büküp yalvarma
ubudiyet : kulluk
Yâ Rabbenâ : ey Rabbimiz
zât-ı nurânî : nûrânî zât, Hz. Peygamber (a.s.m.)
zîhayat : hayat sahibi, canlı
zulüm : haksızlık



 
Üst