Kâinâtın kapıları hakikaten açık mı sizce? Her şey dünya gözümüze göründüğü gibi mi? Yoksa etrafınıza, karşılaştığınız hâdiselere baktığınızda gördüğünüz sadece, dıştaki tenteneli, kaneviçeli, süslü püslü tül perde mi? Her varlığın, her hâdisenin bir iç bir de dış yüzü, bir mülk bir de melekût yönü yok mu? Aynı kitabı farklı ‘niyet’ ve ‘nazar’la ayrı ayrı okumak mümkün değil mi? Ayrı ayrı okumak ve aynı cümlelerden muhtelif mânâlar çıkartmak?.. Gözümüzdeki gözlük camı ne renkse âlem de o renk görünmez mi bize? Hayat zaten o rengi berraklaştırmak ve hakikati görmek imtihanı değil midir?.. Doğru cevaplara ulaşmadan önce doğru sorular sorabilmek… Perdelerin ötesine, derinlere, derûna nüfuz edebilmek… Aklı göze indirmemek, kalbi nefse esir etmemek… Ten kafesinden geçmek, ukbâyı fenâya tercih etmek…
***
Evet, fâni sevgililerdeki hüsün, ihsan, cemâl ve kemâlin yani güzelliklerin tüm sebepleri Bâki Sevgili’nin hüsnü, ihsânı ve cemâlinin çok perdelerden geçmiş gayet zayıf bir gölgesinin gölgesi gibidir. Gölgelerle vuslat bile insanı sevindirse de onların zevalleri kuvvetli îman sahiplerini asla incitmez. Gölgelere ‘bizzat’ muhabbetin, fenaya muhabbetin tasvirini yapan şu şâire hak vermeyeniniz var mı? “Dünyada sevilmiş ve seven nâfile bekler / Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.”
Demek ki âyine-i Samed olan kalp ancak Bâki Sevgili olan Allah’a olan muhabbet ile doyabilecek ve insan bu muhabbetini de Habîbullah’a (asm) olan ittibaı ile yani sünnet-i seniyyeye olan bağlılığı ile ancak gösterebilecek. Gölgeleri ve aynaları ise ancak ‘Allah için’ sevdiği takdirde muhabbet bağında bir serseri gibi dolaşmaktan kurtulacak…
***
Gaflet hicâp olur da basîret peçelenirse her şeyin rengi değişir; nûr-ı Hakk nihân olur; bütün varlıklar birer fâni muzır telakki edilir; varlık yokluk zannedilir; hayat, azap içinde azap; ebediyet belâ; ömür aynı hevâ; emeller eleme dönüşür; ölüm, yokluk, çürümek, kokuşmak olarak bilinir. Vuslat hicrana, hicran vuslata dönüşür. Gaflet perdesi kalınlaşırsa açlığın tokluk, tokluğun açlık; giyinikliğin çıplaklık, çıplaklığın giyiniklik olduğu tevehhüm edilir. Erkekler kadınlaşır, kadınlar erkekleşir… Adalet zulümle, zulüm adaletle yer değiştirir; hak ile bâtıl, hayır ile şer, do*** ile yalan aynı tezgaha düşer. Dünyevî hayat vasıta iken maksad olur; âhiret hayatı gaye iken âlet olur. Ameller riyânın kirli suyu ile bulanır, sular günahları arıtamayacak kadar kirlenir… Elmas camın, cam elmasın yerine geçer.
Gaflet perdesi kalkarsa nûr-ı Hakk ayân olur. Bu nazarla, her varlık îmânın ve tevhîdin birer delili olur. Akıl, manevi hazinelerin anahtarı; dünya, âhiretin tarlası bilinir. Ömür baştanbaşa hayırlı amellerle dolar, gerçek ömrün öte dünya olduğu idrak edilir. Bütün varlıkların Yaratan’ını tesbîh eden birer zâkir olduğu hakikati ortaya çıkar. Fakirlik zenginliğin; âcizlik, kuvvet ve kudretin sebebi olur. İnsan, fakriyle fahreder, acziyle ve zaafıyla mutlak Kudret’in kapısını çalar. Zamanın en güzel sesi ona daimâ “Eğer Allah’ı buldun ise bütün eşyâ senindir gör!” nidâsını haykırır. Ölümün, Hakiki Bâki olana kavuşma kapısı olduğu anlaşılır ve ancak bu mukaddes köprünün sevgiliyi sevgiliye kavuşturan köprü olabileceği görülür.
Ey nefis!
Sen de gaflet perdeni yırt!
Gerçek vuslatın Allah"a kavuştuğun gün olduğunu gör!
Mevlânâ Hazretleri
Ölüm gününü düğün gecesi" diye tavsîf eder;
Sen de öldüğün günü gerçek düğün günün bil!
Selam ve dua ile...
***
Evet, fâni sevgililerdeki hüsün, ihsan, cemâl ve kemâlin yani güzelliklerin tüm sebepleri Bâki Sevgili’nin hüsnü, ihsânı ve cemâlinin çok perdelerden geçmiş gayet zayıf bir gölgesinin gölgesi gibidir. Gölgelerle vuslat bile insanı sevindirse de onların zevalleri kuvvetli îman sahiplerini asla incitmez. Gölgelere ‘bizzat’ muhabbetin, fenaya muhabbetin tasvirini yapan şu şâire hak vermeyeniniz var mı? “Dünyada sevilmiş ve seven nâfile bekler / Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.”
Demek ki âyine-i Samed olan kalp ancak Bâki Sevgili olan Allah’a olan muhabbet ile doyabilecek ve insan bu muhabbetini de Habîbullah’a (asm) olan ittibaı ile yani sünnet-i seniyyeye olan bağlılığı ile ancak gösterebilecek. Gölgeleri ve aynaları ise ancak ‘Allah için’ sevdiği takdirde muhabbet bağında bir serseri gibi dolaşmaktan kurtulacak…
***
Gaflet hicâp olur da basîret peçelenirse her şeyin rengi değişir; nûr-ı Hakk nihân olur; bütün varlıklar birer fâni muzır telakki edilir; varlık yokluk zannedilir; hayat, azap içinde azap; ebediyet belâ; ömür aynı hevâ; emeller eleme dönüşür; ölüm, yokluk, çürümek, kokuşmak olarak bilinir. Vuslat hicrana, hicran vuslata dönüşür. Gaflet perdesi kalınlaşırsa açlığın tokluk, tokluğun açlık; giyinikliğin çıplaklık, çıplaklığın giyiniklik olduğu tevehhüm edilir. Erkekler kadınlaşır, kadınlar erkekleşir… Adalet zulümle, zulüm adaletle yer değiştirir; hak ile bâtıl, hayır ile şer, do*** ile yalan aynı tezgaha düşer. Dünyevî hayat vasıta iken maksad olur; âhiret hayatı gaye iken âlet olur. Ameller riyânın kirli suyu ile bulanır, sular günahları arıtamayacak kadar kirlenir… Elmas camın, cam elmasın yerine geçer.
Gaflet perdesi kalkarsa nûr-ı Hakk ayân olur. Bu nazarla, her varlık îmânın ve tevhîdin birer delili olur. Akıl, manevi hazinelerin anahtarı; dünya, âhiretin tarlası bilinir. Ömür baştanbaşa hayırlı amellerle dolar, gerçek ömrün öte dünya olduğu idrak edilir. Bütün varlıkların Yaratan’ını tesbîh eden birer zâkir olduğu hakikati ortaya çıkar. Fakirlik zenginliğin; âcizlik, kuvvet ve kudretin sebebi olur. İnsan, fakriyle fahreder, acziyle ve zaafıyla mutlak Kudret’in kapısını çalar. Zamanın en güzel sesi ona daimâ “Eğer Allah’ı buldun ise bütün eşyâ senindir gör!” nidâsını haykırır. Ölümün, Hakiki Bâki olana kavuşma kapısı olduğu anlaşılır ve ancak bu mukaddes köprünün sevgiliyi sevgiliye kavuşturan köprü olabileceği görülür.
Ey nefis!
Sen de gaflet perdeni yırt!
Gerçek vuslatın Allah"a kavuştuğun gün olduğunu gör!
Mevlânâ Hazretleri
Ölüm gününü düğün gecesi" diye tavsîf eder;
Sen de öldüğün günü gerçek düğün günün bil!
Selam ve dua ile...