Huseyni
Müdavim
Mâdem ölüm ölmüyor.
Ve ecel gizlidir, her vakit gelebilir.
Ve mâdem kabir kapanmıyor;
kafile kafile arkasında gelenler oraya girip kayboluyorlar.
Ve mâdem ölüm, ehl-i İmân hakkında idâm-ı ebedîden terhis tezkeresine çevrildiği,
hakikat-i Kur'âniye ile gösterilmiş;
ve ehl-i dalâlet ve sefâhet hakkında, gözle göründüğü gibi,
bir idâm-ı ebedîdir, bütün mahbubâtından ve mevcudâttan bir firâk-ı lâyezâlîdir.
Elbette ve elbette, hiç şüphe kalmaz ki,
en bahtiyar odur ki, sabır içinde şükretmek
ve hapis müddetinden tam istifade ederek Nurların dersini alarak
istikâmet dairesinde imânına ve Kur'ân'a hizmete çalışmaktır.
Ey zevk ve lezzete mübtelâ insan!
Ben yetmiş beş yaşımda, binler tecrübelerle ve hüccetlerle
ve hâdiselerle aynelyakîn bildim ki,
hakiki zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç
ve hayattaki saadet yalnız imândadır ve İmân hakikatleri dairesinde bulunur.
Yoksa, dünyevî bir lezzette çok elemler var.
Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur gibi, hayatın lezzetini kaçırır.
Ey hapis musîbetine düşen bîçareler!
Mâdem dünyanız ağlıyor ve hayatınız acılaştı.
Çalışınız; âhiretiniz dahi ağlamasın ve hayat-ı bâkiyeniz gülsün,
tatlılaşsın; hapisten istifade ediniz.
Nasıl, bâzan ağır şerâit altında
düşman karşısında bir saat nöbet,
bir sene ibâdet hükmüne geçebilir;
öyle de sizin, bu ağır şerâit altında,
herbir saat ibâdet zahmeti,
çok saatler olup, o zahmetleri rahmete çevirir.
Onüçüncü Söz s.137
Ve ecel gizlidir, her vakit gelebilir.
Ve mâdem kabir kapanmıyor;
kafile kafile arkasında gelenler oraya girip kayboluyorlar.
Ve mâdem ölüm, ehl-i İmân hakkında idâm-ı ebedîden terhis tezkeresine çevrildiği,
hakikat-i Kur'âniye ile gösterilmiş;
ve ehl-i dalâlet ve sefâhet hakkında, gözle göründüğü gibi,
bir idâm-ı ebedîdir, bütün mahbubâtından ve mevcudâttan bir firâk-ı lâyezâlîdir.
Elbette ve elbette, hiç şüphe kalmaz ki,
en bahtiyar odur ki, sabır içinde şükretmek
ve hapis müddetinden tam istifade ederek Nurların dersini alarak
istikâmet dairesinde imânına ve Kur'ân'a hizmete çalışmaktır.
Ey zevk ve lezzete mübtelâ insan!
Ben yetmiş beş yaşımda, binler tecrübelerle ve hüccetlerle
ve hâdiselerle aynelyakîn bildim ki,
hakiki zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç
ve hayattaki saadet yalnız imândadır ve İmân hakikatleri dairesinde bulunur.
Yoksa, dünyevî bir lezzette çok elemler var.
Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur gibi, hayatın lezzetini kaçırır.
Ey hapis musîbetine düşen bîçareler!
Mâdem dünyanız ağlıyor ve hayatınız acılaştı.
Çalışınız; âhiretiniz dahi ağlamasın ve hayat-ı bâkiyeniz gülsün,
tatlılaşsın; hapisten istifade ediniz.
Nasıl, bâzan ağır şerâit altında
düşman karşısında bir saat nöbet,
bir sene ibâdet hükmüne geçebilir;
öyle de sizin, bu ağır şerâit altında,
herbir saat ibâdet zahmeti,
çok saatler olup, o zahmetleri rahmete çevirir.
Onüçüncü Söz s.137