Fâizi Ne Alırız, Ne de Veririz!

uður1

Well-known member
HUTUVÂT-I SİTTE 2.5.HUTUVÂT-I SİTTE(DEVAMI)
ALTINCI HATVE(DEVAMI)
Şeytan gibi hasis hisleri, fena ahlâkları teşci ve himaye eder, iyi hisleri söndürür. Hem insanî, İslâmî hayatı men etmekle beraber, muvakkat hayvanî bir hayatı, iki genc-i mücehhez, pençeli; ekseriyeti kazanmak için, imhayı esas program yapmış, iki kelbi iki ciğerimize musallat ederek bizi silâhtan tecrit ediyor. İşte onun himayeti, işte hayatımız!

O hasım, gösterdiği kin ve husumet harpten neş’et etme değildir. Harpten olsaydı, tabiî mağlûbiyetimizle sairlerin husumeti gibi sükûnet bulurdu. Hem hasmın, uzakta çirkin yüzündeki riyakârane çizgileri güzel zannedilirdi. Yakında görenler, inşaallah daha aldanmaz.

1
كَمَااَنَّالضَّرُورَاتِتُبِيحُالْمَحْظُورَاتِكَذٰلِكَتُسَهِّلُالْمُشْكِلاَتِ

Korkaklıkta darb-ı mesel hükmünde olan tavuk, çocukları yanında iken şefkat-ı cinsiye sebebiyle camusa saldırır. İşte dehşetli bir cesaret...

Hem darb-ı mesel olmuş: “Keçi kurttan havfı, ıztırar vaktinde mukavemete inkılâp eder. Boynuzu ile kurdun karnını deldiği vâkidir. İşte harika bir şecaat…

Fıtrî meyelân mukavemetsûzdur. Bir avuç su, kalın bir demir gülle içinde atılsa, kışta soğuğa maruz bırakılsa, meyl-i inbisat demiri parçalar.

Evet, şefkatli tavuk cesareti, hamiyetli keçi ıztırarî şecaati gibi, fıtrî bir heyecan demir güllede su gibi, zulmün burudetli husumet-i kâfirânesine maruz kaldıkça herşeyi parçalar. Rus mojikleri buna şahittir.

Bununla beraber, imanın mahiyetindeki hârikulade şehâmet, izzet-i İslâmiyetin tabiatındaki âlem-pesend şecaat, uhuvvet-i İslâmiyenin intibahıyla her vakit mu’cizeleri gösterebilir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :
1: Zaruretler, yasakları mübah kıldığı gibi zorlukları da kolaylaştırır.
Lügatler :
âlem-pesend : dünyaya meydan okuyan
burudet : soğukluk
camus : manda
darb-ı mesel : meşhur söz, atasözü
ekseriyet : çoğunluk
fıtrî : doğal, yaratılıştan gelen
genc-i mücehhez : donatılmış iki genç
hamiyetli : din, aile, vatan gibi değerleri koruma duygusu ve gayreti olan
hasım : düşman
hasis : âdi, basit, değersiz
havf : korku
hayvanî : hayvansal
himaye etmek : korumak
himayet : koruma
husumet : düşmanlık
husumet-i kâfirâne : kâfirce beslenen düşmanlık
ıztırar : çaresizlik
ıztırarî : zorunlu olarak, çaresizce
imha : yok etme
inkılâp etmek : dönüşmek
intibah : uyanma
izzet-i İslâmiyet : İslâmın izzeti, şeref ve yüceliği
kelb : köpek
mağlûbiyet : mağlûp olma, yenilme
mahiyet : asıl esas, nitelik
maruz bırakılmak : tesiri altında bırakılmak
maruz kalmak : tesiri altında kalmak
men etmek : yasaklamak, engellemek
meyelân : meyletme, bir tarafa veya birşeye eğilim gösterme
meyl-i inbisat : genişleme arzusu, meyil
mojik : Rus köylüsü
mukavemet : direnç, karşı koyma
mukavemetsûz : karşı konulmaz, direnilmez
musallat etmek : bir kişinin başına belâ sarmak, sataşmak
muvakkat : gelip geçici
mübah : yapılması da yapılmaması da bir olan
neş’et etmek : kaynaklanmak
riyakârane : gösterişli bir şekilde
sair : diğer, başka
sükûnet : durgunluk, hareketsizlik
şecaat : yiğitlik, cesurluk
şefkat-ı cinsiye : kendi cinsine olan şefkat
şehâmet : akıl ve zekâ ile olan cesaretlilik
tecrit etmek : soyutlamak, ayırmak, ayrı bırakmak
teşci : cesaretlendirme
uhuvvet-i İslâmiye : İslâm kardeşliği
zaruret : zorunluluk, gereklilik
zulüm : haksızlık, eziyet, işkence




 
Üst