Garib

Garib

Talebe
12345613cifp9rb9a7d4.gif

Garip
Garip yolun garip kulu
Geldi garip, gider garip..
Garip bağın garip gülü
Geldi garip, gider garip

Garip güler her belă ya.
Sitem etmez hiç Mevlă ’ya.
Kavuşur bir gün sılaya
Geldi garip, gider garip

Garip gözde nazar garip
Alır-satar, pazar garip
Ölür gider mezar garip
Geldi garip, gider garip

Gariplikten olsa bîzar
Olmaz garipte intizar
Gariplik Haktan bergüzar
Geldi garip, gider garip.


Fatih Hepgüler

 

Garib

Talebe
Garip gelmiş garip gider
Bir garip gelmiş dünyaya
Garip gelmiş garip gider
Dertlerini saya saya
Garip gelmiş garip gider


Alnında yazısı kara
Yüreğinde derin yara
Dertleri var sıra sıra
Garip gelmiş garip gider


Yok imiş halden bileni
Bulunmaz yüze güleni
Yüklenmiş derdi elemi
Garip gelmiş garip gider


Anlayanı yok halinden
Tutanı olmaz elinden
Hep ayrı düşer gülünden
Garip gelmiş garip gider


Yolu hep yokuşa gider
Gece gündüz figan eder
Bu günü dünden de beter
Garip gelmiş garip gider


Dünyaya gelmesi hata
Yaşıyor hep düşe kalka
Ölüsü kalır ortada
Garip gelmiş garip gider

25.12.97


Dursun Demiray
romantizm-romana8b5d.jpg

 

Garib

Talebe
339vc0bc063.jpg

Garip mi garip...
Ömür denen bu kısa yolda ben,
Yürüyüp dururum garip mi, garip.
Toprağa düşüp solmadan bu ten,
Sürüyüp dururum garip mi, garip.

Hayat değirmendir harcar insanı,
Ararda bulamazsan derde dermanı,
Boşa savuruyosa ömür harmanı,
Çaresiz olurum garip mi, garip.

Umutla koşarken hep gece, gündüz,
Yel vurdu dallarım oldu dümdüz,
Olurmu bu hayat olurmu sensiz,
Düşünüp dururum garip mi, garip.

'Hacım, sevda peşinde koştun zamansız,
Sonunu getirmedin ne dertsiz, ne gamsız,
Bu beden toprağa gidererken cansız,
Bekliyor bu can seni garip mi, garip.

Hacı Öztürk 26/05/2002
 

Garib

Talebe
klyl9gr080573.png

Bir garip insanım
Neden kimse anlamıyor halimden
Bir garip insanım hem de çok garip
Ne yapayım bir şey gelmez elimden
Bir garip insanım hem de çok garip


Hep içime gömdüm derdi elemi
Ben kendim çekerim zaten çilemi
Talihim mi bu kader böyle mi
Bir garip insanım hem de çok garip


Hiç mi güneş doğmaz benim dünyama
Suçum ne ki gönlüm dönmüş zindanda
Merhem diye tuz ekerim yarama
Bir garip insanım hem de çok garip


Koca dünya dedikleri çok dardır
Benim bu dünyada bin derdim vardır
Zaten gariplerin işi çok zordur
Bir garip insanım hem de çok garip

28.11.97


Dursun Demiray
 

Garib

Talebe
Garib miyiz gerçekten

ÇAĞINA HÂKİM düşünce kalıplarına iltifat etmeyen, kalabalıklar arasında tam anlamıyla bir ‘düşünce gurbeti’ yaşayan, tavrı ve tasavvuru tek dünyalılar tarafından ‘anlaşılamaz’ bulunan bir hakikat kahramanıdır ‘garib’…
Nebevî müjdelere konu olan bir gönül insanı…
Yaşamların İslâmî yörüngeden çıktığı zamanlarda beşeriyete öteleri hatırlatacak bir hayatı kuşanan, insanların dünyayla sarmaş dolaş olduğu demlerde, âhiretin yamaçlarında dolaşıyor gibi ukbâ televvünlü yaşayan bir iman âbidesi…
Çevrenize bakınız; yaşadığımızın tam bir ‘gariblikten yoksunluk’ olduğunu göreceksiniz.
Gariblerin artık bizi terk ettiğini esefle müşahede edeceksiniz.
Bir anafor hâline gelen dünyevîleşme dalgasının, her geçen gün daha fazla zihinde ve gönülde karşılık buluyor oluşunu, içimizdeki gariblerin azlığıyla irtibatlandıracaksınız.
Evet garib, modern tasalluta inat, çağının hâkim değer yargılarıyla yaka paça olmayı şiâr edinen bir Hak âşığıdır.
O, yaşantısıyla, gayr-ı İslâmî hayatlara âhireti hatırlatacak ihtarlar çeker; müslümanların dünya muvazenesinde söz sahibi olduğu dönemlerde de, özden uzaklaşma sinyali veren kardeşlerine, uzleti, verâsı ve istiğnasıyla ibresi her dâim hakikati gösteren bir pusula gibi rehberlik eder.
İnsanların ‘ruhsat’a meylettiği hengâmda ‘azimet’i sahiplenir…
Kalplerin ‘vehn’ ile bulaşık hâle geldiği atmosferde ukbâ iştiyâkı ile soluk alır.
Duruşunun genel karakteri gereği, insanların ulaşmak için birbirleriyle kavgaya tutuştukları nimetleri çok defa elinin tersiyle itmesiyle mâruftur.
Dünya, tüm câzibesiyle arz-ı endam ettiğinde bile onu kendisine celbedemez.
Hakk’ın hatırını herhangi bir hatıra feda ettiğini gören olmamıştır.
Âhireti peyleme iddiasıyla yola çıkıp, baştan ayağa dünya kesilmenin, onun duygu ve düşünce dünyasında herhangi bir karşılığı yoktur.
Dâvâsını dünya siyasetine âlet etmesi söz konusu olmadığı gibi, dinî kaygılarla dünya siyasetinin göbeğinde yer almaya yeltendiği de vâki değildir.
Dünyevî makamları inandığı değerlere hizmet gerekçesiyle dahi olsa hedeflemekten imtina eder.
En mümeyyiz vasfı, yaşadığı dünyada kabul gören nevzuhur paradigmalarla başının hoş olmamasıdır.
Zaten temelde bu özelliğidir onu garib kılan…
Dinini bu yeni lâdinî akımlara uyarlama kolaycılığına kapılmayı değil, hakikatte sabit kalma hususunda direnmeyi tercih eder.
İtirazsız bir dinî tasavvurla, tek dünyalıların hoşuna gidecek içeriksiz ve hayata yön vermeyen bir inanç formunu benimsemek zorunda kalacağını hissettiğinde, Hakk’a kurbeti yudumlayacağı münzevî bir hayata soyunur.
Kendisini ve bayraktarlığını yaptığı değerleri herkese kabul ettirme gibi bir düşüncesi yoktur.
Herkes tarafından sevilme beklentisi içinde değildir; aksine, etrafında toplananların kalabalıklaşması onda bir endişe ve iç muhasebeyi tetikler.
Hakkın bâtıl, bâtılın da hak telakki edildiği bu âhir zamanda, geniş kitlelere ulaşmış görünmenin, kendi pozisyonunda bir deformasyonun habercisi olabileceği korkusu onu daima titretir.
“İnsanların çoğuna uyarsanız onlar sizi doğru yoldan uzaklaştırır” mealindeki İlâhî ikaz sürekli kulaklarında çınlar durur.
Sizi bilmem ama ben, müslüman câmiâda meydana gelen açılımların, gariblik yönümüzü törpülediğini düşünüyorum.
Hayatımın hiçbir döneminde kuru kuruya bir servet düşmanlığına gönül eğdirmedim ama, zenginleştiğimiz, herkesi kucaklama iddiasıyla yola koyulduğumuz günden beri garîbliğimize halel geldiğine inanıyorum.
Bugünün müslümanının genel profiline bakınız; modern dünya egemenlerinin ‘garipsemediği’ bir davranış kodunun kanıksandığını göreceksiniz.
Bir teste tâbi tutalım kendimizi…
Bakalım ne göreceğiz?
Daha çok insana ‘dâvâmızı’ duyurduğumuz bir vetîrede, asla sâdık kalarak mı bunu başarıyoruz; yoksa bu kadar ‘açılım’ bize özden kopuş anlamında ağır bir bedel mi ödetiyor?
Dış dünyayla bu ölçüde hem dem olalı beri, gitgide gayr-ı müslimleşen müslüman hayatlarla yüzleşiyor olmamız bir tesadüf mü acaba?
Neden elleri kanlı ve kirli güç odakları, küresel açılımlarla kurguladığımız inanç modelimize tolerans gösteriyorlar?
Niçin itirazı olan garibler olmak yerine, her ortama uyar oportünistler olduk?
Siz, hal, tavır ve yaklaşımlarıyla çağın normlarına itiraz eden gariblerin cehdine, bu kâfir güruhun sessiz kalacağını düşünüyor musunuz?
O halde nedir?
Sakın bu kadar çok insanla temas kurmuş olmamızın arka plânında, muhatapların hakka uyanmış olması değil de, bizim mevzi kaybetmiş olmamız gibi bir gerçek duruyor olmasın!
Bütün bu uyarı ve istifhamlar, tebliğe soğuk bakan ve müslümanları pasifize etmeye gönüllü bir dimağın hezeyanları olarak da okunabilir; İslâm’ın inşâ ettiği zihinlerin modern yozlaşma etkisiyle savrulmasına şâhit olmama adına teenniyi öne çıkaran bir haykırışın solukları olarak da görülebilir.
Zaten yeteri kadar açılım çağrısına tanık oluyoruz…
Birilerinin de, bu kadar çok açılmanın boğulma tehlikesi de taşıdığını hatırlatmasında mahzur olmasa gerek!
Murat Türker (karakalem.net)

 

Garib

Talebe
Garipler
sızıntı dergisi



"Bir garibsin şu dünyada
gülme gülme ağla gönül!"

Yunus


Bir avuç gönül-eri, bir düzine meçhûl kudsilerdir garibler. Ah edip inleyen, sinesini yakıp sızlayan, gönül verdiği yüce hakikatlerden ötürü dövülüp kovulan; hergün yığın yığın gailelerle burun buruna gelen; her dem ayrı bir ölümle tehdit edilen, her an horlanıp hakir görülen, işte garib budur.

Garib, yurdundan-yuvasindan uzak kalan, dostundan, ahbabından ayrı düşen değildir. O; yaşadığı dünya, içinde bulunduğu toplum itibariyle halinden yolundan anlaşılmayan; yüksek idealleri, ötelere ait düşünceleri, başkaları uğruna şahsî zevklerinden fedakârlığı ve fevkalâde himmet ve azmiyle, kendi toplumunun kanunlarıyla sık sık zıdlaşıp çakışan, çevresi tarafından yadırganıp irdenen ve her davranışıyla garibsenen insandır.

Yardımlarına koşduğu yığınlar onu, kâh azarlayıp kapı kapı kovar; kâh derdest edip zindanlara tıkar; kâh memleket memleket sürgünlere yollar; kâh o'nun için darağaçları hazırlar "aman vermen öldürün!" der çığlık atarlar. O ise, yığın yığın tehlikelerin kol gezdiği bu atmosferde, her an ayrı bir ölümle pençeleşir; her lahza ayrı bir mağdurun imdadına koşar; zaman olur, bir Heraklit gibi tehlikelerin üzerine yürür; an gelir, bir itfaiye eri gibi çevreyi saran ateşleri göğüsler ve zaman olur şefkatli bir anne gibi hep inler. Etraf cefadan, garib de vefadan asla usanmaz!..

Garib, içinde yaşadığı cemiyyetle içli-dışlı olamadığı, onunla sürekli diyalog kuramadığı için, maddî ölçüler içinde çok defa, kendini yalnız ve gurbetde hisseder. Ne var ki, başdan başa ruhunu saran diğergâmlık hissi ve başkalan için varolma düşüncesi, ona gurbet ve yalnızlığı unutturacak kadar derin ve çok buutludur. Bir ân yalnızlık hissedip inlese bile,ruhunda kurduğu mefkûrevî dünyalarla, çok zaman mutlu ve bahtiyar olabilir.

Garibler; baharda, başını toprakdan erken çıkaran çemenlere benzerler. Toprağın ortaya çıkdığı her yerde, bu şafak çiçekleri, karla-buzla burun buruna gelir ve yer-yer soğuğu-donu aşarak, geçip bir ulu kavga başlatırlar tipiye-borana karşı. Evet, alaca-karda beyaz tülbentleriyle, güneşe gamze çakıp cilveler atan kar çiçekleri ne ise, gökler-ötesi âlemlere göre, bin çığlık aydınlığa doğru koşan garibler de odur. Kara cemre düşmeden, henüz buzlar erimeden ortaya çıkarlar. Güç-bela varlıklarını sürdürür; karşılarına çıkan tehlikelerle pençeleşir, yara alır, hırpalanır ve çok defa dünya zevki namına bir şey tadıp duymadan "harab olup, turâb olup" giderler. Giderler ama, gidişleri de merdâne olur. Toprağın bağrına sinip, bir kaç sünbülü netice vermeden gitmezler. Onlar "bir ölür yirmi dirilirleri."

Garibler, ölü toplumlara hayat sunmak, onlara kaybet,dikleri değerleri yeniden iâde etmek için, bir düzine mukaddeslerden mukaddes düşüncelerle, her Allah'ın günü toplumun kapısına dikilir, kapının tokmağına bir kaç defa asılır, sonra ruhunun ilhâmlarını haykırır ve geriye dönerler. Bu uğurda, tartaklanır; azar işitir; defalarca kovulurlar; ama, katiyyen yılmaz, usanmaz ve hele aslâ darılmazlar. Onlar gözleri her ân ötelerde ve bir diriliş müjdesi beklemektedirler güneşin her doğup batışıyla. Her yeni günle, taptaze bir şevk kazanır ve soluk soluğa köşeyi bucağı tutar, yığınlara Hızır-çeşmesine giden yolu gösterirler.

Onları anlayıp hem-hâl olanlar edebî varlığa ererler. Onlardan uzak kalanlar "ebet-müddet" ölüp giderler. Onlar Cibrille hem-bezm olmuş Hızır’la elli defa buluşmuşlardır. Bu itibarla, uğradıktan yerler yemyeşil ve ayaklarına ilişen toprak hayat iksiri olur.

Küfürler, ilhâtlar, dalâletler onların eritici soluklan karşısında buz gibi erir gider, çorak yerler onların nefesleriyle İrem-bağlarına döner.

Onlar, daima ızdıraplıdırlar. Bağrında yetişdikleri toplumun değişip duran duygu ve düşünceleri, bozulup giden töreleri karşısında, her ân inkisardan inkisara düşer ve iki büklüm olurlar. Ne var ki, aynı zamanda imanlı, ümitli ve fevkalâde gerilim içindedirler. Zaman zaman yalnız, kimsesiz kaldıkları ve toplumdan hakaret gördükleri olur. Ancak onlar daima neşeli ve huzur içindedirler.

"Aşina bir çehre yok ve sanki etraf bomboş;
Yollar eğri-büğrü ve yokuşlardan da yokuş:
Çile, ızdrab; çığlık, inilti işte yol!
Herşeye rağmen bu yol ne tatlı ve gariblik ne hoş!"


Garibin kırık kalbinde ve bulanık bakışlarında bin hüzün ve bin keder nümayândır . İniltileriyle o, Adem Nebi'yi (s), âh-u efganıyla da Davud Peygamberi (s.) hatırlatır. Yad ellere düştüğü, azar görüp dost ikliminden uzaklaşdığı için: "Cüda düştüm güzellerden derem vâ-hasretâ şimdi!" der sızlanır ve iştiyakla vuslat gününü, yâr ile hemdem olacağı anı bekler. Bekler de buhurdanlar gibi tütüp duran gönlüne, rahmet ilinden esip esip gelen yellerle her an ayn bir visâle, ayrı bir şevke erer. Bir de, ruhunun ilhâmlarını sinelerine boşaltabilecek âşinâ gönüller bulursa, büsbütün coşar ve bir çağlayana döner garib. Ve artık aşk ile girdiği bu yolda, serveti yağma olup gitse, ocağı sönse de gam izhâr eylemez garib.Hele milletinin ruhuna saldığı kıvılcımların ,bir baştan bir başa bütün ülkeyi sardığını gördükçe, başı cennetlere ermiş gibi "dost dost!"deyip sonsuzluğa pervâz eder garib!..

Bin müjde gariblere! Bin muştu, fitnenin, fesadın ortalığı kasıp kavurduğu bir dönemde, ümit ve itminan soluyanlara, umumun huzur ve mutluluğu için şahsî haz ve zevklerini unutanlara!

* * *

Bir de kendi ülkesinde, kendi insanına, kendi harsına karşı her gün biraz daha yabancılaşan garibler, daha doğrusu gariban vardır ki, hüzün ve ızdırablarıyla öncekilere çok benzerler. Ama bunlar, derbeder, perişan, ümitsiz ve inançsızdırlar. Hele, kalbî ve ruhî hayatları itibariyle tamamen fersiz ve dermansız kimselerdir. Bunların gündüzleri gecelerinden daha karanlık, geceleri zalâm zalâm üstüne [3] kabri andırır. Binbir paradoksun ruhlarını aşındırdığı, kökden ve benlikden mahrum bu sefiller, adeta insan-altı bir sınıfı temsil etmektedirler. Hatta akıllarının, ruhlarına yağdırdığı endişe ve elemlerle, hayatdan lezzet alma noktasında daha aşağı bir 'seviyeye itilmişlerdir. İçleri kapkaranlık; düşünceleri sisli, bakışları bulanık ve dimağlarında yığın yığın çözüm bekleyen bilmecelerle daha çok cehennemdekileri hatırlatmaktadırlar. Onların yaşadıkları bu hayata hayat demek çok zordur. Ama nazarlarında ölüm bir hiçlik olduğu için, bütün bütün tereddüt ve kuşkudan ibaret olan bu hayatı tercihden başka da çareleri yoktur.
Onlar için hayat bir azab; insan olmak ayrı bir musibet; ölüm bir girdap, bir karadelik; varlık bir kaos; acı duymamanın tek yolu sarhoşluk.
Bin nefrin bu türlü düşünceye ve böyle sefillere! Yazıklar olsun bu türlü gariblere!

439856jrpduvik347973.gif



 

Garib

Talebe

Ey garip bülbül diyarın kandedir
Bir haber ver gül-i zarın kandedir
Sen bu ilde kimseye yar olmadın
Var senin elbet yarin kandedir

Arttı günden güne feryadın senin
Ah ü efgan oldu mutadın senin
Aşk içinde kimdir üstadın senin
Bu senin sabr ü kararın kandedir

Bir enisin yok acep hasrettesin
Rahatı terkeyledin mihnettesin
Gece gündüz bilmeyip hayrettesin
Ya senin leyl ü neharın kandedir

Ne göründü güle karşı gözüne
Ne büründü baktığınca özüne
Kimse mahrem olmadı hiç razına
Bilmediler şehsüvarın kandedir

Gökte uçarken seni indirdiler
Çar unsur bendlerine urdular
Nur iken adın Niyazi verdiler
Şol ezel ki itibaren kandedir
Mısri Niyazi
13lk355951.gif


 

Garib

Talebe
ec1d7c8f96b1e2c2b0a9.jpg

Bir Garip Gördüm
Çaresiz hüngür hüngür ağlayan
Çocuk gibi gözlerini ovan
Altmışına merdiven dayayan
Dün gözü yaşlı bir garip gördüm

Betona çökmüş bedeni donmuş
Köşe başlarını mesken tutmuş
Elleri bağlı bağrına koymuş
Dün gözü yaşlı bir garip gördüm

O an durumunu izleseniz
Buna yaşarken ölmek dersiniz
Nasıl bir hali vardı görseniz
Dün gözü yaşlı bir garip gördüm
Engin Namlı

 

Garib

Talebe


İslam garib başladı. Başladığı gibi yine garib olacaktır. O gariblere ne mutlu!" dediler ki: Garibler kimlerdir Ya Resulullah? Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) insanlar bozulduğunda iyi olandır. "Buyurdu.

Ey lütfu, ihsanı bol olan Allah'ım!
Ey Din Gün'ünün Sahibi!
Ey müsamaha Sahibi!
Ey Gariblerin Sahibi!
Ey en Cömert!
Ey Sahib-i Zaman!
Ey Mâcid!
İnsanlar bozulduğunda, iyi olanlardan; İyi kalanlardan olmamızı nasip et bize!
Sen ki Mâcid'sin!
İnsanlara iyilikle muamele Edensin Sen Rabb'im!
Bir gün garib olacak dininin hâdimleri yap bizi Mâcid Adınla!
Resulullah'ın (Sallalahu Aleyhi ve Sellem) müjdelediği gariblerden olmamızı nasip et!

"İyiliğin karşılığı yalnızca iyiliktir." (Rahman Suresi 60. Âyet Meali)

Sönen bir yıldızın son pırıltısı gibi, hazin bir ayrılık kokusu var şimdi havada. Rabb'im! herkesin kalbi yalnız çarpar,
Ve biz yalnız geliriz Sana!
O firak günü Rabb'im!
O ayrılık günü; Sınırsız Keremin;
Sonsuz Merhametin; Ve Müsamahanla, Kaybolan yıldızları aldığın gibi tıpkı,
Sessizce al beni de Yanına!
Az amelimle değil;
Aciz ibadetimle değil;
Beni Kereminle; İhsanınla,
Kalbe serinlik veren Mâcid Adınla Ve selamet veren Selam Adınla al Yanına! Rabb'im!
Adımı Salihlerle an!
Âmin! Âmin! Âmin!
V'el hamdülillahi Rabb'il Âlemin!(alıntı)

 

Garib

Talebe
Sevdası yüzünden sol yanı yanar.
Farkettirmez ama hep içi kanar.
Kendi kendine yanar ha yanar.
Yüreğinin başı kanar garibin,

Resmini görünce içi titriyor.
Hayat onun için zaten bitiyor.
Senin için içten içten eriyor.
Daha ondördünde yaşı garibin,

Bu gece uykuyu unutmuş yine,
Care bulunur mu seven gönlüne,
Irmağa döndürmüş gözünü hani,
Sevdasını kimse bilmez garibin,

Ellerini açıp dua ediyor.
Dudakları aşk türküsü söylüyor.
Karalar giyinip kara bağlıyor.
Sırrını saklamak işi garibin.
(hatice çerçi)
4084.gif

 

(-_-)

Member
Ah! sevenleri sevdiklerinden ayıran ölüm
Sen beklerken yıllardır sabırla son durakta
Rahat olmak mümkün mü bu karanlık yolda
Dizilir günahlar sevaplar ayrı ayrı safta
Sevenler sevdiklerine ağıt yakar o gün



Günler bir bir tükendi yok insafi zamanın
Biter mi derdi hayatın, biterse yenisi başlar
Ayrılık vakti geldi çattı gayri ,yaram hep sızlar
Çekilmez oldu derdi artık fani dünyanın
Ne zaman bitecek kahrı daha çok mu var

Gelince bir araya açılır diller dökülür sözler
Belki bugün belki yarın Azrail kapıyı çalar
Ağlarsa bir anam bir kardeş birde yar ağlar
Üç günde unutur dost sandığın yaban eller
Yakarsa ateş bir tek düştüğü yeri yakar

Geldi vakit kalmadı dermanı yaralarımın
Geçti yarım asır göz açıp kapayıncaya kadar
Kırıştı yüz, büküldü bel, ağardı zifiri saçlar
Helal et hakkını yar, umudu yok yarınların
Geride kim bilir kaç ay kaç gün daha var



Açılmış Allah’a dua eder bütün eller
Üç beş dost gözyaşıyla bir yere gömerler
Mukadderat bu, gelenler elbet bir gün giderler
Unutulurum bilinmez varmıydım yok muydum
Bir tek kuşlar başımda şarkı söylerler

Üstümde birkaç odunla birazda ot
Ört çabucak üstümü toprak ört
Al beni sıcacık kucağında sakla
Bir gün dua bir gün yas sonra mevlüt
Tezden kavuştur beni ilelebet hakka

Ne hırslar var artık ne köşkler ne saraylar
Servetim üç metre kefenle daracık mezar
Ne bugünün telaşı var artık ne yarının
Ne geçim derdi kaldı nede gelecek kaygım
(ALINTI):gül:
 

(-_-)

Member
Sen olmasan duyar mıydım gerçekten
Özlem nedir acı nedir ayrılık ne
Ölüm sana övgüler düzenleme
Boynumun borcu olsun yürekten

Ölüm seni seviyorum inan ki
Hani alırsın diye sevdiğimi
Hep korku hep tasa içindeyim
Yani yaşamın daha içindeyim

Ölüm seni seviyorum şaşma buna
Sen olmasan bilir miydim hançeri
Ölüm seni seviyorum yaklaş daha
Yaşamın görünsün görkemli albenisi

Ölüm seni duymasaydım derinden
Düşünebilir miydim evreni
Evren ki renk renk bin bir görünümdeSen olmasan duyar mıydım gerçekten
Özlem nedir acı nedir ayrılık ne
Ölüm sana övgüler düzenleme
Boynumun borcu olsun yürekten

Ölüm seni seviyorum inan ki
Hani alırsın diye sevdiğimi
Hep korku hep tasa içindeyim
Yani yaşamın daha içindeyim

Ölüm seni seviyorum şaşma buna
Sen olmasan bilir miydim hançeri
Ölüm seni seviyorum yaklaş daha
Yaşamın görünsün görkemli albenisi

Ölüm seni duymasaydım derinden
Düşünebilir miydim evreni
Evren ki renk renk bin bir görünümde
Saçılır şenlik fişekleri gibi

Ölüm seni kucaklıyorum seviden
Nelerle tanıştırmadın ki beni
Sana borçluyum duyularımın keskinliğini
Seni yaşadıkça varolduğumu yeniden

Nahit Ulvi Akgün

Saçılır şenlik fişekleri gibi

Ölüm seni kucaklıyorum seviden
Nelerle tanıştırmadın ki beni
Sana borçluyum duyularımın keskinliğini
Seni yaşadıkça varolduğumu yeniden

Nahit Ulvi Akgün:gül:

 

(-_-)

Member
Sabahın sinleye vardım gördüm cümle ölmüş yatar
Her biri biçare olmuş ömrün yayı varmış yatar

Vardım bunların katına baktım ecel heybetine
Nice yiğit muradına eremeyiben ölmüş yatar

Yemiş kurt kuş bunu keler nicelerin bağrın deler
Şol ufacık na-resteler gül gibice solmuş yatar

Tuzağa düşmüş tenleri hakka ulaşmış canları
Görmez misin sen bunları sıra bize gelmiş yatar

Esilmiş inci dişleri dökülmüş sarı saçları
Hepsinin bitmiş işleri emr-ü nemde ermiş yatar

Elleridir kınalı hep karavaşları şeker-leb
Kargı gibi uzun boylu gül yüzlü güzeller yatar

El bağlamıştır çoğusu hep Allah'tandır umusu
Taze kızdır kimisi alınmadan çoklar yatar

Gitmiş gözünün karası hiç işi yoktur durası
Kefen bezinin paresi sönüğe sarılmış yatar

Yunus gerçek aşık isen mülke suret bezemegil
Mülke suret bezeyenler kara toprak olmuş yatar

Yunus Emre
 

(-_-)

Member
ben ölürsem karakutumu bulamayacaklar
ne bir ask zerafeti
ne bir hayal tabiri.. küçücük ömrüm
hep rüzgar gülleri kokacak !

bir sinek cenazesinden dönmüsüm de sanki
agzim burnum
denizden yeni çikartmislar yagmurun ölüsünü
mevsimlerden napalm günlerden ilkbahar

hummali sabrimin glayöllü dag köyleri
sana hasret mi yakisacak
çok arayacak çocuklugum esas sirrini
benim yüzüm bir kedi amipidir
ben ölürsem o kendiliginden çogalacak !

ben ölürsem karakutumu bulamayacaklar
ne bir buz yorgunlugu
ne bir sinema perdesi yirtik.. küçücük kabrim

bir çocuk kalbi gibi haylaz olacak
(alıntı):043:
 

Garib

Talebe
Hayat Ne Garip
Ne varsa dünyada bir rüya demek
Biraz da hayatı boşvermek gerek
Her şeyin çaresi sevmektir sevmek
Hayat devam ediyor bak
En güzel şey mutlu olmak
Gideceğiz çırılçıplak
Hayat ne garip ooof
Hayat çok garip

Gün gelir yalnizlik korkusu cöker
Hayat film gibi 'son' yazar, biter
Dert etme kendine, gülümse yeter
Hayat devam ediyor bak
En güzel şey mutlu olmak
Gideceğiz çırılçıplak
Hayat ne garip ooff
Hayat çok garip

Yalan olur bir gün yalan
Yaşadığın aşkın sevdan
Yaradandır baki kalan
Hayat ne garip offf
Hayat çok garip
cem karacadan
ömer yücel
 
Üst