Gönüllüler Hareketi'nin Bazı Temel Dinamikleri

ABDULLAH4

Forum Yöneticisi
Gönüllüler Hareketi'nin Bazı Temel Dinamikleri

Fethullah Gülen Hocaefendi'nin fikirleri etrafında şekillenen Gönüllüler Hareketi kırk yıllık bir sürecin sonunda dünyada adından söz ettiren tecrübe edilmiş bir gerçeklik haline geldi. Uluslar arası konferanslarda da dile getirildiği gibi, hareketi mevcut sosyolojik kavramlar ve tanımlarla izah etmek zor. Hele hele Batı'ya ait sosyal ve kültürel tarihi süreçlerde oluşan kavramlarla bu hareketi anlamaya çalışmak hepten imkansız gibidir. Belki İslamiyet ile Anadolu'nun kültür ve medeniyet kodlarına bakmak hareketi kavrama noktasında ipuçları verebilir.

Hareket, toplumları mobilize ederken, kendi de dinamik yapısıyla sürekli gelişmektedir. Gelişim sürecinin her aşamasında farklı şekillerde tanımlanıyor: Hizmet, Gülen Hareketi, Gönüllüler Hareketi, Örnekleri Kendinden Bir Hareket gibi. Bir de uzun ama daha kapsayıcı gibi duran "yüksek insanî değerler etrafında buluşan insanların hareketi" ile "Gönüllüler Hareketi" veya "Örnekleri Kendinden Bir Hareket" gibi tanımlamalar Gülen'in kendisine ait. Dünyada Gülen Hareketi şeklinde nitelenen Gönüllüler Hareketi'ni tanımlarken herkesin mutabık kaldığı bir isim bulmada zorlanılsa da dinamiklerini anlamak o ölçüde zor değildir. Zira hareketin bazı temel dinamikleri ele alındığında daha net bir resim ortaya çıkmaktadır.
Gönüllüler Hareketi'nin global bir realite olmasının sebepleri nelerdir? Bu kadar büyük bir kitleyi harekete geçiren motivasyon nedir? Farklı kültürden ve dilden bu kadar insanı bir araya getiren gücü nereden almaktadır? Dışarıdan bakınca büyük maddi kaynaklar gerektiren binlerce müessese nasıl ortaya çıktı? Nasıl oluyor da yüzden fazla ülkede rahatça faaliyet yapılabiliyor, hatta o ülkelerin bürokrasisi ve halkı tarafından hüsnü kabul görüyor?
Soruları çoğaltmak mümkün. Bütün bu sorulardan doğan bazı kafa karışıklıkları ile hareketin mevcut sosyolojik kalıplara uymaması, "örnekleri kendinden bir hareket" olmasından kaynaklanabilir.
Elbette insanları Gönüllüler Hareketi içinde hizmet etmeye sevk eden bir düşünce sistematiği var olmalı. Aslında her insan, kendisinin ve toplumun yararına dönüştürebileceği bir potansiyele sahiptir. Ve birçok insan, mevcut potansiyelini harekette buldukları dinamiklerin sevkiyle orada kullanmayı tercih etmektedir. Bu sebeple "hizmet" tamamen gönüllülük esasına dayanır. Zamanın ruhunu okuyan güçlü bir düşünce ile örneklerini kendinden oluşturma gayreti bir araya gelince, insanlar potansiyellerine ve karakter yapılarına göre kendilerini değişik hizmet şartları içinde buluyorlar.
Yukarıdaki sorularla birlikte dünyanın değişik yerlerinde birbirinden örnek alınarak oluşan farklı müesseselerin sırrı ancak bazı dinamiklerle izah edilebilir. Bize göre dünya barışı adına dünya coğrafyasında sulh adacıkları olarak görülmeye başlayan hareketin temel dinamikleri şunlar olabilir.


Doğru ve iffetli yaşamak

Potansiyelini hareket içinde değerlendirmeyi tercih eden insanlar hayatlarında hep doğru yaşamayı esas alırlar. Burada sürekli iyilik düşüncesi ve paylaşarak yaşama çok mühimdir. Ana kaynakları Kur'an-ı Kerim, sünnet ve bütün evrensel değerlerdir. Sevgi, saygı, güven verme gibi değerleri önemser, insanları aldatmaya ve yanlış yönlendirmeye tevessül etmezler. "Emredildiğin gibi dosdoğru ol" (Hud Suresi, 112) ilahi prensibiyle hareket ederler. İffeti de "çirkin söz ve fiillerden uzak kalma, hayâ ve edep dairesinde bulunma, doğruluk, dürüstlük ve ahlâkî değerlere bağlılık üzere yaşama" olarak açıklayan Hocaefendi bu tür vasıfları yer yer vurgular. Ve zamanla hareket içindeki insanların karakterlerinin bir parçası haline gelmelerini ister. Burada model nesil, her zaman olduğu gibi, Hocaefendi'nin tablolaştırdığı sahabi neslidir. Kur'an-ı Kerim'deki bazı kıssalardan ve Hz. Muhammed Aleyhisselam ile ashabının hayatlarından derleyip sunduğu tablolarla onlarca insani vasfı ölümsüzleştirip, insanları etkilediği görülür. Dünyanın her köşesindeki Türk okullarının çok farklı coğrafyalardan, kültürlerden, dinlerden insanlar nezdinde hüsnü kabul görmesi ve çocuklarını genç Türk öğretmenlerine emanet etmelerinin arkasında bu ulvi vasıfların olduğu söylenebilir.

Bilgi ve beslenme kaynakları

Gönüllüler Hareketi içinde faaliyet gösteren insanlar doğru yaşama adına her türlü kaynaktan beslenirler. Fakat bilgi Kur'an-ı Kerim, sünnet ve akıl penceresinden süzülerek alınır. Başta Kur'an-ı Kerim tefsirleri, Risale-i Nur, Kütüb-ü Sitte, Hayatüs Sahabe gibi eserlerle Hocaefendi'nin eserleri olmak üzere birçok düşünür, şair ve entelektüelin eserleri okunur. Hocaefendi'nin hemen her konuda yayınlanan yazılarının mütala ve müzakere edilerek okunması tavsiye edilir. Yabancı klasikler dahil birçok eser takip edilmeye çalışılır. Zaman müsaitse cemaatle kılınan namazlardan sonra az dahi olsa kitap (bilhassa risalelerden bir parça) okunarak, kitap kültürü canlı tutulur. Ayrıca imkanları ölçüsünde insanların yabancı dillerde ve yayınlardan beslenerek elde ettikleri fikirlerin ve analizlerin yazılarak dergilerde yayınlanması teşvik edilir. Elde edilen doğru bilginin dünya kamuoyuna yayılması da mühim bir vazife olarak algılanır. Başta Türkçe olmak üzere çeşitli dillerde gazete, dergi, TV, kitap gibi alanlarda yayınlar yapması bu amaca yöneliktir. Esasen bu dinamik harekete mensup olsun olmasın her Müslümanın asıl vazifelerindendir. Belki cemaat, otokontrol ve sosyokontrol mekanizmalarını harekete geçirttiğinden daha çabuk sonuca ulaşılmaktadır.


Maneviyat yönü

Bilgi yönü güçlenen insanın manevi yönünün de güçlü olması arzu edilir. Genellikle Cevşen, Tesbihat, Kulûbu'd-Dâria gibi dua kitapları okunur. Bu okumalar sürekli teşvik edilir. Gece kılınan teheccüt ile akşam namazından sonra kılınan evvabin namazı gibi nafile ibadetlere önem verilir. Hocaefendi'nin Kalbin Zümrüt Tepeleri adlı eserinin hareket içinde kalp ve ruh hayatını pekiştirmede mühim rol oynadığı söylenebilir. Bilhassa bilginin pratik hayata geçirilmesi olan temsil üzerinde çok durulmaktadır. Burada insan-ı kamil olmaya doğru herkesin gayret sarfetmesi düşüncesini belirtmede fayda var. Hakiki imana ulaşmada kalp hayatının diri tutulması, ibadetlerde derinleşme her fırsatta vurgulanır. Bu bağlamda pazartesi ve perşembe günleri tutulan nafile oruçlar da zikredilebilir.


Meşveret

Potansiyellerini hareket içinde harcayan insanlar genellikle kendilerini ön plana çıkarmadan iddiasız iş yaparlar. Her faaliyet bir meşverette olgunlaştırılarak uygulanır. Hizmette meşveret esastır. Şahs-ı manevinin bereketine inanılarak iddiasız olarak ve imkanlar ölçüsünde faaliyetler yürütülür. Mesela bir yerde eğitim müessesesi açılacaksa, daha önce açılmış olan yerdeki tecrübelerden meşveret yoluyla istifade edilir. Müesseseler arasında organik bir bağdan öte tecrübe alışverişi ve meşveret bağlamında bir ilişkiden söz etmek mümkündür. Gönüllüler Hareketi'nin faaliyetleriyle oluşan müesseselerin başarılı olmalarında meşveret kültürüyle tecrübe paylaşımının mühim rol oynadığı söylenebilir.


Allah rızası ve ihlas

Hocaefendi'nin rıza'yı en yüksek mertebe olarak tahşidat yapması insanların beklentisiz olarak hizmete kilitlenmelerinde etkili olmaktadır. "Hiçbir dünyevi beklentiye girmeden sadece ve sadece Allah rızası için hizmet etme" düşüncesi, Müslümanları harekete geçiren ve salih amel işlemeye sevk eden muazzam bir motivasyon olarak görülmelidir. Buna göre her teşebbüste Allah'ın hoşnutluğu temel gayedir. Halka hizmet Hakka kulluğun bir boyutu olarak görülür. Bu sebeple Allah'a ve ahirete iman düşüncesi topluma hizmet etmenin ibadet olarak görülmesi sonucunu doğurur. Dünyanın her köşesinde her türlü şartlarda hizmet eden gönüllülerin en büyük dayanak noktası işte bu "Allah rızası" düşüncesidir. Haklı olarak burada dini duyarlılığı olmayanların veya gayrimüslimlerin hangi motivasyonla harekete destek verdiği akla gelebilir. Onların da ortak paydası insani değerlere, global bir barışa, yerel sosyal problemlerin çözümüne ve demokrasinin daha da güçlenmesine duyulan ihtiyaç olarak sıralanabilir.
Dolayısıyla potansiyelini hareket içinde değerlendiren insanlar yaptıklarını samimi ve ihlaslı yapmaya gayret gösterirler. Elbette herkes aynı ölçüde ihlaslı olmasa da, herkesin zihninde bu kavramın belli ölçüde yer ettiği söylenebilir. İnsanlar genellikle bir beklenti ve kurguya girmeden sırf Allah rızası için samimi olarak bir faaliyette bulunmaya çalışırlar. Genellikle Allah rızasının ihlastan geçtiğinin şuurunda olarak hareket ederler.


Allah rızası için infak ve fedakarlık

Gönüllüler Hareketi'nin faaliyet alanlarına giren bütün müesseseler temelde Allah rızası için infak ruhuyla ortaya çıkmıştır. Vakıf hizmetlerinin İslam tarihi içinde mühim bir yeri vardır. Anadolu insanı bu ruhu en canlı şekilde temsil etmiş, büyük medeniyetlerin kurulmasına vesile olmuştur. Maddi durumu ne olursa olsun iş başa düşünce azına çoğuna bakmadan imkanı ölçüsünde her yaştan insanlar infakta bulunmuşlardır. Hareketin ilk gelişmeye başladığı dönemlerde burs alan ögenciler burslarının bir bölümünü, simit arabası olan simitçi bir miktar, dar gelirli memur maaşının bir kısmını, verecek bir şeyi olmayan bayanlar kulaklarındaki altın küpeleri çıkarıp infakta bulunmuşlardır. Birçok alanda faaliyet gösteren müesseselerin başlangıçta böylesi fedakarane infakla hayata geçirildiği bilinir.
Hizmet içinde bulunan insanlar fedakarlığı ve cömertliği bir hayat tarzı haline getirdiler. Bu fedakarlık sadece maddi değil, zamanını ve bütün imkanlarını gerektiğinde kullanma şeklinde de yapılır. Karşılıksız ve sırf Allah rızası için yapılan bu fedakarlığın Batı dünyasında kavranması zor olabilir. İmanın bir tezahürü şeklinde ortaya çıkan fedakarlık, Allah'ın bir lütfu olarak görülen imkanları, yani Allah'ın vermiş olduğu nimetleri diğer insanlarla paylaşmak manasını taşır.
Değişik kültür havzalarından farklı anlayışlardaki insanları biraraya getiren ve dünyada büyük sosyologların ve düşünce kuruluşlarının dikkatini çeken Gönüllüler Hareketi'ni bazı temel dinamikleriyle anlamaya devam edelim:


Sorumluluk şuuru

Hocaefendi'nin fikirlerinden etkilenen insanlarda zamanla belli bir sorumluluk şuuru oluşmaktadır. Bu şuurla yaşadıkları toplumda ve çevrelerinde gördükleri problemlere bigane kalmayıp ellerinden ne geliyorsa bir faaliyet yapma ihtiyacı hissederler. Burada "insanların en hayırlısı insanlara en faydalı olandır" temel düsturu sorumluluk şuurunun dinamosudur.


İnsaf ve adalet

Hareket içinde temelde varlığa ve bütün insanlara insafla yaklaşma ruhu verilmektedir. Müslüman insaflı olur. Şartlar ne olursa olsun insani değerlerden taviz vermez, insafı ve adaletli davranmayı elden bırakmaz. İslamiyet'te inanç esaslarından sonra adalet en temel esastır. Adaletin olmadığı yerde zulüm vardır. Zalimin veya zulmün karşısında olmak ve mazlumun yanında yer almak, hatta zalimin zulmetmesine engel olarak ona da yardımcı olmak Gülen Hareketi'nin temel felsefesidir.


Uhuvvet ve vefa

Gönüllüler Hareketi'nde kardeşlik ve vefa anlayışı en temel yaklaşımlardan biridir. Aynı değerler sisteminden beslenen insanlar kısa süre içinde kardeşçesine ilişkiler sergileyebiliyorlar. Risale-i Nur'larda uhuvvet düsturunun üzerinde durulması insanların şuuraltında bir kardeşlik duygusunu oluşturduğu söylenebilir. Bu duygunun gerektiğinde insanlar arasında sosyal bir dayanışmaya dönüştüğü de görülmektedir. Gülen'e göre "vefa, dost ikliminde yetişen güllerdendir. Onu düşmanlık atmosferinde görmek nâdiratdan ve hatta mümkün değildir. Vefa, duyguda, düşüncede, tasavvurda aynı şeyleri paylaşanların etrafında üfül üfül eser durur. Kinler, nefretler, kıskançlıklar ise onu bir lâhza iflah etmez öldürür. Evet o, sevginin, mürüvvetin bağrında boy atar, gelişir, düşmanlık ikliminde ise bir anda söner gider."


Merhamet, muhabbet ve hoşgörü

Bunlar insanları birbirine bağlayan en büyük dinamiklerden sayılır. Bizzat Gülen, muhabbeti, yetişen neslin en belirgin vasfı olarak niteler. "Herkes gönlümüzde kendisine ayrılmış bir sandalye bulabilmelidir." sözü ona ait. "Aç herkese, açabildiğin kadar sineni, ummanlar gibi olsun! İnançla geril ve insana sevgi düy; kalmasın alâka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül..!" "Sevgiyi sevip düşmanlığa düşman olmak, inançla çoşan bir kalbin en mümeyyız (ayırt edici) vasfıdır. Herkesten nefret ise, ya gönlü şeytana kaptırmışlık veya bir cinnet eseridir. Sen insanı sev; insanlığa hayran ol..!" gibi çarpıcı ifadeler onundur. Buradaki muhabbet ve hoşgörü, diğer vasıflarda olduğu gibi Allah rızasına matuf ve karşılıksızdır. Gülen Hareketi'nde bu yaklaşımın hangi kültür havzasından olursa olsun diğer insanlarla ilişkilerde büyük ölçüde esas alındığı vurgulanabilir. Diğer yandan bütün dünyada Türk müteşebbisler tarafından açılan birçok okulda (Mesela Irak, Kafkasya, Balkanlar, Uzak Doğu ve Afrika'daki bazı ülkelerde) çok farklı inanç ve kültürlerden, hatta birbiriyle savaşmış halklardan gelen öğrencilerin birlikte aynı çatı altında ders yapmaları da zikredilebilir. Her Müslümanda olması gereken bu hasletler hareket içindeki insanlarda da beslendikleri İslami kaynakların etkisiyle temsil edilmeye çalışılır. Bu, sahip oldukları imanın bir gereğidir aynı zamanda.


Adanmışlık ve maddi-manevi beklentisizlik

Gülen'e göre adanmış odur ki; Cennet'e gireceği ümidini sürekli gönlünde, kafasında, vicdanında canlı tutar ama onun bir tek gayesi vardır bu dünyada: İslam'ı doğru yaşamanın yanında başka insanları da cennete götürebilmenin derdini yaşar. Bu da yaşama zevkini yaşatma zevki adına terk eden diğergam kişilerle olur. Bu yönüyle adanmışlık ruhu hareket içinde çeşitli alanlarda faaliyet gösteren insanların en mühim niteliklerinden biridir. Bunlar her zaman her yerde hizmet etmeyi ideal edinmiş olduklarından bir ömür boyu hizmet için koştururlar. Gülen Hareketi'nin aksiyoner, mobilize ve dinamik olmasının arkasında büyük ölçüde bu ruh yatar. Potansiyelini eğitim, medya, diyalog gibi Gülen Hareketi'nin ağırlıklı faaliyet alanlarında değerlendiren insanlar Allah rızasına kilitlendikleri için her hangi bir beklenti içine de girmezler. Maddi manevi herhangi bir beklenti içine girme hem adanmışlık ruhuna hem de ihlas anlayışına ters görülür.


Diyalog ve demokratik düşünce

Gönüllüler Hareketi'nden beslenen insanlar genel olarak diyaloğa ve farklı kültürlere açık insanlardır. Hareketin temel faaliyet alanlarından birini farklı anlayıştan, kültürden ve dinlerden insanlarla diyalog oluşturur. Burada kendini, neyi amaçladığını ve hayat felsefesini ilk ağızdan başkalarına anlatma düşüncesinin rolü büyüktür. Bir de insanları iyiye, güzele, barışa sevkederek biraraya getirme amacı var. Bu manada Türkiye'de ilk defa farklı kültürden, dinden insanı Hareket'in diyalog faaliyetleri bir araya getirdi ve kısa sürede meyvesini verdi. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı (1994) bünyesinde kurulan Kültürlerarası Diyalog Platformu ile Abant Platformu buna iki örnektir. Diyalog faaliyetlerinde Gülen'in sıkça vurguladığı "herkesi kendi konumunda kabul etme" prensibiyle hareket edildi. Türkiye'de demokrasi düşüncesinin ve demokratik kültürün yerleşmesinde Gülen'in bu yaklaşımının etkili olduğu söylenebilir. Farklı anlayış ve ideolojilerden insanların bir araya gelip, birbirleriyle diyalog kurup medenice tartışması mümkün değilken, Gülen Hareketi yukarıda zikredilen platformlarla bunu başardı ve demokrasi kültürünün bir dinamizm kazanmasına vesile oldu. Farklı boyutlarda böylesi zeminleri mesela Avrupa'da, Arap Dünyası'nda ve Rusya'nın egemen olduğu coğrafyada da başarıyla gerçekleştirmektedir.


Sağlıklı hayat ve hijyen

Sağlıklı ve mutlu bir hayat sürmesi her fert ve ailenin en tabii hakkıdır. Bu sebeple fert, manevi ve ailevi hayatını bekleyen tehlikelerden uzak tutulmaya çalışılır. Dolayısıyla dengeli beslenme ile haram ve şüpheli şeylerden kaçınma Hocaefendi'nin üzerinde hassasiyetle durduğu mühim hususlardandır. Bu cümleden olarak hareket içinde hemen hemen alkollü içki kullanan hiç olmadığı gibi sigara içenlerin sayısı da oldukça azdır. Gülen, sigaraya haram fetvası veren mühim alimlerden biridir.


Hicret

Hicret, insanın ve insanlığın kaderi şeklinde tezahür eder. Tarih sayısız göç hadiselerine şahittir. "Mukaddes göç" olarak hicret, Hz. Adem, Hz. İbrahim, Hz. Lût, Hz. Nuh, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed Aleyhisselam gibi peygamberlerin hayatlarında da mühim rol oynar. Göç olan yerde hareket, hareketin olduğu yerde tazelik ve bereket görülür. Hicret, çile demek, baştan çileyi kabullenmek demektir ki, insanın olgunlaşmasına, imanının daha da gelişmesine, kıvama ermesine vesile olur. Bu bağlamda Allah'a yönelme gibi nefsi arzuları terk etmek de hicrettir. Günümüzde ise hicretin bu ve benzeri pekçok hikmetleri ve vadettikleri en güzel şekilde Gönüllüler Hareketi sayesinde yeniden günyüzüne çıktığı görülür. Hareketin faaliyetleri çerçevesinde Anadolu insanı da kendilerini bekleyen zorluklara aldırmaksızın dünyanın hemen her köşesine hicret ettiler. Ancak bu hicret küreselleşmenin getirdiği bir zorunluluktan değil, kaderdenk noktasında onunla kesiştiğinden meydana geldi. İnsan-ı kamil olma yolunda hicretle, değişik kültür coğrafyalarına yapılan hicret buluştuğunda dünyanın yepyeni bir bahara kaydığı artık sağduyulu birçok bilim adamının dikkatini çekmektedir.


Sonuç

Bu mütevazı çalışmamızda ele alınan bazı dinamiklerin mahiyetine bakıldığında Gönüllüler Hareketi'nin bir değerler sistemine dayandığı ortaya çıkar. Bu değerler sayesinde milyonlarca insan mobilize edilmektedir. Potansiyelini Gönüllüler Hareketi'nin faaliyet alanlarında değerlendiren insanların çoğu farklı kişilik ve karakter yapılarına sahiptir. Aslında herkesin birlikte yaşamayı zorlaştıracak yanları da olabilir. Buna rağmen biraz fedakarlıkla, biraz hoşgörü kültürüyle ortak zeminde hizmet imkanı bulabilmektedirler. Elbette hareket içinde her ne kadar hizmet mülahazası olsa bile yanlış yapan insanlar bulunabilir, yani istisnalar her zaman olabilir. Ancak hareketin şahs-ı manevisi (tüzel kişiliği) ilginç şekilde yanlış yapan insanları ya ıslah etmektedir ya da ayıklamaktadır. Gayri memnunlar şahsi anlaşmazlıklar dışında çok azdır.
Peki Gönüllüler Hareketi niçin bütün dünyada ilgi çekmektedir? Cevabı ortada: Batı'da evrensel ve insani değerlerin toplumsal hayattan silinmesine karşılık, bunlar Gönüllüler Hareketi'nin daha çok İslami kaynaklar ve dinamikler ile insani evrensel değerlerden beslenerek ortaya koyduğu faaliyetler sonucunda hayata taşınmaktadır. Ünlü felsefeci Jürgen Habermas'ın deyimiyle "postseküler" bir toplumda sosyokültürel problemlere çözüm üretemeyen Batı dünyası için insani değerlerin hayata geçirilmesi hakikaten bir inkılap niteliği taşıyor. "Kaybolan haşir (öldükten sonra dirilme) ümidinin arkasında bıraktığı hissedilir boşluk" (Habermas) Batı dünyasında bir türlü doldurulamıyor. Maneviyat eksikliğinden kaynaklanan ferdî ve içtimai bunalımlar gittikçe derinleşiyor. Al Gore göre ise "demokrasi ruhun kaybolmasının problemlerini yaşıyor." Dünya toplumlarının maneviyatsızlık temelinde binbir türlü buhranla sarsıldığını artık kimse inkar etmiyor. Yani dünyada yaşanan sosyal problemlerin ahlaki ve insani değerlerin yozlaşmasından, sosyal adaletin tahakkuk etmemesinden kaynaklandığı konusunda herkes hemfikir. Gönüllüler Hareketi ortaya koyduğu dinamiklerle ferdin manevi yönünü ve dünyaya bakışını sağlıklı bir zemine oturtarak insanın her iki dünyasını da mamur etmeye çalışıyor. Hem fert aklı, nefsi, kalbi ve vicdanıyla bir bütünlük içinde ele alınıyor hem de içtimai huzur adına malın, canın, neslin, aklın ve dinin korunması önemseniyor.
Anlaşılan o ki, İslami ve insani değerler Gönüllüler Hareketi'nin yorumuyla hayata taşınarak bütün dünyada nesillerin elinden tutma, yokoluşa gitmelerine ve türlü türlü bunalımlara sürüklenmelerine engel olma hedeflenmektedir.

Muhammet Mertek, Zaman
 
Üst