Cevap: Hadis Sohbetleri 52: “Her kim Kâbe’ye gelir, kötü söz söylemez, büyük günahlar
Kâbe, Cenâb-ı Hakk'ın Kur'ân' da "Secde et ve yaklaş!" (el-Alak, 19) buyruğu ile ikâmesini emrettiği namaz ibâdetinin istikâmet hedefidir. Aynı zamanda bütün müslümanların müştereken teveccüh ettiği nokta; yâni İslâm dünyâsının nabzının attığı yerdir. İnsandaki tecellî-i ilâhînin nazargâhı kalb; kâinâttakinin ise Kâbe'dir. Yâni Kâbe, bir mânâda insan vücûdundaki kalb mesâbesindedir. Bu sebeble hac, rikkat-i kalbiyye ile îfâ edilecek hassâs bir ibâdettir.
Hazret-i İbrâhîm ve Hazret-i İsmâîl -aleyhimesselâm-'ın tevekkül ve teslîmiyyetlerinin sembolü olan hac, beşerî sıfatlardan soyunup bir mağfiret iklîmine; teslîmiyyet ve tevekküle giriştir. Hac, muhabbet dolu bir kulluğun îfâsıdır. Hac, altta ve üstte birer havlu ile baş ve ayak açık, kulun bütün dünyevî rütbelerden soyunması, bir nevî kabirden kalkıp mahşer yerine gelmesi ve böylece Rabbine gönülden yalvarış hâli, tam bir teslîmiyyettir.
Bu bilinç ve hissiyat ile yapılan hac ibadeti , o mübarek topraklardan döndükten sonrada muhabbet dolu bir kulluğun îfâsı şeklinde devam etmelidir.
Nitekim hac ibâdeti; günahların dökülüşü, ancak yalvarış, tevekkül ve teslîmiyyetten sonra yapılan bir ibâdet bereketiyle gerçekleşir.Bu durumdan ayrılmayıp,aynı halet-i ruhiye ile yaşamak kişiyi anasından doğduğu günkü gibi tertemiz olarak haşredecektir biiznillah.