Hak teâlâ'nin marifetinin gizli olmasi

bizar

Well-known member

Ey sâlih kişi! Sen bil ki, bîr şeyin bilinmesi zorsa, yâni o şey bilinemezse, bu bilinemeyiş iki sebepten ötürüdür:
Birincisi: O şeyin gizli olmasındandır. Açık-seçik olmamasındandır.
İkincisi: O şey çok çok aydınlık olup gözün ona takat getirememesindendir. Bun­dan ötürüdür ki, yarasalar gündüzleri görmezler. Ama bu, geceleri karanlıkta kimi şeyler görülür demek değildir. Aksine gündüzleri her şey gayet güzel görünür. Yarasanın gözle­ri zayıf olduğu için aydınlıkta gözleri kamaşır, bir şey göremez olur.
Bunun gibi, Hak Teâlâ'nın marifetinin (tanınmasının) güçlüğü de çok çok açık ol­masındandır ki, kalb onu anlamaya dayanamaz. Anlamağa takati yoktur. Hak Teâlâ'nın apaçık görünmesi şunun gibidir ki, yazılmış bir hattı (yazıyı), ya da dikilmiş bir elbiseyi gören bir kişi, o yazıyı yazanın, o elbiseyi diken terzinin kudretini, ilmini ve irâdesini on­larda açık seçik görür. Bu işler, yâni yazmak ve dikmek, bu sıfatların kâtiple terzinin bâtınında olduğunu açıkça ortaya koyarlar ki, onu bilmek zaruret olur. Eğer Hak Teâlâ bütün âlemde bir kuş yaratsaydı, başka bir şey yaratmasaydı, bir kimse o kuşa baksaydı. Hak Teâlâ'nın ilminin yüceliğine, yetişilmez gücüne, celâline ve ululuğuna zaruri olarak bilgisi olurdu. Çünkü bunun delâleti yazının yazana delâletinden daha da açıktır. Varlığa gelen her şey, gökyüzünden, yeryüzünden, hayvanlardan, ya da bitkilerden veya taştan olsun, hatta vehim ve hayâle gelen her şey, hepsi baştan başa bir sıfat üzeredir. Ve hepsi samın celâl ve azametine şahitlik ederler. Bu celâl ve azamet, delillerinin çokluğundan ve apaçık görülmesinden dolayı mestur (örtülü) olmuştur.
Bunun benzeri şunun gibidir: Güneşin nurundan daha parlak bir şey yoktur. Fakat eğer gece kaybolmasaydı yahut bulut sebebiyle üstüne bir örtü çekilmeseydi, hiç bir kişi yeryüzünde nur olduğunu bilmezdi. Beyaz ve karadan başka rengi görmeseydi bunlardan başka renk olduğunu bilmezdi ve:
— Bunlardan başka şeyin varlığı yoktur! derdi.
Böylece, bilinen renklerden başka şey olduğu sununla bilindi ki, gece olunca bü­tün renkler örtüye bürünür. Hem gölge içinde bulunan renkler, gölge olmayan yerden da­ha örtülü olurlar. Bunun gibi Allahü Teâlâ'nın hâşâ kaybolması ve yok olması mümkün olsaydı, gök kubbe ve yeryüzü birbirine karışıp yok olurdu. O zaman Hak Teâlâ hakkın­da zarurî olarak bir bilgi doğardı. Fakat, bütün şeyler şehadette bir sıfat üzeredirler. Bu şehadette devam üzeredir. Ve bu devam gayet açık, gayet parlaktır. Böyle parlaklığında Ötürü de —Allah'ın marifeti— gizli olmuştur.
Bir de şu vardır: İnsanoğlunun çocukluk çağında bu âleme gözü alışmıştır, onu öğrenmiştir. Akıllı olduğu zamanda da, şehadetten haberi yokken, o hali güzel sanıp ona ülfet bağlamıştır. Bundan sonra aklı ergin olduğu zamanda ise şehadete yine akıl erdire­mez. Gaflette kalır. Ama garib bir hayvan veya garip bir yapı görünce kendisi de farkın­da olmadan dilinin ucundan: 1
— Sübhanallah! kelimesi yükselir.
O eşyanın şehadeti onun kalbince bilinir. Eğer böyle bir kikinin gözü zayıf olmaz­sa, o, her ne görürse hepsinin Hak Teâlâ’nın eseri ve işi olduğunu görür. Yapılanı gör­mez, yapanı görür. Gökyüzünü ve yeryüzünü görmez de, Hak Teâlâ'nın bu iki varlıkta olan yapıcılık kudretini görür. Nitekim bir kimse bir el yazısını görse ona: Mürekkebi şöyle imiş! Kâğıdı şöyle imiş! diye bakmaz. Bunlara bakan kişi el yazısının ne olduğunu bilmeyen kişidir. O kimse, belki, o elyazısının mânâsını, yazı yazanın kendisini müşahe­de eder. Şöyle ki, kitapta kitabı yazan müşahede edilir. Yazı görülmez.
İşte böylece, insan bu mertebeye erişince, her neye baksa, her neyi görse Allahü Teâlâ'yı görür ki, O'nun kudret eliyle yaratılmamış hiç bîr şey yoktur. Hattâ bütün âlem, bütün kâinat O'nun yazılmış kitabı, sanatının eseridir. Eğer insanoğlu Hak Teâlâ'dan ol­mayan ve Hak Teâlâ ile ilgisi bulunmayan bir şey görmek istese buna gücü yetişmez. Âlemde her şey, her nesne açık bir dille, kendi hal dili ile Hak Teâlâ'nın kudretine, celâline, yüceliğine şahitlik ederler. Bundan daha açık, daha seçkin 'bir şey âlemde yok­tur. Lâkin insanların, bu marifetten âciz olması, kendilerinin bilgi ve anlayış yoksullu­ğundan ötürüdür.[1]

 
Üst