Hayadan hayata yayılan güzellik

mihrimah

Talebe
Sevda-yı dildârdan gönül usandı / Güzelim cefadan niçin usanmaz / Demek ki üftadem odlara yandı / Hak'tan haya kılmaz kuldan utanmaz / (Dertli)

Yalnızca iyilik getirendir o; yalnızca sevgi biriktirendir... Kat kat şimdilik; dosya dosya güzelliktir hem... Elimizden tuttu mu bir kez yükseltir yükselttikçe kişiliğimizi de yüceltir yüceltilecek kadar... Haya, hayatın güzelliği...

''El-haya ve'l-edeb!'' der eskiler; hayasızca bir tavır gördüklerinde, edep dışı bir söz işittiklerinde. Haya ki bir utanma duygusudur; ar ve namus perdesinden bestelenir zaman notalarında. Perde açıldı mı da bir kez; küser sahibine ve kaçar gider coğrafyamızdan bütün güzel nağmelerini toplayarak. Kişi ancak haya sermayesi kadar edîb olur çünki; ancak hayası ölçüsünde müeddeb sayılır. Yakışıksız işlerden alıkoyan da, kötüleri iyi kılan da odur hep.

Hayamızı yitirdik ve silinmiş boş kağıtlara döndü şimdi hayat. Lalezarlarımızda ayrıklar bitti hayasızlıktan; medeniyet birikimlerimiz ağıt sütunlarında kırıldı, yontulmuş mermerlerimiz damar damar çatladı. Zümrüdü ankanın kanatlarından kavruk baharlara döküldü safirler. İmkanın en dar kapısında oturup ruhumuzu şer ile şerh ettik; ve hayayı unuttuk. Esir kentlerin mahpusları gibi puslu sokaklara serpildi fırtınalı akşamlarda hayasızlık; ve göz kapaklarımıza kan damladı süveydalarımızdan. Her karanlıkta yağmurlar büyüttü acılarımızı ve her solukta biraz daha savaş, biraz daha şiddet, biraz daha kin, biraz daha vahşet, biraz daha.. biraz daha...

Hayamızı yitirdik ve Leyla'lar leylî renklere bağlar oldu zülüflerini. Hayalî ahlâk bezirganları bir nane çöpüyle tarttılar hayalarımızı hayal terazilerinde; haya içinde yaşarken hayal içinde öldük. ''Hayalî'' tahallus eden şairler ''Haya-lı'' hayatlar sürerlerdi hani de, kirpiklerinin arasından eski zaman sevdalarını damıtırken ''Geçmiş zaman olur ki hayalı cihan değer'' derlerdi... Heyhât!.. Hayal meyal şeylermiş... Hayalî yükler bükmede şimdi belimizi.

Hayamızı yitirdik; ve tımarsız, kaşağısız, pusatsız bıraktık küheylanlarımızı; kılıçsız, kargısız, cevşensiz koyduk süvarileri. İkonlara gizlenmiş ruhbanlara çaldırdık ruhlarımızı. Akrep yuvalarından ecinni raksların ateşi sıçradı üzerimize. Kevn ü fesadda anılmamacasına yıktık eski ahitlerimizi, yeni ahitlerimizi. Ahdimiz haya üzerineydi, kaybettik ve ahlâkımız eskidi. Dönüş biletini giderken yırttık ahitleşmeye de, kutsal vadilerde nalınlarımızı ayağımızda unuttuk. Parlayan yıldızlarımızdan astroitler düştü bahtımıza. Filmin son karesiyle birlikte elif ve lam ve he de karardı. Kelamlarımızda yorulan harfler laf kılığında yağdı dünyamıza. Efsunlu sözlerle dolu hamayılların çörekotlarınca küçüldü ruhlarımız. Gizi çözen gecelerimiz, geceyi düğümleyen gizlerde gizlendi. Kafesinde sindirilmiş aslanlara dönünce ahlâk, avcıların tarihinde kötü figüranlar olarak anlatıldı haya; ve aslanlar kendi tarihlerini yazamadılar hiç.

Hayamızı yitirdik; ve münzevi hayallerde eklemledik âhlarımızı birbirine, düşlere karışan hayatımızı zincir yaptık. Huzurun ak sayfalarına derunî sağanaklardan kan revan acılar gönderdik. Gazeller ve kasideler hep yitik sevdalarda döndü mersiyeye... Ağladık geceler ve gündüzler boyu, ağlayacağız aylar ve yıllar yılı...

Haya... Aaah, en eski yitiğimiz...

Hayadan ötesi hayal, aslı yok bir düşünce...

Hayadan öte hayat, esası bozuk günce...

İskender PALA
 

bardak

Well-known member
Utanma İmandan Doğar ve Onunla Birlikte Yaşar

Utanma İmandan Doğar ve Onunla Birlikte Yaşar
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ وَاِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ
و قال رسول الله صلّى الله عليه و سلّم : اَلْحَيَاءُ مِنَ الْإِيمَانِ
و قال فى حديث آخر : اَلْحَيَاءُ خَيْرٌ كُلُّهُ
Değerli mü’minler!
Kalbinde iman bulunan insanlardan bir takım, faziletler yeşermeye başlar. İmanın devamlılığı halinde bu faziletler gelişip kemale ulaşır. İslam bahçesinde açan çiçeklerden biri de “Hayâ gülü” dür. Bu hisse, dilimizde utanma ismi verilmektedir.
Hayâ; nefsin bir şeyden kederlenmesi, derlenip toparlanması ve bu hususta kınanmaktan çekindiği için o işi terk etmesidir.”(1)
Hayâ; imanın ayrılmaz bir lazımı, mü’minin en değerli zineti, kâmil insanların değişmeyen karakteri ve olgun insanların yüzsuyudur.
Hayâ; kötülüklerin önünde set, harama karşı elde kelepçe, ayakta pranga ve gözde perdedir.
Hayâ; öyle değerli bir huydur ki, sahibini kötülüğü terk etmeye güzel olan şeyi işlemeye sevk eder.
“Hayâ; bir kere Cenab-ı Hakk’ın verdiği nimetlere, bir de kendi kusurlarımıza bakmaktan doğan sıkılma duygusudur.”(2)
“Her din için (mümtaz) bir huy vardır. İslam’ın huyu ise utanmadır.”(3) Zira “Hayâ imandandır.”(4) Bu sebeple, “Hayânın hepsi hayırdır.”(5) Hulasa etmek gerekirse hayâ, her yönden ayrı bir renk veren ve güzellik yansıtan pırlanta gibidir. Ona malik olan kimseler, son derece dikkat göstermeli ve “utanma hissi” ni korumaya gayret etmelidir..
Bazı rnefhumlar, “Tuz” a benzer. Azı karar, çoğu zarardır. Utanma hissi bunun tam tersidir. Çünkü “Utanma, hayır (ve fayda) dan başka bir şey getirmez.”(6)
Aziz mü’minler!
Hayânın en büyüğü ve ehemmiyet bakımından en önde olanı, Allah’tan utanmaktır, Bu sebeple, yüce Halikımızın nazargahı bulunan kalbe, İslam dinine aykırı düşen inançları yerleştirmekten, aklımızla kötü şeyler düşünmekten ve uzuvlarımızla fena işleri yapmaktan utanmak en başta, gelen kulluk vazifelerimizdendir. Beşeriyetin yol göstericisi ve Hakk’ın en son elçisi bulunan Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah’tan layıkıyle utanın. Zira Allah, aranızda rızıklarınızı taksim ettiği gibi, huylarınızı da taksim etmiştir,(7) “Sana, kavminin iyi bir adamından hayâ ettiğin gibi, Allah’tan utanmanı tavsiye ediyorum.”(8) .
Allah’tan utanan kâmil kimselerden bir kaç örnek vererek mevzuumuzu renklendirmek istiyoruz. Ashabtan Ebu Musa el-Eş’ari, “Karanlık bir odada boy abdesti alırım da Allah’tan utancımdan belimi doğrultamam” demiştir. Hz. Ebu Bekir, def’i hacet için helâya girdiğinde, Allah’tan olan utancından dolayı, sırtını duvarlara dayar ve elbisesi ile başını ve yüzünü örterdi.
Adamın biri, camiin kapısı açık olduğu halde, namazlarını mescidin bahçesinde kılarmış. Bu durumu görenler, namazlarını neden içeride kılmadığını sormuşlar. O kimse şu cevabı vermiş: “Ben, Allah’a karşı bir günah işlemiştim. Bu sebeple O’nun evine girmeye utanıyorum.”(9)
Allah’tan utanmanın en üstün şeklinin nasıl olacağı, Hz. Peygamber (s.a.v.) in ashabına karşı yaptığı bir konuşmada şöyle açıklamaktadır: “Allah’tan hakkıyle hayâ ediniz.” Ashap: “Ey Allah’ın Resulü, Allah’a hamdolsun ki, biz Allah’tan gereği gibi hayâ ediyoruz” dediler. Resul-i Ekrem:
“Hayır! Öyle (sandığınız kadar kolay) değildir. Kim Allah’tan hakkıyle hayâ ederse başını ve başının kapladığı uzuvları, karnını ve karnının topladığı organları fenalıklardan korusun; ölümü ve çürüyüp toprak olmayı hatırdan çıkarmasın; dünyanın (meşru olmayan ve gereksiz) zinetini terk etsin. İşte bunları yapan Allah’tan hakkıyle hayâ etmiştir”.(10)
Daha sonra insanlardan ve meleklerden utanmak gelir. İnsan etrafındaki meleklerden ve cemiyet içindeki her cins ve yaştaki insandan hayâ duymalıdır. Zira “İnsanlardan utanmayan, Allah’tan da hayâ etmemiş sayılır.”(11) İnsan, vicdan hürriyetine sahip olmakla beraber, cemiyetin düzenini korumakla vazifelidir. Bu mükellefiyetin gereği olarak, yakışıksız sözlere ve terbiye’ye aykırı hareketlere cüret edeceğinde, insanlardan utanma zorundadır. Çünkü edebe aykırı hareket eden kimse, hayâsız ve terbiyesizdir. Edepli insanlar zümresinin baş tacı bulunan Peygamberimiz, “Eğer utanmazsan dilediğini yap”(12) tenbihi ile bizleri uyarmaktadır.
Halka karşı hayâlı olan bir insan, onlarda kusur arama yerine kendini ıslaha çalışmalıdır. Bu yol, kendimizi ıslahta ve halkı iyi yola sevk etmekte en doğru bir hareket tarzıdır. Cenab-ı Hakk, İsa aleyhisselam’a şöyle vahyetrniştir: “(Önce) nefsine va’z et. Eğer nefsin öğüt tutarsa (sonra) halka nasihat et. Aksi halde, halka öğüt vermekte Benden hayâ et.”(13)
Din kardeşlerim!
İnsan, kendinde utanma hissinin bulunup bulunmadığını anlamak isterse şu cihetlere dikkat etmelidir: Bir kötülüğü işlerken gizlemeye gerek duymuyorsa, sükût etmeyi boş lakırdılara tercih etmiyorsa ve başkasının hayâsızlığından dolayı sıkılma hissi duymuyorsa “Utanma” hazinesinden mahrum kalmış demektir. Bu kimseye tavsiye edilecek İslami reçete: “Kelime-i tevhid şurubuna ve tefekkür hapına devam etmesi, Allahtan korkması ve Cenab-ı Hakk’tan utanan kimselerle oturup kalkmasıdır”.
Hayâ ve üns, kalbi yoklar. Orada zühd ve takva bulursa onun kapısını tıklatır. Aksi halde çekilir, gider.
Hayâ, fert ve cemiyet bünyesinden ayrılacak olursa insan, ruhsuz ceset gibi, kokmaya ve perişan olmaya mahkûmdur. Allah’tan korkma ve utanma en büyük ilimdir. Bunlar beşeriyetin ruhundan sıyrılacak olursa o kimsede hayır kalmaz. Zira “Hayâ imandan bir şubedir. Utanması olmayan kimsede iman(-ı kâmil) yoktur”.(14)
Dişleri dökülmüş kimsede diş sızısı olmadığı gibi, kalbindeki iman nuru sönen kimsede de utanma hissi olmamaktadır. Hayâdan mahrum kalıp da sokaklarda “Kahrolsun utanmak” diye bağıranların bu sefil cüreti imansızlıklarından kaynaklanmaktadır. Hutbemizi Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) in bir hadis-i şerifi ile noktalamak isteriz: “Herhangi bir şeyde hayâsızlık olmayadursun, ille ona ar (sebebi) olur. Utanma da bir kimsede olmayadursun, ille ona (şeref ve) zinet olur.”(15)

Mehmed EMRE - Büyük Hutbe Kitabı cilt: 2, sayfa: 321 - 324

(1) Tarifat-ı Seyyid Şerif Cürcani
(2) Risale-i Kuşeyriye s. 118
(3) et-Terğib ve’t-Terhib c. 3, s. 399
(4) Müslim c. 1, s. 46
(5) Ebu Davud c. 4, s. 252
(6) Buhari c. 7, s. 100
(7) Feyz’ül-Kadir c. 1, s. 487
(8) Feyz’ül-Kadir c. 3, s. 74
(9) Risale-i kuşeyriye s. 117
(10) et-Terğib ve’t-Terhib c. 3, s. 400
(11) Feyz’ül-Kadir c. 6, s. 240
(12) Buhari c. 7, s. 100
(13) Risale-i Kuşeyriye s. 117
(14) et-Terğib ve’t-Terhib c. 3, s. 400
(15) İbni Mace c. 2, s. 1400
 
Üst