Osman Nuri Topbaş Hoca Efendi anlatıyor:
Merhum pederim Musa Efendi anlatmıştı. Müslüman olmuş Ermeni bir komşumuz vardı. Bir gün kendisine hidayete eriş sebebini sorduğumda şunları söyledi:
"İstanbul, Acıbadem'de tarla komşum Rebİ Molla'nın ticaretteki güzel ahlakı vesilesiyle Müslüman oldum. Molla Rebi, süt satarak geçimini temin eden bir zâttı. Bir akşam vakti bize geldi ve:
-Buyurun, bu süt sizin! dedi. Şaşırdım.
-Nasıl olur? Ben sizden süt istemedim ki! dedim.
O hassas, zarif insan:
-Ben farkında olmadan hayvanlarımdan birinin sizin bahçeye girip otladığım gördüm. Onun için bu süt sizindir. Ayrıca o hayvanın tahavvülat devresi (yediği otların vücudundan tamamen izalesi) bitene kadar sütünü size getirmeye devam edeceğim, dedi. Ben:
-Lâfı mı olur komşu. Yediği ot değil mi, helal olsun, dediysem de Molla Rebi:
-Yok yok öyle olmaz! Onun sütü sizin hakkınız! deyip hayvanın tahavvülat devresi bitene kadar sütünü bize getirmeye devam etti.
İşte bu mübarek insanın ihlaslı davranışı beni ziyadesiyle etkiledi. Neticede gözümdeki gaflet perdelerini kaldırdı ve hidayet güneşi içime doğdu. Kendi kendime:
-Böyle yüce ahlaklı bir insanın dini, muhakkak ki en yüce bir dindir. Böylesine zarif, hakşinas, mükemmel ve tertemiz insanlar yetiştiren dinin doğruluğundan şüphe edilemez! dedim ve kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldum.
"Eğer biz ahlâk-i İslamiyenin ve hakaik-ı ima-niyenin kemâlatını ef'alimizle izhar etsek, sair dinlerin tabileri elbette cemaatlerle İslamiyete girecekler; belki kürre-i arzın bazı kıtaları ve devletleri de İslamıyete dehalet edecekler."[1]