Cevap: “Doğruluk, iman, ihlâs, takva, tesânüd ve bunlarda sebat.” Bir hadis-i şerif var: Peygamberimiz üç kere “İslamiyet istikamettir” buyurmuş. “Velayet-i içtimainin verilmesi için cemiyete en lazım, en ihtiyaç doğruluktur. İmanın mahiyeti ise sıdktır. Hayatımızın bekâsı, imanın ve sıdkın bekâsı ve devamı iledir.
Bu asırda İslam âlemi çok perişan, iş ciddiyeti, yaşam ciddiyeti yok. Yirmi kişiden ancak bir iki kişiye itimat edilebiliyor. Yüzde doksanı itimatsız. Güven yok. Ben böyle söylerken biraz mübalağa olsa bile, camide evliya, ticarette eşkıya gibi olanlar, nasıl çarpayım, çırpayım diye uğraşır. Parası yok, sıkıntılı adam, geliyor ödünç istiyor. Karz-ı hasen. Aynı kedi gibi. “Söz veriyorum, şu kadar istiyorum, şu zamanda vereceğim.” Zaman doluyor gelmiyor, gidiyorsun, kedi olan o kişi aslan kesiliyor. “Ne oldu, kıyamet mi koptu, veririz, Allah’ın günü bitti mi?” diyor. Doğruluk şart, hayatın bütün ünitelerinde sıdkın, doğruluğun esas alınması lazım.
Hele siyasette lafızlar ters dönüyor. Vaad ediyor, vaad ettiği iş olmuyor. Cemiyetin kayyumu olan değerlerde dehşetli erozyonlar var. Bakın sahabeler bir gün, taaccüp manasında soruyorlar: “Acaba Müslüman korkak olabilir mi?” Efendimiz buyuruyor ki: “Olabilir.” İkinci bir soru tevdi ediliyor: “Müslüman cimri olabilir mi?” Evvela şunu söyleyeyim. Sahabe ne diyor, “Anam, babam, canım sana feda olsun, ya Resulullah” diyor. Bu korkmamaktır. Şimdi cimriliğe gelelim. Fisebilillah nefsini verecek, enerjisini verecek, hayatını verecek, malını verecek, izzetini, servetini fisebilillah verecek. O zaman cimri olabilir mi? Fakat “Olur” deniyor. “Peki ya Resulallah, Müslüman yalancı olabilir mi?” Buyurdular: “Müslüman yalancı olamaz.”
Bugün küfrün esası yalandır. Küfür yalancılık üzerine kurulmuş, Müslüman yalancı olmaz ve olamaz. Cemiyet hayatımızın mânevî bekâsı onlar olduğu zaman Cennet vardır. Onlar olmadığı zaman hiçbir şey yoktur. Hayatımızın bekası, her şeyin devamı o şeyin zâtından daha kıymetlidir.
İslâmiyetin devamı, İslâmiyetin bekası için üç şart sayıyor. Biri iman, biri sıdk, biri tesânüt. Bakın iman işin kayyumu, esası odur. O varsa herşey var, o yoksa hiç bir şey yok. Bütün kâinatın sahibi ve mâliki olan tek bir Allah’a itikat ve ibadet bu bir. Sen cemiyet hayatını düzeltmek mi istiyorsun? Sağlıklı bir içtimâî yapı mı istiyorsun? Evvela imanı kalplere, gönüllere nakşet. İman hizmetine koş. Çünkü o varsa her şey var. O yoksa hiçbir şey yok. Saadet-i ebediyenin anahtarı imandır. Ön şartı nedir? Yine imandır. Ebedi hayatı kazanmaktır. İki sıfat sayıyor, biri tesanüt, biri sıdk. İçtimaî hayatında kayyumu sıdktır, doğruluktur. Müslüman doğru olacaktır.
Tesanüt de uhuvvet-i İslamiyeyi temsil ediyor. İki ceset, bir ruh gibi. İki tane gözün var ama, tek görüyor. Elin var ayağın var, birbirinden farklı, ama hepsi bir ruhun azası. Ruhun tekmiline kuvvet veriyor. Öyle ise İslam dünyasında muhabbetin tesisi için, cemiyetin maddî ve mânevî bekâsı için, evvela kuvvetli imana, ubudiyetimizin kabulü için ihlâsa ihtiyacımız var. Fakat içtimaî, âfâkî, siyâsî cemiyetin de doğruluğa çok ihtiyacı var.
Hulusi Yahyagil
Bu asırda İslam âlemi çok perişan, iş ciddiyeti, yaşam ciddiyeti yok. Yirmi kişiden ancak bir iki kişiye itimat edilebiliyor. Yüzde doksanı itimatsız. Güven yok. Ben böyle söylerken biraz mübalağa olsa bile, camide evliya, ticarette eşkıya gibi olanlar, nasıl çarpayım, çırpayım diye uğraşır. Parası yok, sıkıntılı adam, geliyor ödünç istiyor. Karz-ı hasen. Aynı kedi gibi. “Söz veriyorum, şu kadar istiyorum, şu zamanda vereceğim.” Zaman doluyor gelmiyor, gidiyorsun, kedi olan o kişi aslan kesiliyor. “Ne oldu, kıyamet mi koptu, veririz, Allah’ın günü bitti mi?” diyor. Doğruluk şart, hayatın bütün ünitelerinde sıdkın, doğruluğun esas alınması lazım.
Hele siyasette lafızlar ters dönüyor. Vaad ediyor, vaad ettiği iş olmuyor. Cemiyetin kayyumu olan değerlerde dehşetli erozyonlar var. Bakın sahabeler bir gün, taaccüp manasında soruyorlar: “Acaba Müslüman korkak olabilir mi?” Efendimiz buyuruyor ki: “Olabilir.” İkinci bir soru tevdi ediliyor: “Müslüman cimri olabilir mi?” Evvela şunu söyleyeyim. Sahabe ne diyor, “Anam, babam, canım sana feda olsun, ya Resulullah” diyor. Bu korkmamaktır. Şimdi cimriliğe gelelim. Fisebilillah nefsini verecek, enerjisini verecek, hayatını verecek, malını verecek, izzetini, servetini fisebilillah verecek. O zaman cimri olabilir mi? Fakat “Olur” deniyor. “Peki ya Resulallah, Müslüman yalancı olabilir mi?” Buyurdular: “Müslüman yalancı olamaz.”
Bugün küfrün esası yalandır. Küfür yalancılık üzerine kurulmuş, Müslüman yalancı olmaz ve olamaz. Cemiyet hayatımızın mânevî bekâsı onlar olduğu zaman Cennet vardır. Onlar olmadığı zaman hiçbir şey yoktur. Hayatımızın bekası, her şeyin devamı o şeyin zâtından daha kıymetlidir.
İslâmiyetin devamı, İslâmiyetin bekası için üç şart sayıyor. Biri iman, biri sıdk, biri tesânüt. Bakın iman işin kayyumu, esası odur. O varsa herşey var, o yoksa hiç bir şey yok. Bütün kâinatın sahibi ve mâliki olan tek bir Allah’a itikat ve ibadet bu bir. Sen cemiyet hayatını düzeltmek mi istiyorsun? Sağlıklı bir içtimâî yapı mı istiyorsun? Evvela imanı kalplere, gönüllere nakşet. İman hizmetine koş. Çünkü o varsa her şey var. O yoksa hiçbir şey yok. Saadet-i ebediyenin anahtarı imandır. Ön şartı nedir? Yine imandır. Ebedi hayatı kazanmaktır. İki sıfat sayıyor, biri tesanüt, biri sıdk. İçtimaî hayatında kayyumu sıdktır, doğruluktur. Müslüman doğru olacaktır.
Tesanüt de uhuvvet-i İslamiyeyi temsil ediyor. İki ceset, bir ruh gibi. İki tane gözün var ama, tek görüyor. Elin var ayağın var, birbirinden farklı, ama hepsi bir ruhun azası. Ruhun tekmiline kuvvet veriyor. Öyle ise İslam dünyasında muhabbetin tesisi için, cemiyetin maddî ve mânevî bekâsı için, evvela kuvvetli imana, ubudiyetimizin kabulü için ihlâsa ihtiyacımız var. Fakat içtimaî, âfâkî, siyâsî cemiyetin de doğruluğa çok ihtiyacı var.
Hulusi Yahyagil