hüznün de çeşitli târiflerini yaptı hayat bana; Ama sevmek gibi başkalarının anlam kattığı târifler değildi bunlar, ben kendim, bir gece içimde buluyordum, gül kokulu bir mendil gibi, taptaze bir çiçek gibi; Mânâsı bana açık semboller oldu bu yüzden hüzne dair sözlerim; Ehl-i hüzne bergüzârım olsun.
Hüzün... H, yorgun he... Ü... İncecik bir dehliz, ucu en derinimize inen. Hüzün, z ve ü, h ve n; Allâh'ın yaratma harikalarından biridir bu kelime; Bir hâl, bu kadar güzel arz edilir harflerle ve bu kadar güzel setredilir seslerle. Bu kadar mezc olur bir kelimede mânâ ile madde, beden ile ruh;
"Hüzün" denince akla "gam" gelir, hüzün değildir. Gam ağırdır, koyudur.
Hüzün ince ve nârin yanını temsil edemez.
"Üzüntü" gelir, geçicidir, ucuzdur; hüznün asîl ve paha biçilmez oluşuna yakışmaz;
"Sıkıntı" denir, hüznün rengârenk atlasında pek soluk kalır bu. Evet, hüzün hem gam, keder, üzüntü, sıkıntı, endişe, vehim, korku ve nihayet suskunluktur, hem de hıçkırıktır, haykırıştır, sorgudur, yargıdır, umuttur incecikten ve nihayet fısıltıdır, gözyaşıdır.
Hüzün biraz isyandır, biraz rıza, biraz gözlerini kaçırmaktır, biraz yüreğini sunmak...
Hüznü ellerinde oyuncak ederse insan, başına taç etmek varken; yazık olmuş demektir hüzne ve insana.
Keder denilse, keder lâubâlîdir, yapışkandır, yüzsüzdür; ama hüzün, dedim ya, asildir, peygamber soyludur, mübârek bir taçtır ki, ancak sahibinin başına tam olur. Beyaz papatyadan değil, ay ışığından örülmüştür. Bu yüzden sarartır insanın benzini, gözlerinin altı kararır bu yüzden. Yıpratır bazen, bolca gözyaşı döktürür, saçlarına ak düşürür; ay ışığındandır o;
"Kadere iman eden, kederden emin olur."
Hüzün mübârektir, velûddur. Mübârek, velûd ve verimli olmayan gam, keder, tasa ve üzüntü, hüzünden değildir.
Hüzün vakurdur, onurlu ve dürüst… Kaypak ve tamahkâr duygular, hüznü duyumsayamaz. Hüzün evet, duyumsanır. O denli nârin, o denli zarif;
Büyülü bir güzelliği var hüznün.
"O gül endâm bir al şâle bürünsün yürüsün
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün" der gibi; Kırmızı, tül ve ipekten elbisesi ile önümüzden değil, içimizden geçip giden bir âhû gibi; Acısı yüreği kavursa da sevdası eksik olmaz onun.
"Ben nereye gidersem gideyim
Güzel gözlü sevdiğim benim
Hüzün atımın terkisine binip
Benimle gelir"
Biraz mum ışığıdır hüzün, biraz akşam alacasıdır. Biraz gazete satan çocuk elleri, biraz bebek ağlamasıdır.
Tüy gibidir hüzün. Hafif ve yumuşak, canlı ve ölü... Hayattan ve ölüme dair;
Bazen kabz hâlidir. Bizzat imtihandır. İstiğfarla çözülen donmuş et yumrusudur.
Hüznün gecesi ağırdır. Hüznün gece hâli ağırdır. Nefes alırsın, oksijen değil cıva dolar ciğerlerine... Onu yazacak kalemin beli bükülür "sanemâ"... Sabahı, akşamı, ikindisi vardır hüznün; her biri yaşanılası, her biri kaçınılası;
"Hüzün ki, en çok yakışandır bize" demişti Hilmi Yavuz ve bu, beni vurmuştu o zamanlar. Üzerinden uzun zamanlar geçti. Uzun acılar, ağır hüzünler; Şimdi öğrendim ki: "Aşırı üzüntü, şeytandandır." demiş Hak dostu;
Hüzün zordur.
alıntı
Hüzün... H, yorgun he... Ü... İncecik bir dehliz, ucu en derinimize inen. Hüzün, z ve ü, h ve n; Allâh'ın yaratma harikalarından biridir bu kelime; Bir hâl, bu kadar güzel arz edilir harflerle ve bu kadar güzel setredilir seslerle. Bu kadar mezc olur bir kelimede mânâ ile madde, beden ile ruh;
"Hüzün" denince akla "gam" gelir, hüzün değildir. Gam ağırdır, koyudur.
Hüzün ince ve nârin yanını temsil edemez.
"Üzüntü" gelir, geçicidir, ucuzdur; hüznün asîl ve paha biçilmez oluşuna yakışmaz;
"Sıkıntı" denir, hüznün rengârenk atlasında pek soluk kalır bu. Evet, hüzün hem gam, keder, üzüntü, sıkıntı, endişe, vehim, korku ve nihayet suskunluktur, hem de hıçkırıktır, haykırıştır, sorgudur, yargıdır, umuttur incecikten ve nihayet fısıltıdır, gözyaşıdır.
Hüzün biraz isyandır, biraz rıza, biraz gözlerini kaçırmaktır, biraz yüreğini sunmak...
Hüznü ellerinde oyuncak ederse insan, başına taç etmek varken; yazık olmuş demektir hüzne ve insana.
Keder denilse, keder lâubâlîdir, yapışkandır, yüzsüzdür; ama hüzün, dedim ya, asildir, peygamber soyludur, mübârek bir taçtır ki, ancak sahibinin başına tam olur. Beyaz papatyadan değil, ay ışığından örülmüştür. Bu yüzden sarartır insanın benzini, gözlerinin altı kararır bu yüzden. Yıpratır bazen, bolca gözyaşı döktürür, saçlarına ak düşürür; ay ışığındandır o;
"Kadere iman eden, kederden emin olur."
Hüzün mübârektir, velûddur. Mübârek, velûd ve verimli olmayan gam, keder, tasa ve üzüntü, hüzünden değildir.
Hüzün vakurdur, onurlu ve dürüst… Kaypak ve tamahkâr duygular, hüznü duyumsayamaz. Hüzün evet, duyumsanır. O denli nârin, o denli zarif;
Büyülü bir güzelliği var hüznün.
"O gül endâm bir al şâle bürünsün yürüsün
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün" der gibi; Kırmızı, tül ve ipekten elbisesi ile önümüzden değil, içimizden geçip giden bir âhû gibi; Acısı yüreği kavursa da sevdası eksik olmaz onun.
"Ben nereye gidersem gideyim
Güzel gözlü sevdiğim benim
Hüzün atımın terkisine binip
Benimle gelir"
Biraz mum ışığıdır hüzün, biraz akşam alacasıdır. Biraz gazete satan çocuk elleri, biraz bebek ağlamasıdır.
Tüy gibidir hüzün. Hafif ve yumuşak, canlı ve ölü... Hayattan ve ölüme dair;
Bazen kabz hâlidir. Bizzat imtihandır. İstiğfarla çözülen donmuş et yumrusudur.
Hüznün gecesi ağırdır. Hüznün gece hâli ağırdır. Nefes alırsın, oksijen değil cıva dolar ciğerlerine... Onu yazacak kalemin beli bükülür "sanemâ"... Sabahı, akşamı, ikindisi vardır hüznün; her biri yaşanılası, her biri kaçınılası;
"Hüzün ki, en çok yakışandır bize" demişti Hilmi Yavuz ve bu, beni vurmuştu o zamanlar. Üzerinden uzun zamanlar geçti. Uzun acılar, ağır hüzünler; Şimdi öğrendim ki: "Aşırı üzüntü, şeytandandır." demiş Hak dostu;
Hüzün zordur.
alıntı