İbadetlerin Devamlılığı Esastır

bizar

Well-known member
İbadetlerin Devamlılığı Esastır​

İbadet, Allah’a tazim ve saygı göstermek ve O’nun bize verdiği sayısız nimetlere karşı şükran borcunu yerine getirmektir. İnsanı yoktan var eden ve ona hayat nimetini ihsan eden Allah’tır. İnsanın kendisine lütfedilen sayısız nimetlere karşılık, Allah’a minnet duyması, O’na bağlanması, O’nun emir ve yasaklarına riayet etmesi kulluğunun gereğidir. Buluğ çağından itibaren başlayıp, hayat emanetinin teslim edilmesine kadar devam etmesi gereken bu görev, sadece belirli günlere, saat ve dakikalara bağlı değil bilakis bütün hayatı kapsamaktadır.
Allah’a kulluk için yaratılan ve kısa bir müddet dünyaya gönderilen insan, çeşitli yönlerden imtihana tabi tutulmakta ve kulluk yapıp yapmadığı konusunda sınanmaktadır. Bu sınanma, hayatının her dakika ve safhasında sürekli olarak devam etmektedir. Bu çerçevede insanın durumunu ve görevini şöyle özetlememiz mümkündür:
İnsanın Yaratılış Gayesi Kulluktur

Kur’ân-ı Kerim’in çeşitli âyetlerinde insanın yaratılış gayesi anlatılmaktadır.
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَاْلاِنْسَ اِلاَّ لِيَعْبُدُونِ
“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”[1][1],
اَيَحْسَبُ اْلاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًى
“İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?”[2][2]
اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لاَ تُرْجَعُونَ
“Sizi sadece boş yere yarattığımız ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?”[3][3],
يَآاَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِى خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ ‏تَتَّقُونَ
“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize Kulluk ediniz...”[4][4] gibi âyetler, insanın sorumlu ve mükellef bir varlık olduğunu ifade etmektedir. Mü’minler, kıldıkları farz ve nafile namazlarının her rekatında اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ “(Rabbimiz!) Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım isteriz”[5][5] diyerek her gün kulluğunu itiraf etmekte, ikrarlarını yenilemekte ve ibadet hazzı ile yaratılış gayelerini hatırlamaktadırlar.
Merhum Muhammed Hamdi Yazır’ın ifadesiyle müminin, her gün “Kainatta ben Allah’tan başkasına hürriyetimi veremem ve ancak O’na ve O’nun emrine boyun eğerim. İtaat etmeyi sever, isyandan nefret ederim, İyiliğe koşar, kötülükten sakınırım, iyiliğin başını da hakta bilirim. Allah’ın emrine uymayan, Allah hesabına yapılmayan hiçbir şeye ölürüm de baş eğmem. Çünkü ben yoktum, O beni var etti ve terbiye edip bana hürriyet verdi. Bu can, bu vicdan ve hürriyet bende O’nun emanetidir. Bunu yapan isterse sonsuz defalar daha yapabilir. Bundan dolayı O’nun yolunda her şeyi feda ederim. İstediği zaman yapabileceği, alacağı canımı da feda ederim. İstediği zaman yapabileceği dünyayı da feda ederim. Bu uğurda acılara katlanır, iyilik ve hastalıklara göğüs gererim. Katlanamaz, geremezsem ölürüm. O’nun emri, zaten öleceğim. Ölürsem de böyle imanla, böyle bir dostlukla ölürüm. Başlangıcım toprak, sonum toprak olur. Allah’tan gelir, Allah’a giderim. İşte ben Allah’ın böyle bir kuluyum...” diyebilmesi ve buna içten bağlanması ne kadar büyüktür. İnsan için bundan daha büyük bir kuvvet, bir yücelik nasıl düşünülebilir?[6][6]



[1][1] Zâriyât, 51/56

[2][2] Kıyâmet, 75/36

[3][3] Mü’minûn, 23/115

[4][4] Bakara, 2/21

[5][5] Fatiha, 1/5

[6][6] Elmalılı, Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, İstanbul, 1971, I, 103
 
Üst