Ictihad,

İCTİHAD


Lugatta çaba göstermek, meşakkatli ve külfetli bir şeyi ele geçirmek hususunda olanca gücü harcamak demektir. Fıkıh usulcülerinin ıstılahında ise şöyledir:
1. Fer’i-zanni şer’i hükmü, tafsili delilinden istinbat etmek hususunda fakih (müctehid)’in olanca gücünü sarf etmesidir
2. Bir müctehidin, usul kaidelerini, olanca gücünü sarfedip uyguladıktan sonra vardığı hüküm ve görüştür. İctihad edene müctehid, ictihad ve istinbat edilen hükme müctehedün fih denir.

İstinbat(delilden hüküm çıkarmak): Kuyudan güçlükle su çıkarmak manasındadır. İctihad kolay bir şey olmadığı için, şer’i delillerden hüküm çıkarmaya istinbat denilmiştir.

Fer’i: İtikadi hükümlerin dışındaki meseleler demektir. Çünkü bu meselelere ictihad girmez.

Zanni: Sarih ve kat’i hükümler dışındaki meselelerdir. Çünkü bu meselelere de ictihad girmez.

Tafsili delil: Bir konuya ait özel ve muayyen delildir. Bir konuya ait ayet ve hadis gibi.

Müctehid: Delillerden hüküm çıkarma istinbatına muktedir olabilecek bir melekeye sahip bir kişidir. Yoksa fıkhi meseleleri ezberlemiş kişi demek değildir.

İctihadın ortaya çıkmasını Ebu Hanife Hazretlerinin şu ifadeleri çok güzel açıklamaktadır:
“Resulullah’tan (asm) gelen baş üstüne, sahabeden gelenleri seçer birini tercih ederiz; fakat toptan terketmeyiz, bunlardan başkalara ait olan hüküm ve ictihadlara gelince biz de onlar gibi –ilim- adamlarıyız.”
Başka bir ifadesinde ise:
“Allah’ın kitabındakini alır kabul ederim. Onda bulamazsam Resulullah’ın, mutemed alimlerce malum ve meşhur sünnetiyle amel ederim. Onda da bulamazsam ashabından dilediğim kimsenin reyini alırım... Fakat iş İbrahim, Şa’bi, el-Hasen, Ata... gibi zevata gelince bende onlar gibi ictihad ederim.”

İctihadın sahih olma şartları:

1. İctihadın, ictihad iktidarına sahip bir kişi tarafından yapılası (ehlinden sadır olması)

2. İctihadın caiz olduğu bir konuda yapılması (mahalline masruf olması)

Bu iki şartı taşımayan bir ictihad kabul edilmez. Müctehid olmayan bir kişi, yaptığı ictihadındaki hatasından dolayı günahkar olur ve hükmü bozulur. Halbuki müctehid birinin ictihadın caiz olduğu bir konuda yaptığı ictihadındaki vardığı hüküm ister doğru ister yanlış olsun ictihadından ötürü sevabı hak eder. Şu var ki doğruyu bulabilmesi halinde iki sevab birden kazanır. Biri ictihad ve araştırmasından diğeri hakikati bulabilmesinden dolayı. Yanlış sonuca varmış olsa bile doğruyu bulma maksadı ile gösterdiği gayretten ötürü yine bir sevab kazanır. Zira peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur: “Müctehid ictihad edip de doğru sonuca varırsa iki sevab hata ederse bir sevab kazanır.” Başka bir Hadis-i Şerif’te ise Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz, Amr İbn-il As (ra)’a hitaben: “Hükmet şöyle ki: İsabet eder isen on sevab hata eder isen bir sevab vardır.” buyurmuşlardır.
Bir müctehidin bazı meseleler hakkında (laedri=bilmiyorum) demesi, kendisinde ictihad melekesinin bulunmamasına delalet etmez. Çünkü böyle bir meleke olduğu halde bunu bazı meseleler hakkında kullanmaya vakit bulamamış olabilir veyahut o meseleler hususunda kemal-i ittikasından dolayı hemen cevab vermeyi ihtiyata muhalif görmüş olabilir.

Rivayetlerde İmam-ı Malik hazretlerinden kırk mesele sorulmuş, otuz altısı hakkında (Laedri) demiştir.

Meşahirden İmam-ı Şa’bi hazretleri demiştir: (Laedri nısf-il-ilim=bilmiyorum demek, ilmin yarısıdır.) Vakıa bir zatın bilmediğini bilmesi de bir ilimdir; bir hünerdir.

İmam-ı Şa’bi bir mesele hakkında (laedri) demiş, sail olan şahıs, “Sen Irak’ın fakihi olduğun halde bilmiyorum demekten utanmıyor musun?” deyince Şa’bi hazretleri: Fakat melekler, Allah Tealaya: “Ya Rabbi! Senin bize bildirdiğinden başka bizim bilgimiz yoktur.” demekten istihya etmemişlerdir, diye mukabelede bulunmuştur.

Bir müctehid başka müctehidin ictihadını bozamaz.

İctihad farz-ı ayın, farz-ı kifaye, mendub veya haram olabilir.

İctihad Ehliyeti Şartları:

1. İlim

a-) Kur’an-ı Kerim’i bilmek: Kur’an ayetlerinin hepsini icmali, ahkam ayetlerini de ayrı ayrı ve en ince teferruatıyla bilmesidir. Ayrıca nasih ve mensuh ayetleri bilmeli ve ayetlerin nüzul sebeplerini de bilmelidir.
b-) Sünneti bilmek: Sünnetten nelerin sahih, nelerin zayıf olduğunu, hadislerin senetlerini bilmesi gerekir. Hususan ahkam hadislerini bilmelidir. Ahmed bin Hanbel göre ahkam hadisleri 1200 tanedir.
c-) Arapça bilmek: Kur’an ve Sünnet Arapça olarak varid olduğundan dolayı müctehidin Arapça’yı Sarf, Nahiv, Belagat; Meani ve Beyan gibi ilimler yönüyle bilmesi gerekir.
d-) İcma vaki olan konuları bilmek: Karşılaşılan konularda hüküm verirken icma vaki olan hususları bilmesi gerekir.
e-) Kıyas’ı bilmek: İctihadın ruhu kıyastır. Müctehidin kıyasın rükünlerini, şartlarını, hükümlerini en ince teferruatıyla bilmesi gerekir.
f-) Fıkıh usulü ilmini bilmek: Müctehid şer’i delilleri, bunlardan hüküm çıkarma yollarını, lafızlarla ilgili kaideleri, deliller arası tercih kaidelerini vb. konuları fıkıh ilminden istifade ile bilmesi gerekir.
g-) Fıkh’ın Furu’unu bilmek: Fıkıh kitaplarını tetkik ederek müctehidleri ve ictihadlarını toplu olarak incelemesi zaruridir. İslam hukukunun ana gayelerini bilmek, hikmet ve hedeflerini kavramış olması gerekir.

2. Kabiliyet
Şer’i meseleler ve bunlardan hüküm çıkarmaya müctehidin yaratılıştan kabiliyetli olmasıdır. Müctehid nassların ve delillerin iç yüzüne nüfuz edebilmelidir.

3. İyi niyet ve sağlam bir itikat sahibi olmak
İslam dini ancak kalbi iman ve ihlasla aydınlanmış olanların idrak edeceği bir dindir. İtikadı bozuk kimse bidat ve nefsi arzularının peşine düşer; tarafsız bir gönülle nasslara yönelemez. Kötü niyet düşünceyi de kötüleştirir. Bu yüzden büyük müctehidler fıkıhla şöhret yapmadan önce ihlas ve takvalarıyla meşhur olmuşlardır. İhlaslı kimse gerçeği nerede bulursa bulsun kabul eder, taassub göstermez. Büyük imamların hepsi; “Bizim görüşümüz doğrudur, yanlış da olabilir. Başkalarının görüşü yanlıştır, fakat doğru da olabilir.” demişlerdir.


İctihad yapılabilecek konular


1. Hakkında kat’i delil bulunmayan şer’i hükümler,
2. Hakkında açık nass bulunmayan konular.

İctihadın mümkün olup olmadığı


Müctehidde bulunması gereken şartları dikkatle inceleyen kimse görür ki günümüzde bunların gerçekleşmesi kolay değildir. Zira insanlar istinbat ve ictihad melekesinin oluşmasını sağlayan dini ilimleri öğretmekten ve öğrenmekten el çekip başka ilimlerle meşgul olmaya yönelmişlerdir. Şer’i ilimlerle meşgul olanlar ise ancak bir kısmı ile ilgilenmektedir. Günümüzde bu ilimlerle ilgilenmek zaman, şartlar, meşguliyetler, dünya hırsı, hayat-ı ictimaiyenin böyle bir yetişmeye engel olması gibi birçok sebeblerle mümkün değildir. İlgilenenler varsa da azdır bunların bir kısmı maalesef dünyevi kazanç vasıtası olması için ilgilenmektedirler. İnsanlar arasında ilim uğruna ilim tahsiline emek veren veya hakikati belirlemek yahut başkalarına doğruyu göstermek üzere bir meseleyi inceleyenler ise çok azdır.
Hem müctehidler hüküm konusunda insanların değişik asırlarda ihtiyaç duydukları meseleleri açıklamışlardır. Çünkü bu fıkıh mezheplerinin imamları insanların muhtaç bulunduğu bütün konuları ve meseleleri ele almışlar ve hükümlerini açıklamışlardır. Hatta bazıları kendi zamanında vuku bulmamış meseleleri farazi olarak düşünmüş ve bunları hükme bağlamıştır. Böylece sonraki bir zamanda o olay ortaya çıkınca o olayın hükmünü araştıranlar meselenin çözümünü ictihada ve yeniden düşünmeye ihtiyaç duyulmayacak şekilde hazır ve açık olarak önlerinde bulmuşlardır.
Elhasıl ictihad için pek büyük bir kabiliyet, pek geniş malumat lazımdır. Bundan başka da pek büyük bir diyanet, pek azim bir seciyye-i ahlakiyye iktiza eder. Hafızalarını bütün ayat-ı celile ile, yüz binlerce ehadis-i şerife ile tezeyyün etmiş, birçok dini ilimlerle teferrüd eylemiş olan nice yüksek zatlar bile ictihada cesaret edememiş, kendilerinde ictihada salahiyet bulunduğunu iddiada bulunmamışlardır. Çünkü bu salahiyeti layıkı vechiyle haiz olmayanların ictihada kıyamı, zararlı bir iştihadan ibaret olarak haklarında pek büyük manevi mesuliyeti davet eder. Binaenaleyh bu salahiyeti haiz olmayanlar için İslam alemince kabul edilmiş olan bir Müctehid-i Muazzama’yı taklitte bulunmaktan başka bir yol yoktur ve illa dinin kudsi ahkamını muhafaza ve idame kabil olamaz.

Süfyan b. Uyeyne


Süfyan b. Uyeyne b. Meynun (v.198/814); Tabiin fakihlerindendir. Kufe’de doğdu, sonradan Mekke’ye yerleşti, buranın imamı olarak şöhret buldu ve burada vefat etti. Çoğu Zühri, Şa’bi İmam-ı Malik ve Ebu Hanife’nin de üstadları arasında bulunduğu yetmiş kadar tabiinden hadis öğrenmiştir.
Süfyan b. Uyeyne şöyle demiştir: Kufe’de beni hadis öğretmek için oturtan ilk insan Ebu Hanife’dir.
Ebu Hanife de kendisi için şöyle demiştir: Süfyan’dan yazınız, o sikadır (hadiste güvenilir kişidir.)
Kendisinden hadis ve fıkıh okuyanlar arasında İbnu’l-Mübarek, Süfyan es-Sevri, el-Evza’i, İmam-ı Şafi’i, Ahmed b. Hanbel, İbn Ma’in gibi zevat vardır. İmam-ı Şafi’i hazretleri onun için şöyle demiştir: “Eğer Malik ile Süfyan olmasalardı Hicaz ilmi kaybolup giderdi.” Ahmed b. Hanbel mezhebinde fıkıh konularında en çok Süfyan b. Uyeyne’nin etkisinde kalmıştır. Müsned ve Tefsir adında iki eseri vardır.

 
Üst