İmkanım yoktu” deme!!!!

Garib

Talebe
İMAN EN BÜYÜK İMKANDIR
“İmkanım yoktu” deme. Kendine doğruyu söyle. “Üşendim” de…

“Tembellik ettim” de…
“Canım istemedi” de…
“Yapmak içimden gelmedi” de…
Hiç değilse “yattım” de…
Ne dersen de, ama “imkanım yoktu” deme.

Unutma, iman en büyük imkandır. İmanı olanın imkanı tükenmez. Hatta kimi zaman

“imkanım yoktu” demek “imanım yoktu” demeye bile gelebilir.
2176.jpg


Birileri önüne çıkıp şöyle sorabilir: “Falancanın imkanı var, fakat yapmıyor; nesi eksiktir dersin?”

O zaman diyeceğin bir şey, vereceğin bir cevap yoktur.

İmanın makarrı olan yürek bitimsiz bir güç merkezidir. Göz ferini, diz dermanını, yumruk

fermanını yürekten alır. Tıpkı kaslara komuta eden sinir sistemi gibi. Başını dik tutan

kasların değil, o kasa komuta eden beynindir. Yumruğunu havaya kaldıran pazuların değil,

o pazulara komuta eden beynindir.

Gittinse, ayağın değil yüreğin götürdüğü için gittin.

Gitmedinse, yüreğin yetmediği için gitmedin.

Yaptınsa, elin erdiği için değil aklın erdiği için yaptın.

Yapmadınsa, elin ermediği için değil yüreğin yetmediği için yapmadın.

Gördünse gözün olduğu için, baktığın için değil, gönlün olduğu için gördün. Eğer gözü

olan herkes görseydi, bunca “bakarkör”ün varlığını nasıl ve neyle açıklardık? Eğer göz

görmenin yegane organı olsaydı, gözü olmadığı halde bir çok göz sahibinin göremediği

hakikatleri gören kafa gözü kör, kalp gözü açık yiğidi nereye koyardık?

Görmedinse göz olmadığı için değil, hatta “göz bakmadığı” için değil, “gönül akmadığı”

için görmedin. Tıpkı yapmadıklarını gönlün olmadığı için yapmadığın gibi. Tarih bir işe

baş koyanların, önce o işe gönül koyduklarının şahididir.

“Yapacaktım ama, kimsem yoktu” deme.

“Kimsesiz” değilsiniz, “kimse, sizsiniz”. O ise, sadık yâriniz ve her an yanı başınızda hâzır ve

nâzır yardımcınızdır.

Yapacağı işte onu hesaba katmayanlar besmelesizdirler. Besmeleli olanlar, yaptıklarını

O’nun sayesinde, O’ndan aldıkları yetki ve güçle, O’nun yardım ve desteğiyle yaptıklarının

bilincinde olanlardır.

O, elde var “Bir”dir. Gerisi sıfır olsa ne yazar?

O’nu yanında bilen kimseye muhtaç değildir, O’nsuz olanın kimsesi yoktur.

Görevini yapmak için sağına soluna ve dahi ardına bakanlar, O’nun gözetimi altında

olduklarının, O’na karşı sorumlu olduklarının şuurunda olmayanlardır.

“Yürüyeceğim ama, kim gelecek?” deme, sadece yürü.

Yeter ki yürü ve iz bırak. Zamana ve mekana bir soğuk damga gibi vur ayak izini.

Yürüyüşünün tanığı olsun bıraktığın izler. Hiç iz bırakıp da izlenmeyen birini gördün mü?

Unutma ki iz bırakanlar mutlaka izlenirler.

Hem baksana kendine! Sen, senden önce yürüyen birilerinin izini izlemiyor musun?

Bunu ancak yolcu olduğunu unutmayanlar, yolculuğu her şeye rağmen sürdürenler bilir.

Zaten yol dediğin, izlerin icmalinden başka nedir ki?

Yolu yol kılan biraz da senin ve senden önce yürüyenlerin izi değil midir? Zaman ve

mekanda var olan tüm yolları, yolcular açmamışlar mıdır? Ve yolun kerameti yolcudan

menkul değil midir?

Ve bir de “yapacağım ama, değerinin bilineceğinden umutlu değilim” deme.

Bir kere umut dediğin imanın öz çocuğudur. Çocuğuna kıyan anasını ağlatır. Umuduna

kıyma ki imanın ağlamasın.

Etrafına bak, ne kadar umutlu adam varsa, hepsi de bir şeyler yapan, değer üreten,

kıymet ortaya koyan kimselerdir. Yani yapanlar umutlu, yatanlar umutsuzdur. Handiyse

birinin umuduna bakıp onun “yapanlardan” mı “yatanlardan” mı olduğunu anlayabilirsin.

Hem yatanların umutlu olması hayra alamet değildir, tabi ki yapanların umutsuz olması da…

Değerini kim mi bilecek?

Bu kaygı sahte değerlere yakışan bir kaygıdır. Sahici değerler “Değerim bilinir mi acaba?” diye

kaygı duymazlar.

Çünkü onların varlığı ve hâlâ bir şeyler yapıyor olmaları, değerin değerini takdir eden birilerinin

her zaman ve zeminde mutlaka varolacağının en güzel isbatıdır.
2183.jpg

Mustafa İslamoğlu
 
Üst